28 Şubat 2009 Cumartesi

Fakirlerin sınıf atlama düşlerini sıcak tutan Oscar, kitlelere yaptığı aşılarla, emperyalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesine yardımcı oluyor

Yıl 1929

1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, 1929'da başlayan (etkilerini ancak 1930 yılının sonlarında tam anlamıyla hissettiren) ve 1930'lu yıllar boyunca devam eden ekonomik buhrana verilen isimdir. Buhran, Kuzey Amerika ve Avrupa'yı merkez almasına rağmen, dünyanın geri kalanında da (özellikle de sanayileşmiş ülkelerde) yıkıcı etkiler yaratmıştır. (Bakınız: VİKİPEDİ)

***

Akademi Ödülleri, bilinen adıyla Oscar, dünyada en bilinen film ödüllerinden biridir. Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi (Academy of Motion Picture Arts and Sciences) tarafından 1929'da Los Angeles'da verilmeye başlandı. Törenler yılda bir kez ve çoğunlukla Şubat ayında yapılır. (Bakınız: VİKİPEDİ)

***

Yıl 2009

Dünya, yeniden ekonomik bunalım kıskacında.

***

‘Milyoner’in çocukları kahraman gibiler


Oscar ödüllü 'Varoş Milyoneri' filminin çocuk yıldızları, ülkelerinde kahramanlar gibi karşılandı

MUMBAİ - ' Varoş Milyoneri' filminin küçük yıldızları, ABD’deki Oscar ödül törenine katıldıktan sonra Hindistan’a döndü. Mumbai havaalanında toplanan yüzlerce kişi çocuklara sevgi gösterisi sundu.

Çocuklara havaalanındaki kalabalık yüzünden onlarca polis eşlik etmek zorunda kaldı.

Hayatla mücadelesine Hindistan’ın Mumbai kentinin kenar mahallesinde başlayan bir çocuğun zorluklar içindeki büyüme sürecini, bir aşk hikayesini de içine katarak, katıldığı bir yarışma programı çerçevesinde ele alan 'Varoş Milyoneri', en iyi film, en iyi yönetmen, en iyi uyarlama senaryo, en iyi görüntü yönetmeni, en iyi ses miksajı, en iyi kurgu, en iyi film müziği ve en iyi orijinal şarkı dalında 8 Oscar almıştı. (aa)

(Kaynak: Radikal)

***

Oyun'un notu: Bakınız;
"Emperyalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için gündüz düşleri görmemize neden olan Oscar, Hint yoksulluğunu örtebilecek gölgeye sahip mi?"
"Fakirlerin sınıf atlama düşlerini sıcak tutan Oscar, kitlelere yaptığı aşılarla, emperyalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesine yardımcı oluyor"

Ertuğrul Günay'ın çömezi Lemi Bilgin ve Kadir Topbaş'ın çömezi Kazmacıbaşı'nın desteğiyle yaşatılan Demirkanlı, yazarların kimliklerini değiştiriyor!

Hilmi Bulunmaz
28 Şubat 2009


AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın Kazmacıbaşı olarak Şehir Tiyatroları'nın başına bela ettiği Örhan Alkaya tarafından sansür edilen Yedi Tepeli Aşk oyununun yazarlarından Evrim Yağbasan, Tiyatro... Tiyatro... dergisinin dayatmasıyla "Evrim Yağcılar" olarak kimlik değiştirmek zorunda kaldı!

(Bakınız: Şubat 2009, sayı; 198, sayfa; 44)

Kürtlerin adlarını değiştiren Türkler, Türklerin adlarını değiştiren Bulgarların açtığı yolda kaz adımlarıyla yürüyen Tiyatro... Tiyatro... dergisi sahibi Mustafa Demirkanlı, daha önce de, Peter Brook'un kimliğini "Petersburg" ve İsmet Küntay'ın kimliğini "İsmail Küntay" olarak değiştirmişti!

(Bakınız: "Petersburg skandalı" ve "İsmet'ler ölünce, İsmail'lere dönüşüyorlar(!)")

AKP'li Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'ın çömezi Lemi Bilgin ve AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın çömezi Kazmacıbaşı tarafından verilen reklamlarla ayakta tutulan Demirkanlı, dergisini adeta Belene Kampı'na çevirdi!

Benden ve halkımdan zorla alınan vergileri, Tiyatro... Tiyatro... dergisine verdikleri reklamla çarçur eden Devlet Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Lemi Bilgin ve Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Kazmacıbaşı, Demirkanlı'nın kimlik değiştirme operasyonunu, bile bile destekliyorlar. Bu kimlik değiştirme durumunu destekleyen Lemi Bilgin ve Kazmacıbaşı'nı esefle kınıyorum!

TAKSAV'ın 11 kişilik Danışma Kurulu, 12 Mart Faşizmi Bakanı'na, 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nde ödül verdiği bir süreçte, Şarlo okuyunuz

ŞARLO Sitesi Yenilendi!


Önümüzdeki günlerde yayın hayatına başlayacak politik mizah dergisi ŞARLO’nun resmi web sitesi yenilendi.

www.sarlodergisi.com adresinden yayın yapan sitede, Şarlo’da yer alacak bölüm başlıkları, ürün gönderme formu, bize gelenler bölümü, logo anketi, Şarlo albümü, e-bülten üyeliği, temsilcilik ve iletişim bölümleri yer alıyor.

Sitede yer alan "Bize Gelenler" başlıklı bölümde, dergiye ulaşan karikatür, öykü, logo, illüstrasyon ve duvar yazıları sergilenirken, yeni ürün göndermek isteyenler için de mail formu yer alıyor. Ayrıca bu bölümde ürün gönderme koşullarıyla ilgili bilgiler de yer alıyor.

"Şarlo Logosu İçin Oy Verin" başlıklı bölümde ise şimdiye kadar dergiye ulaşan logo örnekleri, anket formunda oylamaya sunuluyor. Şarlo Dergisi’nin logosunu belirleyecek yarışmaya katılmak için son tarih ise 5 Mart 2009.

Sitede, Charlie Chaplin’in ölümsüz karakteri Şarlo’ya ait "Şarlo Albümü" de bulunuyor. Şarlo Albümü’nde birbirinden ilginç fotoğraflar, videolar ve animasyonlar yer alıyor.

Şarlo Dergisi’yle ilgili gelişmelerden haberdar olmak için www.sarlodergisi.com sitesini ziyaret ediniz.

İletişim:
mizah@sarlodergisi.com
0216 349 91 55
Caferağa Mahallesi Damga Sokak No:17 Kat:2 Kadıköy / İstanbul

İŞTİSAN, AKP'li "artist başkan" Kadir Topbaş'ın Kazmacıbaşı olarak atadığı Örhan Alkaya'yı (sansürü) savunurken, Kemal Kocatürk sansüre karşı çıkıyor!

.......................................Kemal Kocatürk


.........."İŞTİSAN, faşist unsurların sanatımıza olan saldırılarından oluşan bir tarihçe de çıkararak, ufuktaki "faşizmin korku ve sefaletine" adeta çanak tutmaktadır. Elbette bu, bugünkü Şehir Tiyatroları yönetiminin "sansür" bazlı uygulamalarını hoş göstermek şekliyle de tanımlanabilir. İŞTİSAN'ın yapmış olduğu bu sorgulamayı tekrar gözden geçirmesini, yaptıkları hatalarla, faşizmin yataklığını yapanlara arka çıkıp, aklamak yerine, sanatımıza, kurumumuza sürülmüş bu kara lekeyi temizlemeye çalışmak daha erdemli bir tutum olur kanaatindeyim. Ben bir Şehir Tiyatroları çalışanı olarak, İŞTİSAN'ın, yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü, açıklamış olduğu bildirisine katılmıyor, bu korkak ve işbirlikçi tutumunu kınıyorum.Çünkü sansür, sansürdür.Çünkü yanlış, yanlıştır. Yanlış, peşinden bir çok yanlışı getirir. Yanlışa, yanlış demek yerine, yanlışı, doğru gibi göstermeye çalışmak, çok daha büyük bir yanlıştır. Gelin bu yanlış seviciliğinden, korku üreterek, sansürü ve sanat kıyıcılığının çoğalarak yürümesine arka çıkmaktan vazgeçin ve tiyatromuz üstünde oluşturulmuş bu kara lekeyi el birliğiyle temizlemenin erdemini paylaşın."


Yukarıdaki paragrafı, Kemal Kocatürk'ün aşağıda yayınladığımız yazısından cımbızlayarak, biz oluşturduk. Kocatürk'ün aşağıdaki yazısına; parantez içerisinde bazı sözleri biz ekleyip, bazı sözleri biz kırmızıyla belirgin hale getirdik. (HB)


***


İŞTİSAN KİMİN DERNEĞİ?…


Kemal Kocatürk
28 Şubat 2009


26 Şubat 2009 tarihinde İŞTİSAN (İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği) bir bildiri yayınlayarak, Şehir Tiyatroları'nda yaşananların bir kısa özetinden sonra, hangi tutumun, nasıl ve nereye kadar alınacağına dair saptamalar yapmıştır. Bu saptamaların özünde doğruluk payları olmakla birlikte, geçmişteki faşist unsurların sanatımıza olan saldırılarından oluşan bir tarihçe de çıkararak, ufuktaki "faşizmin korku ve sefaletine" adeta çanak tutmaktadır. Nasıl mı? Korkunun üretilip, çoğaltılmasına katkıda bulunarak tabii.

Bunu da, 70'li yıllardan bir demet korku türevini taçlandırarak yapıyor olması çok manidar. 2009 yılında böylesi bir korkuyu çoğaltmaktaki amaç ne olabilir? Elbette bu, bugünkü Şehir Tiyatroları yönetiminin "sansür" bazlı uygulamalarını hoş göstermek şekliyle de tanımlanabilir. Yapılan uygulamanın adı, "idari karar" olarak geçse de bal gibi sansürdür. Bunun gibi adı "geçici" olan tedbirler elbette alınabilir. Ama bu, her zaman en son çare olmalıdır. Bu tür "sansür" bazlı kararlar alınmadan önce, bu devletin kolluk kuvvetleri olduğunu unutmamak gerekir. Toplumu, bireyi, böylesi saldırılardan korumak, öncelikle devletimizin kolluk kuvvetlerinin görevidir. Bahsi geçen şekilde bir tehdit gelip, gelmediğinin bile şüpheli olduğu bu tür durumlarda, oyunlarımızı, korkarak sahnelerimizden indirmek yerine, böylesi tehditlerin kaynağının araştırılmasını devletimizin polisine, savcısına bırakmak daha yerinde bir davranış olmaz mı? Ama bu tür bir uygulamayı seçmek yerine, "sansür" kıvamlı yollara tevessül edip, sonra da bu durumu mazur göstermeye çalışmak, ayıptır. Hele ki, böylesi bir ayıbın da, Şehir Tiyatroları çalışanlarını temsil ettiğini söyleyen bir dernek tarafından muğlak bir biçimde hoş gösterilmeye çalışılması ise ayıbın ayıbıdır. Korkunun tacirliğini üstlenmek bir sanatçı derneğine düşmemeli ve düşmez de.

Üretilen bu korku, bir gün hepimizi içine alır ve sanatımızın önünde bir cellat kıyıcılığına dönüşüverir. Hepsinden acısı da, bundan sonrası için kaygı oluşturmuş olan bir durumu, böylesi bir tutumla aklayarak, bu tür yeni vakaların oluşmasına sebebiyet verilmesidir. Sanatçının üretme özgürlüğünden yana olmak, sanat erklerinin uygulamalarını körü körüne desteklememekten, sorgulamaktan geçer elbet. İŞTİSAN'ın yapmış olduğu bu sorgulamayı tekrar gözden geçirmesini, yaptıkları hatalarla, faşizmin yataklığını yapanlara arka çıkıp, aklamak yerine, sanatımıza, kurumumuza sürülmüş bu kara lekeyi temizlemeye çalışmak daha erdemli bir tutum olur kanaatindeyim. Unutulmamalıdır ki, İŞTİSAN, Şehir Tiyatroları çalışanlarının ancak 1/5'ini temsil etmektedir. Buna rağmen, Şehir Tiyatroları çalışanları adına söz söyleme hakkına sahiptir. Tabii ki Şehir Tiyatroları hepimizin malıdır ve hepimizin kurumumuz için söz söyleme hakkı bakidir. Ben bir Şehir Tiyatroları çalışanı olarak, İŞTİSAN'ın, yukarıda belirttiğim nedenlerden ötürü, açıklamış olduğu bildirisine katılmıyor, bu korkak ve işbirlikçi tutumunu kınıyorum.

Çünkü bahsi geçen oyun (Yedi Tepeli Aşk), dört ayrı süzgeçten geçerek seyirci önüne çıkmıştır. "Sansür" demiyorum, dikkat! "Süzgeç"! O ne mi?

1. Bu oyun (Yedi Tepeli Aşk) "Genç Günler" adı altında sahnelendi ve beğenilirse ve de genel repertuara uygun düşerse, İBŞT'nin biletli izleyicisinin önüne çıkartılacağıydı.

2."Genç Günler" kapsamında sergilenen oyun (Yedi Tepeli Aşk), tiyatromuzun yöneticileri tarafından izlenip, beğenilip, genel repertuara uygundur denildiğiydi.

3. "Genç Günler" kapsamında beğenilip, dramaturgiye sunularak, dramaturg arkadaşlarımızın raporları neticesinde repertuar kuruluna sunulduğuydu.

4. Repertuar kurulu tarafından kabul edilerek, yönetim kurulunun önüne gelen oyun (Yedi Tepeli Aşk), yönetim kurulu tarafından da onaylandığıydı.

Şimdi tüm bu süzgeçler sonucunda seyirci ile buluşan bu oyunda, bahsi geçen mesele çok tedirgin edici, tiyatroyu yıktırıcı, yaktırıcı bir boyutta idiyse, az önce sözünü ettiğimiz tüm bu süzgeçler demek ki bir işe yaramamış. Yaramıyorsa da tüm bu süzgeçlerden vazgeçilmeli demez mi birileri? Der elbet.

Ama bunu diyen ben olmayacağım.

Ben işin etik yanıyla ilgiliyim.

Bir oyun, tüm bu süzgeçler neticesinde ışıklar altına çıkıp, binlerce seyirciyle aylarca buluşuyorsa, birilerinin eleştirisine, dedikodusuna, yazdığına, çizdiğine -ne aklınıza geliyorsa- göre hareket edilip de, oyunun (Yedi Tepeli Aşk) kaldırılmasını son derece vahim bulurum.

Çünkü sansür, sansürdür.

Zira günü kurtarırken, yılı ve yılları devirmeyelim. Bu karar, belki şimdilik birilerini memnun etmiştir ama uzun vadede kimin işine yarayacağını lütfen bir daha düşünelim.

Hulâsa, vaziyet bu durumdayken, muğlak bir biçimde İŞTİSAN'ın bu yanlışları aklama çabasının arkasında ne olduğunu bilemiyorum. Çünkü yanlış, yanlıştır. Yanlış, peşinden bir çok yanlışı getirir. Yanlışa, yanlış demek yerine, yanlışı, doğru gibi göstermeye çalışmak, çok daha büyük bir yanlıştır. Gelin bu yanlış seviciliğinden, korku üreterek, sansürü ve sanat kıyıcılığının çoğalarak yürümesine arka çıkmaktan vazgeçin ve tiyatromuz üstünde oluşturulmuş bu kara lekeyi el birliğiyle temizlemenin erdemini paylaşın.

(Kaynak: tiyatronline.com)

***

Oyun'un notu: Bakınız;
"İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği, AKP'li 'artist başkan' Kadir Topbaş'ın Kazmacıbaşı olarak atadığı Örhan Alkaya'yı (sansürü) savunuyor!"

12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /8

Prof.Dr. Sevda ŞENER


1928 yılında İstanbul’da doğdu. İlköğrenimini Anadolu'nun çeşitli il ve ilçelerindeki devlet okullarında, orta öğrenimini Ankara Maarif Koleji ve Eskişehir Lisesi'nde yaptı. 1950 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Kürsüsü’nden mezun oldu. 1958 yılında Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde açılan Tiyatro Enstitüsü'nün ilk asistanı olarak akademik kariyerine başladı; 1962'de "Musahipzade Celal ve Tiyatrosu" konulu tezi ile doktor unvanı aldı. Tiyatro bilimi konusunda bilgisini geliştirmek üzere Bristol Üniversitesi'nin Dram Bölümü'nde iki dönem, Viyana Üniversitesi Tiyatro Bilimi Enstitüsü'nde de bir dönem seminerlere ve derslere katılan Şener, daha sonra DTCF Tiyatro Kürsüsü'nde doçent (1967) ve profesör (1972) ünvanlarını aldı.

1976-1981 ve 1985-1993 yıllarında DTCF Tiyatro Bölümü başkanı olarak görev yaptı. Ayrıca Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, Hacettepe Üniversitesi Ankara Devlet Konservatuvarı'nda, Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Tiyatro Bölümü'nde, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü'nde ve Yeditepe Üniversitesi'nde tiyatro kuramları, estetik, eleştiri kuramları, modern ve modern sonrası tiyatro, metin çözümlemeleri, dramaturgi, çağdaş Türk tiyatro yazını konularında lisans ve yükseklisans düzeyinde dersler verdi.

Türk kültür tarihine değerli katkılarından ötürü pek çok ödül kazanan Sevda Şener, 1999 yılında Muhsin Ertuğrul Afife Ödülleri kapsamında aldığı Özel Ödül'ün kendisi için ayrı bir yeri olduğunu söylüyor. Şener'in kazandığı diğer ödüller arasında Avni Dilligil Jüri Özel Ödülü (1990), Tiyatro ve Televizyon Yazarları Derneği Hizmet Ödülü (1990), İtalya Adelaide Ristori Ödülü (1992), Kültür Bakanlığı Tiyatro Eleştiri, İnceleme ve Araştırma Ödülü (1993), Nisa Serezli Tiyatroda Yılın Kadını Ödülü (1994), Ankara Sanat Kurumu Onur Ödülü (2002), Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Emek Ödülü (2004) bulunuyor.

Musahipzade Celal ve Tiyatrosu (1963), Çağdaş Türk Tiyatrosunda Ahlak, Ekonomi, Kültür Sorunları (1971), Çağdaş Türk Tiyatrosunda İnsan (1972), Dünden Bugüne Tiyatro Düşüncesi (1982), Oyundan Düşünceye (1993), Yaşamın Kırılma Noktasında Dram Sanatı (1997), Cumhuriyetin 75. Yılında Türk Tiyatrosu (1999), Nâzım Hikmet'in Oyun Yazarlığı (2002), İnsanı Geçitlerde Sınayan Sanat Dram Sanatı (2003) adlı kitaplarını yazdı. Türkçe ve İngilizce olarak yayımlanmış çok sayıda araştırma, inceleme, eleştiri yazıları, makaleleri, bildirileri vardır.
9. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali (2004) "Emek Ödülü"nü alan Prof.Dr. Sevda ŞENER, Uluslararası Tiyatro Enstitüsü Türkiye Milli Merkezi (ITI), Tiyatro Eleştirmenleri Derneği, Felsefe Kurumu, Dil Derneği, Edebiyatçılar Derneği üyesidir.

(Kaynak: TAKSAV)

***

"'Özdemir Nutku skandalı', 'Talât Halman skandalı' gibi skandallarla iyice kötürüm olan tiyatro dünyası, ödül papazlarının vaftiziyle ayakta duruyor(!)"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /1"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /2"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /3"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /4"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /5"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /6"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /7"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Halman'a Emek Ödülü veren TAKSAV 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali Danışma Kurulu üyelerini tanıtıyoruz /8"

***

Oyun'un notu: Bakınız; "Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf Emek Ödülü verdi / 9

"İmla bakımından değme Amerikalıyı, İngilizi cebimden çıkarırım." diyen Talât Sait Halman


Cahide Birgül - Robert Koleji'nden memnun muydunuz?

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) "Emek Ödülü" verdiği 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman - Robert Koleji'nde sıkıntılı bir hava vardı aslında. Bizim arkadaşlar arasındaki hayatımız çok eğlenceliydi ama, o zaman ki Robert Koleji'nin disiplini şimdikinden çok daha sıkı ve sertti. Yabancı hocalar da, Türk hocalar da öyleydi. Hele Türk hocalardan kimisi gaddar denecek kadar sert ve cahildiler... Bu tipler daha da kötü olurdu, çünkü cahilliklerini gizlemek için gaddarlık yaparlardı. Bazı hocalarımı o yüzden nefretle hatırlıyorum. Bir sıkıntımız da 2. Dünya Savaşı sırasında Avrupa'dan gelen mülteci hocalardı. Tamamıyla siyasi nedenlerle ya da merhamet yüzünden alınmışlardı Robert Koleji'ne. Aralarında kimya hocalığı yapan banka memurları bile vardı. Bazı Amerikalıların kültürünün çok sığ olmasından şikâyetçiydik. Türk kültürünü küçümseyen hocalar da vardı. Onlara alınırdık. Ama Robert Koleji'nde büyük avantajlar da bulduk. Bunların birkaçını yıllarca minnetle, şükranla andım. Ve her vesileyle dile getiriyorum. Örneğin İngilizcenin çok iyi öğretilmesi... Çok iyi İngilizce hocalarımız vardı. Gramer üzerinde çok dururlardı. Bunun yararlarını ben ömür boyu yaşadım. Gramerim bu nedenle kusursuz oldu. Zannederim hayatım boyunca hiç gramer hatası yapmadım. Yazarken de konuşurken de... İmla bakımından değme Amerikalıyı, İngilizi cebimden çıkarırım.


aklın yolu bindir "Talat S. Halman Kitabı"
Söyleşi: Cahide Birgül
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Birinci Basım Mayıs 2003
Sayfa 52

Ayrıca bakınız: "Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV) 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talât Sait Halman’a verdiği 'Emek Ödülü' haber linkleri"

27 Şubat 2009 Cuma

Her zaman maval okuyan Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk, seçim sürecine girilince, her konuda olduğu gibi, Dağlarca konusunda da masal okuyor!

Dağlarca'nın mezarını Kadıköy Belediyesi yaptıracak


Geçen ekim ayında kaybettiğimiz şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın mezarını Kadıköy Belediyesi yaptıracak. Önceki gün Zaman'da yayımlanan 'Dağlarca'nın mezarında adı yok' başlıklı haberin ardından Kadıköy Belediyesi bir açıklama yaptı.

Açıklamada "Büyük şairimiz sağlığında kendisiyle yakından ilgilenen uzun yıllar oturduğu, Fazıl Hüsnü Dağlarca Sokağı'nda bulunan evini Kadıköy Belediyesi'ne Dağlarca'dan Gökyüzü adıyla anısının yaşatılması ve gençlere açılması, gelecek nesillerin onu daha yakından tanıması için bağışlamıştı. Eviyle ilgili Sulh Hukuk Mahkemesi'ndeki yasal süreç devam etmektedir. Kadıköy Belediyesi, şairimizin adına yakışır bir anıt mezar yapımı için hazırlıkları sürdürmektedir. Mezarı, belediyemiz tarafından yapılacaktır." ifadelerine yer verildi.

(Kaynak: Zaman)

***

Oyun'un notu: Ayrıca bakınız; "Cumhuriyet gazetesinden Zaman gazetesine dek, birçok yayın organının müşteri kazanmak için kullandığı Dağlarca'ya, öldükten sonra kimse sahip çıkmıyor"

Çürüyen hükümetlere karşı yapılan en küçük eylemin bile işkenceyle bastırılmak istendiği dünyada, PEN Kenya Başkanı Filo İkonya, şiddete maruz kaldı!

PEN Kenya Başkanı'na Polis Saldırısı


PEN Kenya Başkanı devlet saldırısına uğradı. PEN Türkiye protesto etti.

Dünya Yazarlar Birliği PEN’in Kenya Başkanı Filo İkonya 18 Şubat günü hiperenflasyon ile 10 milyon Kenyalıyı tehdit eden açlığa dikkat çeken barışçı bir gösteri üzerine tutuklandı. Birkaç gün gözaltında tutulduktan sonra kefaletle serbest bırakılan İkonya yazar ve insan hakları eylemcisi. Polis şiddetine maruz kaldığı için kaldırıldığı hastaneden yeni çıkan Filo İkonya “Suskunluk istiyorlar,” dedi. PEN Türkiye Başkanı Tarık Günersel ile Hapisteki Yazarlar Komitesi Başkanı Halil İbrahim Özcan bu haksızlıktan ötürü Kenya Devlet Başkanı ile polise protesto, Başkan İkonya’ya ise dayanışma mesajı iletti.

(Kaynak: PEN)

Coşkun Büktel, TEB öfkesinin, "Şişli Belediyesi skandalı"nda yaşanan usulsüzlükleri deşifre etmeye kalkışacak kadar krize dönüşmediğini dile getiriyor

Coşkun Büktel
27 Şubat 2009


Öfkeliler ama, yarışmanın hem jüri üyesi hem de en iyi yazar ödülünün sahibi olmak gibi bir kurnazlığa tenezzül edebilen Tuncer Cücenoğlu'nu kınayacak kadar da öfkeli değiller; örneğin, kendilerini kaybedip de Cücenoğlu'nun adını deşifre etmeye kalkışacak kadar öfke krizine kapılmış değiller

ELEŞTİRMENLER ÖFKELİ: "TİYATRO SANATI SİYASAL TEZGÂHA ALET OLMAMALI"


Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB), "2009-Şişli Belediyesi Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri"nde yaşanan usulsüzlükleri, haber biçiminde hazırlanmış oldukça çifte standartlı bir bildiriyle güya kınadı. Bildiride, bazı suçlular (örneğin kendi organizasyonu eliyle kendine ödül vermiş gibi görünen Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül) isim vermeden de olsa deşifre edildiği halde, bizzat kendi kendine ödül vermiş olan Tuncer Cücenoğlu'nun suçuna ima biçiminde bile olsa değinilmedi.

Kısacası, seçici kurulu, "etik değerleri hiçe sayan bir tutum sergilemesi" nedeniyle eleştiren TEB'in; kendisinin de etik değerlerle fazla tanış olmadığı, bizzat, etik değerlere özen talep eden o gayrı etik bildiriden bile anlaşılıyor.

TEB'in eleştirel(!) bildirisini, Hilmi Bulunmaz tarafından yazılmış sunuş yazısıyla birlikte okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

***

Oyun'un notu: Bakınız;
"Şişli Belediyesi, AKP'nin yaptığı gibi; halka, yanmayan kömür, yenmeyen pirinç, kullanılmayan beyaz eşya dağıtmak yerine, vasat tiyatrocular sunuyor!"
"Şişli Belediyesi, tiyatroculara sadaka dağıtırken, Zaman gazetesi de bize ait olan 'körler sağırlar, birbirini ağırlar' yorumunun kaynağını gizliyor!"
"Şişli Belediyesi, vasat tiyatroculara sadaka dağıtırken, Tuncer Cücenoğlu, hem jüri üyesi ve hem de 'En Başarılı Yazar' olarak bir skandala imza attı!"
"Şişli Belediyesi; Tuncer Cücenoğlu, Dilek Türker gibi tiyatro yoksunu ve yoksulu kişileri kötü emellerine alet ederek, Türkiye tiyatrosunu kirletiyor!"
"'Şişli Belediyesi skandalı'na, Mustafa Demirkanlı'nın Internet sitesi bile müdahale etmek zorunda kalınca, Özlem Özdemir, dişe dokunan bir yazı yazdı!"
"Coşkun Büktel, TEB öfkesinin, 'Şişli Belediyesi skandalı'nda yaşanan usulsüzlükleri deşifre etmeye kalkışacak kadar krize dönüşmediğini dile getiriyor"

"Şişli Belediyesi skandalı"na, Mustafa Demirkanlı'nın Internet sitesi bile müdahale etmek zorunda kalınca, Özlem Özdemir, dişe dokunan bir yazı yazdı!

Ödül mü Dediniz, Nerede, Hani Bize?


Özlem Özdemir
27 Şubat 2009


Genel Türkçe Sözlüğe göre Ödül: 1. Bir başarı karşılığında verilen armağan, mükâfat 2. Bir iyiliğe karşılık olarak verilen armağan, mükâfat.

Anlamı yukarıda yazılı olan ödül, bir mekanizma olarak her yıl pek çok sektörde düzenli olarak veriliyor. Tiyatro dünyasının da her geçen yıl sayısı artan tiyatro ödülleri oluyor. Birileri tiyatro yok oluyor derken birileri de tiyatroyu adeta yeniden keşfediyor! Bu köhne sanat dalı birden bire politikacılar dâhil herkesin gözbebeği mi oluyor ne? Şaşırtıcı doğrusu. Nasıl her oyuncu tiyatro için televizyondan para kazanıyorsa, bazı kurum ve kişiler de tiyatronun yaşaması için ödül mekanizmaları olması gerektiğini düşünür oldular... Tiyatro adına düzenlene ödüller ile ilgili her yıl çeşitli spekülatif yorumlar, tartışmalar olduğunu biliyoruz. Bunları yeniden deşmeye gerek yok…

2009 yılında bir de baktık ki nur topu gibi bir ödülümüz daha olmuş. Oysa hamileliğine bile şahit olmamıştık, tuhaf doğrusu. Şişli Belediyesi’nin sanata ve sanatçıya duyarlı yaklaşımı(!) sebebiyle düzenlemeye karar verdiği Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri 22 Şubat Pazartesi akşamı Cevahir Otel’de sahiplerine verildi. Bundan öncesinde duyurusunun yeterince yapılmadığını düşündüğüm ödüllerin niteliğini anlamak üzere (davet edilmemiş bir basın mensubu olarak) aynı zamanda adaylardan biri olan Kemal Yiğitcan ve eşi Gülay ile birlikte yola koyulduk. Cevahir Otel’e gittiğimizde, kendimizi çocukken katıldığımız mahalle düğünlerinin havasında buluverdik. Ama çıkarken bize kutu içinde meyse suyu vermemiş olmamalarına da alındım doğrusu, bari mizansen tam olsaydı da çocukluğumun karesi eksik kalmasaydı diye şımarıklık etmeyeceğim şimdi, konumuz bu değil. Kemal adaylardan biri olduğu için herhalde ona ayrılan bir yer vardır diye düşündük, her ne kadar Kemal yer heveslisi gibi görünmek istemediğinden sormak istemese de, en azından geldiğinin bilinmesi açısından gidip yerini sormanda fayda var ısrarımıza dayanamayıp gitti. Ancak Belediye Başkanı geldiği için ayakta durmamamız gerektiği, boş bulduğumuz bir yere oturmamız gerektiği tavsiyesiyle geri geldi. Biz de denileni yaptık, iyi ki öyle yaptığımızı o anda bilmiyorduk. Tören başladı efendim. Belediye bünyesinde yapıldığından, edilmesi gereken teşekkürler edildi. Sayın Sarıgül’ün bir seçim mitingindeymiş gibi süren konuşmasını her halde bu aralar gündeminde seçim oluşuna verdim. Ama “sanatçının mutfakta tenceresi kaynayacak ki sanatını rahat yapabilsin” ifadesiyle az daha dilimi ısırıyordum. Üzerine “sanatın siyasetle aynı olduğunu” söylediğinde ben artık kendimde değildim, bir an bulunduğum ortama yabancılaştım, acaba DSP’nin seçim toplantısına mı geldim diye sağıma soluma baktım ama yok gelmemişim, neyse ki o kadar kendimden geçmemişim… Efendim bu uzun konuşmanın ardından sıra ödüllere geldi. Sevgili Kemal’in ödül almasına önce sevindik çünkü emeğinin karşılığını aldığını biliyorduk. Ancak sonraki gelişmeler bu düşüncemizi de yerle bir etmeyi bildi. Oyun yazarı ödülü aynı zamanda jüri üyesi olan Tuncer Cücenoğlu’na verilince ilk artçı sarsıntı geldi. Ama bitmeyecekti. En İyi Kostüm Tasarımcısı “Tiyatro Kedi ve İBBŞT” arasında paylaştırılırken, En İyi Oyun Müziği “Tiyatro Kedi”, En Başarılı Çevirmen “ Tiyatro Ayna” ya verildi. Bitmedi!.. En Başarılı Uyarlama “ İBBŞT’nin oyunu “Kırmızı Pazartesi” ile Macit Koper’e verildiğinde, Koper’in kibar açıklamasını unutmamak gerek: “Oyunu izlemeyen seyircilar varsa izleyebilir, özellikle de jüri üyelerini bekliyoruz…” Bilmem anlatabildi mi? En iyi Erkek Oyuncu “Tiyatro Ayna’dan Kazım Akşar ile İBBŞT’den Mehmet Gürhan arasında paylaştırılırken, “Semaver Kumpanya”ya gelen aday listesinde Mehmet Gürhan’ın adının olmadığını anımsadım, demek ki son anda karar verilmiş, aday olmasa ne fark eder? En Başarılı Yönetmen “Tiyatro Kedi’den Hakan Altıner” oldu. En Başarılı oyun “İBBŞT’den Maskeliler” olurken geldik özel tiyatro destek ödüllerine. Buraya kadar zaten hepimiz dokuz aylık kadar şişmiştik ne yalan söyleyeyim. Ön sırada oturan arkadaşıma “İyisi mi şimdi En Başarılı Tiyatro Ödülü’nü Tiyatro Kedi’ye versinler” dediydim, şakayla da gülmüştük. Ama şaka değilmiş, gerçekmiş. Ödüller açıklanmaya başlandı. Adaylar arasında; DOT, garajistanbul, Tiyatro Duru, Dostlar Tiyatrosu gibi tiyatrolar da vardı. Ama sonuç ne oldu, hemen söyleyeyim: Ödüller Tiyatro Ayna, Müjdat Gezen Tiyatrosu ve Tiyatro Kedi’ye gitti, tabii para ödülü de. Dilek Türker’in yani Tiyatro Ayna’nın sahibinin jüri üyesi olduğunu hatırlatmama bilmem gerek var mı? Ondan sonrasında ne olduğunu bilemem çünkü salonu terk ettim. Kimse bana bütün bu sonuçların tesadüf olduğunu söylemesin, söylese de kulaklarım duymuyor. Ancak keşke mesele benimle kalsa, bence seneye bu ödülleri kimsenin ruhu duymayacak! Oraya kadar boşuna zahmet edip de davet etmeye niye gerek vardı efendim, kendi aranızda kendinize ödül verseydiniz bundan daha anlamlı bir durum olmaz mıydı? Gözümüzün içine baka baka “sizi yorduk ama biz de kendi kendimize ödül vermeyi siz olmadan istemedik, görün bakın siz tiyatro için debelenirken biz o suları çoktan geçtik?” mi demekti maksat? Bunun için bizi oraya kadar yormanıza gerek yoktu, biz bunu gelmeden de söylerdik!.. Jüri üyelerinden bazılarının bazı yerlerde yüzüne bakıyordum, şimdi nasıl bakacağımı bilemiyorum? Daha doğrusu bana bakılmasına nasıl katlanacağım? Bu ödül töreninin seçimden hemen önce alelacele yapılması da ilginç bir tesadüf doğrusu. Ülkem zaten tesadüfler cenneti… Eminim ki bunun seçimlerle ilgisi yoktur, benim kendimce yakıştırdığım bir zaman paralelliğidir. O uzun sanata destek konuşmaları, belediyelere edilen uzun teşekkürler de gerçekten içten ve dostanedir. Ne de olsa biz çok samimi bir milletiz, o nedenle her denilene inanır, her gel diyenin ardından gidecek kadar safızdır. Bu yüzdendir ki zaten şimdi bizi yöneten hükümetin de ardından inançla gidiverdik. Şu an yaşadığımız ekonomik krize, içsel bölünmeye rağmen inatla gidecek olduğumuz gibi. Bir de çok sadık olmak gibi bir huyumuz var değil mi? Ya da çabuk affetmek mi demeli? Ben bilemiyorum ne diyeceğimi? Diyebildiğimi yukarıda deyip size bırakıyorum gerisini. Suya yazmaksa tiyatro, daha çok suya yazı yazılır bizim ülkemizde. Yazılacak satılmamış suyumuz kaldıysa tabii, o da başka… Son diyeceğim ise şu olsun: En azından bir tiyatromuz vardı elimizde, onu da bulaştırmayın siyasetinize…

(Kaynak: tiyatrodergisi.com.tr)

***

Oyun'un notu: Bakınız;
"Şişli Belediyesi, AKP'nin yaptığı gibi; halka, yanmayan kömür, yenmeyen pirinç, kullanılmayan beyaz eşya dağıtmak yerine, vasat tiyatrocular sunuyor!"
"Şişli Belediyesi, tiyatroculara sadaka dağıtırken, Zaman gazetesi de bize ait olan 'körler sağırlar, birbirini ağırlar' yorumunun kaynağını gizliyor!"
"Şişli Belediyesi, vasat tiyatroculara sadaka dağıtırken, Tuncer Cücenoğlu, hem jüri üyesi ve hem de 'En Başarılı Yazar' olarak bir skandala imza attı!"
"Şişli Belediyesi; Tuncer Cücenoğlu, Dilek Türker gibi tiyatro yoksunu ve yoksulu kişileri kötü emellerine alet ederek, Türkiye tiyatrosunu kirletiyor!"
"'Şişli Belediyesi skandalı'na, Mustafa Demirkanlı'nın Internet sitesi bile müdahale etmek zorunda kalınca, Özlem Özdemir, dişe dokunan bir yazı yazdı!"

Şişli Belediyesi; Tuncer Cücenoğlu, Dilek Türker gibi tiyatro yoksunu ve yoksulu kişileri kötü emellerine alet ederek, Türkiye tiyatrosunu kirletiyor!

Kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için gazetecilik yapan Zaman, refleks haliyle, anında karşı çıktığımız "Şişli Belediyesi skandalı"nda, bizim adımızı görmemek için kör taklidi yapıyor! Ancak biz, sosyalizmin oluşması için yayıncılık yapan bir yayın organı olarak, Zaman gazetesindeki haberleri bile gündeme getirmeyi bir görev kabul edip kör taklidi yapmıyoruz..

"Şişli Belediyesi skandalı" denli önemli olan bir durum da, bu skandalı sorun olarak gündeme getiren biz olmamıza karşın, ödülün verilme biçiminden öteye geçip, öze değgin bir yorum yapmaktan yoksun "muhalif" kişilerin, bizim verdiğimiz savaşımı görmemek için kör taklidi yapmaları! Biz, kör taklidi yapmayıp onları da görüyoruz.

Kör taklidi yapan Zaman gazetesindeki kör taklidi yapan tiyatro esnafının görüşlerini okumamak için kör taklidi yapmayınız! (HB)


Tartışma alevlendi, tiyatroculardan Muhsin Ertuğrul Ödülleri'ne boykot


Tartışmalı Muhsin Ertuğrul Ödülleri sahiplerini bulalı günler geçti, ama tiyatrocuların tepkisi hâlâ devam ediyor. Kimi tiyatrocular törenin siyasi bir gösteriye dönüşmesinden şikâyet ederken bazıları da oyunlarının jüri tarafından izlenmediğinden dem vuruyor.

Törende kendisine verilen ödülü alırken oyunu izlemeyen jürilere sitem eden Macit Koper'den sonra Sürmanşet ekibi de oyunlarının jüri tarafından izlenmediğini söyleyenlerden. Tiyatro Dot'un kurucularından Özlem Daltaban, ödüllerin verilme saatine kadar jürinin kimlerden oluştuğunu bilmediklerine, kendilerine gönderilen aday isimleriyle gecedeki sunumda okunanların farklı olduğuna dikkat çekiyor. Eleştirilerin odağında ise jüri üyeleri yer alıyor. Tiyatro... Tiyatro Dergisi Yayın Yönetmeni Mustafa Demirkanlı, bu durumu "İyi niyetli bir girişim, yanlış jüri oluşumuyla, doğarken büyük yara aldı." diye yorumluyor. Geçtiğimiz pazartesi akşamı Cevahir Otel ve Kongre Merkezi'nde düzenlenen törenle ilk kez verilen Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri'nde programı düzenleyen Şişli Belediyesi, jüri üyelerinden Tuncer Cücenoğlu ve Dilek Türker'in ödül alması, maddi destek ödüllerinin de organizasyonun içindeki tiyatrolara verilmesi sanat camiası tarafından hoş karşılanmamıştı. Yusuf Gündüz, İstanbul

'Jüri, izlemeden karar verdi'

Sinan Tuzcu

(İstanbul Halk Tiyatrosu)
"Muhsin Ertuğrul gibi büyük bir ustanın adına leke sürülmüştür. Sadık Kızılağaç hariç, jüri üyelerinin oyunumuz Sürmanşet'i izlemeden karar vermeleri, jürinin 10 gün evvel kurulmuş olması... 10 gün içinde İstanbul'da sahnelenen tüm oyunların izlenebilmesi ne kadar mümkün olabilir?"

'Biz bir daha katılmayacağız'

Emre Kınay

(Duru Tiyatro)

"Muhsin hocanın adı olunca ciddi bir şey sandık, ama değilmiş. Zaten bunu bir belediyenin yaptığını anladığımızda da çok geçti. Program siyasi şov haline gelmiş. Bundan sonra katılmayacağız. Körler sağırlar birbirini ağırladı. Töreni düzenleyen tiyatro en iyi tiyatro, töreni düzenleyen yönetmen en iyi yönetmen, aktrist en iyi aktrist..."

'Ödüller doğarken yara aldı'

Mustafa Demirkanlı

(Tiyatro... Tiyatro Dergisi Yayın Yön.)

"İyi niyetli bir girişim, yanlış jüri oluşumuyla doğarken yara aldı. Dünyanın hiçbir yerinde jüri üyesi ödül almaz. İki büyük ödenekli kurum (Şehir Tiyatrosu ve Devlet Tiyatrosu) yarışmacı olduğu için jüride yer almamalıydı. Şişli Belediyesi bu ödüle devam etmek istiyorsa, yönetmeliğini oluşturmalı, varsa kamu ile paylaşmalı."

'Tören seçici kurul için hazırlanmış'

Özlem Daltaban

(Tiyatro Dot)

"Seçim kampanyası gibi bir tören düzenlenmişti. Ayrıca seçici kurul diye nitelendirilen kişiler, töreni kendileri için hazırlamışlar sanki. Bizim neden dahil olduğumuzu anlamadık. Para ödüllerini organizasyondaki tiyatro sahiplerinin alması da enteresandı. Belediye istediği tiyatroya ödenek ayırabilir. Bunun için tören düzenlemeye gerek yok."

(Kaynak: Zaman)

***

Oyun'un notu: Bakınız;
"Şişli Belediyesi, AKP'nin yaptığı gibi; halka, yanmayan kömür, yenmeyen pirinç, kullanılmayan beyaz eşya dağıtmak yerine, vasat tiyatrocular sunuyor!"
"Şişli Belediyesi, tiyatroculara sadaka dağıtırken, Zaman gazetesi de bize ait olan 'körler sağırlar, birbirini ağırlar' yorumunun kaynağını gizliyor!"
"Şişli Belediyesi, vasat tiyatroculara sadaka dağıtırken, Tuncer Cücenoğlu, hem jüri üyesi ve hem de 'En Başarılı Yazar' olarak bir skandala imza attı!"
"Şişli Belediyesi; Tuncer Cücenoğlu, Dilek Türker gibi tiyatro yoksunu ve yoksulu kişileri kötü emellerine alet ederek, Türkiye tiyatrosunu kirletiyor!"

Emperyalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için gündüz düşleri görmemize neden olan Oscar, Hint yoksulluğunu örtebilecek gölgeye sahip mi?

Dün akşam, bütün işimi gücümü bir yana bırakıp, Milyoner (Slumdog Millionaire) filmini izledim. Hindistan'a birçok kez gitmemin ivmelendirici tılsımı neden oldu bu filmi izlememe. Amerikalıların gözünden hareketli bir Hindistan kartpostal potpurisi olan filmle ilgili eleştirimi daha sonraya saklayıp, şimdilik, Milliyet gazetesindeki Oscar'ı (=emperyalist kültür) "yıkama-yağlama" haberini dikkatinize sunuyorum. (HB)


Sefaletten Oscar'a


8 dalda Oscar ödülü alan Slumdog Millionaire – Milyoner filminin çocuk oyuncuları, gerçek hayatlarının sürdüğü gecekondu mahallelerinden Oscar’ın Kırmızı Halı rüyasına doğru inanılmaz bir geçiş yaptılar.

Filmin ana karakterlerinin 8 yaş hallerini oynayan Rubina (8) ve Azhar(9), gerçekten de çok zor şartlarda hayatlarını sürdürüyorlar. Hatta birkaç hafta önce Azhar’ın evi belediye tarafından yıkılmış ve o günden beri naylondan yaptıkları bir çadırda yaşıyorlar. Babası tüberküloz ve işsiz. Rubina’nın babası da bacağından sakatlandığından beri işsiz… Her ikisinin de filmden aldıkları ücret halihazırda ailelerinin ihtiyaçları arasında yokolup gitmiş.

Rubina mavi elbisesini, Azhar ise smokinini giyip kırmızı halı üzerinde poz verirken Hindistan’daki gerçek hayatları için filmin yapımcıları ciddi bir çaba içerisindeler. Her ikisi de, yapımcı firma ve yönetmen Danny Boyle tarafından okula başlama koşuluyla filmde rol alabilmiş. Ayrıca tüm eğitim masrafları yapımcı firma tarafından karşılanacak ve eğer 18 yaşına geldiklerinde okullarını bitirmişlerse toplu para alacaklar. Yapımcı firma ailelerin bugünkü sıkıntılarını hafifletmek adına da küçük maddi desteklerde bulunup, evsiz kalan Azhar ve ailesi içinse bir ev arayışındalar.

MİLYONER, 4 Altın Küre, 7 Bafta ödülünün ardından En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Uyarlama Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En İyi Kurgu, En İyi Özgün Müzik, En İyi Şarkı ve En İyi Ses Miksajı dallarında 8 OSCAR ÖDÜLÜ’nü de kazanarak bu yılın tartışmasız en iyi filmi olduğunu kanıtladı. Film, ülkemizde 27 Şubat 2009’da vizyona giriyor.

Filmin fragmanı için tıklayınız!

(Kaynak: Milliyet)

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

TAKSAV'ın, 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nde, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı'na ödül verdiği bir süreçte, KESK'e karşı yıldırma operasyonu!

Sivas'ta 2 Sendika başkanı gözaltına alındı


SİVAS (İHA) - Sivas'ta geçtiğimiz aylarda bazı öğrencilerin eylemlerine destek verdikleri ve sendika binalarına aldıkları belirtilen KESK'e bağlı Eğitim-Sen Sivas Şube Başkanı Önder Doğan ile Bağımsız Taşımacılık Sendikası (BTS) Sivas Şube Başkanı Necat Sezginer, sağlık kontrolünün ardından Erzurum'a sevk edildi.

Edinilen bilgiye göre Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü (TEM) ekipleri, geçtiğimiz aylarda öğrencilerin eylemlerine destek verdikleri gerekçesiyle Doğan ve Sezginer'i önceki gün gözaltına aldı. Sivas Emniyet Müdürlüğü'ne götürülen 2 sendikacının ifadelerinin alınmasının ardından gece geç saatlerde Numune Hastanesi Acil Servisi'ne getirilerek, sağlık kontrolünden geçirildi.

Sağlık kontrolünün ardından sendika başkanları Erzurum'daki yetkili Cumhuriyet Savcılığı'na götürüldü.

***

Ekonomik ve politik krizde boğulan faşizm, emekçilerin örgütlenmesine karşı saldırılarla ayakta kalmaya çalışıyor. Faşizmin öfkesi ne tarafa yönelirse hepimiz oradayız.

Başta KESK olmak üzere, tüm sendikaları, demokratik kitle örgütlerini ve tüm emek örgütlerini saldırılara karşı tepkilerini dile getirmeye, dayanışma eylemlerini örgütlemeye çağırıyoruz.

Baskılar Bizi Yıldıramaz

KESK'li Emekçiler Baskı ve Saldırılara Karşı Örgütlenme Komisyonu
Coşkun Büktel
27 Şubat 2009


From:This sender is DomainKeys verified "Cumartesi Insanlari" cumartesianneleri@gmail.com


KAYIPLARIMIZI İSTİYORUZ !


( 205. kez Galatasaray’dayız)

Bu topraklarda yüzlerce insanı gözaltına alarak kaybettiler.

Kayıp ailelerini, yakınlarının akıbetini öğrenememenin sonsuz işkencesine mahkum ettiler.

Failleri, yargılama ve cezadan muaf tuttular.

Bizden bunları unutmamızı istiyorlar…

Bizler, İnsan hakları savunucuları, kayıp yakınları ve cumartesi anneleri olarak unutmayacağız. Galatasaray’dan 205. kez, GÖZALTINDA KAYIPLARIN AKİBETLERİ AÇIKLANSIN, FAİLLERİ YARGILANSIN diyeceğiz.

Tüm basın ve kamuoyunu duyarlı olmaya, Cumartesi eylemini desteklemeye çağırıyoruz.

İnsan Hakları Derneği İstanbul ŞubesiGözaltında Kayıplara Karşı Komisyon

Tarih : 28 Şubat 2009 (Cumartesi)
Saat : 12.00
Yer : Galatasaray Meydanı

tiyatronline, haberleri düzeltmeden sunuyor!

Hızla, hem de şimşek hızıyla kirlenen Türkiye tiyatrosunda, neredeyse hiç kimse, bırakınız tiyatro dilini, anadiline bile özen göstermiyor.

Özgür Tiyatro, sıcak baktığımız bir topluluk. Ne yazık ki bu tiyatro bile, etkinliklerinin duyurusunu yaparken, bırakınız tiyatro dilini, anadiline bile özen göstermiyor.

Bugün (27 Şubat 2009 Cuma 02:55), Özgür Başkaya imzalı bir e-posta aldık. Mektubu okuyunca, olduğu gibi yayınlamanın, adeta bir cinayet olacağını düşündük. Mektubun üzerinde Dedektif Sherlock Holmes'lük yapıp, metni anadilimize kazandırdık. Bu arada, durumu Özgür Başkaya'ya iletip, can sıkıntımızı dile getirdik.

***

www.tiyatronline.com sitesi, habercilik anlayışını bize uydurmak zorunda olmadığı için, gelen haberlerin birçoğunu, olduğu gibi yayınlıyor. Özgür Tiyatro haberini de olduğu gibi yayınladı www.tiyatronline.com sitesi. Bu haberde bulunan bazı bariz yazım yanlışlıklarını, kırmızıyla belirterek okurlarımıza sunuyoruz.

(Özgür Tiyatro haberini Türkçe okumak için bakınız: "Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı'na ödül verdiği bir süreçte, Özgür Tiyatro'dan 'Şair ile Postacı'")


ÖZGÜR TİYATRO'DAN DUYURU… "ŞAİR İLE POSTACI"...

Askeri darbelerin vücutlarda , bilinçlerde oluşturduğu tahribatı yoğun yaşayan bir ülkeyiz..Şili gibi..
Umudu emekte, insanda , solda gören Şili halkının yaşantısıyla bağlar kurmaktadır “Şair İle Postacı”. ÖYLEYSE BİZDE NEDEN ?

Şilili ("li"yi biz ekledik. OYUN), seçilmiş devlet başkanı Marksist lider Salvador Allande dünyanın öbür ucunda yoldaşlarıyla katledilse ve Şili halkı da bizimle aynı makus talihi yaşasa da (..)? Latin Amerikanın kesik damarlarına karşı çıkış Şile'de kendini dünyaya göstermeye başlamıştır: “Darbecilerin, (","ü biz ekledik. OYUN) babasına işkence yaptıkları sosyalist bir kadın başkan var şu an Şili'de..” ÖYLEYSE BİZDE NEDEN?

Cuntacı generallerin hala yargılanmadığı ülkemizde eğer “DARBE ANAYASASI ÇÖPLÜĞE ATILSIN..DARBECİLER YARGILANSIN..ÖZGÜR BİR TOPLUM İSTİYORUZ” düşüncesindeyseniz gelin oyunumuza..

“Halkız biz..yeniden doğarız ölümlerde..” diye yazan-haykıran Pablo Neruda'nın , yaşamından kesitler ve onun şiirleriyle bezenmiş bir Şili şarkısı izleyin..
Bakın özgürlüğe koşuyor emekçi yoksul halklar Bolivya da, Venezüella da, Fidelin ülkesinde.. ÖYLEYSE BİZDE NEDEN?

ÖZGÜR TİYATRO
adına
Özgür Başkaya
ÖZGÜR TİYATRO AYDIN YOLCUSU…
Özgür Tiyatro, AYKARYAY AYDIN TİYATRO davetlisi olarak AYDIN turnesine çıkıyor..
YER: AYDIN Belediyesi Şükran Güngör Salonu
TARİH: 28 ŞUBAT 2009 (Cumartesi)
SAAT: 20.00 OYUN -“ŞAİR İLE POSTACI”
SAAT: 22.00 SÖYLEŞİ (KÜLTÜREL YOZLAŞMA VE SANATÇI ETİĞİ)

(Kaynak: tiyatronline.com)

***

Oyun'un notu: Yukarıdaki durumla ilgili olarak, Özgür Başkaya'dan bir mektup aldık. Dikkatinize sunuyoruz:

Merhaba,

Şair ile Postacı oyunumuzla ilgili sitenizde yapılan düzeltme için çok teşekkür ederim. Çok önce yazılmış; ancak nerede kullandığımızı hatırlayamadığım metni, dikkatsizce yollamışız. Uyarınız için teşekkür eder, bundan sonra daha özenli olacağımızı bilmenizi isterim.

Saygılarımla.

Özgür Tiyatro
adına
Özgür Başkaya

Bir zamanlar, en çok izlenen tiyatro sitelerinden biri olan eski tiyatrom'un editörü Ertuğrul Timur'un yayınladığı medyanoz.net'ten ilginç bir yorum!

CHP SOSYAL DANGALAKLIĞA DEVAM EDİYOR HALA!


ARİF SAĞ, BU DEFA DA YİNE CHP'DEN BİR KÜÇÜK BELEDİYENİN BAŞKANLIĞINA ADAY YAPILDI!!!

Yahu belediye başkanı, tıkanan kanalizasyonla da uğraşır, patlayan boruyla da, toplanacak çöple de, döşenecek kaldırımla da... Bu ne saçmalıktır, bu ne aymazlıktır, artık bi kendinize gelin.

Hopppp CHP'liler; kendinize gelinnn. Hâlâ mı artistlerle, sanatçılarla halkı etkileyebileceğinizi sanıyorsunuz?

AKP ARTİZLERLE Mİ BAŞARDI?

Açık ara fark atan AKP, kaç artist yada sanatçı gösterdi de bu başarıyı elde etti? Yeter yahu, yeter bi silkelenin, bi kendinize gelin, artık saçmalamayın..

Fatma Girik, Şişli'ye bir zamanlar belediye başkanı oldu da ne oldu? CHP'nin ufalanmasında kilometre taşlarından biri oldu; o kadar.

Bu arada Arif Sağ'a sonsuz sevgi ve saygılar. Ama ozan, sanatçı Arif Sağ'a... CHP'ye vitrin malzemesi olan yada hiç anlamadığı kaldırımla, çöple uğraşmaya aday Arif Sağ'a değil!

GÜNDEMİ DE, SEÇİMİ DE www.medyanoz.net DEN TAKİP EDİN... MEDYANOZ, YÜZÜNÜZÜ GÜLDÜRMEYE ADAY!...

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın, 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali'nde 12 Mart Kültür Bakanı'na ödül verdiği bir süreçte:

HALKLARIN BULUŞMASI / 2


Anadolu’da binlerce yıldır beraber yaşayan halkların, barış içinde yaşaması ortak özlemimizdir. Ayrı dillerde, ayrı ezgilerde hep aynı özlemi dile getirdik.

Bizler farklılıklarımızla yan yana, kardeşçe, barış içinde, insanca ve onurumuzla yaşamak isteyen çoğunluğuz.

Özellikle son yıllarda yükseltilen ırkçılık ve milliyetçiliğe karşı halkların kardeşliği ve ortak mücadelesi için oluşturulan "HALKLARIN DOSTLUĞU GİRİŞİMİ"; farklı halkların ortaklaşa iş yapma kültürünü geliştirebilmesi için çalışmalar yürütmektedir.

Geçen yıl birincisini düzenlediğimiz "HALKLARIN BULUŞMASI" şenliğimizin bu yıl ikincisi düzenliyoruz.

Bu barışçıl çaba, gelecek nesillere farklılıklarından arındırılmış bir ülke yerine, tarihi ve kültürüyle barışık bir ülke bırakmanın sorumluluğuyla atılmış uzun soluklu bir adımdır.

Bu güzel topraklara rengini veren her halkı, bizimle aynı özlemi paylaşan tüm kurumları, aydınları ve sanatçıları bu süreçte bizlerle birlikte olmaya çağırıyoruz. Bu vesileyle düzenlemiş olduğumuz şenliğimize katılımınızı bekler, saygılar sunarız.

.............................."Ve karanlıklar senaryosunu parçaladığımızda
..............................Bütün şarkılarda kendi dilinde
..............................Şu nakarat dillenir
..............................Bütün Halklar Kardeştir"
..............................(Bekir Kilerci)

Tarih: 1 Mart 2009 Pazar
Saat: 15.00
Yer: Yeni Melek Gösteri Merkezi / Beyoğlu

Program:
ALİ NAFİLE
ARAP MÜZİĞİ ATÖLYESİ
BİROL TOPALOĞLU
FEREC
GRUP HELESA
HÜSEYİN - ALİ RIZA ALBAYRAK
KAFDAĞI MÜZİK TOPLULUĞU
KEOPS
LATERNA
NEDRET URAL
NEVZAT KARAKIŞ
UMUT KÜSEN
YAKUP ATUĞ
YAŞAR KURT
AKA-DER MOZAİK HALK OYUNLARI TOPLULUĞU
AKA-DER ÇOCUK KOROSU

Halkların Dostluğu Girişimi
"Kardeşlikten Dostluğa"
İrtibat: 0216 348 92 60 – 0531 663 68 20
www.halklarindostlugu.org
Coşkun Büktel

GÜNCELLEME 27 Şubat 2009

Aşağıda linkini sunduğumuz 13 maddelik rehbere, "daha bile anlaşılır" olması için bazı ifadeler ve ayrı bir madde ekledik.

Artık anlamayan kalmayacak!

GERİ ZEKÂLILAR İÇİN ALFABE DÜZEYİNDE ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI REHBERİ

Coşkun Büktel / 20 Şubat 2009

TIKLAYINIZ!

Şişli Belediyesi, vasat tiyatroculara sadaka dağıtırken, Tuncer Cücenoğlu, hem jüri üyesi ve hem de "En Başarılı Yazar" olarak bir skandala imza attı!

Yukarıdaki başlık bize aittir. Aşağıda sunduğumuz "yumuşak" metin, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (TEB) tarafından haber biçimine getirilip basına gönderilmiştir. TEB Başkanı Üstün Akmen'le yaptığımız telefon görüşmesinde, kınama metinlerinde neden Tuncer Cücenoğlu'nun adının deşifre edilmediğini sorduğumuzda, bu metnin bir yönetim kurulu kararı olduğunu, kendisinin, çarşamba günkü köşe yazısında, daha "sert" bir yaklaşım sergileyeceğini belirtti. "Yumuşak" metni dikkatinize sunarken, Üstün Akmen'in, TEB başkanı sıfatıyla değil de, eleştirmen sıfatıyla kaleme alacağı yazıyı merakla ve sabırsızlıkla beklediğimizi belirtiyoruz. (OYUN)


ELEŞTİRMENLER ÖFKELİ: "TİYATRO SANATI SİYASAL TEZGÂHA ALET OLMAMALI"


Geçtiğimiz pazartesi günü dağıtımı yapılan "2009-Şişli Belediyesi Muhsin Ertuğrul Tiyatro Ödülleri" ile ilgili olarak, UNESCO’ya bağlı bir sivil toplum kuruluşu olan Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği (AITC) Türkiye Merkezi (TEB)’nden yapılan açıklamada, ödülleri saptayan seçici kurulun etik değerleri hiçe sayan bir tutum sergilemesi eleştirildi. "Her şeyden önce şekil hatası vardır," denilen açıklamada, seçici kurulda görev alanların oy kullanacakları ödüllere aday olmalarının büyük bir aymazlık olduğu vurgulandı.

TEB açıklamasında, eleştirilerinin seçilen kişi, kuruluş ve eserlere karşı değil, seçim biçimine karşı olduğunun altı çizilirken; ödenekli iki tiyatro yönetmeninin (Orhan Alkaya ve Osman Wöber’in) seçici kurula üye olmadıkları halde adlarının "seçici" olarak anılması da "ciddiyetsizlik" olarak değerlendirildi. "Ödülü ortaya koyan belediyenin kendi başkanını da ‘Tiyatroya Destek Ödülü’ ile taçlandırması, tiyatro deyimiyle tam anlamıyla bir ‘dramedy’dir," denilen açıklamada, Muhsin Ertuğrul adına ve anısına da saygısızlık yaratıldığı iddia edildi. Tiyatro eleştirmenleri açıklamasına: "Biz tiyatro eleştirmenleri olarak şu sanatçının, bu yazarın ya da o topluluğun neden ödül aldığını tartışmıyoruz. Eleştirimiz, ödül mekanizması yanlış işletildiği içindir. Bir de, buram buram politika kokan böyle bir ödüllendirmeye Muhsin Ertuğrul adının karıştırılmasına üzülüyoruz. Muhsin Ertuğrul adı kimilerinin sandığı gibi ucuz değildir. Tiyatrocular Muhsin Ertuğrul adını ne bugün, ne de yarın orada burada ele güne kaptırmaz. Tiyatrocularımızın Muhsin Ertuğrul adının yanı sıra, tiyatro sanatını da siyasal tezgâha alet ettirmeyeceklerini biliyor ve inanıyoruz. Diğer taraftan, öyle ya da böyle, hiçbir tiyatro sanatçısı böyle tezgâhlara alet olmamalı diyoruz," denilerek son verildi.

***

Oyun'un notu: Bakınız;
"Şişli Belediyesi, AKP'nin yaptığı gibi; halka, yanmayan kömür, yenmeyen pirinç, kullanılmayan beyaz eşya dağıtmak yerine, vasat tiyatrocular sunuyor!"
"Şişli Belediyesi, tiyatroculara sadaka dağıtırken, Zaman gazetesi de bize ait olan 'körler sağırlar, birbirini ağırlar' yorumunun kaynağını gizliyor!"
"Şişli Belediyesi, vasat tiyatroculara sadaka dağıtırken, Tuncer Cücenoğlu, hem jüri üyesi ve hem de 'En Başarılı Yazar' olarak bir skandala imza attı!"

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı'na ödül verdiği bir süreçte, Özgür Tiyatro'dan "Şair ile Postacı"

ÖZGÜR TİYATRO’DAN DUYURU…


"ŞAİR İLE POSTACI"


Askerî darbelerin vücutlarda, bilinçlerde oluşturduğu tahribatı yoğun olarak yaşayan bir ülkeyiz. Tıpkı Şili gibi...

Umudu emekte, insanda , solda gören Şili halkının yaşantısıyla bağlar kurmaktadır "Şair ile Postacı". ÖYLEYSE BİZDE NEDEN?

Şilili seçilmiş devlet başkanı Marksist lider Salvador Allende, dünyanın öbür ucunda yoldaşlarıyla katledilse ve Şili halkı, bizimle aynı makûs talihi yaşasa da, Latin Amerika'nın kesik damarlarına karşı çıkış, Şili'de kendini dünyaya göstermeye başlamıştır: Darbecilerin, babasına işkence yaptıkları sosyalist bir kadın başkan var şu an Şili yönetiminde. ÖYLEYSE BİZDE NEDEN?

Cuntacı generallerin hâlâ yargılanmadığı ülkemizde, eğer "DARBE ANAYASASI ÇÖPLÜĞE ATILSIN. DARBECİLER YARGILANSIN. ÖZGÜR BİR TOPLUM İSTİYORUZ!" düşüncesindeyseniz, gelin oyunumuza.

"Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde." diye yazan-haykıran Pablo Neruda’nın yaşamından kesitler ve onun şiirleriyle bezenmiş bir Şili şarkısı izleyin.

Bakın, özgürlüğe koşuyor emekçi yoksul halklar Bolivya'da, Venezuela'da, Fidel'in ülkesinde. ÖYLEYSE BİZDE NEDEN?

ÖZGÜR TİYATRO
adına
Özgür Başkaya

ÖZGÜR TİYATRO AYDIN YOLCUSU…

Özgür Tiyatro, AYKARYAY AYDIN TİYATRO davetlisi olarak AYDIN turnesine çıkıyor.

YER: AYDIN Belediyesi Şükran Güngör Salonu
TARİH: 28 ŞUBAT 2009 (Cumartesi)
SAAT: 20.00 OYUN – "ŞAİR İLE POSTACI"

SAAT: 22.00 SÖYLEŞİ (KÜLTÜREL YOZLAŞMA VE SANATÇI ETİĞİ)

26 Şubat 2009 Perşembe

Büktel'in THEOPE oyununun oynanmasını engellemek için, her türlü entrikayı çeviren Nutku'yu, Onur Kurulu Üyesi olarak taltif eden OYÇED'den sempozyum!

OYÇED TÜRK TİYATROSUNUN İLK “OYUN YAZARLIĞI SEMPOZYUMU”NU DÜZENLİYOR


Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği (OYÇED) ve Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi işbirliğiyle, tiyatro tarihimizin ilk oyun yazarlığı sempozyumu düzenleniyor. Oyun yazarlığı alanında şimdiye dek ülkemizde düzenlenen en kapsamlı etkinlik olan sempozyum, 27-28 Şubat 2009'da Kocaeli Üniversitesi Derbent Otel'de gerçekleştirilecek. Katılmak isteyenlerin 19 Şubat'a kadar bildiri özetleriyle başvurması gereken etkinlikte, ayrıca bütün tiyatro insanlarına ve öğrencilerine açık bir forum da yapılacak. Bildirilerin ve forum içeriğinin kitaplaştırılacağı sempozyumun ana başlıkları şöyle:

1. Oyun Yazarı ve Sorumluluğu,

2. Dün, Bugün, Yarın,

3. Yazarın Eğitimi,

4. Oyun Yazarlığı Mesleği.

Konuyla ilgilenenler için ayrıntılı bilgi, www.oyunyazarlarivecevirmenleri.org/sempozyum adresinden edinilebilir.

İletişim için: 0 533 552 76 09 (Yrd. Doç. Dr. Erbil Göktaş)

(Kaynak: YENİ TİYATRO)

Kurhan'ın yazısını YORUMSUZ sunuyoruz! / 9

Tiyatro Alanında Demokratikleşme ve Hak İhlalleri Bağlamında İATP-G’nin Duruşu Üzerine Bir Değerlendirme


Ömer F. Kurhan

26 Şubat 2009


2008-2009 sezonunda, İATP-G kısmen doğrudan kendisini bağlayan, kısmen kendi dışında cereyan eden bazı tartışmalı konuları şu ya da bu düzeyde gündemine aldı. Bu gündemleri kronolojik olarak sıralayacak olursak:

1) 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde Talat Halman’a verilen emek ödülü,

2) 3. Aydın Tiyatro-Drama Günleri’ne dönük sansür iddiası,

3) Bülent Sezgin’in “tacizci” terimini kullandığı yazısının Tiyatro Dünyası tarafından yayından kaldırılması,

4) Taciz karşıtı kampanya inisiyatifine İATP-G’nin katılım ve desteği,

5) Tiyatro Boğaziçi’nin “Biz, Siz, Onlar” oyununun İstanbul Belediyesi tarafından içeriği nedeniyle engellenmesi,

6) İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları yönetimi tarafından “Yedi Tepeli Aşk”ın gösterimden kaldırılması,

7) Yeni Tiyatro editörü Erbil Göktaş’ın İsmet Küntay Ödülleri bağlamında emek hırsızlığı yapıldığı iddiası,

8) Akşam gazetesi (Bugün gazetesi / OYUN) yazarı Aykut Işıklar’ın tiyatrocu Nedim Saban’a karşı Yahudi karşıtı ırkçılık içeren ithamlarda bulunması,

9) Coşkun Büktel’in “Theope” oyununun damgasını vurduğu ve son olarak 2005’te “Özdemir Nutku Skandalı” adı verilen vakanın niteliği,

10) Geçen yıl yayın hayatına son veren TİYATROM sitesinin sansürcü bir yayın politikası izleyip izlemediği.

Gündeme alınan bu on konu arasında dördünün şu ya da bu düzeyde belirsiz kaldığı söylenebilir: Halman’a verilen emek ödülü, İsmet Küntay ödülleri bağlamında emek hırsızlığı iddiası, “Theope” vakasının yazar hakları açısından anlamı ve TİYATROM’un sansürcü yayın politikası izleyip izlemediği.

Bu dört konudan ikisi (Halman’a verilen ödül ve “Theope” vakası), Bulunmaz’ın editörlüğünü yaptığı OYUN sitesi tarafından düzenli olarak ve öne çıkarılarak gündemde tutulmuş; İATP-G’ye dönük çeşitli eleştiriler de yayımlanmıştır. “Theope” vakası özelinde, Coşkun Büktel’in benim “fan kulüp” dediğim bir anlayışa sahip şahsi sitesi ister istemez öne çıkmıştır: “Theope”nin yazarı Coşkun Büktel yirmi yıla yakın bir süredir kendisini bu davaya adamış görünmektedir. Bu tavrına uygun olarak, kişisel sitesinin ana teması “Theope” vakasıdır demek yanlış olmaz.

Benim zaman zaman polemik biçimi alan yazılarımda dile getirdiğim düşüncelerden de yararlanarak, bu dört konunun nasıl ele alınması gerektiğine açıklık getirmek istiyorum.

1. HALMAN’A VERİLEN EMEK ÖDÜLÜ PROTESTO EDİLMELİ MİYDİ?

OYUN sitesinin editörü Hilmi Bulunmaz, 13. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde Talat Halman’a emek ödülü verilmesine itiraz etmeyip destekleyici pozisyon alan TAKSAV’ın faşizmin değirmenine su taşıdığını iddia etmişti. Bulunmaz’a göre, bu olaydan haberi olup da karşı tavır geliştirmeyen herkes TAKSAV’ın kaderini paylaşmaya mahkûmdu.

Bu değerlendirmeye göre, İATP-G’nin TAKSAV’la aynı kaderi paylaştığı söylenebilir. Çünkü İATP-G, Yener Aksu’nun festival direktörlüğünü üstlendiği ve TAKSAV’ın organizatörü olduğu Ankara Tiyatro Festivali’ni protesto etmek bir yana, Girişim üyesi topluluk ve bireylerin panel, gösteri ve atölye formatında etkinliklere katılmasına itiraz etmedi. İATP-G temsilcisi Fırat Güllü Halman’a verilen ödülü protesto edenlerin bu protestoyu festivali protesto etme düzeyine taşımalarına karşı çıktı; bunun yerine, protestocuların görüşlerinin festival bünyesine taşınarak tartışılmasına olanak verilmesini savundu. Ne Festival Komitesi ne de TAKSAV’ın tartıştırmayız tavrı geliştirmemesi ise, demokratik ve yapıcı bir jest olarak değerlendirildi.

Festivali protesto edip etmeme konusunda net olan (festivali ya da TAKSAV’ı protesto etmeyen) İATP-G’de belirsiz kalan nokta, Halman’ın gerçekte kim olduğu ve protesto edilmeyi hak edip etmediğidir. Halman gerçekten de Hilmi Bulunmaz’ın ya da festivali protesto eyleminde öne çıkan ATB (Amatör Tiyatrolar Birliği) ve Özgür Tiyatro sözcüsü Özgür Başkaya’nın iddia ettiği gibi 12 Mart faşizminin faşist bir bakanı mıdır? İATP-G adına bu konuda bir araştırma yapılmamış olması önemli bir eksiklik ve özeleştiri konusudur. Ortaya çıkan eksiklikte şahsi payımın yüksek olmadığını söyleyebilirim. “Halman kimdir?” sorusu sağlık problemleri yaşadığım bir dönemde ortaya atılmış ve sıcağı sıcağına konuyu araştırma fırsatım olmamıştır.

Hilmi Bulunmaz’la gecikmeli (festival bittikten sonra) yaşadığımız polemik yazıları okunduğunda ulaştığım sonuç bellidir: Halman 12 Mart faşizminin faşist bir bakanı değil, kendine göre 12 Mart faşizminin aşırılıklarını giderme çabası göstermiş ve bunun sonucunda tasfiye edilmiş Kültür Bakanıdır. Dolayısıyla, “reform hükümeti” diye lanse edilen ve sol dahil geniş çevrelerin desteğini alan, ama sonrasında dağılan 1. Erim hükümetinde görev yaptığı için 12 Mart faşizminin faşist bir bakanı olmakla suçlanması yanlış olacaktır. Halman’la ilgili olarak benim odaklandığım bir mesele, örneğin Denizlerin idamı karşısındaki tavrının ne olduğudur. Fakat bu konuda bir bilgiye erişemediğim gibi, birçok tarihçi arkadaşım dâhil, birileri çıkıp Halman’ın bu konuda tavrı şu olmuştur diyememiştir. Bana göre Halman üzerindeki giz perdesi tam olarak kalkmış değildir. Fakat eldeki veriler protestocuların tavrını destekler nitelikte değildir. Bulunmaz’ın haklı gerekçelerle ertelediği görülen yanıt yazısı ulaştığım sonucu tashihe zorlayan veriler ortaya koyabilir mi bilmiyorum. Bunu bekleyip görmekten başka çare yoktur.

Sonuç olarak, Halman’a verilen ödül nedeniyle Ankara Festivali’ni ya da TAKSAV’ı protesto etmek bir yana, tek başına Halman’a verilen emek ödülünü protesto etmenin de anlamlı olmadığını düşünüyorum. Buna karşılık Halman’a ödül verilmesinin eleştiri konusu olması ve sol muhalefet içinde tepkiyle karşılanması doğaldır. Bu eleştiri ve tepkilere Türkiye tiyatrosunun mevcut gerçekliğini kavramak ve ders çıkarmak adına olumlu bir işlev yüklenebilir kuşkusuz. Bu anlamda, kestirmeci ve yüzeysel tepki üretiminin işlevsel olamadığını tespit etmek gerekiyor. Örneğin OYUN dergisinin ödülü veren jürinin yaklaşımını ifşa eden yaklaşımının daha önemli ve tartışılmaya değer veriler ortaya koyduğunu söyleyebilirim.

2. İSMET KÜNTAY ÖDÜLLERİ BAĞLAMINDA BİR EMEK HIRSIZLIĞI GERÇEKLEŞTİ Mİ?

Yeni Tiyatro dergisi editörü Erbil Göktaş, 21 Aralık 2008 tarihli bir basın açıklaması yaptı ve İsmet Küntay Ödülleri’nin geleceğinin karartıldığını söyledi. Somut olarak söylediği şudur: “… 19.12.2008 Cuma günü bazı internet sitelerine jüri üyesi Hayati Asılyazıcı tarafından gönderilen basın bülteni daha önce benim hazırladığımın aynısıydı ancak tek farkla: Seçici Kurula katılmış ve oyunları belirlemiş olan jüri üyesi Erbil Göktaş’ın adı çıkarılmış, jüride olmayan Oya Gökberk’in adı konulmuştur.”

Göktaş’a göre “Bu ‘nezaketsizlikten’ öte bir ‘emek hırsızlığıdır’…”. Bu duruma yol açan, Hayati Asılyazıcı’nın Erbil Göktaş’la yaşadığı kişisel sorunlarını Küntay Ödülleri’ne taşımasıdır. Bu açıklamalardan anladığımız İsmet Küntay Ödülleri’nin bir çeşit jüri ağalığı sistemine bağımlı olduğu ve jüri ağasının da Hayati Asılyazıcı olduğudur. Fakat bu, işin yapısal eleştiri boyutuyla ilgilidir ve Türkiye’de tiyatro ödüllerinin nasıl dağıtıldığı ve jürilerin hangi kriterlerle oluşturulduğu konusunda okurları düşünmeye davet etmektedir. Erbil Göktaş yapısal bir sorunu ve öznelerini ifşa etmenin ötesinde, açık bir hak ihlali yaşandığını iddia etmiştir.

Hak ihlalinin nasıl yaşandığı gayet açık ve seçiktir. Hayati Asılyazıcı Erbil Göktaş’ın İsmet Küntay Ödülleri’ne katkı ve emeğini inkâr ederek, hatta varlığını yok sayarak onun yerine başka birini ve o birinin olmayan katkı ve emeğini ikame etmiştir. Göktaş bu durumu gerçekliğin yerine gerçek üstü olanın ikame edilmesi olarak yorumlamıştır. Gerçekten de, eğer iddialar doğruysa, Hayati Asılyazıcı’nın rüyasını gerçekleştirmek istediği bir yoktan var etme eylemi gerçekleştirdiğini söyleyebiliriz.

Göktaş’ın gündeme getirdiği jüri skandalı, kanaatimce açık bir hak ihlaline işaret etmektedir. Bu noktada dikkat çekici olan, basın yayın alanında ve genel olarak tiyatro camiasında ciddi bir duyarsızlığın yaşanmış olmasıdır. Bildiğim kadarıyla, Cumhuriyet gazetesinin meseleyi çarpıtıp kafa karışıklığı yaratan bir girişimi olmuş, bir de OYUN sitesinin editörü Hilmi Bulunmaz Erbil Göktaş’la bir video söyleşi gerçekleştirerek hem jüri skandalını gündemde tutmuş hem de önemli bir belge oluşturmuştur.

Açık bir hak ihlalini içinde barındıran bu skandal karşısında İATP-G’nin tavrının sorunlu olduğunu tespit etmek zor değildir. Göktaş’ın karşı karşıya kaldığı haksızlığı tabii ki sitesine taşıyıp gündemleştirmiş, fakat “İATP-G Emek Hırsızlığına Karşıdır!” şeklinde bir beyanatı olmamıştır. Bu da site gündemi ile Girişim gündemi arasında ayrışmaların meydana gelebildiğini göstermektedir.

Kendi adıma, Göktaş’ın ifşa ettiği skandala ilgi örgütlediğim ve İATP-G sitesinde bir görüş ifade edilmediğini fark ettiğim halde bu konu hakkında bir yazı yazmamış olmayı önemli bir eksiklik olarak kabul ediyorum. Umarım bu yazıyla bu eksikliğin giderilmesine katkı sunabilmişimdir.

3. “THEOPE” VAKASI BİR HAK İHLALİNİ İÇERİYOR MU?

Benim bu soruya cevabım yıllardır nettir: Evet, bu vakada yazar haklarının açık ihlali söz konusudur. Bir adım daha atarak şunu söyleyebilirim. Resmi tiyatrolarda yazarların haklarının ihlal edilmesi bir yerde doğaldır. Çünkü yazar-sahne ilişkisi bürokratik denetim ve yönetmen tiyatrosuna prim veren düzenlemeler nedeniyle yazarın aleyhine işlemektedir. Bu, “Theope” vakasının sınırları dışına çıkılarak ilgi örgütlenmesi gereken bir meseledir.

Büktel’in 1990’ların başından beri yazıp çizdikleri resmi tiyatro sisteminin ifşa edilmesine dayalıdır. Başka bir deyişle, Büktel sistemin uslu çocuğu olmamış, ele avuca sığmaz korkunç yaramaz çocuğu olmuştur. Muhtemelen Devlet Tiyatroları repertuar kurulu biz ne ettik de “Theope”yi repertuarımıza aldık diye çok dövünmüştür. Çünkü oyunun yazımı bitirilip de kamuoyunun görüşüne sunulduğunda, benim oldukça abartılı bulduğum çeşitli övgülerin konusu olmuş bir oyunu oynamamak gibi “şüpheli” bir durum meydan gelmiştir.

Devlet Tiyatroları’nda “Theope”nin niçin oynanamadığına ilişkin tartışma, 2005 yılında aniden alevlenmiştir. DT sanatçılarından Şahin Ergüney, DT koordinasyon toplantısında “Theope”nin oynanması gerektiğini savunmuş, ama bu önerisi geri püskürtülmüştür. Toplantıyı yöneten Özdemir Nutku, bu geri püskürtme işlemi sırasında önde gelen bir rol oynamıştır. Bununla da kalmamış, belirsizlik içerecek şekilde, Büktel’in “Theope”sine benzeyen eski ve ikinci bir “Theope”nin varlığından söz etme gereği duymuştur. Bana göre, Özdemir Nutku bu belirsizlik içeren iddiayı “Theope”yi şaibe altında bırakacak şekilde dile getirmiştir.

Tartışmanın alevlendiği 2005-2006 sezonunda, İATP-G, daha doğrusu İATP (çünkü henüz girişim haline gelmemiştir) niçin konuyu gündemine almamıştır? Bu sorunun yanıtı İATP tarihini bilenler için nettir: Almamıştır, çünkü İATP “platform” ve kamusal aktör olma niteliğini büyük ölçüde kaybetmiş, 2000’lerde en azından İstanbul’da yaşanan tiyatro patlamasını seyreden ve ilkesel işleyişini yitiren bir yapı haline gelmeye başlamıştır. 2006-2007 sezonunda, sahte bir platform gibi davranmaktansa, platform hedefini gözeten bir “Girişim” olarak yeniden yapılanması, tarihe karışmamış olmasında belirleyicidir.

Bugün, “Theope” vakasında Büktel ve yakın çevresiyle yaşadığım ihtilaf, aslında absürd görünmektedir. 2005 yılında DT koordiansyon toplantısında yaşananlar, Şahin Ergüney’in ifşaatıyla “Theope”nin DT’de kasıtlı bir engellemeye tabi tutulduğunu göstermiştir. İhtilaf bu konuda değildir. Fakat Büktel’in bu tip konularda ilginç bir tutumu vardır: Onu ilgilendiren asgari olarak hangi konuda buluşma yaşandığı değil, onun gibi düşünüp düşünmediğimiz ve hatta onun kelime ve vurgularıyla düşünüp düşünmediğimizdir. Mesela benim Özdemir Nutku iftira atmamıştır; olmayanı oldurma düzeyinde bir yalan söylememiş, ama şaibe yaratmıştır tezimi davasına zararlı görmektedir.

İATP-G adına, ortada bir hak ihlali olduğu ve ifşa edilen DT koordinasyon toplantısının güçlü bir delil oluşturduğu konusunda netleşmek gerektiğini söyleyebilirim. Fakat meselenin kamusal bir dava haline gelmesinde Büktel ve yakın çevresinin bir engel oluşturduklarını da tespit etmek gerekir. A-kamusal tavırlarını terk etmedikleri sürece, “Theope” vakasının şahsileşmesinin ve giderek soğumaya yüz tutan bir Büktel-Nutku ihtilafına indirgenmesinin önüne geçmek kolay değildir.

4. TİYATROM SANSÜRCÜ BİR SİTE MİYDİ?

Ertuğrul Timur’un sahibi ve editörü olduğu ve geçen yıl yayın hayatına son veren TİYATROM sitesinin dönemsel ya da kalıcı olarak sansürcü bir yayın politikasına sahip olup olmadığı meselesi, özellikle Büktel ve yakın çevresi tarafından ısıtılmaktadır. Tartışma “Theope” vakası bağlamında polemik yazılarının TİYATROM tarafından sansür edilip edilmediği ile ilgilidir. Ertuğrul Timur’un açıklamalarına göre söz konusu olan düşünce sansürü değil, TİYATROM’un küfür ve hakaretten arındırılmış yayıncılık politikasının gereğinin yerine getirilmesidir.

Bu konunun tartışmanın başladığı dönemde (2007 Yaz sonu) İATP-G’nin gündemine doğrudan girdiği söylenemez. Bu konuda özellikle İATP-G Yayıncılık İnisiyatifi’nin TİYATROM’a bir özeleştiri borcu olduğunu belirtmek gerekir.

Bana göre, Ertuğrul Timur’un asıl kaygısının sansür değil, küfür ve hakarete taviz vermek istemeyen bir yayıncılık anlayışını hayata geçirmek istemesi olduğu doğrudur. Araya sanal “Burak Caney” kışkırtmasının da girmesiyle, düşünce sansürü ile hakaret ve küfür içeren ifadelerlin sansürü arasındaki ayrım çizgisi silikleşmiş ve tartışmalar iyiden iyiye kişiselleşmiştir. Her şeye rağmen, Ertuğrul Timur’un eleştirilere açık davrandığı ve hatasını gördüğünde bunun öz eleştirisini vermekten kaçınmayan bir cesaret sergilediği, dün de bugün de bilinen bir şeydir.

Buna karşılık, temelsiz bir şekilde sansür suçlamalarını gündemde tutanların düşünce sansürü ile küfür ve hakaretin sansürü arasındaki ayrımı gözetmedikleri söylenebilir. Bunun en son örneği, Büktel’in sitesinde muhafaza edilen ve “iftiracı”, “sapık”, “alçak” olmakla itham edilenlerin içinde yer aldığı isim listesidir.

Büktel’ göre, bu isim listesinden çıkmanın tek yolu kendisine bir dilekçe ile müracaat edilmesidir. Nitekim, izleyebildiğimiz kadarıyla, bugüne kadar üç başvuru yapılmıştır. Akkerman soyadlı kişi listeye kendi iradesi dışında eklendiğini belirtmiş, Ertuğrul Timur bu listeden zaten çıktığını ve geçmişte bu konuda açıklama yapmış olduğunu belirten bir yazı yollamış ve son olarak Orçun Masatçı sert bir dille Büktel’i uyararak kendisinin, Derya Gündoğmuş’un ve Zafer Gecegörür’ün isimlerinin listeden çıkarılmasını istemiştir.

Bu tablo bir an için absürd bir komedi sahnesi gibi algılanabilir; fakat durum bu değildir. Büktel ciddi ciddi insanlara hakaret (ve hatta taciz) etmekte ve hakaretini (tacizini) sona erdirmek için şartlar öne sürmektedir. Üstelik kınanması gerektiği açık ve hakarete maruz kalanlar açısından hukuken de sorunsallaştırılabilecek bu davranışını, “Theope” davası adına sergilemektedir.

Bu örnekten de anlaşılabileceği gibi, internet ortamındaki tiyatro yayıncılığı bir yandan tartışmayı ve düşüncelerin çatışmasını (polemiği) dışlayan ve düşünce sansürünü doğallaştıran bir a-politikanın, diğer yandan tartışmayı ve düşünce çatışmasını hakaret ve küfür düzeyine vardırabilen bir anlayışın baskısı altında kalmış ve kalmaya devam etmektedir. Bana göre TİYATROM sitesi bu iki uç arasında yayıncılık yapmaya çalışmış ve tiyatro adına önemli bir miras bırakmıştır. Sansürcülükle suçlanması haksız olduğu gibi bu mirasın değerlendirilmesi açısından yıkıcı bir tavrın sergilendiğini göstermektedir.

***

İATP-G’nin tiyatro alanında insan hakları masası oluşturmak gibi bir misyonu olmadığı doğru bir tespittir. Öte yandan, bu tip bir oluşumun hayata geçirilmesine katkı sunma yükümlülüğü olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla, asgari olarak gündemine giren hak ihlallerini ya da anti demokratik uygulamaları daha dikkatli değerlendirmesi ve netlik oluşturması gerektiğini söyleyebiliriz. Bu noktada, yer yer pozitif açılımların yanı sıra çeşitli eksiklikler göze çarpmaktadır. Eksikliklerin üzerine gidilmesi için, düşünce üretiminin arttırılmasına / doğallaştırılmasına ve nasıl tavır alınması gerektiği konusunda netleşmelere ihtiyaç vardır.

Umarım bu yazı kamusal entelektüel duruşun savunusu adına Girişim örgütlenmesine bir katkı sunabilmiştir.

(Kaynak: istanbul alternatif tiyatrolar platformu - girişim)