30 Nisan 2008 Çarşamba

"SANAT NEDİR?"

Tadımlık:


(...)

Bizim şu imtiyazlı sanatımızın savunucularının öne sürdükleri şeyler kısaca bunlar; ama bana kalırsa bu söylediklerine kendileri de inanmıyorlar, çünkü bizim o ince sanatımızın varlığını halk yığınlarının içinde bulunduğu kölelik koşullarına borçlu olduğunu ve bu kölelik sürdükçe var olabileceğini bilmiyor olamazlar; keza yazar-müzisyen, dansçı-oyuncu gibi sanat erbabının da sanatlarında o kusursuz incelik düzeyine ulaşmaları ve birbirlerinden incelikli sanat yapıtları ortaya koyabilmeleri ancak işçilerin soluk almamacasına çalışmaları sayesindedir; yine bu incelikli sanat yapıtlarını değerlendirebilecek ince zevkli topluluğun da ancak işçilerin dur durak bilmeyen çalışmaları sayesinde var olabileceğini unutmamak gerek. Sermayenin boyunduruk altında tuttuğu köleler özgürleşmeyegörsünler, ne böylesi ince sanatlar kalır ortada, ne ince sanatlardan anlayan ince topluluklar.

(...)


Tolstoy, "SANAT NEDİR?" Çeviren: Mazlum Beyhan sf. 74

***

Ayrıca bakınız:
Okunması gereken bir kitap...
Bulunmaz'dan; Tolstoy'un "Sanat Nedir?"i...
Bulunmaz, Tiyatro... Tiyatro... Dergisi ve İş Bankası Kültür Yayınları'nı eleştiriyor!...

28 Nisan 2008 Pazartesi

Müjdat Gezen, (DIGITURK ile el) sıkışmış!...

İnsanın, insanlıktan uzaklaşması için faaliyet gösteren kapitalist sanatçılar, zekayı ve aklı değil, rekabeti pohpohlayarak vahşi insanlar yetiştiriyorlar...

Gerçek dünyadan uzaklaşmamız için çaba harcayan televizyon gülleri, henüz küçücük yaşlardaki çocukları bile, vahşi yaşamın kucağına atıyorlar. Müjdat Gezen de bu kervana katılanlardan...

Çocuklarımızı koruyalım:

DİKKAT REKABET VAR!...

GÜNEY, tüm sıcaklığıyla yayınını sürdürüyor!...

GÜNEY'in "merhaba"sı:


"Yorucu günlerin ardından yeni bir sayı ile tekrar birlikteyiz.Bildiğiniz gibi bu sayımızı da kendi imkanlarımız ve sizlerin katkıları ile dağıtacağız. Dağıtım sorunumuzu aşabilmemiz için sizleri bir kez daha dergimize abone olmaya çağırıyoruz.

Satış noktalarımızı ise internet sitemizden öğrenebilirsiniz.

Ayrıca sizlerden biraz geç çıkmış olmamızdan ve tüm çabalarımızarağmen muhtemel bazı yazım hatalarımızın bulunmasından dolayı da özür diliyoruz.

Dergimizin bu sayısında dosyamız Karl Marx. Bilimsel Sosyalizmin Friedrich Engels ile birlikte kurucusu ve modern dünyanın en büyük dehası Karl Marx’ı, Komünist Partisi Manifestosu’nun yazılışının 160. yıldönümü dolayısıyla anıyoruz.

Komünist Partisi Manifestosu yazıldığı günlerdeki gibi hala güncel ve etkileyici.

Dosyamız dışında yine çok sayıda yazı, şiir ve öykü ile doluyuz.

Bu sayımız öyküleri ile de dikkat çekiyor.

Ancak şiirlerde hala istediğimiz düzeyde değiliz.

44. sayımız sizlerin eline geçtiğinde işçi sınıfının birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs epey yaklaşmış olacak. İşçi sınıfının kültürünü, sosyalist kültürü geliştirme ve yayma hedefimizle 1 Mayıs’ın kazanımlarımızı arttırmasını diliyoruz.

45. sayıda buluşmak dileğiyle…"

27 Nisan 2008 Pazar

Kafkas Kültür OYUNcuları / KAFE OYUNu

Bulunmaz, düşünsel şiddet uyguluyor!


Online Videos by Veoh.com
Videomuzu
500 kişi izledi.
Videomuz, 21.18 ile 21.50 arasında; 32 saniye izlenemiyor. Özür dileriz. Videomuz, 23.10 dakikadır.
Tüm videolar için: TIKLAYINIZ

26 Nisan 2008 Cumartesi

Foto: Dostlar Tiyatrosu patronu Genco Erkal (kaynak: Milliyet)

Genco Erkal, daha önce de aldığı "Afife Ödülleri"ni iade etmeli. Yoksa inandırıcı olamaz!!!

(Kaynak: Bulunmaz, "NTVMSNBC")

YÇKM, tiyatro gösterilerini sürdürüyor...

Bu ay, çeşitli tiyatro gösterilerine sahnesini açan Yüz Çiçek Açsın Kültür Merkezi, mayıs ayında, Türkiye'nin tek profesyonel sosyalist tiyatrosu olan Bulunmaz Tiyatro'yu konuk ediyor. 11 Mayıs 2008'de Bulunmaz Tiyatro'ya sahnesini açacak olan YÇKM, Mao Zedung'un "yüz çiçek açsın, bin fikir gelişsin" anlayışına önem veriyor...

Bulunmaz Tiyatro, Beykoz Karya'daydı...

Pankartı tutanlar: Hilmi Bulunmaz, Kenan Yıldız...


Bugün (26 Nisan 2008), Beykoz Karya salonunda, Sen Gara Değilsin oyununu oynadık. Aziz Nesin'in yazıp, Hilmi Bulunmaz'ın yönettiği oyunda; Eser Bozan, Hüseyin Dinç ve Kazım Şimşek oynuyor. Canlı bir izleyici topluluğunun katılımıyla ivme kazanan oyun, tüm oyuncuların candan oyunculuklarıyla belli bir düzlem oluşturdu. Piyasa değerleri için tiyatro esnaflığı yapan kirlenmiş oyunculara benzemeyen Bulunmaz Tiyatro oyuncuları, her yeni gösteride, bir gömlek yukarı çıkıyorlar...

Bulunmaz Tiyatro kurucusu, genel sanat yönetmeni ve Sen Gara Değilsin oyununun yönetmeni Hilmi Bulunmaz'ın doğum yeri olan Beykoz, her zaman için Bulunmaz Tiyatro'nun gösterilerine ilgi gösteriyor. Ücretsiz sunulan oyuna canlı bir ilgi gösteren Beykoz halkına ne denli teşekkür etsek azdır. Halkın ilgisi sonucu Bulunmaz Tiyatro, Beykoz'da sürekli olarak sahne alacak...

25 Nisan 2008 Cuma

Shakespeare'in ç/alıntı, çakma oyunlar yazdığını kanıtlayan kitabı oku!...

Bankaların hiçbirini sevmem! Bankaların kültür işlerine bulaşmasından hoşlanmam... Ne var ki, Tolstoy'un SANAT NEDİR? kitabını, en doğru çevirmene teslim eden İş Bankası'nın bu hizmetini görmezden gelemem. Şimdiye kadar yayınlanan SANAT NEDİR? kitapları; eksik, yanlış yada hem eksik ve hem de yanlıştı!... İş Bankası / Kültür Yayınları, özgün adı Что такое искусство? (İş Bankası'na göre: Что такое искусцтво?) olan SANAT NEDİR? kitabını, okurlarının hizmetine sunarak, önemli bir iş kotarmış. Başka yayınevlerinden çıkanları okumayıp, Mazlum Beyhan'ın çevirisinden okursanız, Tolstoy'un kitabından büyük zevk alırsınız... HB

***

arka kapak

Lev Nikolayeviç Tolstoy (1829 - 1910): Anna Karenina, Savaş ve Barış, Diriliş gibi romanların büyük yazarı, ömrünün son otuz yılında kendini tümüyle kuramsal çalışmalara vermiş, insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük, sanat, estetik gibi konular üzerinde yazmaya yönelmiştir.


Sanat Üzerine, Tolstoy'un kuramsal yapıtları arasında dikkati çekici bir yere sahiptir. İlk kez 1897'de yayımlandı. Rusya'da hep sansüre uğradı. Sansürsüz ilk baskısı 1898 yılında Londra'da, İngilizce olarak yapıldı; Tolstoy da bu baskıya bir önsöz yazdı. On beş yıllık yoğun bir çalışmanın ürünü olan Sanat Üzerine yazarın üzerinde en fazla uğraştığı yapıtıdır

"Hayaller hayalete dönüşüyor"

Oyunda Günay Karacaoğlu oynuyor.

"Basit Bir Ev Kazası" adlı oyun, "Eh, zamanı geldi artık!" düşüncesiyle evlenmiş, fakat evliliğinde aradığını bulamamış bir kadının trajikomik hallerini anlatıyor. Günay Karacaoğlu'nun oynadığı oyunu, Murat İpek yönetmiş. Oyunun kahramanı Songül "Artık ben de iyi ve muhteşem sevgililer hayal etmeyeceğim. Çünkü bu hayaller sonra hayalete dönüşüyor" sözleriyle içinde bulunduğu ruh halini özetliyor.

(Kaynak: Ücretsiz olarak dağıtılan "Gaste")

24 Nisan 2008 Perşembe

Desteklenmesi gereken bir kuruluş...

Nesin Vakfı'nda şenlik


Mehlika Akgün
24 Nisan 2008


Nesin Vakfı'nın gelenekselleşen "23 Nisan Çocuk Şenliği", vakfın Çatalca'daki "Çocuk Cenneti" merkezinde yapıldı. Vakıf çatısı altında yaşayan çocuklar şenlikte yaşıtlarını ağırladı. Şenliğe çok sayıda aydın, sanatçı, vakıf dostları, gönüllü eğitimciler ve yurttaşlar da çocuklarıyla katılarak destek verdi. Gün boyunca satranç, tiyatro, müzik dinletisi, ahşap oyuncak, duvar, afiş ve yüz boyama gibi etkinliklerin yanı sıra çeşitli oyunlar oynandı.

(Kaynak: Cumhuriyet gazetesi)

Emre Kongar'ın MEDYA NOTU vs...

Bulunmaz, "dezenformasyon" üreticisi dergiyi teşhir ediyor!...


Bugünkü (24 Nisan 2008) Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Emre Kongar'ın yazısının girişini aktaralım:


"Sevgili okurlarım, Türkiye'de medya, özellikle dinci medya ve iktidar medyası, son zamanlarda 'enformasyon' yerine 'dezenformasyon' kaynağı oldu.

Malum, yabancı bir deyim olan 'enformasyon', 'haber ve bilgi' anlamını taşıyor.

Oysa iktidarla kurduğu yakın ilişkiler ve ideolojik alandaki dinci birliktelik sonucunda medyanın önemli bir kesimi, kamuoyuna 'doğru haber ve bilgi' değil, 'kasıtlı olarak yanlış haber ve bilgi' veriyor."

***

Emre Kongar'ın bugünkü (24 Nisan 2008) Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan; "Bir Kasıtlı Yanlış Haber Balonu Daha Söndürüldü" yazısını okumanızı salık veririz...

Bu arada, Hilmi Bulunmaz'ın "Petersburg skandalı / DİKKAT YALAN VAR!" yazısını da okumakta yarar var...

Hilmi Bulunmaz'ın yazısını okuduğunuzda, tiyatro medyasının da ne denli "dezenformasyon" ürettiğini göreceksiniz!...

(Bakınız: Bulunmaz, "Petersburg skandalı / DİKKAT YALAN VAR!")

Cuma Boynukara'nın yeni oyunu...

arka kapak

Yoksun; açlıktan ölmek üzere olan Afrikalı küçük kız çocuğu ve tepesinde onun ölmesini bekleyen akbabayı yansıtan fotoğrafı ile Pulitzer Ödülü'nü kazandıran Kevin Carter'ın hikâyesini anlatıyor. Carter'ın, çektiği bu fotoğraf yıllar sonra Afrika'daki ıstırabın ikonu oldu. Çocuğu orada öylece bırakıp giden, bu nedenle de yoğun eleştiriler alan Carter "Profesyonel fotoğrafçı olduğunu, yardım görevlisi olmadığını" söyleyerek kendisini savunmuş ancak "o an" kendi trajedisinin başlangıcı olmuştu.

Gerçek SANAT CEPHESİ işbaşında...

SANAT CEPHESİ
ŞAİRLERİYLE SÖYLEŞİ
ŞİİR DİNLETİSİ

Katılımcılar:
İsmail Hardal
Kemâl Kök
Nevzat Oğuz
Hüseyin Gül
Turabi Saltık
Asım Gönen
Ferhat İşlek
Refik Uğur
Sabri Yücel
İrfan Ünal
Ragıp Özcan

Yöneten: İsmail Hardal
Tarih ve Saat : 27 Nisan 2008 Pazar Saat: 15.45-16.45
Düzenleyen: Sorun Yayınları Kolektifi
Yer: 13. İzmir Tüyap Kitap Fuarı - Konferans Salonu-1

(Bakınız: Sanat Cephesi)

Haftalık rapor

Sitemizi 17/23 Nisan 2008'de

287
280
223
195
228
261
229

kişi izledi...

Sitemiz son bir ayda 9377 kişi tarafından izlenmiştir...

Not: Sitemizin sağ köşesinde bulunan sayaç (Website Hit Counter), ziyaretçi sayısını değil; ziyaretçilerin "tık"lama sayısını gösterir.

23 Nisan 2008 Çarşamba

Maltepe'de "Sen Gara Değilsin"i sergiledik.

Kazım Şimşek
23 Nisan 2008



19 Nisan 2008' de Maltepe'de "Grandhouse Sinemaları"nda oyunumuzu sergiledik. Maltepe'ye gidişimizi, oyun öncesi ve sonrasında yaşadıklarımızı dile getirmeye çalışacağım.

O gün 17:00 sularında Taksim'deki tiyatromuza gidip, oyunda kullandığımız aksesuarları aldım. 18:00 civarında Hilmi Bulunmaz ve oğlu Cemal Bulunmaz gelip beni aldılar. Cemal Bulunmaz'ın arabasıyla Maltepe'ye doğru yola çıktık. Cumartesi günü olması dolayısıyla, Maltepe'ye varışımız iki saat sürdü. 20:00 sularında Maltepe'ye geldik. "Grandhouse Sinemaları"nın C salonu bize ayrılmıştı. Salon sinema salonu olarak inşa edildiğinden, sahnenin derinliği azdı. Bu bizim oyun için çok handikap değildi, ancak gerçek bir tiyatro salonu olsaydı daha iyi olurdu.

Afişlerimizin asılması için, görevlilerle konuştuk.Bu arada Hüseyin Dinç ve Eser Bozan arkadaşlarım da geldi. Oyun öncesi hazırlıklara başladık. Oyunda kullandığımız limonlar kesildi, bastonlar sahneye konuldu. Hüseyin Dinç' in ailesi de bizi izlemeye gelmişti. O yüzden Hüseyin bizden biraz daha heyecanlı idi. Eser arkadaşımın da kardeşi ve arkadaşları gelmişti. Eser' in kardeşi Ahmet de video kamerayla bizleri çekti.

Oyun da herkes iyi bir performans gösterdi. Bir iki yerde ufak hatalarımız oldu. Ancak daha önce "Barış Manço Kültür Merkezi"nde oynadığımız oyundan daha iyi oynadığımız kesindi.

Oyun yaklaşık bir saat sürdü. Oyundan sonra da, izleyicilerle kısa bir söyleşi yaptık. Hilmi Bulunmaz, izleyicilerimizden oyunu değerlendirmelerini istedi. Herkesten oyundan memnun kaldıklarını öğrenmemiz, bizim için bir gurur kaynağı oldu.

Hilmi Bulunmaz bizlerin performansını beğendiğini, ancak bazı açılardan hala eksiklerimiz olduğunu, onların üzerinde daha çalışmamız gerektiğini söyledi.

26 Nisan 2007 19:00 tarihinde, Beykoz "Karya Sinemaları"nda daha iyi bir performans göstereceğimizi düşünüyorum.

(Kaynak: Şimşek, "HAYATIMIN RENKLERİ")

Sadece izlemekle kalmayın. Katılın!...

"Kadifekale Oyuncuları"

"BİR ÇOCUK AĞLIYOR"

24.04.2008 Saat:13.30

Yöneten: Polat İnangül

Şiirler: Nazım Hikmet, Semih Çelenk, Habip Çil, Polat İnangül ve Çocuklar

Oynayanlar: Kadifekaleli Kırk Çocuk

Yer: DE.Ü. Tıp Fakültesi Derslikler Salonu

Bulunmaz Tiyatro'dan ödül açıklaması!...

Foto: Dostlar Tiyatrosu patronu Genco Erkal (kaynak: Milliyet)


1 Mayıs 1989'da kurulan tiyatromuz, hiçbir zaman ödül kelepçesine tutsak olmadı. Ödül almanın, ödün vermek olduğunun bilincindeyiz. Örnekse, YapıKredi Afife Tiyatro Ödüllerin'den bir ödül almanın, aynı zamanda burjuvaziye ödün vermek anlamına geldiğini biliyoruz. Ne var ki Dostlar Tiyatrosu, YapıKredi adlı finans kapitalin çanağında sunulan Afife Tiyatro Ödülleri'ni daha önce kabul etmesine karşın, bu yıl adı "mansiyon" olduğu için bu ödülü reddediyor. Finans kapitalin çanağında sunulan ödülün özüne değil, biçimi ve ağırlığına göre "politika belirleyen" Dostlar Tiyatrosu, çifte standart uyguluyor. Oysa bir tiyatro, bir ödüle karşı çıkarken inandırıcı olmak için, tüm ödüllerin, ödün elde etmek adına kotarıldığının bilincinde olmalı...

***

Afife Tiyatro Ödülleri tarafından verilen mansiyonu reddeden Dostlar Tiyatrosu patronu Genco Erkal, neleri kabul ediyor?

Bakınız:
Kültür Bakanlığı tarafından: 50 bin YTL!
Efes Pilsen tarafından tanıtım giderleri!
Lions Derneği tarafından tiyatro ödülü!
Hela kapısı sitesindeki lağıma düşmek!
Bonus olarak da izleyici başına 25 YTL!

22 Nisan 2008 Salı

21 Nisan 2008 Pazartesi

Büktel, Kaya hakkındaki yazımıza değiniyor...

Coşkun Büktel
22 Nisan 2008


KAYA ZEKÂSI
VE
DEMİRKANLI AHLÂKI


Yalan Makinası Demirkanlı'nın ahlâkı, nasıl ki, Türk tiyatrosuna egemen olan ahlâk ise; Yaşam Kaya'nın zekâsı da, Türk tiyatrosuna egemen olan zekâdır; Tiyatro salonlarımızın yıkılması, bu ahlak ve bu zekânın tiyatromuzda "kahir ekseriyeti" temsil eder durumda olması nedeniyle engellenemiyor!

Yaşam Kaya, internetteki Türk tiyatro yayıncılığının en yaygın sitelerinden birinin (tiyatronline.com) editörüdür. Gelin görün ki, Yaşam Kaya, örneğin, 16. ve 17. Yüzyıllarda yaşamış olan Shakespeare'in 14.Yüzyıl'da yaşadığını, en geç 1859'da başlamış olan Türk tiyatrosunun 1907'de başladığını zanneden bir editördür. (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor"). Üstelik, Kaya, kendisine yanlış bildiklerinin doğrusunu öğrettiğimizde, düzeltme yapmak yerine, böylesine iki kere iki dört gibi somut yanlışlarında bile fıkra lazları gibi inat etmeyi yeğleyen bir zekâya sahiptir. Bu zekâ, Yaşam Kaya'ya, "Nobel ödülü, böylesi somut yanlışları yanlış olmaktan çıkarabilir" zannettirdiği için; Kaya, kendisine yönelik eleştiriiere karşı, çok akıllıca olduğunu sandığı anlaşılan, çok kısa bir savunma yazısı yazmış. Yaptığı somut yanlışlar hakkında bir tek sözcük bile içermeyen bu kısa savunma yazısını, Yaşam Kaya, kendi okurları dışında hiç kimse görmesin diye, yazdığı alakasız bir yazının dibine saklamış.

Ama Hilmi Bulunmaz, Yaşam Kaya'nın o alakasız yazısının dibindeki o kısa notu keşfetti ve Yaşam Kaya'ya karşı, (içinde Kaya'nın o notunun da aynen aktarıldığı) kısa bir cevap yazısı yazdı. Aşağıda Bulunmaz'ın o kısa yazısını aktarıyoruz

Yaşam Kaya yazısının dibine çökenler

Bulunmaz, düşünsel şiddet uyguluyor!


Online Videos by Veoh.com
Videomuzu
500 kişi izledi.

Videomuz, 21.18 ile 21.50 arasında; 32 saniye izlenemiyor. Özür dileriz. Videomuz, 23.10 dakikadır.
Tüm videolar için: TIKLAYINIZ

Yaşam Kaya yazısının dibine çökenler

Foto: Yaşam Kaya


Değerlendirmemizi yapmadan önce, Yaşam Kaya'nın 19 Nisan 2008'de yayımladığı "Ankara'da Kadınlar Çığır Açıyor 'Zorunlu Hedefler' Ankara Devlet Tiyatrosu" başlıklı yazısının dibine düşürdüğü notu aktaralım:

Dip Not
Zamanında Orhan Pamuk’un romanları için “yazım yanlışları var… anlatım bozuklukları var…” gibi sözler kullananlar, Sayın Pamuk Nobel Edebiyat Ödülü’nü alınca suspus oldular. Yazdığım eleştirilerde “yazım yanlışı var… anlatım bozukluğu var…” diyenler, önce Türkçe’ nin dolaylı anlatım dilini okumayı öğrensinler!

Şimdi de değerlendirmemizi yapalım:

"Shakespeare'in değil doğum tarihini, hangi yüzyılda yaşadığını bile bilmeyen; en az 150 yıllık Türk tiyatro tarihinin 100 yıl önce, yani 1907'de başladığını sanan Yaşam Kaya" (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor"), "...'yazım yanlışı var… anlatım bozukluğu var…' diyenler, önce Türkçe’ nin dolaylı anlatım dilini okumayı öğrensinler!" sözünü edebilme yürekliliğine(!) sahip olduğu için, ben de kendisine hayranım.(!) Yaşam Kaya, Shakespeare'in doğum tarihini, Türkiye tiyatrosunun başlangıç tarihini öğrenmeden, nasıl oluyor da "Türkçe'nin dolaylı anlatım dilini" yazmayı öğrendiğini iddia edebiliyor?!... Çok merak ediyorum!!!

Yaşam Kaya, önce Nobel Edebiyat Ödülü'nü alsın; ardından da gerekirse biz, "suspus ol"alım. Ancak Orhan Pamuk'un karşısında bile "suspus ol"mayan bir kişiliğe sahip olduğumuzdan (Bakınız: Bulunmaz, "Bir bavul diyalog"), şimdi olduğu gibi, Yaşam Kaya Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan(!) sonra da "suspus ol"mayız!...

Yaşam Kaya'nın Nobel aldığını görecek kadar uzun yaşamayı çok isterdim ama, yeryüzünde hiç kimsenin o kadar uzun yaşayacağını sanmıyorum!!!

(Bakınız: Yaşam Kaya, "Ankara'da Kadınlar Çığır Açıyor 'Zorunlu Hedefler' Ankara Devlet Tiyatrosu")

Dostlar, Yapı Kredi'nin verdiğini az buldu!

Dostlar Tiyatrosu “Afife Tiyatro Ödülleri”nin Verdiği “Mansiyon”u Reddetti


Dostlar Tiyatrosu bu yıl sahneledikleri “Sivas 93” oyunları ile “Afife Tiyatro Ödülleri”nde, “böyle bir oyunu sahneleme cesareti gösterdikler için”, “Mansiyon” ile değerlendirilmişlerdir. Dostlar Tiyatrosu, bu ödülü reddettiklerini ve almayacaklarını, oyunun müziklerini yapan Fazıl Say’ın ise adaylıktan çekildiğini açıkladı.

Dostlar Tiyatrosu’nun Basın Açıklaması

Afife Ödülleri seçici kurulunun tiyatromuza verdiği “Mansiyon Ödülü” üstüne çok düşündük. Sonunda kararımızı verdik. Biz bu ödülü istemiyoruz ve gidip almayacağız.

SİVAS 93, üç ay içinde 74 kez oynanarak 36.850 kişiye ulaştı. Seyircinin sağduyusu, bu oyunu mansiyondan çok daha değerli bir ödüle layık gördü.

Türk Dil Kurumu’nun hazırladığı Türkçe Sözlük şöyle diyor, “Mansiyon: Bir yarışmada konulan ödüle yeterli nitelikte görülmemekle birlikte, anılmaya değer bulunan yapıta verilen derece.” Oyunumuzla ilgili böyle bir değerlendirmeyi kabullenmek yaptığımız işe saygısızlık olur, Sivas’ta yitirdiğimiz insanların anısına saygısızlık olur.

Bu ödülün ilk kez geçen yıl Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’na verildiğini biliyoruz. Daha çok amatör tiyatroları özendirmek, onların çalışmalarına dikkat çekmek için oluşturulduğu anlaşılan bu ödülün, 39 yıldır tiyatroya emek veren bir topluluğa verilmesini de son derece yakışıksız buluyoruz.

Bir de “cesaret” konusu var. Basına yapılan açıklamada, “böyle bir oyunu oynama cesaretini gösterdikleri için bu ödülü veriyoruz” diyorlar. Bugüne dek dünyanın hiçbir yerinde bir sanat eserinin “cesaret” nedeniyle ödüllendirildiğini duymadık. Afife seçici kurulu bir ilke imza atıyor. Gelecek yıllarda “haysiyet”, “nezaket”, “vatanseverlik” gibi konularda da ödül vermeleri uygun olur.

SİVAS 93’le “en iyi müzik” dalında aday olan Fazıl Say da Dostlar Tiyatrosu’yla tam bir görüş birliği içinde adaylıktan çekildiğini açıklamış bulunuyor.

DOSTLAR TİYATROSU

(Kaynak: Demirkanlı, tiyatrodergisi.com.tr)

Maltepe'deki oyunumuzun değerlendirmesi


Online Videos by Veoh.com
20 Nisan 2008'de yaptığımız konuşmanın önemli bölümü "Petersburg skandalı" ile ilgiliydi. Ne yazık ki teknik sorun nedeniyle, o bölümü daha sonra yayımlayabileceğiz. Bu durum nedeniyle, izleyicilerimizden özür dileriz.

20 Nisan 2008 Pazar

LİNÇÇİ Pınar Erol, Peter Brook'un adını değiştirdi: Petersburg Skandalı!


Hilmi Bulunmaz
20 Nisan 2008

Demirkanlı'nın "zifirî cehâletine" karşı uyarı tabelamız:


DİKKAT YALAN VAR!


Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı ve Sansür Makinesi Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) gibi (hiçbir kutsalı kalmamış) ruhsuzlar tarafından yaratılıp üstümüze salınan İftira Makinesi Burak Caney (hela kapısı gibi çift "oo"lu site "sahibi"), kendisine verilen görevi layıkıyla yerine getiriyor!…


Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ın, Türkiye tiyatrosunun yalandan arınması için yaptıkları müdahaleyi anlamsız kılmak adına yaratılan ve Demirkanlı'nın ruh ikizi olan Burak Caney, adeta Demirkanlı gibi düşünüp, Demirkanlı gibi yazıyor. Biz, ne zaman Demirkanlı'ya bir eleştiri getirsek, Burak Caney, anında yeni iftiraları ve yalanlarıyla Demirkanlı'yı "savunuyor". Biz, ne zaman Burak Caney'le ilgili bir iftirayı deşifre etsek, Demirkanlı, dayanamayıp ilk fırsatta bize saldırıyor!...


***


İmdi, genellemeyi bir yana bırakıp, asal konuya gelelim:


Ben, Tiyatro… Tiyatro… dergisinde yapılan bir yanlışı gündeme getirdim: Pınar Erol'un, Ayla ve Beklan Algan'la yaptığı "Alganlar, Tiyatro ve Aşk" (Tiyatro... Tiyatro... dergisi / Nisan 2008) başlıklı söyleşisindeki bir gafı açıkladım. Türkiye tiyatrosunda önemli yeri olan Ayla ve Beklan Algan'la yapılan söyleşiyi önemsediğimden, ilk önce bu söyleşiyi okumak istedim. Ne var ki daha söyleşinin başında büyük bir çam devrildiğini gördüm. Mustafa Demirkanlı'nın sahibi ve editörü olduğu Tiyatro… Tiyatro… dergisinden beklenebilecek bir "çam devirme olayı" olsa da, hayretimi gizleyemedim. Söyleşiyi yapan Pınar Erol nasıl bir çam deviriyordu?...


Ayla Algan, söyleşinin hemen başında, birtakım tiyatro adamlarını sayarken, "Peter Brook"un da adını anıyordu. Ne var ki Pınar Erol, "Peter Brook"u "Petersburg" anlıyor ve öyle yazıyordu. Pınar Erol, tiyatro sanatına çok uzak olduğunu sandığım biri. Bu sanata uzak olan birinin, "Peter Brook"u, "Petersburg" olarak anlaması, bir yanlış değil, bir hatâdır. Her hata gibi, bu durum da yerden yere vurulabilecek bir eleştiriye neden olmayabilir...


Ne var ki Tiyatro… Tiyatro… Dergisi'nin bir sahibi ve aynı zamanda bir editörü var: Her iki sıfatı da kişiliğinde birleştiren Mustafa Demirkanlı… Bir tiyatro dergisi sahibi ve editörü olan bir şahıs için, "Boş Alan" adlı eserinin adı da anıldığı halde, Peter Brook ile Petersburg arasındaki ayrımı fark edememek, tam bir kepazelik, tam bir skandaldır. Ama Mustafa Demirkanlı, (tiyatro dergisi çıkarmaktaki tek amacı, Lemi Bilgin ve Orhan Alkaya’dan reklam alabilmek yani devlet içindeki uzantıları sayesinde devlet sırtından geçinebilmek olduğu için) aslında tiyatroyu bilmeye de, sevmeye de gerek duymayan bir vandaldır. O nedenle Peter Brook yerine Petersburg yazılmasındaki gafın ayrımına bile varmamış; böylelikle, yalnızca kendi zifiri cehaletini değil, ülkemizdeki tiyatro yayıncılığının yürekler acısı düzeysizliğini de bir kez daha gözler önüne seren ibret verici bir skandala imza atmış. (Bakınız: Pınar Erol, "Alganlar, Tiyatro ve Aşk" Tiyatro... Tiyatro... dergisi, Nisan 2008. Derginin sahibi ve editörü: Mustafa Demirkanlı.)


Bizim uyarı yazımızdan sonra (Bakınız: "Petersburg nedir?...") Mustafa Demirkanlı, her zaman yaptığı gibi, önce eleştiriyi görmezlikten geldi ve ardından, ruh ikizi Burak Caney imzasıyla, yanlışı önemsizleştirmeye ve kamufle etmeye yönelik yalanlarla örülmüş (apaçık yalanlarla, düpedüz yalanlarla, bir dilim ekmek kadar somut yalanlarla örülmüş) bir yazı yayımladı yada yayımlattı: Aşağıda o yalanları teşhir ediyoruz:


(Kırmızı renkli ve yatık harfli tümceler Burak Caney'in yalanlardan örülü savunma yazısından aktarılmıştır. (Bakınız: “CEKHOV'DAN PETER(S)BROOK VAKASI”.) Diğer ifadeler ise, yalanları teşhir ederek dezenformasyonu engellemek görevimiz gereği bizim tarafımızdan yazılan ifadelerdir.)


CEKHOV'DAN PETER(S)BROOK VAKASI


İftira Makinesi Burak Caney, her zamanki gibi, görevini yerine getirmek için kolları sıvamış ve yukarıdaki yalan başlığı imal etmiştir!...


Konuya "Fransız" okurların algılamasının olanaksız olduğu yukarıdaki yalan başlığı açımlamak da bize düştü! (Okurların dezenforme edilmesine izin veremeyeceğimiz için bu iğrenç ve gereksiz yalanları teşhir etmek zorunda kalıyoruz, Değerli mesaimizi bu ahmaklık ve alçaklıklara ayırmak zorunda bıraktığı için Burak Caney denen orospu çocuğundan nefret ediyoruz.) Öncelikle "CEKHOV" sözcüğünü ele alalım. Böyle bir sözcüğün hiçbir yerde kullanıldığına rastlamadık. Böyle bir sözcüğü "biz de" hiçbir zaman kullanmadık. Ne var ki, tam bir iftiracı ve orospu çocuğu olan Burak Caney, yazısının başlığına koyduğu ilk sözcüğü (CEKHOV) bizim yazdığımızı iddia ediyor. Ana sayfasındaki anons başlığında da, metnin başlığında da, metnin içinde de (cekhov) diye uyduruk bir kelime ortaya atarak, bu uyduruk kelimeyi bize mal ederek, bizim de hata yapabildiğimizi söylüyor ve böylelikle tartışmanın konusunu değiştirerek, Peter Brook ile Petersburg skandalını önemsizleştirmeye ve kamufle etmeye çalışıyor. Böyle bir yalancıya, iftiracı ve orospu çocuğu demekten başka elimizde hiçbir silah yok!...


Yine başlıkta bulunan "PETER(S)BROOK" sözcüğüne gelince… Bu sözcüğe de, orospu çocuğu Burak Caney'in kullanımının dışında, hiçbir yerde rastlamadık. Pınar Erol ne diyordu? "Petersburg". Ayla Algan ne demişti? "Peter Brook". "PETER(S)BROOK" nereden çıkıyordu? Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın piçi İftira Makinesi Burak Caney'in ağzından / klavyesinden!... Peki Burak Caney bu kelimeleri uydurmaya niçin gerek duyuyordu? Kafa karışıklığı yaratıp, Mustafa Demirkanlı’nın zifiri cehaletinin bir dilim ekmek kadar somut zifiri cehaletinin kanıtı olan Petersburg skandalını kamufle etmek, önemsiz göstermek için… Peki Mustafa Demirkanlı’nın zifiri cehaletini örtbas etmek için bütün bu gayretkeş yalanlara Demirkanlı’dan başka kim tevessül edebilir? Tabii ki ancak, Demirkanlı’nın kendi kadar yakını olan, ruh ikizi Burak Caney… Zaten hela gibi çift “oo”lu tiyatrooyun sitesi bu pis işler için (bu günler için) kurulmamış mıydı?...


Burak Caney, hela kapısı gibi çift "oo"lu sitesinde kullandığı o başlığın hemen altına şunu yazabiliyordu:


Sizce de, Eleştirilecek çok daha önemli konular yok mu tam da şu sıralar?


Tiyatroyu sanat olmaktan uzaklaştırmak için imha hareketini yalanlarıyla besleyen Mustafa Demirkanlı'nın piçi ve orospu çocuğu Burak Caney, tiyatroyu sanat yapabilmek adına ömrünü yatıranlara iftira atabilmek için her yola başvuruyor. Tiyatronun en önemli sorunu olan yalan / yanlış düşüncelerin üstünü örtme görevlisi olarak yaratılan Burak Caney, üzerinde durduğumuz facia boyutundaki yanlışın görünmemesi için, "maymuna bak" diyor!...


Not: Mavi ile güncelleme eklemmiştir.


Bu sabah Hilmi Bulunmaz'ın sitesinde ele aldığı bir konu var.

Onun ardından aynı konuyu Coşkun Büktel'de alıntı yaparak dile getirdi.
Bu Tiyatro Dergisinde yapılan önemli bir yanlışlığa ilişkindi.
Peter Brook Petersburg olur mu?
Olmaz elbet. olmamalı.
Hele ki bu bir sanat dergisi, hele ki tiyatro dergisiyse. Üstelik de konu Peter Brook gibi önemli bir isimse. Peki olur mu böyle bir hata?
Dedik ya olmamalı. Ama oluyor. En büyük medyamızda da başbakan'ın adına dek yanlış yazdığı oluyor elbet. Bazen bilmemezlikten, bazen redaksiyon hatası, bazen dikkatsizlik, bazen karacahillik ve daha ne mazeretler aklınıza gelirse.

Mustafa Demirkanlı'nın yanlışını, Pınar Erol'a mal etmemeye özen göstererek yazdığımız yazıyı, Demirkanlı'nın piçi ve orospu çocuğu Burak Caney, "hata" ile sınırlayıp, Demirkanlı'nın üstünden sıyırıp Pınar Erol'un üstüne sıvamak istiyor. Ne var ki, biz buna izin vermeyiz. Pınar Erol'un hakkını bile Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı ve onun ruh ikizi İftira Makinesi Burak Caney'e karşı da savunmasını biliriz. Pınar Erol açısından baktığımızda, ortada yalnızca bir hata, Pınar Erol’un birikiminin yetersizliğini kanıtlayan bir "hatâ" söz konusu… Ama tiyatro yayıncılığından ekmek yiyen, devlet reklamlarıyla “beslenen” bir tiyatro dergisi editörü ve sahibi açısından baktığımızda, tam bir skandal söz konusu… Tiyatro bahsinde Demirkanlı kadar “zifiri cahil” bir başka tiyatro yayıncı ve editörü bulmak bizim ülkemizde bile zordur. Lemi Bilgin ile Orhan Alkaya, reklam vermek için neden ille yalnızca Mustafa Demirkanlı’yı seçiyor? Bilgin ve Alkaya için, “zifiri cehalet” reklam vermelerinin gerekli ve yeterli şartıysa, neden Yaşam Kaya’ya da reklam vermiyorlar? Shakespeare’in 14. Yüzyıl’da yaşadığını sanan (Bakınız: Büktel, "Yaşam Kaya, 'İngiltere basınında yazan ilk Türk tiyatro eleştirmeni' olmakla övünüyor") Yaşam Kaya’nın, cehalet bakımından, Demirkanlı’dan fazlası var eksiği yok. Neden reklamları yalnızca Demirkanlı alıyor? Kariyerinde belgelenmiş düzinelerce yalan bulunduğu için mi? (Bakınız: "Demirkanlı yalanları") Alkaya’nın dergi yönetim kurulundaki kankası olduğu için mi? Bilgin’e plaket verdiği için mi? (Bakınız: "Alavere-dalavere / 1") Eğer reklam vermeniz için ille cahil lazımsa, devlet olanakları ancak cahillere peşkeş çekilecek diye bir kural varsa, neden yalnızca Demirkanlı’ya reklam veriyorsunuz?...


Konuyu saptırmak için; "büyük medyamız”dan, "redaksiyon hatası"ndan, "dikkatsizlik"ten, "karacahillik"ten dem vurarak, yedi takla atan Demirkanlı'nın piçi ve ruh ikizi Burak Caney, boka sardıkça, işin içinden çıkamıyor...


Örneğin Türkçe'yi en iyi kullanan yazar olarak kendini lanse eden Coşkun Büktel'in "çok şey"in ayrı yazıldığını bilmediğini iddia etmek doğru olmaz tabii. Bir hatayı eleştirirken, insan kendi de hata yapabiliyor, hem de eleştiri yaptığı yazıda.


Doğru. Coşkun Büktel, Türkçe'yi en iyi kullanan dramatik yazar, Theope de Türkçe'de yazılmış en iyi oyun... Ama Coşkun Büktel bile, birkaç dakikalığına da olsa Internet'in azizliğine uğrayıp "çok şey" diye yazdığı ifadeyi, "çokşey" olarak yayınlanmış bulabiliyor. Yazım sırasında yapılan düzeltmeler nedeniyle satır düzeninin değişmesinden kaynaklanan bu teknik sorun, yayından sonraki birkaç dakika içinde, hiç kimsenin uyarmasına gerek kalmaksızın, düzeltildiği halde Burak Caney'in gözünden kaçmamış. Caney'in bizi çok sıkı izlediği belli. Ama yaptığımız yazım hatalarını hemen düzeltmiş bile olsak, Caney'in okurlara anımsatması Petersburg skandalını örtmesi için elbette yeterli olmayacak. Biz bir yazıda onlarcası bulunmadıkça, yazım hatalarını eleştiri konusu bile yapmıyoruz. Tıpkı Caney'in bu yazısındaki yazım hatalarına da değinmek gereğini duymadığımız gibi. (Caney'in sadece hemen aşağıda aktardığımız birkaç satırlık ifadesinde bile iki yazım yanlışı var.)


Bazen de (bazıları için) az bilinen isim oldumu düzeltme meraklısı çok olabiliyor. Matbaadaki bir aklıevel dahi aklınca hata görmüş gibi müdahale edip aklınca(!) düzeltebiliyor da. (Başımıza geldiği için yazıyoruz)


Demirkanlı'nın ruh ikizi Burak Caney'in, hangi matbaada, hangi durum başına gelmiş? Bunu da açıklasa, çok seviniriz. Yoksa, Tiyatro… Tiyatro… dergisini basan matbaada mı başına bir iş gelmiş!!!


Amacımız asla Tiyatro Dergisi editörü Mustafa Demirkanlı'yı temize çıkarmak değil.


Yalan!!! Bu konuyu örtbas etmek için Mustafa Demirkanlı bile ancak sizin kadar yalan uydurabilir. Bu konuyu örtbas etmek için Mustafa Demirkanlı bile ancak sizin kadar gayret gösterebilir. Amacınız tam da bu!!! Skandalı önemsiz göstererek ve “canbaza bak” deyip dikkatleri “Cekhov”a yönelterek Demirkanlı’yı temize çıkarmak… Amacınız, ruhsal amcanızın oğlu Demirkanlı'yı temize çıkarmaktan başka hiçbir şey değil!!! Bundan böyle Burak Caney yazarken, parantez içinde (Mustafa Demirkanlı) mı yazmalıyız?!!!


Hele ki siz bir tiyatro dergisinde sıfatınızı patron, yayıncı vs değil de "editör" olarak koymuşsanız bu tür editoryal hataralardan birinci derece sorumlusunuz demektir.


Önemsiz göstermeye çalışmanız boşuna: Ortada bir "editoryal hata" değil, bir “editor yanlışı”, “zifiri cehaleti” kanıtlayacak kadar önemli bir “editor skandalı” var. (Peter Brook, günümüzde “tiyatro yönetmeni denince akla gelen ilk isimdir ve bir tiyatro editörünün, “Boş Alan” adlı kitabın adı verildiği halde Peter Brook ile Petersburg’u ayıramaması; bir tarihçinin, örneğin, İlber Ortaylı’nın, “Nutuk”un adı verildiği halde, Atatürk ile Petersburg’u ayıramaması kadar vahim bir skandaldır.) Nasıl ki götüne güvenen borazancıbaşı olursa, gözüne ve birikimine güvenen de editör olur. Gözü ve birikimi olmayan ise ne editor olmalı ne de dergi yayınlamalı. Hadi o haddini bilmedi ve kamu reklamlarından çöplenebilmek için; hiçbir kuşe kağıdın, hiçbir cilanın örtbas edemeyeceği zifiri cehaletine aldırmadan dergi yayınladı diyelim; peki Lemi Bilgin ve Orhan Alkaya gibi kamu yöneticileri, hangi diyet borçları yüzünden, bu zifiri cehaleti halkın parasıyla besliyorlar?...


Her halukarda hata hatadır kimden ve neden kaynaklanır kaynaklansın editör sorumludur ve umuyoruz ilk sayıda düzeltme koyarak biraz da olsa telafisine gider.


Yanlışı (hata değil!...), düzeltmek için derginin yeni sayısını beklemeye gerek yok. Internet'te yayın yapan www.tiyatrodergisi.com.tr sitesinde ve daha sonra Tiyatro... Tiyatro... dergisinde şöyle bir açıklama yayınlanabilir:


"Tiyatroyu sanat haline getirmek için büyük çaba harcayan Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın değerli uyarıları sonucu, ben Tiyatro… Tiyatro… dergisi editörü Mustafa Demirkanlı yaptığım yanlışın vahametini fark ettim. Okurlarımızı, daha fazla eşek yerine koymamak için, Hilmi Bulunmaz’ın uyarı yazısını dergimizin bu sayısında yayınlıyor ve bundan böyle sansüre en azından Bulunmaz ve Büktel kadar karşı olacağımızı ilan ediyor ve başta Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz olmak üzere, tüm okurlardan özür diliyorum. Mustafa Demirkanlı / Tiyatro... Tiyatro... dergisi editörü."


Bir de tartışmalı adlandırmalar vardır. Örneğin bu yukarıdaki hatayı vurguyla büyük bir haber olarak ele alan Hilmi Bulunmazın sitesinde hemen bu hatanın altında bir başlıkta "Cekhov" dikkatimizi çekiyor.


Öncelikle şunu belirtelim:


"Petersburg nedir?..." yazımız www.tiyatroyun.blogspot.com sitesinde yayımlandı. Yukarıdaki video ise diğer sitelerimizde. Burak Caney'in bu yazısı yayımlandıktan sonra, yukarıdaki videoyu www.tiyatroyun.blogspot sitesine de koyduk. Henüz yayımlanmamış bir videoyu, yayımlanmış gibi göstermek, ancak orospu çocuklarına mahsus bir uygulamadır. Daha yukarıda da belirttiğimiz ve Burak Caney'in hela kapısı gibi çift "oo"lu sitesinde de yayımlandığı gibi, ben "Cekhov" yazmadım. "Ç" ile "Çekhov" yazdım. Göz göre göre yalan söylemek ancak Demirkanlı ve Burak Caney'in işi olabilir!...


Bilindiği gibi yaygın olarak kullanılan Anton Çehov'dur.


Bu arada, bir şeyin yaygın olarak kullanılması, o şeyin doğru olarak kullanıldığı anlamına gelmesi iddiası ilginç…


Google da arama yaptığınızda 642.000 yerde Anton Çehov şeklinde,


sadece 443 yerde ise Anton Çekhov olarak bulmanız mümkün.


Eee!... Yani "Cekhov" olarak kullanılan hiçbir yer yok. Ben böyle bir sözcük kullanmıyorum. Benim kullanmadığım bir sözcüğü, ben kullanmışım gibi hem metnin başlığında, hem metnin içinde, hem de anons sayfasında lanse etmek nedir?... Her türlü tepkiyi göze alarak söyleyeyim; orospu çocukluğudur!!!


Tabi az da olsa başka yazılarda da Çekhov kullanılışına rastlıyoruz. Ama yazarın kendi el yazısı ile kalıbı alınıp basılmış hatıra paralarda bile el yazısı ile Cehov'u görünce daha Çekhov olarak ısrar etmek çok anlamlı değil tabi. Hele ki özel isimler zaten Türkçeleştirilmez yada dilden dile değiştirilemez, okunduğu gibi yazılarak da değiştirilemez. Anton Pavloviç Çehov hatırı sayılır tüm yayınlarda bu şekilde geçmektedir. http://tr.wikipedia.org/wiki/Anton_%C3%87ehov


Kendi dilinde "Чехов" diye yazılıp, Rusça ve doğrusunu bilenler tarafından "Çekhov" diye okunur... Yaygın olmaması önemli de değildir, konumuz da değildir. Unutmayalım: Konumuz, Demirkanlı’nın “zifiri cehaletini” kanıtlayan Petersburg skandalı


yazar adı) da tartışılabilir tabi. Kısaca bir hataya işaret ederken (bir yazar adı) bir başka hatalı kullanımda (bir başka ve daha tanınmış yazar adı) da tartışılabilir tabi.


"Maymuna bak!" deyip, insanın cebindeki parayı çalan hırsızdan bir farkınız yoksa, niyetiniz Mustafa Demirkanlı'nın zifiri cehaletini belgeleyen Peterburg skandalını örtbas etmekse, Peter Brook'u bırakıp tartışmayı "daha tanınmış yazar adı"na saptırmanız mümkündür tabii. Siz (Demirkanlı, 3. Abdülhamid, Burak Caney), daha ne hokkabazlıklar yapmadınız ki!... Bu maymunluğunuz, yaptıklarınızın yanında solda sıfır kalır. Çok masum kalır!!!


Bizim amacımız Demirkanlı = Bulunmaz+Büktel kıyaslaması yapmak değil.


Böyle bir kıyaslama yapamazsınız!... Demirkanlı=Yalan Makinesi… Bulunmaz=Sosyalist sanatçı… Büktel=Türk tiyatrosunun Everest’ini yaratan adam… (Bakınız: TÜRKİYE TİYATROSUNUN "EVEREST"İ)


Yada Bulunmaz ve Büktel'e "Bulduğunuz her hatada bir kez daha kıyamet koparıp zaten defalarca yazdığınız aklına gelen bütün kusurları bir kere de bu vesileyle araya sıkıştırıyorsunuz sizi uyanıklar, fırsatçılar" demek değil amacımız.


Böyle bir şey diyebilme hakkına sahip olmanız kolay değil. Peter Brook’u bilmediğiniz için, tiyatro dergisi çıkaran bir dergi editörünün Peter Brook’u bilmemesinin ne anlama geldiğini de bilmiyorsunuz. Ama siz bilmiyorsunuz diye, biz saatimizi zifiri cahillere gore ayarlayacak değiliz elbette! Bu konuda, bilenlerin tepkisini vereceğiz. Konunun önemini hissettireceğiz! Hissetmek istemeyenler de hissetsin diye, evet, gerekirse kıyameti koparacağız. Tiyatroyu bilenler, bizim bu konuda niçin kıyamet kopardığımızı gayet iyi anlıyacaktır. Tiyatro mücadelemizi, yalancılar, sansürcüler, iftiracılar, orospu çocuklarının hoşlanacağı tonda sürdürmek zorunda değiliz...


Peki nedir amacımız?


Tek bir amacınız var: Okurları dezenforme etmek!!! Zifiri cehaleti ve iftirayı okurlardan saklamak ve devlet içindeki uzantılarınızla işbirliği halinde, devlet olanaklarını sömürmek...


Ortada konu edilecek çok daha eleştirel dönüşümler yaşanmakta.


Somut bir örnek verebiliyor musunuz?... Hayır!... Asla!... Yalana, sansüre, iftiraya ve facebook bataklığına batmış kişiliksiz kişilerden örnek beklenemez!... O dediğiniz “dönüşümler” konusunda gerçekçi, belgesel, inandırıcı eleştirileri de, yine ancak ve yalnızca, biz getiriyoruz zaten. (Örneğin bakınız: Büktel, "GARP CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY SÖYLEMEYE GEREK YOK")


Boyalı medya gibi tiyatro yayıncılığımızın da hızla iktidarın dümen suyuna savrulduğu görülmekte.


Zaten her zaman öyleydi. Yine öyle olacak. Sadece Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın siteleri "iktidarın dümen suyana savrul"muyor...


Eğer Mustafa Demirkanlı eleştirilecekse ortada o kadar güncel ve önemli doneler var ki bir dizgici hatası, bir yazar hatası yada editörün atladığı bir hata her ne sebep olur olsun bir sonraki sayıda düzeltilip telafi edilebilir.


Petersburg konusunda düzeltme bir dakikada yapılabilir. Ama o yanlışı yapan “zifiri cehaleti” gidermek için yıllar gerekir, o yanlışın ardındaki iğrenç zihniyeti tedavi etmek için ise, sonsuzluk bile yetmez. Bu yazıları, o zihniyeti tedavi etmek umuduyla değil, okurları o zihniyet tarafından dezenforme edilmekten kurtarma amacıyla yazıyoruz...


Ama diğer söz ettiğimiz dönüşümsel akıntıya kapılmalar ciddi hasarlar verecek kalıcı sorunlardır.


Yuvarlak, tutulacak yanı olmayan, kocakarı lafı ve vıdı vıdı'dan öteye gitmeyen laflarla hiçbir yere varılamaz. Hele hele iktidara karşı savaşım verilemez!...


Bütün bunlar yaşanırken sen mi doğrusunu yazdın ben mi? Çehov'mu doğru Çekov'mu? Çehov'u bilmemek mi büyük hata yoksa Brook'u mu ? yada "sen zaten yalancısın bak bunu da yanlış yazmışsın" gibi anlamsız tartışmalar gündemi gölgeleyebilecektir.


Petersburg skandalı, gündemi gölgelemek değildir, gündemin ta kendisidir. Çünkü tiyatro binalarımızın yıkılması, tiyatro sanatımıza musallat olan "zifiri cehalet yüzünden" engellenemiyor. Sizin kafa karıştırmak için uydurduğunuz "Cekhov ve Peter(s)brook" gibi kavramlar, durup dururken ortaya attığınız "Çehov'mu doğru Çekov'mu?" tartışması, Petersburg skandalını gölgelemek amacıyla Türkiye tiyatrosuna bile bile, kasten yapılmış kötülüklerdir. Kısacası gündemi asıl gölgeleyenler, sizlersiniz...


Son söz olarak: Tiyatro sanatına birazcık yakın birine: "Çehov" da yazsanız aynı adamı anlar, "Chekhov" da yazsanız aynı adamı anlar, Çekhov da yazsınız aynı adamı anlar, hatta sizin yazdığınız gibi "CEKHOV" da yazsanız yine aynı adamı anlar. Ama yeryüzünde hiçbir canlı, "Petersburg" yazdığınızda, onu "Peter Brook" olarak anlamaz!...


Mustafa Demirkanlı’nın bir yayıncı ve editor olarak “zifiri cehaletini” belgelemiş olan Petersburg skandalı, bu salakça, bu cahilce, bu "kurnazca” taktiklerle asla örtbas edilemez...


***


Tüm tiyatro kamuoyuna, tüm halkımıza duyurulur:


DİKKAT BURAK CANEY VAR!


DİKKAT DEMİRKANLI VAR!!


DİKKAT YALAN VAR!!!

AZİZ NESİN OYNUYORUZ

KÜLTÜR BAKANLIĞI ÇANAĞI YALAMIYORUZ!
EFES PİLSEN TEZGAHTARLIĞI YAPMIYORUZ!

Bulunmaz Tiyatro, halkı oyununa çağırıyor


Cumhuriyet, Milliyet Sanat ve Yeni Tiyatro'dayız.
Tüm videolar için TIKLAYINIZ

18 Nisan 2008 Cuma

ODTÜ ŞENLİĞİ

İzmir Yenikapı Tiyatrosu ODTÜ Tiyatro Şenliğinde!

ŞENLİK '08 ismiyle 25 Nisan - 5 mayıs tarihlerinde hayata geçecek olan şenlikte Yenikapı Tiyatrosu da yer alıyor.

26 Nisan'da N.Gogol'un yazdığı, Gamze Yılmaz'ın İngilizce'den Türkçe'ye çevirdiği, Orçun Masatçı'nın uyarladığı sokak tiyatrosu ile sahne alacak topluluğumuz aynı gün Orçun Masatçı'nın 'Politik Tiyatronun Bugünü' konulu bir söyleşisini de hayata geçirecek.

ODTÜ ŞENLİK '08 de Balçova Belediye Tiyatrosu da var!

28 Nisan saat:20.00'de Peter Weiss'in yazdığı, Orçun Masatçı'nın yönettiği 'Saloz'un Mavalı' isimli oyunu sergileyecek olan Balçova Belediye Tiyatrosu, Orçun Masatçı'nın gerçekleştireceği 3 günlük 'sokak tiyatrosu performansı' atölyesiyle de festivalde yer alacak.

Tiyatro... Tiyatro...'da yine tuhaf bir reklam!

Türkiye tiyatrosuna Kırım Kongo Kenesi gibi yapışan Yalan Makinesi Demirkanlı'nın zehir saçmak için yayımladığı Tiyatro... Tiyatro..., tuhaf bir reklam sayesinde yaşayabiliyor!...

Tiyatro... Tiyatro...'nun:

61. sayfasında tam sayfa Devlet Tiyatroları
62. sayfasında tam sayfa Devlet Tiyatroları
63. sayfasında tam sayfa Devlet Tiyatroları
64. sayfasında tam sayfa Devlet Tiyatroları

reklamı var!!!

Demek Demirkanlı, boşuna Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'e Teşekkür Plaketi vermemiş!...

(Bakınız: "Alavere-dalavere / 1")

Demirkanlı'nın elinden gelse DEVLET TİYATROLARI kasasını olduğu gibi kendine yönlendirecek!...

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Nisan / 2008)

(Ayrıca bakınız: Bulunmaz, "Petersburg nedir?... / 2")

17 Nisan 2008 Perşembe

Bulunmaz Tiyatro provası: Чехов (Çekhov)

Tiyatro dünyası bizden izleniyor!

Yukarıdaki fotoğrafta görülen Özdemir Nutku, bir yandan OYÇED (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği) onur kurulu üyeliğini sürdürürken, diğer yandan da Burak Caney'in hela kapısı gibi çift "oo"lu sitesini süslüyor!

Google'da "OYÇED" diye arama yaptığınızda, beşinci ve altıncı sırada sitemiz çıkıyor!...

Bakınız: Google

(Ayrıca TIKLAYINIZ)

Hilmi Bulunmaz yazdı!

"Zifiri cehaletin"* egemen olduğu tiyatro dünyasına tutsak edilmek isteniyoruz. Karanlığın, tiyatro dünyasına egemen olmasını sağlayan en önemli etmenlerden biri de Tiyatro... Tiyatro... dergisi. Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı'nın editörü ve sahibi olduğu bu dergi, her saniye Türkiye tiyatrosunu hızla kirletiyor. Bu kirlenmeyi gören ve buna karşı çıkanlardan Hilmi Bulunmaz'ın "Petersburg nedir?... / 2" yazısını okumak için TIKLAYINIZ!

*BÜKTEL, "zifiri cehaleti" de GÖR'üyor!