31 Mayıs 2009 Pazar

Yalanın, küfrün, linççiliğin prim yaptığı günümüz Türkiye tiyatrosunda, Ali Poyrazoğlu, gençliğinde çevirdiği filmleri anımsayarak "tiyatro" yapıyor!

Ali Poyrazoğlu, gençliğini aratmıyor!


Türkiye tiyatrosu hızla, hem de şimşek hızıyla yalana, küfre, linç kültürüne teslim olup çürürken, bir yandan da gerçek ve sosyalist OYUN dergisinin yayınlanması gibi güzel şeyler vuku bulabiliyor.

Başta Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur, Can Törtop, Ömer Kurhan, Yaşam Kaya gibi tiyatro gericisi yayıncıların halkın beynini dumura uğrattığı bir süreçte, gerçek ve sosyalist OYUN dergisinin yanı sıra, AfyonHaber adlı yerel bir yayın, tiyatro sanatına duyarlı davranmak için kolları sıvayabiliyor.

Ali Poyrazoğlu gibi Kültür Bakanlığı çanağı yalayan bir kişi karşısında bile geri adım atmayı düşünmeyen Afyonlular, İstanbul Kültür Dükalığı'na da bir ders vermiş oluyorlar.

AfyonHaber'deki haberi okuyunuz. (HB)


HAKARET, ALAY VE KÜFÜR EDİLEREK SANAT MI YAPILIR


Eğer sanat buysa...


AKÜ Bahar Şenliklerinin ilk gününde AKÜ Rektörü Prof. Dr. Ali Altuntaş tarafından Atatürk Kongre Merkezi Ali Poyrazoğlu Tiyatrosuna tahsis edildi. Poyrazoğlu Koçum Benim isimli oyunundan önce başka bir oyunu sahneye koydu. Adı: “Rektöre küstahça davranma” oyununa dönen etkinliğe AKÜ büyük tepki gösterdi...

AKÜ Bahar Şenlikleri etkinliklerinin başladığı önceki gün ulusal bir ulaşım firmasının sponsorluğunda “Koçum Benim” isimli tek kişilik oyununu sahnelemek üzere ilimize gelen usta tiyatrocu Ali Poyrazoğlu ile AKÜ Rektörü Prof. Dr. arasında yaşanan tartışma bahar şenliklerine gölge düşürdü.

PROTOKÜLÜN TEPKİSİNİ ÇEKTİ

AKÜ Atatürk Kongre Merkezi"nde sahnelenen oyuna 10 dakika gecikmeli çıkan Ali Poyrazoğlu, sivri dili ile protokol üyelerinin tepkisini çekti. Oyununa başlamadan önce ön sıralarda oturan protokol üyelerine dönerek,”Her oyunda sizler ön sırada oturuyorsunuz. Önünüzde de masalar ve sular var hayırdır kebap mı yiyeceksiniz” dedi. Bunun üzerine protokol üyeleri şoka uğrarken, Poyrazoğlu iğnelemelerine devam etti.

REKTÖR SALONU TERK ETTİ

Protokol üyeleri Poyrazoğlu"nun esprilerini bir süre tepki vermeden izlerken, bardağı taşıran damla ise Poyrazoğlu"nun “itiraf etmeliyim ki bu sahne Anadolu"da gördüğüm en iyi sahnelerden biri ilk defa Anadolu"da kulisi temiz ve deri koltukları olan bir sahneye geldim. Demek ki arada öğrencilere ihtiyaçları da verilebiliyormuş” cümlesi oldu. Bunun üzerine Poyrazoğlu"na müdahale eden Rektör Prof. Dr. Altuntaş"ın “Ali Bey isterseniz bunları bırakıp gösteriye dönelim” direktifi karşısında Poyrazoğlu geri adım atmadı.

ÖNCE ZEKA ÖLÇEYİM

Bu defa eleştirilerini hakaret düzeyine çıkaran Poyrazoğlu, “Bundan sonra önce salonun zekâ seviyesini ölçmem sonra oynamam lazım. Bundan sonra söyleyeceklerim salonun arka kısmındaki izleyiciler için olacaktır” dedi. Bu laf üzerine salonda buz gibi bir hava eserken, Prof. Dr. Altuntaş ve eşi salonu terk etti. Eşi ile birlikte çıkış kapısına doğru yönelen Rektör Altuntaş"a öğrenciler de alkışlı protestolarda bulundular. Rektör Altuntaş"ın kapıya yöneldiği anda “Size en sevdiğim hayvanlar olan maymunları anlatmak istiyorum” diyen Poyrazoğlu"nun bu sözleri de manidar karşılandı.

BU KEZ DE AFYON"A SALDIRDI

Gergin hareketlerine Rektör Prof. Dr. Altuntaş salondan ayrıldıktan sonra da devam eden Poyrazoğlu"nun hedefinde bu kez de Afyonlular vardı. Gösterinin bir yerinde Avrupa"daki tiyatro sahnelerini anlatan Poyrazoğlu, “Avrupa"da medeni memleketlerde insanlar tiyatroların provalarını izleyebiliyorlar. Yani bunu Afyon"u küçümsemek için söylemiyorum medeni memleketlerde oluyor bunlar” dedi. Poyrazoğlu"nun bu sözleri nedense salondan karşılık bulamadı.

ROL ARKADAŞI İÇİN NE DEDİ

Tanımadığı kişiler hakkında bu kadar saygısız bir üslup takınan Poyrazoğlu şu anda İyi Günde Kötü Günde isimli oyunda aynı sahneyi paylaştığı Nilgün Belgin hakkında da bin 500 kişinin gözleri önünde ağza alınmayacak ifadeler kullandı. “Oğlum çiçek açtı oyununda eşcinsel bir oğlu olan babayı canlandırıyorum orada baba oğluna erkekliği öğretmesi için bir o….. tutuyor. O rolü de Nilgün Belgin canlandırıyor. Laf aramızda Nilgün de karakterine uygun rolleri çok iyi oynar” diyen Poyrazoğlu bu sözleri ile kendi mizah anlayışının ve espri kalitesinin ne düzeyde olduğunu gösterdi.

BU NASIL BİR OYUN?

İkinci perde başlamadan önce mola veren Poyrazoğlu kuliste dinlenirken sahneye çıkan Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu"nun genç oyuncuları da sahnede buz etkisi yarattı. İkinci perde öncesinde izleyicilere kısa bir gösteri sunan genç oyuncular da ustaları ve patronlarından aşağı kalmadılar. Büyük çoğunluğu çocuklar ve genç kızlardan oluşan salon yaklaşık 4 dakika süren cinsel içerikli espriler ile rahatsızlık yaşadılar. Erkek cinsel organı üzerine terbiyeden uzak yakıştırmalar yapan genç oyuncular salonu dolduranların tepkisini çekti.

AKÜ"NÜN AÇIKLAMASI

Dün konu ile ilgili beklenen açıklama AKÜ"den gelirken yapılan açıklamada aynen şu ifadelere yer verildi. “Afyon Kocatepe Üniversitesi Bahar Şenlikleri kapsamında 11 Mayıs 2009 Pazartesi günü, Afyon Kocatepe Üniversitesi Atatürk Kongre Merkezi "Koçum Benim" adlı oyuna ücretsiz tahsis edilmiştir. Ali Poyrazoğlu oyunun başlangıcında seyircileri aşağılayan bir tavırla özellikle de kendisini bir sanatçı olarak izlemeye gelmiş ve oyunun seyrini etkileyecek hiçbir davranışı olmayan protokol mensuplarını ve ardından seyircileri de hedef alarak, aşağılayıcı sözler sarf etmiştir. Bu davranış, sanatçı duyarlılığına ve özene yakışmamaktadır. Bundan sonraki dönemde çeşitli bilimsel, sanatsal, kültürel ve sosyal etkinlikler kapsamında Afyon Kocatepe Üniversitesi salonları tahsis edilirken konuk edilen kişi ve grupların gerçek ve saygın sanatçı olmalarına özen gösterilecektir.”

İŞTE GENÇLERİN YORUMU

Yaşanan bu tartışma sonrasında kimin haklı olduğu konusunda cevabı halk verecek ancak oyundan çıkan gençlerin çoğu “Devlet Sanatçısı” unvanına sahip olan yılların tiyatrocusu Poyrazoğlu"nun kendini basitleştirdiği ve anlamsız bir tepki içerisinde olduğu görüşünde birleşti. (Odak, Zafer)

Yorumlar (Toplam 4 yorum)

SANATA BAK...
BEN BÖYLE SANATA
Yorumu Ekleyen: AKİ

Helal Olsun
Ali Poyrazoğlu'na helal olsun. Süper gibi bir oyundu. Çok güzel de mesajlar verdi. Çekemeyenler utansın. Rektörün yaptığı çok ayıptır.
Yorumu Ekleyen: İbrahim Kantar

Koçum Benim Tiyatrosu
bence Ali Bey'in yaptığı saygı düzeylerini zorlamış üstelikte aşmıştır. bir devlet sanatçısına yakışmıyor. genç oyuncularında yaptıkları yanlıştı. çünkü bir sürü çocuk olmasına karşın cinsel içerikli sözler sarfetmişlerdir.. bu gösteriye gittiğim için pekte memnun olduğumu söyleyemem.... Yorumu Ekleyen: mmm

Ne var bunda?
Ali POYRAZOĞLU Oyununa başlamadan önce ön sıralarda oturan protokol üyelerine dönerek,”Her oyunda sizler ön sırada oturuyorsunuz. Önünüzde de masalar ve sular var hayırdır kebap mı yiyeceksiniz” demiş. Hava da buz gibi soğumuş. Bence çok yerinde bir iğneleme yapılmış. Bu şahıs sıradan ve yeni yetişme birkişi olsaydı, belkide şakşakçılık yapardı. Fakat iğneleme yapmayı tercih etmiş. Ben hayatım boyunca hep "PROTOKOL" denilen yerde oturanlara ısınamadım. Kim olursa olsun. İsterse babamın oğlu olsun. Protokol denilen, WİP denilen ayrıcalığa karşıyım. Bu görüşlerimi dile getiren Ali POYRAZOĞLU'na helal olsun diyorum.
Yorumu Ekleyen: Mahmut Canıtez

(Kaynak: AfyonHaber)
Amatör tiyatrocular sahnede

1İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür AŞ bünyesindeki Gösteri Sanatları Merkezi'nce düzenlenen '7. Amatör Tiyatro Festivali', 1-11 Haziran tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi Tiyatro Salonu'nda düzenlenen festival, her yıl olduğu gibi üniversitelerin yanı sıra amatör tiyatro heyecanını hisseden grupları bir araya getirecek. Festival sonunda çeşitli kategorilerde ödüller de verilecek.
KÜLTÜR- SANAT
ZAMAN

Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını iğdiş etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASI, verilen sert mücadele sonucu bırakılıyor!

Yaşam cahili Yaşam Kaya'nın patronu Enver Başar, kendisine ait olan www.tiyatronline.com ve 4. Abdülhamid Can Törtop, www.tiyatrodunyasi.com sitelerindeki, yukarıda görülen "KINIYORUZ!" başlıklı aldatıcı linç kampanyası tabelasını seve seve yada söke söke indirmek zorunda kaldılar!

Şimdi sıra diğerlerinde!

Yani Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur, Ömer Kurhan'da!

Onlar da, ya seve seve yada söke söke yukarıda görülen "KINIYORUZ!" başlıklı aldatıcı iğrenç tabelayı indirmek zorunda kalacaklar!

***

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!




Seyyar Sahne’nin Yeni Oyunu: Tehlikeli Oyunlar
.
.
Oğuz Atay’ın, “Tutunamayanlar”ı bitirdikten kısa bir süre sonra yazdığı “Tehlikeli Oyunlar” romanı, Seyyar Sahne tarafından sekiz aylık yoğun bir çalışma sürecinin ardından seyirci karşısına çıkarılıyor. Son bir kaç yıldır hatırat (“Ben, Pierre Rivière...”-2006), kutsal metin (Eski Ahit - “Vaiz” - 2007) ve mesnevi (“Kuşlar Meclisi” - 2008) gibi “tiyatro dışı” metin türlerinin dramatik olanaklarını araştıran grup bu kez bir romanı tek kişilik bir oyun olarak uyarlamayı deniyor.
.
Seyyar Sahne uzunca bir süredir, hareket, ses ve nefesin objektif çözümlemeleri ve bu analizler yoluyla icrasını temel alan oyunculuk çalışmaları yürütmektedir. “Tehlikeli Oyunlar” bu araştırma ve çalışmaların doğal bir uzantısı olarak da görülebilir.
.
“Tehlikeli Oyunlar”, Hikmet Benol karakterinin varoluş mücadelesi üzerinde şekillenen ve diyalogtan monoloğa, ben-anlatıcıdan tanrısal-anlatıcıya, mektuplardan günlüklere ve şiirlere, didaskalilerden kaleydoskopik görüntüler oluşturan bilinç-akışlarına kadar birçok yazın tekniği ve türüyle anlatım olanaklarının sınırlarının zorlandığı uzun soluklu bir romandır. Böylesine çeşitlilik barındıran bir edebiyat ürünü “tek kişilik bir oyun” olarak uyarlandığında oyunculuk bakımından zengin fırsatlar sunarken bir yandan da oyuncu için riskler ve engeller oluşturacağı kolaylıkla görülebilir. Bu açıdan bu çalışmanın, sadece bir oyuncunun bir romanı sahneye taşıması değil, aynı zamanda sahnede onunla mücadelesi olarak da yorumlanması gerekir.
.
Oyuncu Erdem Şenocak'a süreç boyunca metin düzenlemesi, sahneleme ve oyunculuk tekniğine ilişkin önerilerde bulunanlar Celal Mordeniz ve Oğuz Arıcı'dır.
.
.
YOĞUN İSTEK ÜZERİNE
EK GÖSTERİM
6 HAZİRAN CUMARTESİ 19:00
ITÜ Maçka Kampüsü, İsletme Fakültesi Tiyatro Salonu
.
Oyun 2 perde, 140 dakikadır.
Tam: 20TL.
İndirimli: 15TL.
Rezervasyon için: info@seyyarsahne.com veya 0535 528 82 13
Facebook’taki Seyyar Sahne grubuna üye olmak için tıklayınız.
.
.
Seyirci Görüşü - Kerem Eksen
.
Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar romanını sahneye taşımanın çılgınca bir girişim olduğunu düşünmemek elde değil. Gösterinin tek bir oyuncu tarafından sırtlanıyor olması da şüphesiz bu düşünceyi destekliyor. Ancak Seyyar Sahne’nin sahnelemesi, ne kadar iddialı ve çılgınca olursa olsun, böyle bir girişimin son derece yerinde olduğunu gösteriyor bize.
.
Oyunu izlerken, her şeyden önce Tehlikeli Oyunlar’ın, diğer birçok Oğuz Atay metni gibi (örneğin “Ne Evet Ne Hayır” ya da “Bir Mektup” gibi hikâyeler ve tabii Tutunamayanlar), son derece canlı bir “ses”e sahip olduğunu fark ediyoruz. Bunun başlıca nedeninin, bu romanın (tıpkı saydığımız diğer Oğuz Atay metinleri gibi) büyük ölçüde birinci tekil şahsın ağzından yazılmış olması olduğu düşünülebilir. Sonuçta Tehlikeli Oyunlar’ın anlatısına Hikmet Benol’un iç sesinin hâkim olması, romanın bir tiratlar dizisi olarak ele alınmasını, hatta neredeyse büyük, yekpare bir tirat gibi algılanmasını kolaylaştırıyor. Öte yandan, Tehlikeli Oyunlar’ın sahnelemeye uygun bir sese sahip oluşunu sadece bu birinci tekil şahıs kullanımıyla açıklamak, hem romanın, hem de oyunun değerini azaltacaktır. Zira buradaki ses, sadece “ben” kipinde konuşan Hikmet Benol’un değil, bütün bir romanın sesidir. Bu anlamda Oğuz Atay’ın romanı, ancak büyük romanlarda (daha doğrusu büyük edebiyat eserlerinde) karşılaşabileceğimiz türden bir “mucizeyi” gerçekleştirmektedir: Romanı oluşturan yazı, okuduğumuz andan itibaren kafamızın içinde sese dönüşmektedir. Bu bakımdan, Celal Mordeniz’in tanıtım metninde dile getirdiği düşüncelere katılmamak mümkün değil: Her büyük romanda en az bir tane tek kişilik oyun gizlidir. Seyyar Sahne’nin Tehlikeli Oyunlar sahnelemesi romanın içindeki bu sesi yakalıyor, sesin peşinden giderek onu oyuncunun bedenine taşıyor, oyuncunun bedeni üzerinden de bütün bir mekâna yayıyor. Böylelikle, tabiri caizse ikinci bir “muzice” gerçekleşiyor ve Tehlikeli Oyunlar bir edebiyat olayından bir tiyatro olayına dönüşüyor. Yaşadığımız bu “olay”ı çılgınca bir roman uyarlaması girişimi olarak değerlendirmemiz, sahnede görüp duyduklarımızla romanda okuduklarımız (ve duyduklarımız) arasında bir mukayeseye gitmemiz hâlâ mümkün elbet. Ancak böyle bir bakışın ne olursa olsun eksik kalacağını ve yaşadığımız olayın asli bir boyutunu ıskalayacağını baştan kabul etmek durumundayız: Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’daki sesi artık sahip değiştirmiş, bu iki saatlik olayı nefes kesici bir performansla bize yaşatan Erdem Şenocak’a geçmiştir. Roman tüm canlılığıyla birlikte geride kalmış, oyun başlamıştır.

AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın Şehir Tiyatroları'na Kazmacıbaşı olarak atadığı Örhan Alkaya, yazılı açıklama sözü vermesine karşın sözünü yedi

Güncelleme 1 Haziran 2009: Kazmacıbaşı, emirle işgal ettiği Muhsin Ertuğrul'un koltuğundan yine emirle uzaklaştırılıp, kirli bir mendil gibi çöpe atıldı!

Mustafa Demirkanlı'nın www.tiyatrodergisi.com.tr sitesindeki "Olmadı Usta, Olmadı Alkaya, Olmadı Uludağ…" başlıklı yazıyı aşağıda sunuyoruz. Bu yazıya, yayınlandığı 8 Nisan 2009 tarihinde, hemen bir güncelleme eklenmişti. (HB)


"Güncelleme notu: Haber yayımladıktan sonra arayan İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya videonun 1996 yılı versiyonu olduğunu, bu yıl sahnelenen versiyonda ilgili dörtlüğün hiçbir zaman olmadığını belirterek bu konuda ayrıca yazılı açıklama yapacağını belirtti."


KAZMACIBAŞI'NIN VERDİĞİ AÇIKLAMA SÖZÜNÜN ÜZERİNDEN İKİ AY ZAMAN GEÇTİ! HÂLÂ YAZILI BİR AÇIKLAMA YOK!!! / OYUN


***


Olmadı Usta, Olmadı Alkaya, Olmadı Uludağ…


Nedim Saban’ın Tiyatro Dünyası sitesinde Engin Uludağ’ın yönettiği, Toron Karacaoğlu’nun oynadığı “Kendi Gök Kubbemiz” oyununun bu sene tekrarlanan galasında, oyunda yer alan bir dörtlüğün çıkartıldığını/sansür edildiğini belirten yazısı yayımlanınca anında yalanlamalar arka arkaya gelmişti. Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya: “Nedim Saban'ın yazmış oldukları tamamen yalan ve kötü niyetli iddialar.” diyerek, oyunun oyuncusu Toron Karacaoğlu: “Ben bu oyunu 7 yıldır sahneliyorum. Galada değil hiçbir oyunda böyle bir dörtlük okumadım,” diyerek ve oyunun yönetmeni Engin Uludağ: “Oyunun metninde böyle bir dörtlük bulunmamaktadır, aynı zamanda uzun zamandır oynanan bu oyunda bu dörtlük hiç okunmamıştır.” diyerek Nedim Saban’ı kesin bir dille yalanlamışlardı. Nedim Saban daha sonra Toron Karacaoğlu’nun el yazısı reji notlarını yayımladı, oyunun efekt tasarımcısı Rıfkı Demirelli; “Neden Fırtına Koptu ve Neden -Kendi Gök Kubbemiz- Çatırdadı” başlıklı bir yazı ile: “Sezon içinde de birkaç kez izleme imkânım olmuştu. Tek kişilik bu oyunda bazı bölümler vardı ki, bunlar taşıyıcı kolon görevi yapıyordu. Tecrübeli usta yönetmenin sanatçı sezgileriyle oluşturulan bu sahnelerden biri de hiç şüphesiz Atatürk’ün huzurunda okunan şiir sahnesidir. Bu şiir ki; koca şairin, tema olarak tek şiiridir ve tek dörtlükten ibarettir. Çok özeldir. ‘26 Ağustos’ Bu sezon başında, sahnelemek üzere yeniden çalışmaya başladık. Dekor da küçük farklılıklar slâytlarda biraz daha eklemeler yaptık. Tekst olarak Toron Karacaoğlu’nun önceki rejide ezber için yazdığı ajanda sayfalarından fotokopi yapılarak reji ekibine dağıtıldı. Yani her şey aynı olacaktı. Öyle de oldu. İkinci prömiyer de Fatih’te yapıldı. Ancak, Üsküdar Kerem Yılmazer Sahnesi’nde yapılan galada ve sonrasında söz konusu şiir yok oldu. Dikkatimden kaçması imkânsızdı.” diyerek Nedim Saban’ı destekleyen bir yazı yazdı. Bu süreçten sonra İstanbul Şehir Tiyatroları yönetimi ve oyunun ekibinden yeni bir açıklama gelmedi fakat 7 Nisan’da Tiyatro Dünyası sitesinde yayımlanan oyunun videosunun oyundan çıkartıldığı iddia edilen bölümü, sahne üstünde Toron Karacaoğlu’nun sahnelemesi ile yayımlandı. Atatürk’ün karşısında okunan bu şiirin oyuncunun zaman zaman okuyup bazen de okumadığı gibi bir iddiayı da geçersiz kılacak ayrı bir mizansene sahip olduğu görülmekte.

Olmadı! Kamuoyunu doğru olmayan beyanlarla yanıltmak İstanbul Şehir Tiyatroları’na hiç yakışmadı. Usta oyuncu Toron Karacaoğlu’na, yılların deneyimli yönetmeni Engin Uludağ’a ve Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya’ya hiç yakışmadı.

Güncelleme notu: Haber yayımladıktan sonra arayan İBBŞT Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya videonun 1996 yılı versiyonu olduğunu, bu yıl sahnelenen versiyonda ilgili dörtlüğün hiçbir zaman olmadığını belirterek bu konuda ayrıca yazılı açıklama yapacağını belirtti.

Oyunun video görüntüsünü izlemek için tıklayınız.

Orhan Alkaya, Toron Karacaoğlu ve Engin Uludağ’ın açıklamaları

Nedim Saban’ın konuyla ilgili yazıları

Rıfkı Demirelli’nin konu ile ilgili yazıları

...........................................Haber Giriş Tarihi: 08 Nisan 2009

(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)
Kafası Karışan Aydının Eylemden Başka Sığınağı Olabilir mi?


Bilgesu Erenus
30 Mayıs 2009


Sevgili Cumartesi anneleri;

Yazarlarla buluşma kararı aldığınız 218, oturma eyleminizin ilkine farklı bir heyecanla koşup geldim.

Yüz yıl önce, 1909’da, hemen şurdaki, Galatasaray Lisesi’nin demir kapısında bir ozan, tıpkı sizler gibi ülkemizin gelecek güzel günleri için nöbetteydi; kendi tanımıyla, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir ozanımız, Tevfik Fikret! Yıllardır sizi ondan hiç ayırmadan, birlikte düşündüm. İşte yine sesini duyuyorum, heyecanlanmamak elde değil, kendini lisenin demir kapısına zincirlemiş, dilinde taş ağırlığında sözcükler, sizin dışınızda, gelip geçen herkese şöyle sesleniyor: Ey rahata ermiş kalp- Sen anladın mı bari- Neden yalnız taş yüreklilerin keyfi yerinde? Ey rahata ermiş kalpler...Sizler anladınız mı bari? “Yiyin efendiler yiyin...bu han-ı iştiha sizin....doyunca...tıksırınca... çatlayıncaya kadar yiyin” de, onun dizeleri evet!

Yüz yıl öncesi ama bugünden farkı yok... Kafalar iyice karışmış vaziyette...Emperyalizm, devlet içinde devlet olmuş; ülkeyi; ingiliz, fransız, almanya, rusya yönetiyor. Mahmut Şevket paşa kumandasındaki ordu, gerekende yönetimi ele alsın diye Trakya’da bekletilirken, irtica yeşil şal olmuş, dalga dalga yayılmakta. Maskeli bir balodayız sanki; nefer kılığına bürünmüş mollalar, hürriyet ilancılarının ta kendisi isyancılar, kendi iktidarlarına karşı devrim provası yapıp, yiten saygınlıklarını yeniden kazanma peşindeki ittihatçılar...

Tarih tekerrür ediyor öyle mi, hayır; tarihi tekerrür ettiren bizleriz. Yüz yıl önce, şeriat isterük diyenler bir süre sonra, kelle de işaretlemeye başlamışlar. İstedikleri kellelerden biri, yıllardır aynı alanın eylemdaşı olduğunuz Tevfik Fikret’e ait... Ozanımız o yıllarda müdürlüğünü üstlendiği lisenin depremde yıkılan mescidinin yerine konferans salonu yaptırdığı için isyancılar okula doğru, yakıp yıkma kastıyla ilerliyorlar...Yüz yıl önceki uğultular giderek yaklaşıyor, dinleyin-uuuuuuu... Eylemdaşınız Tevfik Fikret’in, bu ürperten uğultuya karşı yüz yıl önce söylediğidir: Gelsinler bakalım, beni yıkmadan burayı yıkamazlar!

Bunu söylerken neye güveniyor dersiniz Tevfik Fikret? Elbet yazdıklarına. Yiyin efendiler yiyin... Bu han-ı iştiha...Bir de, dizelerinin bir gün halkıyla buluşacağına güveniyor. Onca sansüre karşın bugün buluştu, buluştunuz işte!

Sevgili Cumartesi anneleri, cumhuriyetimizin yetmişbeşinci yılında-1998- ozanımızın bu onurlu direnişine, sizlerinkini de katarak, bundan böyle birlikte anılmanız dileğiyle bir oyun yazmıştım. Oynatacak bir tiyatro bulamadım, ama, kitaplaştı: Aynı kitapta, cumhuriyetin yetmiş beşinci yılına armağan ettiğim Dersim adlı bir de senaryom vardı, Kürt sorununa yönelik kemalist evhamlardan arınılmasını önerdiğim bu senaryo yüzünden, sıkı yönetim mahkemelerinde yargılandım, ben serbest kaldım ama, kitabım yasaklanıp, toplatıldı.

Aynı alanın eylemdaşları olduğunuz halde, Tevfik Fikret’in kendini Galatasaray Lisesi’nin kapısına zincirlediğini daha önce neden duymamış olduğunuza şaşırdığınızı biliyorum. Ülkemiz Aydınının yazdıklarına bedenini de katmasından her zaman korkulmuştur. Tıpkı halkların haklı taleplerini eyleme dönüştürmesinden korkulduğu gibi... Bu yüzden duyamadınız. Oligarşi –egemen güçler saklar bunları, duyurmaz...

Yasaklı kitabımın içinde kalan oyunumda, Lisenin kapısındaki zincire bağlı Tevfik Fikret için, işte şimdi diyordum; şimdi gerçekten de, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür bir şair o artık!.. Kafası karışan aydının eylemden başka sığınağı olabilir mi? Kafası karışan aydının eylemden başka sığınağı yoktur, hayır! Darısı, kalpleri taşlaşmamış nicelerinin başına!

Sevgili Cumartesi anneleri

Tarih yeterince tekerrür ettirildi; artık biz, emekçi halklar ve sınıf bakışlı aydınlar kendi tarihimizi kendimiz yazmak zorundayız. Bunu başardığımızda, bu gün 218. kez oturduğunuz bu alan, Tevfik Fikret ve sizlerin onurlu anısına, “Zulme ve Gericiliğe Direniş Alanı” olarak anılacaktır, bundan kimsenin kuşkusu olmasın...

***

OYUN'un notu: Yukarıdaki metni geldiği gibi yayınladık!

Yalan makinesi, küfürbaz, linç girişimcisi Mustafa Demirkanlı'nın kankası Kazmacıbaşı, işgal ettiği koltuktan uzaklaştırılınca, herkesin madarası oldu

Yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyasının ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın kankası; AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın emriyle Muhsin Ertuğrul'un koltuğunu işgal eden Kazmacıbaşı, kendisini göreve getiren, yani patronu olan Topbaş tarafından görevinden alınınca, her kesimin madarası oldu.

Sağcıyla sağcı, solcuyla solcu, futbolcuyla futbolcu olan Kazmacıbaşı, Demirkanlı'nın dergisi Tiyatro... Tiyatro...'da da önemli görevlerde bulunmuştu. Adı geçen derginin, neredeyse "reklam sigortası" olan Kazmacıbaşı'nın iktidardan kovulup, kirli bir mendil gibi çöpe atılmasından sonra, bakalım yeni yönetici Ayşe Nil Şamlıoğlu, her şeyi şaibeli olan bu dergiye reklam vererek/verdirerek, Kazmacıbaşı'nın rotasını sürdürecek mi?!!!

Bizim gibi sosyalist yayıncıların yanı sıra, Millî Gazete gibi sağcı basından da eleştiriler alan Kazmacıbaşı, sanırız kendisini yeniden şiir dünyasına yönlendirip, zâten uzak olduğu tiyatronun gerçeklerinden iyice uzaklaşacak!!! (HB)


Orhan Alkaya görevinden alındı


Şehir Tiyatroları'nda göreve geldiği 1.5 yıldan beri sorunlarla birlikte anılan Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya görevinden alındı. Alkaya'nın yerine yönetmenlik ve oyunculuğu birlikte yürüten Ayşe Nil Şamlıoğlu getirildi.

İstanbul Şehir Tiyatroları'nda uzun süredir beklenen değişim nihayet gerçekleşti. Genel Sanat Yönetmeni Orhan Aklaya, sezonun bitmesine az zaman kala görevinden alındı, yerine Ayşe Nil Şamlıoğlu getirildi. Kendi Gök Kubbemiz adlı oyuna getirdiği sansürle adından sıkça söz edilen Orhan Alkaya, gerçekler ortaya çıktığı halde sansürü reddetmeye, sanatçıları baskı altına almaya çalıştı. Yedi Tepeli Aşk adlı oyunda yaşananlar ise bardağı taşıran damla oldu. Yazarımız Şemseddin Yücel'in dile getirdiği sorunlar uzun süre göz ardı edildi, Orhan Alkaya, yazılarda ortaya çıkan tabloyu görmezden gelerek, yazarın kim olduğunu, bu bilgileri nereden aldığını araştırmakla yetindi. Yücel'in yazılarındaki doğru bilgilerden rahatsız olan Alkaya, kurumda basınla ilgili birimi adeta seferber etti. Göreve geldiği günden bu yana sanatçılara ve kuruma 'huzur' vermeyen kişiliğiyle dikkat çeken Alkaya'nın görevden alınmasının sebepleri arasında açılmadığı halde parası ödenen sahnelerin yer alıp almadığı bilinmiyor. Yaklaşık 1.5 yıldır Orhan Alkaya'nın yürüttüğü göreve getirilen Ayşe Nil Şamlıoğlu Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümü mezunu. 'Gayrı Resmi Hürrem' adlı oyunla 2000 yılında Afife Ödülleri'nde en iyi yönetmen seçilmişti. Ayşe Nil Şamlıoğlu, yönetmenlikle oyunculuğu bir arada yürütüyor. Yeni yönetimle birlikte Şehir Tiyatroları'nda nelerin değişeceği şimdilik bilinmiyor.

Alkaya'nın görev dönemi boyunca yaşattığı hayal kırıklıkları yazarımız Şemseddin Yücel tarafından şöyle dile getirilmişti: "İstanbul Şehir Tiyatrosu'nun Bir İstanbul Efendisi'nde yaptığı ayıp, hepimizin malumu oldu... Anladığım kadarıyla bu konuyu duymak istemeyenler duymadı... Ki benzeri şeyler tekrarlanıyor, devam ediyor... Serde "muhalif" bir durum olunca ve lafa gelince "dozerin önüne de yatarım" salataları servis edilince, "iktidar" lokması hazımsızlık doğurabilir... Anladığım kadarıyla doğurabilir de... Orhan Alkaya, genel sanat yönetmeni olarak sahneye konan her oyunun altına imza atan ve onaylayan kişidir. Mehmet Acarca da kurumun müdürü olarak en azından bu oyunlar ile ilgili kritik yapabilecek ve gerektiğinde uyarı hakkını kullanabilecek bir görevlidir... Bütün bunlar olmamış ve oyun "genç günler" kapsamında seyirci ile buluşmuş... Ana arterde bir etkinlik olmadığı için seyircinin de gözünden kaçmış olabilir. Ancak siz repertuarınıza bir oyunu alıp aylık programınıza dahil ediyorsanız, ince eleyip sık dokumak zorundasınız... Yedi Tepeli Aşk'tan bahsediyorum... Oyunda "alevi"ler açısından yanlış anlaşılabilecek ve muhafazakar hassasiyeti olanlar açısından da "utandırıcı" bulunabilecek tematikler, seyircinin gözünün içine baka baka ve fütursuzca anlatılıyor... Bu oyunu seyreden başı örtülü bir bayanın yanındakiler yöresindekiler "yedi ağlı don" giyip giymediğini düşünmezler mi? En azından bu konu bir "alay" unsuru olarak kullanılmaz mı? Ya da böyle bir bayan, bunlar olmasa bile kendisini "alaya alınmış" hissetmez mi? Ha keza, "Sivas" ve "alevi" imalarının, oluşturabileceği anlam kaymalarını hiç hesaba katmıyorum... Bu toplumda "sanat" yapanların, asgari müşterekte "empati" kabiliyetlerini kullanıp, "estetik" çerçevede ürünleri ortaya koymaları gerekiyor... Yani "sanat utandırmamalı" diyorum sevgili Orhan Alkaya!.. Ne seyirciyi ne de genel sanat yönetmenini!.."

(Kaynak: MİLLÎ GAZETE)
COŞKUN BÜKTEL

Timur'un
"Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor"
cümlesi bir iftiradır


Bu cümle gerçekten bir iftiradır. Ama bu iftira, öyle Timur'un iddia ettiği gibi Hilmi Bulunmaz'ın iftirası değil; bu cümleyi kendisi imal ederek onu Hilmi Bulunmaz'a, (hatta, yazısı boyunca "lar" biçiminde çoğul yüklemler kullanarak Coşkun Büktel'e de) yamamaya kalkan Ertuğrul Timur'un bizzat kendi iftirasıdır. Timur, iftiraya uğradığını söyleyerek bu cümleyi pek çok kez kullanmış, ama bu cümlenin orijinal kaynağına link vermeye asla yanaşmamıştır. (İddialarını orijinal kaynağa link vererek belgelemeyi, sırf Timur değil, tüm linççiler, tüm vandallar, ve sırf bugün değil, her daim, reddetmişlerdir.) Timur, orijinal kaynağa link vererek bu iddiasını (ya da tüm diğer iddialarını) belgelemeye yanaşmamıştır, çünkü Hilmi Bulunmaz (ve tabii, Coşkun Büktel) "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" biçiminde bir cümleyi asla kurmamış, böyle bir iddiada asla bulunmamışlardır.

Ertuğrul Timur, bu yazımıza cevap verir de, aşağıda tümünü aktardığımız yazısında Büktel ya da Bulunmaz'a mal ederek "tırnak içinde aktardığı" o iğrenç cümlenin (iftiranın) orijinal kaynağına link vererek, o cümlenin gerçekten de Büktel ya da Bulunmaz'a ait olduğunu kanıtlarsa; cevabını önemli bir belge sayarak, ana sayfamızda yayınlarız. Ama bunu yapmaz da, her zaman yaptığı gibi, orijinal kaynağa link veremeden, desteksiz atıp tutarsa, cevabını yine belge sayar ama ana sayfamızda değil, tüm diğer çöplerini yayınladığımız yerde, "Timur'un Çöp Kutusu"nda yayınlarız.

(Biliyorsunuz, yazılarının pek çoğunu zaten Timur da çöp sayıyor ve son iki ayda ishal olmuş gibi yazıp durduğu yüze yakın yazısının pek çoğunu yayınladıktan kısa süre sonra silip yok etmek zorunda kalıyor.)

Büktel'in "Ertuğrul Timur penis büyütücü satıyor" başlıklı dosyasını okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

Yalan makinesi, küfürbaz, linç çağrıcısı Mustafa Demirkanlı ve 3. Abdülhamid Timur'un sözde "küfür karşıtı" kampanyasına alet olanları teşhir ediyoruz

Kenan Işık'a linççilik görevini Kadir Topbaş mı verdi?


"...KADİR TOPBAŞ'IN SANAT DANIŞMANI KENAN IŞIK (...) DUR DEDİ VE DEMEYE DEVAM EDİYOR..."

(Bakınız: 3. Abdülhamid, "TÜRK TİYATROSUNUN BUGÜNE KADARKİ EN GENİŞ KATILIMLI PROTESTOSU GERÇEKLEŞİYOR...")


O. Ş İ M D İ. L İ N Ç Ç İ !


Diğer linççileri görmek için bakınız: Yalan makinesi, küfürbaz, linç çağrıcısı Mustafa Demirkanlı ve Ahmet Ertuğrul Timur'a (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) kanıp linç için imza verenler!

"Ve Diğer Şeyler Topluluğu" Zaman gazetesinde!

Recep Bilginer, Necati Cumalı, Tuncer Cücenoğlu gibi, Türkiye tiyatrosunu pek ileri taşımayan yazarların şemsiyesi altında gölgelenen "tiyatromuz", Coşkun Büktel gibi yazarların yapıtlarını sahnelemekten erindikçe, ister istemez "yabancı" yazarları ülkemize çekme çalışmaları başlıyor.

Ve Diğer Şeyler Topluluğu, "yabancı" yazarları ülkemize getiren ender topluluklardan biri. Zaman gazetesindeki ilgili haberi okuyunuz. (HB)


'Yeni gerçeklikleri anlatmak için yeni metinlere ihtiyacımız var'


Ali Pektaş
31 Mayıs 2009


Dünyanın farklı ülkelerinden sıra dışı tiyatro yazarlarını tiyatroseverlerle buluşturan "Ve Diğer Şeyler Topluluğu"nun son konuğu Yunan oyun yazarı Yannis Mavritsakis oldu. Oyunları Fransızca, İngilizce, İtalyanca ve Rumence gibi dillere çevrilen ve sahnelendiği ülkelerde ilgiyle karşılanan yazar, ülkemizde, 'Kör Nokta' adlı oyunuyla tanınıyor.

Dün Tiyatro Z'de gerçekleştirilen bir yazarlık atölyesinde oyun yazarlarıyla buluşan Mavritsakis, bugün saat 15.00'te Talimhane Tiyatrosu'nda Kör Nokta'nın okuma tiyatrosu ve söyleşi programına katılacak.

İki yıl Çağdaş Yunan Edebiyatı eğitimi alan fakat daha sonra hayatını tiyatroyla sürdürmeye karar vererek eğitimini yarım bırakan bu sıra dışı yazarla söyleşiye, hayatının merkezine tiyatroyu yerleştirme kararını nasıl verdiğinden başladık. Bunun büyük bir soru olduğunu ve bu soruya verecek cevabının şu anda olmadığını söyledi Mavritsakis. Yarım bıraktığı edebiyat eğitiminin oyunlarını doğrudan etkilemediğini anlatan yazar, metinlerinde, daha çok bir oyuncu olarak tecrübelerinin etkili olduğunu ifade ediyor. Eserlerinde daha çok günümüz insanının sorunlarına ve hayat karşısındaki çelişkilerine değinen yazar, tiyatronun hayatta karşılaştığımız sorunlar hakkındaki şeyleri söyleme konusunda mutlak özgürlüğe sahip tek yer olduğunu belirtiyor: "Tiyatroda her şeyi söylemek alanında mutlak bir özgürlüğünüz var. Medyada, televizyonda ve sinemada bu özgürlükten söz edemeyiz. Bunun nedeni tiyatronun yoksul bir sanat olması. Tiyatro genel olarak paradan bağımsız bir şekilde varlığını sürdürebildiği için kendinizi istediğiniz gibi ifade etme şansınız var, bu da size mutlak bir özgürlük sağlıyor." Tam da bu nedenle tiyatronun hep var olduğuna ve hep var olacağına ve hiç tükenmeyeceğine inanıyor Mavritsakis.

Günümüzde dünyanın birçok yerinde farklı işler deneyen tiyatro toplulukları kuruluyor. Bu durum da ister istemez klasik metinlerin artık günümüz insanının sorunlarını yeterince yansıtıp yansıtmadığı tartışmasını beraberinde getiriyor. Mavritsakis, yeni gerçeklikleri anlatmak için yeni metinlere ihtiyaç olduğu görüşünde: "Bizim dünyamız sürekli değişiyor. Tabii hiç değişmeyen şeyler de var. Tam da bu yüzden klasiklere de dönüp bakabiliyoruz. Ama bugün, yeni problemler, yeni durumlarla da karşı karşıyayız. Ve bunları ifade edebilmek için de yeni metinlere ihtiyacımız var." Oyunlarında insanların yaşadığı çelişkileri ve gelgitleri irdeleyen yazar, bunun temelinde aslında kendi yaşadığı çelişkilerin olduğunu söylüyor. Bugün okuma tiyatrosu gerçekleştirilecek Kör Nokta adlı oyunda, geçmiş, gelecek ve bugün arasında sıkışıp kalan bir insanın durumunu gözler önüne seren yazar, "Oyunumun karakteri Niki, kendi çıkış yolunu buluyor. Umuyorum ki hepimiz de hayatta, kendi kişisel çıkış yollarımızı bulabiliriz." diyor.

Son yıllarda özellikle Yunanlı ve Türk sanatçılar arasında ciddi bir bağ ve ilişki kuruldu. Bu durumun iki ülke arasındaki tarihten gelen sorunların aşılmasına katkıda bulunacağını düşünüyor Mavritsakis. Bu işbirliğinin iki tarafın birbirlerinin farklılıklarından çok, benzerliklerinin farkına varmasını sağlayacağını düşünüyor.

(Kaynak: ZAMAN )

Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ın sanatsal ifade olanaklarını iğdiş etmek için başlatılan LİNÇ KAMPANYASI, verilen sert mücadele sonucu bırakılıyor!

Yaşam cahili Yaşam Kaya'nın patronu Enver Başar, kendisine ait olan www.tiyatronline.com sitesindeki, yukarıda görülen "KINIYORUZ!" tabelasını seve seve yada söke söke indirmek zorunda kaldı!

Şimdi sıra diğerlerinde!

Yani Mustafa Demirkanlı, Ertuğrul Timur, Ömer Kurhan, Can Törtop'da!

Onlar da, ya seve seve yada söke söke yukarıda görülen iğrenç tabelayı indirmek zorunda kalacaklar!

***

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Devlet Tiyatroları ve Şehir Tiyatroları'nın çanağını yalamadan, SOLdan SAĞa doğru okunup dimdik ayakta durabilen tek tiyatro dergisi OYUN'dan tadımlık

(...)

Kadın, fren yapan bir otomobilin sesiyle irkilince sihir birden bozuldu. Yıllar önce kaybettiği annesinin ve babasının görüntüleri, göz pınarlarından burnuna doğru inen ani ve keskin bir sızıyla yitti. Otuz beş yıl önce yaşadığı ev, silinip sonsuzluğun bilinmezliğine karıştı. Neden sonra, elinde sımsıkı tuttuğu derginin farkına vardı. Dergiye uzun uzun bakarken, bir yandan sayfalarını gelişigüzel karıştırıyor, bir yandan da mırıldanıyordu: "Artık başkaları da okuyacak."

Sarı ve gri renkli kişiliksiz binanın üçüncü katında, kapalı balkondan bir kız, cama hollayarak, üzerine parmağıyla resim çiziyordu.

"SIRLARI YAŞAYANLARIN VAKTİ YOK. VAKTİ OLANLAR İSE SIRLARI YAŞAYAMIYORLAR."

ZORBA (Nikos Kazancakis)

(Bakınız: Leman Koç, OYUN, Haziran 2009, sayı 6, sayfa 27)

***

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Theope yazarı Coşkun Büktel ve sosyalizm mücadelesi veren Bulunmaz Tiyatro'nun yöneticisi Hilmi Bulunmaz'ı linç etmek isteyen Mitos-Boyut'u okumuyoruz

Linç çağrıcısı Mitos-Boyut Yayınları'nın sahibi T. Yılmaz Öğüt


Theope yazarı Coşkun Büktel ve Bulunmaz Tiyatro yöneticisi Hilmi Bulunmaz'ın linç edilmesi için kirli bir mücadele veren Mitos-Boyut Yayınları'nın hiçbir kitabını, bu kirli mücadelesi için özür dileyinceye dek okumuyoruz, okutmuyoruz!

Linç kampanyasının ana sponsorlarından Can Törtop'un Tiyatro Dünyası sitesi de, linç kampanyasının "ölüm haberi"ni söke söke yayınlamak zorunda kaldı!

Foto: Yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyasının ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın kankası İsmail Can Törtop


Türkiye tiyatrosunun çürümesine gönlü elvermeyen Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'a karşı, müthiş bir linç kampanyası başlatıldı ve yalancıların, küfürbazların, emek hırsızlarının düzenlediği bu linç kampanyası, Büktel ve Bulunmaz tarafından paramparça edildi. Linç kampanyasını düzenleyenlere de "ölüm haberi" yapma görevi düştü. Seve seve değil de, söke söke "ölüm haberi" yayınlamak zorunda kalanlardan biri de Can Törtop. Linç kampanyası ana sponsorlarından Can Törtop'un haberini okumak için, linç kampanyası yalanıyla beslenen sitesini inceleyebilirsiniz. (HB)


26 Mayıs 2009 itibariyle küfür yayıncılığını kınayan imza kampanyasını sona erdiriyoruz. Tiyatro alanında 9 sivil toplum örgütünün, 42 topluluğun, 12 yayıncı kurumun ve 1000’in üzerinde tiyatro insanı ve tiyatro severin kampanyaya verdiği destek, hiç zorlanmadan ve neredeyse kendiliğinden diyebileceğimiz bir süreçte oluştu.

(...)

(Bakınız: Linç çağrıcısı Can Törtop)

29 Mayıs 2009 Cuma

AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın emriyle Muhsin Ertuğrul'un koltuğunu işgal eden Kazmacıbaşı, çöpe atılmasının açıklamasını yapacağını söylemiş!

Yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyasının ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın kankası; AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın emriyle Muhsin Ertuğrul'un koltuğunu işgal eden Kazmacıbaşı, patronu Topbaş'ın azıcık solunda oturmakla ün yapmıştı!


Alkaya gitti, Şamlıoğlu geldi


Tiyatro sezonunun kapanmasına çok kısa bir süre kala, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'ndan bir yönetim değişikliği haberi geldi. Tiyatronun Genel Sanat Yönetmeni Orhan Alkaya'nın yerine Ayşe Nil Şamlıoğlu getirildi. Tiyatro kulislerinde bu değişimin nedeni olarak, Yedi Tepeli Aşk oyunu sonrası çıkan tartışmaların etkili olduğu konuşuluyor.

Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu olan Ayşe Nil Şamlıoğlu, yönetmenlikle oyunculuğu bir arada yürütüyor. Orhan Alkaya bugün bir açıklama yapacağını söyledi.

(Kaynak: Zaman)

Kazmacıbaşı'nın görevden alınıp, Şamlıoğlu'nun göreve getirilmesi, kapitalist iradeyle gerçekleştiği için, sosyalistler açısından değişen birşey yok!

Sosyalist iradenin tiyatro kavgasına yansıması, "hiç" denilebilecek denli az olduğundan, yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyasının ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın kankası; AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın emriyle Muhsin Ertuğrul'un koltuğunu işgal eden Kazmacıbaşı'nın görevden alınıp, Ayşe Nil Şamlıoğlu'nun göreve getirilmesi, sosyalistler açısından çok büyük bir anlam ifade etmiyor.

Amerika ve Avrupa Birliği rüzgârının şişirdiği yelkenle iktidar denizinde yüzen AKP'nin iradesine bağlı ve bağımlı olarak sosyalist düşüncenin kirlenmesi için koltuk işgal eden Kazmacıbaşı, bizim (de) yoğun çabamız sonucu, ısıttığı koltuktan uzaklaşmak zorunda kaldı. Şimdi sırada Şamlıoğlu var. O da, kapitalizmin emriyle hareket edip, AKP'nin çizdiği rotanın bir milim dışına çıkamayacak. AKP'nin çizdiği gerici alanın dışına çıkabilmek için bir dünya görüşü gerekiyor. Bu da sadece ve sadece sosyalist düşünceyle mümkün olabilir.

Şehir Tiyatroları'nın verdiği reklam sadakasına ihtiyacı olan yayın organları, bizim yaptığımız türden bir eleştiri getiremeyecekleri için, her gelen iktidarın önünde yerlere dek eğilmek zorundalar. Örnekse, Şamlıoğlu AKP'lilerin emriyle koltuğa oturtulur oturtulmaz, yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyasının ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın gerici sitesi hemen şirin bir haberle, Şamlıoğlu'na verdikleri ödülün karşılığını isteme moduna girdi. (Bakınız: Yalan makinesi, küfürbaz, linç çağrıcısı, Kazmacıbaşı'nın kankası M. Demirkanlı, Ayşe Nil Şamlıoğlu'ndan reklam alabilmek için şirin bir haber yaptı!)

Yineliyoruz; biz sosyalistler için değişen hiçbir şey yok! AKP ve temsil ettiği kapitalist irade kırılmadan, emekçilerin çıkarı için tiyatro yapılamaz! Emekçilerin çıkarına aykırı davranan tiyatro esnafının bir kısmını bir arada görebilmek için TIKLAYINIZ!

Aşağıdaki haberi, Milliyet gazetesinden aktarıyoruz. (HB)


Orhan Alkaya görevden alındı

KÜLTÜR?SANAT

8 Ocak 2008’den beri Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği görevini yürüten Orhan Alkaya görevden alındı

Alkaya’nın yerine Ayşe Nil Şamlıoğlu getirildi. Sinema oyuncusu, yönetmen ve yazar Şamlıoğlu Milliyet’e “Bu çok önemli bir görev, mutluluk duydum” şeklinde konuştu. 1956 doğumlu Şamlıoğlu, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı, Tiyatro Bölümü mezunu. Şamlıoğlu, bir dönem Devlet Tiyatroları Genel Sekreterliği görevinde bulunmuştu

(Kaynak: Milliyet)

"Yedi Tepeli Aşk skandalı", "İnek skandalı", "Müsahipzade skandalı" gibi skandalların müsebbibi Kazmacıbaşı'nın yetersizliğini daha önce belirtmiştik!

Bulunmaz, Kazmacıbaşı'nı eleştiriyor. from Cemal Bulunmaz on Vimeo.

Bu videoyu 700 kişi Veoh'ta (Veoh'un uzun zaman önce kapandığını unutmayalım!); 5800 kişi de YouTube'da (YouTube'nin sık sık ve uzun zaman kapatıldığını unutmayalım!) olmak üzere toplam 6500 kişi izledi. (Ayrıca, sayacı bulunmayan bazı sitelerde de izleniyor. Örnekse bakınız: video75.com)

Tüm videolar için TIKLAYINIZ

Ayrıca bakınız: "Kazmacıbaşı'nın Şehir Tiyatroları'nı yönetemediğinin kanıtı olan haber linkleri"

***

Oyun'un notu: Ayrıca bakınız; "Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

Not: Yukarıdaki video ilk kez 13 Ocak 2008'de yayımlandı.

Yalan makinesi, küfürbaz, linç çağrıcısı, Kazmacıbaşı'nın kankası M. Demirkanlı, Ayşe Nil Şamlıoğlu'ndan reklam alabilmek için şirin bir haber yaptı!

İ.B.B. Şehir Tiyatroları’nda Görev Değişikliği…


Yaklaşık 1.5 yıldır İ.B.B. Şehir Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmenliği görevini yürütmekte olan Orhan Alkaya bugün (29 Mayıs) görevinden alındı.

Yaklaşık bir ay önce belirlenmiş olan, ancak Genç Günler’in bitmesi beklenen sürecin sonunda Ayşe Nil Şamlıoğlu, İBB Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliği’ne atandı.

Devlet Tiyatroları’nın eski yönetmenlerinden Ayşe Nil Şamlıoğlu: (1956 - İstanbul), tiyatro oyuncusu, yönetmen, yazarlık yapmaktadır.

1974 yılında İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Fakültesi'ne giren sanatçı, öğrenimini yarıda bırakarak, Almanya'ya gitti ve Frankfurt'ta dil eğitimi aldı. Burada tiyatro ile ilgilenen Şamlıoğlu, amatör tiyatro topluluklarıyla çalışmalara katıldı. Türkiye'ye döndükten sonra ODTÜ Mimarlık Fakültesi'nde eğitim gören Ayşe Nil Şamlıoğlu, ikinci kez eğitimini yarıda bırakarak Anadolu Ajansı'nda bir yıl süreyle çalışmasının yanında, özel bir reklam ajansında da çizimle ilgilendi. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı, Tiyatro Bölümü mezunu olan Şamlıoğlu, 1982 yılında Adana Devlet Tiyatrosu'nda oyuncu ve yönetmen yardımcısı olarak göreve başladı.

1988 - 1989 yıllarında Haccettepe (Yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyasının ana sponsorlarından, emek hırsızı Mustafa Demirkanlı, çaldıklarına hiç dikkat etmediği için, VİKİPEDİ'nin yanlışlıkla çift "c" olarak kullandığı "Hacettepe"yi, aynen kopyalayarak, yanlışlığı da çalmış!) Üniversitesi'nde tiyatro dersleri veren sanatçı, bir dönem Devlet Tiyatroları’nda yönetim görevi de üstlendi. Birçok ödül sahibi Şamlıoğlu İstanbul’da da birçok oyun yönetti, “Tiyatro Ödülleri-2004”de de yılın Yönetmeni ödülünü aldı.


...............................Haber Giriş Tarihi: 29 Mayis 2009

(Kaynak: Yalan makinesi, küfürbaz, linç çağrıcısı Mustafa Demirkanlı'nın Türkiye tiyatrosunu kirletmek için kullandığı site; tiyatrodergisi.com.tr)

***

Not: "Kopyala-yapıştır" kolaycılığıyla emek hırsızlığı yapan Demirkanlı, yukarıdaki haberde "VİKİPEDİ / Ayşe Nil Şamlıoğlu" maddesini kullanmasına karşın, kaynak göstermeyi asla düşünmemiş!

Ayşe Nil Şamlıoğlu, (d. 1956 - İstanbul), tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu, yönetmen, yazar.

1974 yılında İstanbul Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Fakültesi'ne giren sanatçı, öğrenimini yarıda bırakarak, Almanya'ya gitti ve Frankfurt'ta dil eğitimi aldı. Burada tiyatro ile ilgilenen Şamlıoğlu, amatör tiyatro topluluklarıyla çalışmalara katıldı. Türkiye'ye döndükten sonra ODTÜ Mimarlık Fakültesi'nde eğitim gören Ayşe Nil Şamlıoğlu, ikinci kez eğitimini yarıda bırakarak Anadolu Ajansı'nda bir yıl süreyle çalışmasının yanında, özel bir reklam ajansında da çizimle ilgilendi. Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuarı, Tiyatro Bölümü mezunu olan Şamlıoğlu, 1982 yılında Adana Devlet Tiyatrosu'nda oyuncu ve yönetmen yardımcısı olarak göreve başladı.

1988 - 1989 yıllarında Haccettepe (VİKİPEDİ, yanlışlıkla çift "c" kullanmış!) Üniversitesi'nde tiyatro dersleri veren sanatçı, bir dönem Devlet Tiyatroları Genel Sekreterliği görevinde bulundu. Tunç Başaran tarafından senaryolaştırılan ve yönetilip filme alınan Kaçıklık Diploması adlı bir eser yazan Ayşe Nil Şamlıoğlu'nun, asıl tanınışı Ferhunde Hanımlar ve Bizim Evin Halleri adları dizilerdeki rolleriyle oldu. Şehir Tiyatroları'nda ve Semaver Kumpanya gibi özel tiyatro topluluklarıyla da çalışan sanatçı, yönetmenlikle oyunculuğu birarada yürütmektedir.

(Kaynak: VİKİPEDİ)

Önemli not: Bizim yayınımızdan sonra, Mustafa Demirkanlı, "emek hırsızlığı"nın ortaya çıkmasından rahatsız olup, seve seve yada söke söke, sözde bir düzeltme yapacak ve bizim uyarımızdan asla bahsetmeyecek. Böylelikle bizi yalancı durumuna düşürüp, okurlarını eşek yerine koymuş olacak!

***

Ayrıca bakınız:

"Petersburg skandalı"

"İsmet'ler ölünce, İsmail'lere dönüşüyorlar(!)"

"Ertuğrul Günay'ın çömezi Lemi Bilgin ve Kadir Topbaş'ın çömezi Kazmacıbaşı'nın desteğiyle yaşatılan Demirkanlı, yazarların kimliklerini değiştiriyor!"

TANI BU DERGİYİ, TANI DA OKU!

Büktel "Ahmet Arif fiyaskosu"nu "GÖR"üyor!

"Türk tiyatrosu dimdik ayakta" durabilmek için Kültür Bakanlığı ve Efes Pilsen'e yaslanırken, Mustafa Demirkanlı'nın yayınlarında iyice rezil oluyor!

Sansürcü Ertuğrul Timur'un kankası, Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı tarafından yayınlanan Tiyatro... Tiyatro..., kırk yıllık "Mıho"yu "Miho" yaptı!

Yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyasının ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı, Mersin'i (nam-ı diğer İçel) Manisa sanıyor!

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!

Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için, Kazmacıbaşı'ndan sonra, Muhsin Ertuğrul'un koltuğunu Ayşe Nil Şamlıoğlu işgal etmeye başladı!

Şehir Tiyatroları'nın yeni patronu Ayşe Nil Şamlıoğlu!

Yalan makinesi ve linç çağrıcısı Mustafa Demirkanlı'nın kankası Kazmacıbaşı, Muhsin Ertuğrul'u yıkmak için getirildiği görevi bitince çöpe atıldı!

Yalan makinesi, küfürbaz, linç kampanyasının ana sponsorlarından Mustafa Demirkanlı'nın kankası; AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın emriyle Muhsin Ertuğrul'un koltuğunu işgal eden Kazmacıbaşı, görevini yerine geririr getirmez, kirli bir mendil gibi çöpe atıldı!

Haberi, linç çağrıcısı Can Törtop'un sahibi olduğu Tiyatro Dünyası sitesinden aktarıyoruz. (HB)


Orhan Alkaya görevden alındı. Şehir Tiyatroları'nın yeni Genel Sanat Yönetmeni Ayşenil Şamlıoğlu


İBB Şehir Tiyatroları'nın Genel Sanat Yönetmeni bugün alınan bir kararla değişti.

Yaklaşık 1.5 yıldır Orhan Alkaya'nın yürüttüğü göreve Ayşenil Şamlıoğlu getirildi.

Gelişmeleri tiyatrodunyasi.com adresinden takip edebilirsiniz...

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)
..........................Çetinkaya,

Can Doğan'ın yazısından gerekli ahlak dersini çıkaramadığı anlaşılan (ve yine de linç kampanyasının ana sponsoru sansürcü yayıncıların en az kirlisi saydığımız) kirli yayıncı Can Törtop'a; kendisini (yani Çetinkaya'yı) sansürlemesinin, hukuk tekniği bakımından sorunsuz görünse de, vicdan bakımından asla kabul edilemez bir samimiyetsizlik içerdiğini

........................"kanıtlıyor"


Sözde Temiz Tiyatro Yayıncılığı Kampanyası Tertipçilerinden Can Törtop’un “Beni Bağlamaz” Diyerek Yayımlamayı Reddettiği Bir Açıklama ve Kınama


Feridun Çetinkaya / 27 Mayıs 2009


"Tekrar Merhaba Can,Burak Caney takma adlı internet korsanı yayıncıyı desteklediklerini açıkça itiraf etmiş kişilerle omuz omuza vererek, işbirliği yaparak, doğrudan doğruya tiyatro yazarı Coşkun Büktel ve tiyatrocu Hilmi Bulunmaz'ı hedef göstermekten başka hiçbir amacı olmadığı son derece açık bir şekilde ortada olan, (bak bir kere bu çok önemli) 'çitfe standartlı', kirli ve şaibeli bir linç kampanyasının tertipleyicisi durumundayken ve halihazırda sahibi ve editörü olduğun internet sitesinin en gözalıcı köşelerinden birinde bu kampanyanın propagandasını yapan bir banner kullanırken, yani açıkça en hafif deyimiyle 'sorumlu' durumdayken, hangi hakla bana akıl ve ders vermeye kalkışabiliyorsun şaşıyorum."


Çetinkaya'nın Can Törtop'u kınayan yazısını...

...Törtop'un o yazıyı sitesinde yayımlamayı reddetmesi üzerine, Çetinkaya ile Törtop arasında gerçekleşen yazışmayı...

Çetinkaya'nın sitesindeki özgün mizanpajıyla okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

28 Mayıs 2009 Perşembe

Hayatı SAĞdan SOLa doğru okuyanların LİNÇ ÇAĞRISI yaptığı bir süreçte, Temel Demirer de resmi linç tezgâhıyla korkutulmak isteniyor; ama herşey nâfile

TEMEL DEMİRER ALTI AY HAPSE MAHKÛM OLDU


Yazar Temel Demirer, 11 Ağustos 2007 tarihinde, Yedinci Munzur Kültür ve Doğa Festivali kapsamında düzenlenen bir panelde yaptığı konuşma nedeniyle, 7 Mayıs 2008’den bu yana Malatya Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava sonucu, 28 Mayıs 2009 günü 6 ay hapisle cezalandırıldı.

Demirer’e dava Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2 ve “terör örgütü propagandası” “suç”unu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun 53/1 maddelerinden açılmış, dava süreci içerisinde savcı, iddianamede değişikliğe giderek Demirer’in “suçu ve suçluyu övme”den, yani TCK’nın 215. maddesinden mahkûmiyetini talep etmişti.

Ne ki, savcının iddianamesine dayanak oluşturan Tunceli Emniyeti’nin üç sayfalık kaset çözüm tutanağında 74 kez “anlaşılamadı” ifadesi yer almaktaydı; ve davanın ilk duruşmasında mahkeme heyeti Demirer ve avukatının itirazını haklı bularak ses kayıtlarının Malatya Emniyeti’ne gönderilmesine karar vermişti. Malatya Emniyeti’nce de çözülemeyen kasetler, sırasıyla İstanbul Adli Tıp Kurumu’na, buradaki deşifrasyon işlemi de başarısız olunca Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Laboratuvarı’na gönderilmiş ve çözülemeden mahkemeye iade edilmişti. Bir başka deyişle Malatya Ağır Ceza Mahkemesi içerisinde 74 kez “anlaşılamadı” ibaresi bulunan, çözümlenebilen kısımlarda ise bariz hatalar taşıyan (örneğin Temel Demirer’in “emperyalist politikalar” ifadesi, “Ermenist politikalar” (?) olarak geçmekte tutanakta…) bir tutanağa dayanarak verdi mahkûmiyet kararını…

Ağır Ceza Mahkemesi’nce TCK’nın 215. maddesine istinaden, “sanığın tutumunu mahkeme önünde de ısrarla sürdürmesi” gerekçesiyle “takdiren ve teşdiden” altı ay olarak belirlenen hapis cezasının, Demirer’in Zonguldak’ta yaptığı bir konuşmadan dolayı 2003 yılında cezaya çarptırılmış olması nedeniyle, ertelenemeyeceği ve para cezasına çevrilemeyeceği de kararda belirtiliyor. Yanı sıra, infazdan sonra Demirer’e “denetimli serbestlik” uygulanması hükme bağlanıyor.

Temel Demirer, aynı zamanda, Hrant Dink’in katledilmesinin ardından Ankara’da düzenlenen bir protesto toplantısında yaptığı bir başka konuşma nedeniyle, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’nde TCK 301. maddeden yargılanıyor. Demirer’in davası, bilindiği gibi, 301. maddeye ilişkin davaların sürdürülmesini Adalet Bakanlığı iznine bağlayan yasa değişikliğinin ardından Bakanlığın izin verdiği ilk dava olma özelliğini taşıyor. Bu davanın önümüzdeki duruşması ise, 29 Mayıs 2009 Cuma günü (yarın) saat 9.00’da Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

Temel Demirer hakkındaki hüküm, “demokratikleşme” vaat ve söylemlerinin kofluğunu, T. C. Devleti’nin düşünceyi ve düşündüklerini ifade etme eylemini “suç” olarak görüp cezalandırma geleneğinden vaz geçmeye niyetli olmadığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Mahkûmiyet kararını şiddetle protesto ediyor, kamuoyunu bu konuda duyarlı olmaya çağırıyoruz.

Ankara Düşünce Özgürlüğü Girişimi

***

Yalan makinesi ve küfürbaz Mustafa Demirkanlı'nın sözde küfre karşı kampanyasına alet olanların imzaladıkları metni ve alet olanları teşhir ediyoruz!