30 Mart 2008 Pazar

Coşkun Büktel
3 Mart 2008


İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Hülya Savaş ile EÜ Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Dr. Figen İnan'a

Soruyorum:

Özdemir Nutku'nun kendi itirafıyla da belgelenmiş (Bakınız: Nutku, "Büktel'e Yanıt") bir iftiracı olduğunu ve iftira ettiği Coşkun Büktel'den özür dilemediğini (Bakınız: "Özdemir Nutku skandalı") hâlâ bilmiyor musunuz); yoksa "bana iftira etmeyen Nutku bin yaşasın" diyerek bilmezden mi geliyorsunuz?

(29 Mart 2008, 23.20)

Aşağıdaki haberi, Hilmi Bulunmaz'ın bulunmaztiyatro.blogspot.com adlı sitesinde gördüm:

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ), Ege Üniversitesi (EÜ), İzmir Devlet Tiyatrosu, İzmir Devlet Opera ve Balesi işbirliğiyle düzenlenen 26. İzmir Tiyatro Günleri başlıyor. 27 Mart ile 10 Nisan arasında devam edecek faaliyetin bilgilendirme toplantısı İzmir Sanat'ta yapıldı. Toplantıya Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, DEÜ Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, İzmir Devlet Tiyatrosu Müdürü Hülya Savaş, 26. İzmir Tiyatro Günleri Düzenleme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Özdemir Nutku ile EÜ Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanı Dr. Figen İnan katıldı.(Haberin devamı için TIKLAYINIZ!)

Haberde, Nutku'yla aynı masada oturdukları ve düzenlenen tiyatral etkinliklere Nutku gibi bir iftiracının adını karıştırıp, tiyatro sanatına (bilerek veya bilmeyerek) küfür ettikleri anlaşılan Aziz Kocaoğlu, Emin Alıcı, Hülya Savaş ve Figen İnan'ı; suçluluğu kanıtlanana değin herkesin masum sayılmasını öngören evrensel hukuk ilkesi uyarınca, şimdilik masum sayıyor ve onlara diyorum ki:

"Nutku'nun, pişmanlık belirtmeyi reddeden azılı bir iftiracı olduğu, 'Özdemir Nutku skandalı' dosyamızdaki belgelerde ('bazı nahoş şeyleri görmesek de olur' ilkelliğinden uzak ciddi insanlar için, bir başka deyişle, 'görmek isteyenler için') güneş kadar, iki kere iki dört kadar, 'apaçık' görünen bir olgudur.

Daha da apaçık görmek isteyenlere, belgelerde adı anılan (iftiranın görsel ve işitsel olarak saptandığı) CD kaydını da gönderebileceğimi, çok önceden ilan etmiştim. Bu CD kaydını bana ulaştıran DT sanatçısı Şahin Ergüney izin vermediği için, iftiranın CD görüntülerini, ne yazık ki, internette yayınlayamıyorum. Yalnızca görmeyi kabul edenlere gösteriyor veya gönderiyorum. CD'yi görüp de Nutku'yu ayıplayanlar arasında, (Bengi, Bulunmaz, Çetinkaya gibi çok yakın dostlarımı hariç tutarak) DT oyuncu ve yönetmeni ve oyun yazarı Coşkun Irmak, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları oyuncu ve yönetmeni Can Doğan, Tiyatro Oyuncuları Derneği (TODER) başkanı Ulvi Alacakaptan, DT sahne amiri Ediz Baysal gibi isimleri sayabilirim. Bu insanlar CD'yi seyrettiklerinde Nutku'yu ayıplamışlardı; bu tavırlarını açıklamak için kendilerinden izin almaya gerek görmedim; umarım sonradan fikir değiştirmemişlerdir.

Ne yazık ki, insanlarımızın çoğu, Nutku'yu ayıplamayı ve piyasada aforoza uğramayı göze alamadıkları için, (vampirlerin haç görmekten korktukları gibi) CD'yi görmekten bile korkuyor ve CD'yi gönderme taleplerimizi (örneğin Ümran İnceoğlu ve Ertuğrul Timur gibi) "hayır, görmek istemiyorum" diye yanıtlıyorlar. Nutku'nun iftirasına tanık olmayı reddediyor, (iftira diye bir şeyin olmadığına inanmayı daha akıllıca olmasa bile, daha "rantabl" buldukları için) deve kuşları gibi başlarını kuma gömüp iftirayı görmemeyi tercih ediyorlar.

Ama "Özdemir Nutku skandalı"ındaki belgeler, zaten Nutku'nun (iftirayı örtbas etmeye çalışırken boş bulunarak yaptığı) itirafını da içerdiği için, CD kaydını görmek ille de gerekmiyor. O CD kaydı, "Özdemir Nutku skandalı"ındaki belgelerden öğrendiklerinize yalnızca cila çekmiş oluyor. Söz konusu iftiradan daha fazla nefret etmenizi sağlıyor. Tabii, iftirayı, (kim yaparsa yapsın ve kime yapılırsa yapılsın) hoş görmeyen bir kişiliğe sahip olmanız koşuluyla..."

Kendilerini tanımak fırsatına bugüne dek ulaşamadığım Aziz Kocaoğlu, Emin Alıcı, Hülya Savaş ve Figen İnan'ı; (kimin tarafından ve kime yönelirse yönelsin) iftirayı, iğrenç bir insanlık suçu sayacak ve asla görmezden gelmeyecek kadar mert birer kişiliğe sahip insanlar olarak tanımak istiyorum.

Ben bana düşeni yaptım. Uyardım.

Şimdi top onlarda

ÖZDEMİR NUTKU SKANDALI

(Kaynak: coskunbuktel.com)

27 Mart 2008 Perşembe

... AMA BENİ İKTİDAR YAPAN MÜDAHALE İYİDİR

Halkın gazetesi olduğunu iddia eden BirGün ve "düşünmek taraf olmaktır" diye slogan atarken gerçeğin tarafını tutmayan Taraf gazetelerinin, Orhan Alkaya (hukuksuzluk) tarafını tutup yayımlamadıkları Feridun Çetinkaya yazısını; gerçeğin tarafını tuttuğumuz için biz yayımlıyoruz (HB):


Feridun Çetinkaya
26 Mart 2008


..........“Ödenekli kurumların siyasi bürokrasi
..........tarafından yönlendirilmeye çalışılması
..........çok acı olduğu kadar çok komik
..........sonuçlara yol açıyor. Devlet Tiyatroları'nda
..........yaşanan atama süreci aynı zamanda
..........son derece komik bir görünüm arz ediyor
...........Hiçbir siyasinin ve bürokratın
..........sanat kurumuna müdahale hakkı yoktur.”

..........ORHAN ALKAYA

...(“Sanatçılar Atamaya Tepkili!”,
...Gül Kireklo’nun Haberi, Akşam Gazetesi, 27 Ağustos 2005.
..http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=2341,3&tarih=27.08.2005)


Tiyatromuzda ne zaman ciddi bir sorun yaşansa, tiyatrocular hemen siyasileri, bürokratları, ya da bilemediniz, eğitim sistemini günah keçisi ilan edip işin içinden sıyrılırlar. Tiyatrodaki kötü gidişatın, sıkıntıların nedenlerini hep tiyatro dışında arar, kendilerine toz kondurmazlar. Ama tiyatronun karakterini, niteliğini esas olarak nasıl tiyatrocular, onların tercihleri ve yaklaşımları belirliyorsa; aynı şekilde, tiyatroda yaşanan sıkıntılarda, sorunlarda tiyatrocuların da büyük bir “payı” ve sorumluluğu olduğu bir gerçektir. Bizzat tiyatrocular, onların tutum ve yaklaşımları da tiyatroya zarar verebilir, veriyor da. Tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel’in Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları (Dramatik Yayınlar, 1998) isimli kitabı, bu konuda kanıtlı ispatlı onlarca örnekle doludur. Yaklaşmakta olan 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü münasebetiyle ben de tiyatromuza bu açıdan bir ayna tutmayı gerekli görüyorum. Tiyatrocuların, yeri geldiğinde tiyatroya nasıl zarar verebildiklerini, siyasilerin tiyatroya haksız müdahalelerine menfaatleri gereği nasıl çanak tuttuklarını somut bir örnekle göstermek istiyorum.

Bilindiği gibi, Adalet ve Kalkınma Partili (AKP) İstanbul Belediye Başkanı Kadir Topbaş, 7 Ocak 2008 günü, İBŞT Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer’i (ikinci kez) hiçbir gerekçe göstermeden görevden aldı. Yerine de şair, tiyatrocu, Birgün gazetesi yazarı Orhan Alkaya’yı atadı.

Belediye Başkanı Topbaş, Genel Sanat Yönetmeni Tuncer’i benzer bir şekilde daha önce de görevden almıştı. Tuncer, haksız ve hukuksuz olduğu gerekçesiyle bu görevden almaya itiraz etmiş, bir dava açmıştı. Sonrasında da Tuncer davayı kazanarak mahkeme kararıyla görevine geri dönmüştü. Tuncer, şimdi ikinci kez, üstelik bu sefer ortada bir de hukuk kararı varken, yine hiçbir gerekçe gösterilmeksizin görevinden alındı. Bu, Tuncer’in şahsında esas olarak tiyatroyu hedef alan, haksız, hukuksuz yeni bir siyasi müdahaledir. Aynı zamanda, Orhan Alkaya’nın deyişiyle “siyasi bürokrasi”nin, hukuk kararlarına da bir meydan okumasıdır.

Orhan Alkaya, 2,5 yıl önce, Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürü Lemi Bilgin’in görevden alınmasına, “Hiçbir siyasinin ve bürokratın sanat kurumuna müdahale hakkı yoktur” diyerek karşı çıkmış bir tiyatrocuyudu. Ama, İBŞT Genel Sanat Yönetmeni Tuncer’in görevine haksız bir siyasi müdahaleyle son verilip yerine Alkaya’nın getirilmesi söz konusu olunca, aynı Alkaya, o iddialı beyanatıyla tamamen çelişen bir tutum takındı. Belediye Başkanı Topbaş’ın bir sanat kurumu olan İBŞT’ye yönelik “haksız” müdahalesine itiraz etmedi, karşı çıkmadı. Alkaya, sırtını bu haksız müdahaleye dayayarak genel sanat yönetmenliği koltuğuna oturmakta da bir sakınca görmedi. Hatta, AKP’li Topbaş’ın bir parmak şıklatmasıyla Tuncer’i sorgusuz sualsiz alaşağı edip, kendisini (Alkaya’yı) genel sanat yönetmenliği koltuğuna oturtmasını öyle benimsedi ki, bu müdahaleyi şu sözleriyle savunmaya, mazur göstermeye bile kalkıştı:

..........“...Nurullah Tuncer hangi gerekçeyle alındı?' diye bir soru sormuyorum. Çünkü Nurullah'ın görevden alınması değil görevin bana verilmesi söz konusu olan. Bu son derece doğal bir genel sanat yönetmeni değişimi. Dünyanın her yerinde birisinin başarısızlığından ötürü görevden alınması değil birisinin projesiyle birlikte göreve gelmesidir esas olan.”

(Orhan Alkaya, “Alkaya Memnun: Projelerim Onay Görmüş”, Efnan Atmaca ile Röportaj, Radikal Gazetesi,10 Ocak 2008)

Alkaya’nın bu savunmasında ileri sürdüğü mazeretler, Süleyman Demirel’in “Türkiye’de üs yoktur. Tesis vardır”, “Ege bir Yunan gölü değildir, Ege bir Türk gölü de değildir, binaenaleyh Ege bir göl değildir” türü efsaneleşmiş laf cambazlıklarına ne kadar benziyor değil mi? Alkaya, “...Nurullah'ın görevden alınması değil görevin bana verilmesi söz konusu...” diyor. Oysa herkes biliyor ki, Nurullah Tuncer istifa etmedi. Görevinden kendi isteği ya da rızasıyla da ayrılmadı. Tuncer’in genel sanat yönetmenliğine “son verildi”. Üstelik Tuncer, haksız ve hukuksuz bir şekilde “görevden alındığı” gerekçesiyle bir dava bile açtı. Alkaya’nın bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ Tuncer’in görevden alınmadığını iddia etmesi, Demirel’in askeri üsleri “tesis” diye yutturmaya kalkmasından hiç de farklı değil. Adının değiştirilip “tesis” diye takdim edilmesi nasıl askeri üsleri meşrulaştırmıyor, masumlaştırmıyor, onların askeri üs niteliğini ortadan kaldırmıyorsa, Alkaya’nın yaptığı sözcük oyunları da, Tuncer’in “hiçbir gerekçe gösterilmeden görevden alındığı” gerçeğini ortadan kaldırmıyor, hakikati değiştirmiyor.

2,5 yıl önce, “hiçbir” istisna gözetmeden, “Hiçbir siyasinin ve bürokratın sanat kurumuna müdahale hakkı yoktur” diyen Alkaya, bugün Belediye Başkanı’nın bir sanat kurumuna yönelik antidemokratik müdahalesini “...son derece doğal bir genel sanat yönetmeni değişimi” olarak tanımlıyor. Basbayağı, selefi Tuncer’in görevine sezon ortasında, gerekçesiz, sorgusuz sualsiz son verilmesini sağduyuya, akla ve mantığa uygun bulduğunu, bunda bir yanlışlık, bir “anormallik” görmediğini söylüyor.

Alkaya, “Dünyanın her yerinde birisinin başarısızlığından ötürü görevden alınması değil birisinin projesiyle birlikte göreve gelmesidir esas olan” ifadesiyle de, Tuncer’e yapılan haksızlığa göz ardı edilebilir bir teferruat muamelesi yapıyor. Tuncer’in adaletsiz bir biçimde görevden alınmasını boşverin, benim göreve gelmemdir esas olan, diyor bir anlamda. Alkaya, bir belediye başkanının hiçbir gerekçe göstermeden, bir tiyatro genel sanat yönetmenini sezon ortasında, durduk yerde görevden almasına “Dünyanın her yerinde” ne dendiğinden ise hiç bahsetmiyor. Sırf Alkaya, Tuncer’in haksız bir şekilde görevden alınmasına karşı çıkmak “Dünyanın her yerinde” esastır demiyor diye, Tuncer’e reva görülen muamele yok sayılıp görmezden gelinebilir mi?

Bu yazının girişine epigraf olarak koyduğumuz demecinde Alkaya, ödenekli tiyatroların siyasi bürokrasi tarafından “yönlendirilmeye çalışılmasının” bile çok acı, çok komik olduğunu söylemiyor mu? Söylüyor. Ama, yine aynı Alkaya, o sözleri söylemesine vesile olan müdahaleden çok daha acı, çok daha komik, çok daha vahim bir siyasi müdahaleyi (Belediye başkanının Alkaya’yı iktidar yaptığı müdahaleyi) sadece “bir projenin yerine başka bir projenin tercih edilmesi” olarak savunup meşru göstermeye çalışıyor mu? Çalışıyor. Alkaya’nın dün söyledikleriyle bugün yaptıkları çelişiyor. Bugün söyledikleri de gerçeklerle bağdaşmıyor. Alkaya açık açık çifte standartlı davranıyor, bu tavrıyla benzer müdahalelere çanak tutuyor. Yarın Kültür Bakanı’nın da DT Genel Müdürü Lemi Bilgin’i hiçbir gerekçe göstermeden görevden alabilmesine, sadece “Birinin projesiyle göreve gelmesidir esas olan” diyerek yerine Mine Acar’ı atamasına meşruiyet kazandırıyor, davetiye çıkarıyor. Teşbihte hata olmaz, Alkaya kendimi savunayım derken, hırsıza yol gösteriyor.

Tabii, yalnızca Alkaya değil, tiyatro çevresi ve kamuoyu da genel olarak bu haksız müdahaleye gereken tepkiyi göstermedi. Daha önce benzer durumlarda, benzer müdahalelere (Örneğin, İzmit Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nda Yücel Erten’in istifaya zorlanmasına, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin’in hakkındaki soruşturmalar gerekçe gösterilerek görevden alınmasına, özellikle de AKP’li siyasilerin müdahalelerine) karşı çıkan, protestolar düzenleyerek, bildiriler yayınlayarak siyasilerden hesap soran tiyatrocular ve meslek örgütleri (İstanbul Şehir Tiyatroları Sanatçıları Derneği “İŞTİSAN”, Tiyatro Eleştirmenleri Birliği “TEB”, Devlet Tiyatroları Opera ve Balesi Çalışanları Vakfı “TOBAV”, Tiyatro Oyuncuları Derneği “TODER”, Özerk Sanat Konseyi vb.) çifte standartlı bir tutum takındı. Belediye Başkanı Topbaş’ın müdahalesini, Tuncer’in haksız bir biçimde görevden alınmasını umursamadılar. Belki de, kimi icraatları ve seçimleri eleştirilen ve Erten ile Bilgin’e nispeten harcanabilir görülen bir ismin (Nurullah Tuncer’in) görevden alınması, yerine de tiyatrocuların sempati duyduğu, aktif bir solcu muhalif imajı çizen daha medyatik birinin (Orhan Alkaya’nın) atanması söz konusu olduğu için, Tuncer-Alkaya değişikliğini zımnen hoş karşıladılar. Oysaki, görünüşte Alkaya’yı iktidara getiren bu müdahale de, esas itibariyle Topbaş’ın İBŞT üzerindeki keyfi vesayetinin yeni bir tecellisinden, siyasi bürokrasinin tiyatro üzerindeki antidemokratik iktidarının perçinlenmesinden başka bir şey değildi. Sadece tiyatro yazarı ve eleştirmeni Coşkun Büktel (coskunbuktel.com) tiyatrocu Hilmi Bulunmaz (tiyatroyun.com), tiyatro sitesi editörleri A. Ertuğrul Timur (tiyatrom.com), Yaşam Kaya (tiyatronline.com) ve tiyatro oyuncusu Orhan Aydın (tiyatrom.com) bu değişikliği gündemine alıp eleştirdi.

Tuncer-Alkaya değişikliğinin gerek zamanlaması, usulü ve yöntemi bakımından, gerekse hukuki, insani, ahlâki yönden “siyasi bürokrasi”nin kabul edilemez bir müdahalesi olduğu apaçık ortadaydı. Buna rağmen Alkaya da, genel olarak tiyatrocular ve meslek örgütleri de, bu müdahale karşısında çifte standartlı davranarak, siyasilerin tiyatroya yönelik benzer gayrimeşru müdahalelerine kapı açtılar. Bu ilkesiz ve tutarsız yaklaşımlarıya esas olarak tiyatroya zarar vermiş oldular.

Aslında, tiyatro yazarı Coşkun Büktel de, bundan tam 11 yıl önce, benzer bir çifte standarda dikkat çekmiş, bu çifte standardı eleştirerek yol açabileceği sakıncalar konusunda önemli uyarılarda bulunmuştu. Bugün benzer bir çifte standarttan söz ettiğimize göre, Büktel’in uyarılarına kimsenin kulak asmadığı anlaşılıyor. O gün yaşananlar, bugün tanıklık ettiğimiz durumla büyük bir benzerlik gösteriyor: Dönemin sosyal demokrat Kültür Bakanı Fikri Sağlar, (tıpkı AKP’li Topbaş gibi) dönemin Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Bozkurt Kuruç’u (tıpkı Tuncer’e yapıldığı gibi) haksız bir müdahaleyle görevden alıyor. Kuruç, bu karara itiraz edip dava açıyor. Danıştay da, Kuruç’un göreve iadesi yönünde bir karar alıyor. Ama Bakan Sağlar, ortada Danıştay kararı da olmasına rağmen yeni bir haksız müdahaleyle, bu kez Kuruç’u “geçici görevle” Antalya’ya göndererek, bir kez daha genel müdürlükten uzaklaştırıyor ve genel müdürlük koltuğuna tiyatro yönetmeni Yücel Erten’i oturtuyor. Bu tür hukuksuzluklara karşı olmasıyla tanına Erten de (tıpkı Alkaya gibi) kendisini iktidar yapan bu hukuksuzluğa karşı çıkmak yerine, bu hukuksuzluktan faydalanarak genel müdürlük koltuğuna oturmakta bir sakınca görmüyor. Bütün bunlara tanıklık eden Büktel, ta 11 yıl önce, siyasilerin haksız müdahalelerine çanak tutan bu çifte standardı öyle ibret verici, isabetli ve kapsayıcı bir biçimde değerlendiriyor ki, bir bakıma daha fazla bir şey söylemeye de hacet bırakmıyor:

“Bugüne dek, Danıştay kararlarını hep sağcılar uygulamaz ve bu yüzden hep solcular sağcıları eleştirirdi. Şimdi danıştay kararlarını solcular uygulamıyor ve eskiden bu durumu eleştirenlerin gıkı çıkmıyor. (...) Çifte standart solun ya da sosyal demokrasinin özelliği haline getiriliyor. Sol’a mal ediliyor. Sosyal Demokratlar, sosyal demokrasinin demokrat niteliğini yitirmesindeki tehlikeyi bugün bile görmüyorlar. Kısa vadeli bireysel ve partizan menfaatler uğruna hukukun üstünlüğü ilkesini ayaklar altına almanın, örneğin danıştay kararlarını uygulamama yolunu açmanın, uzun vadede ülkeyi nasıl bir kaosa götüreceğine aldırmıyorlar. Yarın gelecek sağ hükümetlerin Danıştay kararlarını uygulamayarak daha da tehlikeli süreçler başlatabileceğini düşünmüyorlar. Sosyal demokratların bugünkü hukuk tanımaz tutumları yüzünden yarın o tehlikeli süreçleri başlatacak sağ hükümetleri eleştiremeyeceği —eleştirme hakkını kaybedeceği— kimsenin aklına gelmiyor.”

(Coşkun Büktel, “Sanata Evet Diyen Vandallar”, Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları, s. 318, Dramatik Yayınlar, 1998)

Feridun Çetinkaya
20 Mart 2008


Not:

BirGün ve Taraf gazeteleri bu yazıyı yayımlamayı reddetmiştir.
İBŞT Genel Sanat Yönetmeni Nurullah Tuncer’in haksız bir siyasi müdahaleyle görevinden alınıp yerine (aynı zamanda Birgün gazetesi yazarı olan) Orhan Alkaya’nın atanmasını okurlarına “Şehre Orhan Alkaya geldi, gülümse…” başlıklı bir haberle sevinç içinde duyuran BirGün gazetesi yetkilileri, Yazı İşleri Müdürü Ahmet Tulgar ve Kültür Sanat Editörü Ulaş Gürpınar; yazarları Alkaya’yı genel sanat yönetmenliği koltuğuna çifte standartlı bir yaklaşım benimseyerek oturduğu için eleştiren bu haklı ve önemli yazıyı yayımlamayı reddetmiştir. BirGün yetkilileri, önce yazının uzunluğunu mazeret göstermiş ve bu yazıyı %70 kısaltılması koşuluyla yayımlayabileceklerini belirtmişlerdir. Kendilerine yazımın, iki ya da üç bölüm halinde yayımlanmasını kabul edebileceğimi söylediğimde, bu teklifim "kesinlikle öyle şey olmaz" biçiminde bir cevapla reddedilmiştir. Okurlarına en azından ana fikriyle ulaşsın düşüncesiyle, hakikatten yana, haklı ve önemli bu yazımı yarı yarıya kısaltmayı da sineye çekerek, kısa bir versiyonunu hazırlayıp BirGün gazetesine yeniden gönderdiğimde ise, bu kez karşıma birdenbire yepyeni bir “ret gerekçesi” çıkarılmıştır: “BirGün gazetesinin Kültür Sanat sayfalarında, kadrolu ve anlaşmalı olmayan yazarların, eleştirmenlerin yazıları yayımlanmaz” denilerek, bu yazının kısaltılmış biçimiyle de olsa BirGün gazetesi Kültür Sanat sayfasında yayımlanmayacağı tarafıma açıkça beyan edilmiştir. Oysaki sadece BirGün gazetesi internet sitesindeki Yazarlar bölümündeki TİYATRO KONUK YAZAR kategorisi bile gösterilen gerekçenin sadece sudan bir bahane olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Ama yazımı aldıktan sonra, nezaketen de olsa herhangi bir yanıt verme gereği duymayarak ve telefonlarıma çıkmaktan kaçınarak, Taraf gazetesinin de aslında hakikatten yana değil, çifte standarttan yana olduğunu açıkça göstermiştir.

Bu yazıyı BirGün ve Taraf gazetelerinde yayımlatmaya çabalarken yaşadıklarımı başlı başına ayrı bir yazıda anlatacağım ve değerlendireceğim. (FÇ)

(Kaynak: tiyatrofanzini)

Haftalık rapor

Sitemizi 20/26 Mart 2008'de

263
270
335
320
340
324
375

kişi izledi...

Son bir ayda 8176 kişi tarafından izlenmiştir...

26 Mart 2008 Çarşamba

Coşkun Büktel'i artık bütün dünya okuyabilir

Coşkun Büktel'in "FİYASKO" adlı romanı, Mayıs 2008'de, Feyza Howell çevirisiyle, İngilizce yayınlanıyor.


FIASCO
A novel
by Coşkun Büktel


translated from Turkish
by Feyza Howell

To be published by Çitlembik Publications

in May 2008

Yazar adayları "görücüye" çıkıyor

Kocaeli Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sahne Sanatları Bölümü, Dramatik Yazarlık ve Oyunculuk programlarının ortak çalışması olarak başlattığı "Okuma Tiyatrosu" gösterilerinin ikincisini 27 Mart'ta gerçekleştirecek...

Dramatik Yazarlık Bölümü öğrencilerinden Ersin Çakmak (Dionisos'un Doğuşu), Hande Öksüz (C Durak), Elif Solak (Yasak), Sinan Beyaz (Garip Bir Rüya) ve Hüseyin Gül'ün (Yine Aynı Olay) yazdığı oyunları, Oyunculuk Anasanat Dalı öğretim elemanı Zeynep Kankonde yönetti ve Oyunculuk Anasanat Dalı öğrencileri seslendirdi. Bölümün Nisan ayı içersindeki etkinlik programı şöyle: 2 Nisan: “Forum Tiyatrosuna Giriş” / Seminer, Öğretim Görevlisi Sinan Taşkan; 8-9 Nisan “Forum Tiyatro”/ Atölye, Luciano Iogna. İlk öğrencilerini 2006'da alan ve halen 60 öğrencisi olan Bölüm, bu yıl 6 öğrencisini Erasmus Staj programıyla, 3'er ay süreyle Romanya ve İngiltere'ye gönderecek.

(Kaynak: tiyatronline)

Tiyatro... Tiyatro...'da yine tuhaf bir reklam!

Türkiye tiyatrosuna Kırım Kongo Kenesi gibi yapışan Yalan Makinesi Demirkanlı'nın zehir saçmak için yayımladığı Tiyatro... Tiyatro..., tuhaf bir reklam sayesinde yaşayabiliyor!...

Tiyatro... Tiyatro...'nun:

61. sayfasında tam sayfa Devlet Tiyatroları
62. sayfasında tam sayfa Devlet Tiyatroları
63. sayfasında tam sayfa Devlet Tiyatroları
64. sayfasında tam sayfa Devlet Tiyatroları

reklamı var!!!

Demek Demirkanlı, boşuna Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin'e Teşekkür Plaketi vermemiş!...

(Bakınız: "Alavere-dalavere / 1")

Demirkanlı'nın elinden gelse DEVLET TİYATROLARI kasasını olduğu gibi kendine yönlendirecek!...

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro... Mart / 2008)

Bakınız:
Tiyatro... Tiyatro...'dan tuhaf bir teşekkür!
Tiyatro... Tiyatro...'dan tuhaf bir yalakalık!
Tiyatro... Tiyatro...'da tuhaf bir yazar!
Tiyatro... Tiyatro...'ya tuhaf bir kurul üyesi!
Tiyatro... Tiyatro...'dan tuhaf bir övgü!
Tiyatro... Tiyatro...'da tuhaf bir reklam!
Tiyatro... Tiyatro...'da tuhaf bir röportaj!
Tiyatro... Tiyatro... dizi oyunculuğunu aklıyor!
Tiyatro... Tiyatro...'da yine tuhaf bir reklam!

Fakir Baykurt Sahnesi'nde OYÇED paneli

"Ülkemizde oyun yazarı yok" diyenlere inat
Oyun Yazarları, Dünya Tiyatro Günü nedeniyle örgütlenme sorunlarını tartışmak için bir araya geliyor.

PANEL

OYÇED (Oyun Yazarları ve Çevirmenleri Derneği), 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla, tiyatromuzdaki yazar örgütlenmelerini tartışmaya açıyor:

Tiyatromuzun bin bir zahmetle kurulan ve yaşatılan oluşumlarıdır meslek örgütleri. Yazarlık örgütleri bunların belki de en kırılganı. Bugüne kadar kurulan yazar örgütleri nelerdir; hangi işlevleri görmüşlerdir? Örgüte ihtiyaç var mı? Örgütlenme yazarlığın doğasına aykırı mı? Yazarlık mesleğinin sınırları…Yazarlık örgütleri ve mesleki sorunlar…Yazarlık örgütleri ve güncel politik gündem…

"Tiyatromuzda Yazar Örgütlenmeleri"

Panelistler:
Yılmaz Onay
Hayati Asılyazıcı
Nazif Uslu


Panel Yöneticisi:
Sema Göktaş

Yer: OYCED Genel Merkezi,
Su Gösteri Sanatları Sahnesi
Gureba Hüseyin Ağa Mah. Vezir Çeşmesi Sok. No 3/A Fatih-İstanbul
Tel: 0212- 621 45 52
Tarih: 30 Mart 2008, 14.00

(Kaynak: tiyatronline)

(Ayrıca bakınız: TÖS salonunun adı Fakir Baykurt olmalı!)

25 Mart 2008 Salı

Bulunmaz, oyun öneriyor


Online Videos by Veoh.com
Videomuzu 200 kişi izledi.

Tüm videolar için TIKLAYINIZ

ATEŞİN DÜŞTÜĞÜ YER


Online Videos by Veoh.com

tiyatrom, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde veda sayısını yayına girerek, tiyatro yayıncılığına son veriyor.

Fotomontaj, tiyatrodergisi'nden alınmıştır.


Internetin ilk tiyatro sitelerinden biri olan tiyatrom.com, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü'nde veda sayısını yayına girerek, yayın yaşamına veda ediyor.Ertuğrul Timur tarafından yaklaşık 8 yıldır yayımlanan ve uzun süredir haftalık düzenli bir yayın periyodunu sürdüren tiyatrom.com yaklaşık 2 yıl önce yayın yaşamından çekilme kararı almış, gelen talepleri dikkate alarak bir süre daha yayın yaşamını sürdürmüş, bu sezon kapanacağını ilan etmişti.tiyatrom'un bu kez kesin ve geri dönüşsüz bir şekilde yayın yaşamına son veriyor. Günlük okunurluğu tekil 1600'lere dek varan tiyatrom.com medyanın tiyatroya yeterince yer vermediği günümüzde tiyatronun kitlelere ulaşmasında bir nebze de olsa gönüllülüğe dayanan bir görev üstlenmişti.


(Kaynak: tiyatrom, 16 Mart 2008)

3. Abdülhamid'e gerçekçi serzeniş

Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) "İrfan'ı hür" sitesine sitem dolu bir mektup yollayan Kenan Cinkiş'in sözlerini yorumsuz yayımlıyoruz:

Yazıların hiç birisini okumadım. Okumak da içimden gelmedi.. Çünkü çok saçma bir karar. Hem de çok saçma; kapanmayacak bu site diyesim geliyor.. Çünkü kapanması için hiç bir mantıklı açıklaması yok.. Sitede editör arkadaşlar aradınız da, hiç kimse gelmedi mi? Ve size yardım etmek isteyen hiç kimse çıkmadı mı? Sağlık sorunları başlatacak kadar tek başınıza kaldınız bu site ile... İçeriği o kadar geniş bir sanat dalının bir yayın organı olarak, hiç bir (mantıklı) neden göstermeden kapanmak çok saçma. Bu yazı kesinlikle ağır değil. Ağır olan bir şey varsa, o da pes eden kardeşler görmektir..

(Kaynak: tiyatrom, "VEDA SAYISI")
Coşkun Büktel
25 Mart 2008


GÜNCELLEME (25 Mart 2008):

Aşağıdaki yazımızdan sonra, (veda yazısında Orhan Kurtuldu'nun "cesur yürek" diye tanımladığı) A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) bir kez daha, tükürdüğünü yalamak ve yayınladığı bir yazıyı daha "silmek" zorunda kaldı.

Olayı, 3. Abdülhamid'in ve (Büktel ile Bulunmaz'ı "ciğeri beş para etmez" diye tanımladıktan sonra, "kafa göz patlatma" tehditleri savuran; ama bizim tepkimizle karşılaşır karşılaşmaz, tükürdüğü her şeyi yalayarak kimin ciğerinin kaç para ettiğini kanıtlayan ve havlu atıp kaçarken bile "BİZLERİ NE SUSTUTARABİLİRLER NE KORKUTABİLİRLER Hayde Eyvallah..." diye efelenerek absürd tiyatroya örnek replikler yumurtlayan) İrfan Aslanhan'ın ifadeleriyle tiyatrom.com'un "Veda Sayfası"ndan aktarıyoruz:

İrfan Aslanhan
Radyo-TV yapımcısı, programcı Tiyatro Bölümü öğrencisi İrfan Aslanhan yazdığı veda yazısındaki "ironiyi bile kullanmaya çalıştıklarını ve bu nedenle yazısını kullandırtmamak adına"yazısını çekmek istediğini belirtmiştir. Genç yaşına rağmen tüm tiyatro dünyasının gayet yakından tanıdığı, sevdiği ve güvendiği bir isim olan İrfan Aslanhan'a onun ne olup ne olmadığına güvenimiz sonsuzdur. Fakat art niyetli kullanılma endişesini anlıyor ve arzusunu yerine getirerek yazısını kaldırıyoruz. Sevgili İrfan tiyatrom okurlarına şu mesajı iletmiştir : "ARKADAŞLAR BAZI İNSANLAR burada kalbimizden geçen samimi cümlelerimizi bile kullanmaya çalışıyorlar buyüzden siliyorum mesajlarımı HERKES BİR AVUÇ İÇİNDE HEPSİ BİRER KUM TANESİ OLAN BU DEĞERLİ TİYATRO NEFERLERİNİN KALBİNDEN GEÇENLERİ VE DOĞRULARI ÇOK İYİ BİLİYOR BİZLERİ NE SUSTUTARABİLİRLER NE KORKUTABİLİRLER Hayde Eyvallah..."

İrfan Aslanhan'ın daha önce neler söylediğini ve 3. Abdülhamid ile İrfan Aslanhan'ın neleri yalamak, yutmak, silmek ve "ironi" diye tanımlamak zorunda kaldığını görmek için, lütfen, aşağıdaki haberimizi okuyunuz:

(Bu arada, hakikati hâlâ görmek istemeyen ve 3. Abdülhamid''e güzellemeler düzmeye devam eden fanilere —"fanilerin" listesi için bakınız: "3. Abdülhamid'in 'irfanı hür' sitesi kışkırtıyor"— "tarih taksiratınızı affetsin!" dileklerimizi iletiyoruz.)

A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) şiddeti kışkırtıyor

3. Abdülhamid'in açık destek ve link verdiği (Burak Caney takma adlı korkak sapıklarca yönetilen) hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde, dün, tiyatrooyun imzasıyla şu yorum yayınlandı:

Tiyatro Oyun [24 Mart 2008 20:48 ]


(...)

Sizin gücünüz ne bu siteye ne de tiyatro dünyasından size yükselmiş nefreti boğmaya yetmez. 27 Martta bekliyoruz insan içine çıkmanızı. Gösterin yüzlerinizi o yüzlerle işimiz olacak.

(Yukarıdaki yorumu orijinal sayfasında görmek için TIKLAYINIZ!)

Daha yeni bir başka yazıda ise şu ifadeler yer alıyor:

27 MART GELİYOR

BUYURUN GELİN MEYDANLAR SİZİ BEKLİYOR

İSTER HARBİYEYE

İSTER TAKSİME

TABİ İNSAN İÇİNE ÇIKABİLECEK YÜZÜNÜZ KALDIYSA

TABİ YÜZÜNÜZE TÜKÜRÜLMESİNDEN ÇEKİNCENİZ YOK İSE

BUYURUN SANAL DÜNYADAN GERÇEK DÜNYAYA

BUYURUN MEYDANA

(...)

KALDIMI YÜZÜNÜZ BU GÜZEL YÜZLERİN İÇİNDE OLMAK İÇİN?

GELİN DE GÖRELİM YÜZÜNÜZÜ

(Kaynak: Yüzleri görünmesin diye takma isim ardına saklanan korkak sapıkların sitesinde çıkmış imzasız yazılardan biri, "Bu mudur dürüst mert adam? ha ha haaaa")

korkak sapıklar hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde yukarıdaki örneklere benzeyen mesajlarla, bugüne dek sürdürdükleri iftira kampanyasını artık bir tehdit ve kışkırtma boyutuna tırmandırırken; bir yandan da Hilmi Bulunmaz imzasını kullanarak, güya Hilmi Bulunmaz yazmış gibi, şöyle bir yorum yayınlamaktan bile sakınmıyorlardı:

"Bana bakın yeter artık sıçtırtmayın bacaanıza ha! Bana ne derseniz diyin de Coşkun Büktel'e laf söyleyen karşısında beni bulur O Tanrı gibi adam koskoca Theope yazarı Theope üstüne oyun mu var?"

(Kaynak: Korkak sapıkların sitesinde Hilmi Bulunmaz sahte imzasıyla çıkmış sahte bir okur yorumu. Bakınız: "Bu mudur dürüst mert adam? ha ha haaaa") (İmzasının korkak sapıklar tarafından sahtekarca "kullanılmasına" Bulunmaz'ın tepkisi için, bakınız:"Kimliksizlerin sığındığı kimlik: Burak Caney")

Korkak sapıklar hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde, her türlü sahtekarlıkla beyinlerini yıkayarak, heyecanlı ve toy insanları, Bulunmaz ve Büktel'e karşı "kurulmuş makinalar" haline getirmeye çalışırlarken; 3. Abdülhamid de boş durmuyordu. Theope yazarı Coşkun Büktel'i bile sansür eden 3. Abdülhamid; bugün, bizzat kendi tiyatrom.com sitesinde, açıkça, "birilerinin kafasını gözünü patlatmak"tan söz eden ve özellikle gençlere hitap edip, "GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA" diyerek, genç insanları adlı adınca "şiddete" davet eden şu satırları sansür etmeyi aklından bile geçirmedi:

İrfan Aslanhan

BIRAKIN KENDİNİZİ KANDIRMAYI //// KAÇ GÜNDÜR ŞU DUVARA BİR ŞEY YAZMA İRFAN DİYE TUTUYORDUM KENDİMİ AMA DAYANAMADIM ERTUĞRUL ABİ GERÇEKTEN ÇOK HAKLI
ARKADAŞLAR BU CİĞERİ BEŞPARA ETMEZLERLE UĞRAŞILMAZ BIRAKIN UĞRAŞMAYI BUNLAR İÇİN HAYATINIZI BİR DENGESİZLİĞİN İÇİNE SÜRÜKLEMEYE BİLE DEĞMEZ ( ERTUĞRUL TİMUR DEDİĞİNİZ ADAM YERİ GELDİ EVİNDE KARISININ İKİ KELAMINI DERDİNİ ÇOCUĞUNUN SORUNLARINI DİNLEMEYİ BIRAKTI NEYMİŞ
TİYATROCULARIN YALTAKLIKLARINA HABER TAŞIYCAK DİYE SİTEYE HARA GÜRELE HABERLER TAŞIDI BİR DÜNYA İŞTE BULUNDU GENÇLERİ TOPLADI TİYATRO AŞKINA NE OLDU YİNE BU CİĞERİ PEŞPARA ETMEZLERDEN HAKARETLER KÜFÜRLER YEDİ 2 PİŞMİŞ KEDİ ADAMIN RUH HALİNİ BOZDU) HADİ TOPLANIN BİRİLERİNİN KAFASINI GÖZÜNÜ PATLATALIM DESEM ?????????? GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA ????? HERKEZMİ TİYATROCU OLDU???

(Kaynak: tiyatrom, "VEDA SAYISI")

Tiyatrocular bütün bu tehlikeli hamleleri susarak izlemekle; hele hele, yukarıdaki kışkırtmanın yer aldığı "veda sayfasına" yazı yazmakla, imza koymakla, 3. Abdülhamid'in linç kışkırtıcılığına destek ve cesaret vermekte olduklarını elbette biliyorlardır. Ama bu gözü dönmüş, gözünü kan bürümüş vandalizm karşısında sessiz kalmakla sanatçı onurlarını ebediyen yaraladıklarını, "halkın umudu" olmak iddialarını (eğer hâlâ kaybetmemişlerse)ebediyen kaybetmekte olduklarını da biliyorlar mı? Hayır, bunu ya bilmiyorlar ya da (sanatçı onurlarını çoktan kaybettikleri için) buna artık aldırmıyorlar.

Bunları, kimseyi yanımıza çekmek amacıyla yazmıyoruz. (Biz, bugüne dek, herkesin safının belli olmasını sağlamaya çok çalıştık ama kimseyi yanımıza çekmeye hiç çalışmadık.) Çünkü hakikatin yanımızda olması bize yetiyor. O nedenle biz iftiracı ve linç kışkırtıcısı vandallara karşı, iki kişi olmakla bile sayımızı çok "fazla" hissediyoruz. Yanımızda kimseye ihtiyaç duymuyoruz. Kimsenin askeri olmadık, kimsenin askerimiz olmasını istemiyoruz. Ama, halk ve tarih, kimin kim olduğunu, kimin ne zaman ne konuştuğunu ve kimlerin hangi kritik zamanlarda nasıl sustuğunu doğru kaydetsin istiyoruz. O nedenle, linç kışkırtıcısı vandallara karşı oyunu "açıkça mertçe Türkçe netçe" belirtmeyen, muğlak ifadelerle iki tarafı da "idare etmeye" yeltenen karikatür insanları asla kendimizden saymadığımızı ve saymayacağımızı ilan ediyoruz.

tiyatrom.com sitesinde, "2 pişkin kedi" olarak satanist bir vurguyla nitelenen Büktel ve Bulunmaz'a yönelik linç çağrısını; Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinden haber aldık. Haberin Bulunmaz tarafından nasıl değerlendirildiğini görmek için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

3. Abdülhamid şiddeti kışkırtıyor!

3. Abdülhamid'in "İrfan'ı hür" sitesi kışkırtıyor!

Fotoğraf, İftira Makinesi Burak Caney'in sitesinden alınmıştır.


Coşkun Büktel ile Hilmi Bulunmaz'ı "BU CİĞERİ BEŞPARA ETMEZLER" ve "2 PİŞMİŞ KEDİ" olarak tanımlayan satanist ruhlu İrfan Aslanhan, satanist ruhlu yoldaşlarını; "HADİ TOPLANIN BİRİLERİNİN KAFASINI GÖZÜNÜ PATLATALIM" diye kıvama getirip, "ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA" telkininde bulunarak, kan içiciliği yapmak istiyor!...

Peki bu toplumsal suçu, bu linç girişimini nerede duyuruyor İrfan Aslanhan? Ahmet Ertuğrul Timur'un (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) sitesinde....

(Kaynak: tiyatrom, "VEDA SAYISI")

Peki bu tehdit içeren metne, aynı sayıda imza ve görüşleriyle ortak olan; aynı sayfayı paylaşarak, bu tehdide cesaret verenler kim?...

Hemen yayımlayalım:

Esen Yel
Ali Pehlivan
Hüseyin Kefeli
Aziz Öktem
İdil Engindeniz
Fulya Peker
Üstün Akmen
Pınar Selimoğlu
Zuhal Arslan
Gül Fulya Akyol
Civan Canova
Orhan Kurtuldu
Uğur Kılıç
Yeşim Çot
Ümran İnceoğlu
Tülay Çellek
Turhan Feyizoğlu
Sıla ilyasoğlu
İsmail Can Törtop
Ali Cengiz Akdeniz
Deren Soykan
Hakan Yozcu
Ersin Doğruer
Eda Atalay
Elif Çetinkaya
Bülent Demiral
Deniz Özen
Jale Sancak
Rasim Aşın
Polat İnangül
Şafak Tok
Emre Satı
Ramazan Karakaş
Nurhan Tekerek
Sabri Sevinç
Serkan Öztürk
Dersu Yavuz Altun
Nilay Akder
Gönül ....
Özge Öztürk
Adem Dursun
İhsan Ata
Gökçe Çiçek Özülkü
M. Nurkut İlhan
Başak Sakızlıoğlu
Hamit Demir
Sinem Koşar
Hasan Erkek
Levent Çağlayan
Can Murat
Yaşar Şengel
Tiyatro Caniko
Fatih Pazvantoğlu
Çiğdem Bayraktar
Senem Bolat
Deren Soykan
Duygu Usanmaz
Zafer Diper
Soner Engür
İsa Karslı
Sertaç Ayvaz
Tiyatro Açıkça
Sabiha Topallar
Berna Uyan
Nedim Saban
Ragıp Ertuğrul
Kayhan Şöhretli
Kocaeli Gazetesi
Tarkan Çuhacı
Yıldırım Fikret Urağ
Yaşam Kaya
tiyatronline
Deniz Atam
Elif Çetinkaya
Zühal Arslan
Mehmet Tekkanat
Ezgi Besen
Ufuk tan Altunkaya
Aydın Orak
Orçun Masatçı
Orhan Aydın
Kaan Erkam
Vahit Çakmakçı
Ali Kırkar
Laura Deniz Moreau
Gılman Kahyaoğlu
Suat Başkır

(Kaynak: tiyatrom, "VEDA SAYISI")

***

Not: Yaptığımız yayından sonra, 3. Abdülhamid'in "İrfan'ı hür" sitesi tiyatrom; kedinin pisliğini örttüğü gibi, köpeğin kemiğini gizlediği gibi, şiddet içeren yazıyı, ister istemez yayından kaldırmak zorunda kaldı!...
Coşkun Büktel
25 Mart 2008


A. Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) şiddeti kışkırtıyor

3. Abdülhamid'in açık destek ve link verdiği (Burak Caney takma adlı korkak sapıklarca yönetilen) hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde, dün, tiyatrooyun imzasıyla şu yorum yayınlandı:

Tiyatro Oyun [24 Mart 2008 20:48 ]


(...)

Sizin gücünüz ne bu siteye ne de tiyatro dünyasından size yükselmiş nefreti boğmaya yetmez. 27 Martta bekliyoruz insan içine çıkmanızı. Gösterin yüzlerinizi o yüzlerle işimiz olacak.

(Yukarıdaki yorumu orijinal sayfasında görmek için TIKLAYINIZ!)

Daha yeni bir başka yazıda ise şu ifadeler yer alıyor:

27 MART GELİYOR

BUYURUN GELİN MEYDANLAR SİZİ BEKLİYOR

İSTER HARBİYEYE

İSTER TAKSİME

TABİ İNSAN İÇİNE ÇIKABİLECEK YÜZÜNÜZ KALDIYSA

TABİ YÜZÜNÜZE TÜKÜRÜLMESİNDEN ÇEKİNCENİZ YOK İSE

BUYURUN SANAL DÜNYADAN GERÇEK DÜNYAYA

BUYURUN MEYDANA

(...)

KALDIMI YÜZÜNÜZ BU GÜZEL YÜZLERİN İÇİNDE OLMAK İÇİN?

GELİN DE GÖRELİM YÜZÜNÜZÜ

(Kaynak: Yüzleri görünmesin diye takma isim ardına saklanan korkak sapıkların sitesinde çıkmış imzasız yazılardan biri, "Bu mudur dürüst mert adam? ha ha haaaa")

korkak sapıklar hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde yukarıdaki örneklere benzeyen mesajlarla, bugüne dek sürdürdükleri iftira kampanyasını artık bir tehdit ve kışkırtma boyutuna tırmandırırken; bir yandan da Hilmi Bulunmaz imzasını kullanarak, güya Hilmi Bulunmaz yazmış gibi, şöyle bir yorum yayınlamaktan bile sakınmıyorlardı:

"Bana bakın yeter artık sıçtırtmayın bacaanıza ha! Bana ne derseniz diyin de Coşkun Büktel'e laf söyleyen karşısında beni bulur O Tanrı gibi adam koskoca Theope yazarı Theope üstüne oyun mu var?"

(Kaynak: Korkak sapıkların sitesinde Hilmi Bulunmaz sahte imzasıyla çıkmış sahte bir okur yorumu. Bakınız: "Bu mudur dürüst mert adam? ha ha haaaa")

korkak sapıklar hela gibi çift "oo"lu tiyatrooyun.org sitesinde, her türlü sahtekarlıkla beyinlerini yıkayarak, heyecanlı ve toy insanları, Bulunmaz ve Büktel'e karşı "kurulmuş makinalar" haline getirmeye çalışırlarken; 3. Abdülhamid de boş durmuyordu. Theope yazarı Coşkun Büktel'i bile sansür eden 3. Abdülhamid; bugün, bizzat kendi tiyatrom.com sitesinde, açıkça, "birilerinin kafasını gözünü patlatmak"tan söz eden ve özellikle gençlere hitap edip, "GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA" diyerek, genç insanları adlı adınca "şiddete" davet eden şu satırları sansür etmeyi aklından bile geçirmedi:

İrfan Aslanhan

BIRAKIN KENDİNİZİ KANDIRMAYI //// KAÇ GÜNDÜR ŞU DUVARA BİR ŞEY YAZMA İRFAN DİYE TUTUYORDUM KENDİMİ AMA DAYANAMADIM ERTUĞRUL ABİ GERÇEKTEN ÇOK HAKLI
ARKADAŞLAR BU CİĞERİ BEŞPARA ETMEZLERLE UĞRAŞILMAZ BIRAKIN UĞRAŞMAYI BUNLAR İÇİN HAYATINIZI BİR DENGESİZLİĞİN İÇİNE SÜRÜKLEMEYE BİLE DEĞMEZ ( ERTUĞRUL TİMUR DEDİĞİNİZ ADAM YERİ GELDİ EVİNDE KARISININ İKİ KELAMINI DERDİNİ ÇOCUĞUNUN SORUNLARINI DİNLEMEYİ BIRAKTI NEYMİŞ
TİYATROCULARIN YALTAKLIKLARINA HABER TAŞIYCAK DİYE SİTEYE HARA GÜRELE HABERLER TAŞIDI BİR DÜNYA İŞTE BULUNDU GENÇLERİ TOPLADI TİYATRO AŞKINA NE OLDU YİNE BU CİĞERİ PEŞPARA ETMEZLERDEN HAKARETLER KÜFÜRLER YEDİ 2 PİŞMİŞ KEDİ ADAMIN RUH HALİNİ BOZDU) HADİ TOPLANIN BİRİLERİNİN KAFASINI GÖZÜNÜ PATLATALIM DESEM ?????????? GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA ????? HERKEZMİ TİYATROCU OLDU???

(Kaynak: tiyatrom, "VEDA SAYISI")

Tiyatrocular bütün bu tehlikeli hamleleri susarak izlemekle; hele hele, yukarıdaki kışkırtmanın yer aldığı "veda sayfasına" yazı yazmakla, imza koymakla, 3. Abdülhamid'in linç kışkırtıcılığına destek ve cesaret vermekte olduklarını elbette biliyorlardır. Ama bu gözü dönmüş, gözünü kan bürümüş vandalizm karşısında sessiz kalmakla sanatçı onurlarını ebediyen yaraladıklarını, "halkın umudu" olmak iddialarını (eğer hâlâ kaybetmemişlerse) ebediyen kaybetmekte olduklarını da biliyorlar mı? Hayır, bunu ya bilmiyorlar ya da (sanatçı onurlarını çoktan kaybettikleri için) buna artık aldırmıyorlar.

Bunları, kimseyi yanımıza çekmek amacıyla yazmıyoruz. (Biz, bugüne dek, herkesin safının belli olmasını sağlamaya çok çalıştık ama kimseyi yanımıza çekmeye hiç çalışmadık.) Çünkü hakikatin yanımızda olması bize yetiyor. O nedenle biz iftiracı ve linç kışkırtıcısı vandallara karşı, iki kişi olmakla bile sayımızı çok "fazla" hissediyoruz. Yanımızda kimseye ihtiyaç duymuyoruz. Kimsenin askeri olmadık, kimsenin askerimiz olmasını istemiyoruz. Ama, halk ve tarih, kimin kim olduğunu, kimin ne zaman ne konuştuğunu ve kimlerin hangi kritik zamanlarda nasıl sustuğunu doğru kaydetsin istiyoruz. O nedenle, linç kışkırtıcısı vandallara karşı oyunu "açıkça mertçe Türkçe netçe" belirtmeyen, muğlak ifadelerle iki tarafı da "idare etmeye" yeltenen karikatür insanları asla kendimizden saymadığımızı ve saymayacağımızı ilan ediyoruz.

tiyatrom.com sitesinde, "2 pişkin kedi" olarak satanist bir vurguyla nitelenen Büktel ve Bulunmaz'a yönelik linç çağrısını; Hilmi Bulunmaz'ın tek "o"lu tiyatroyun sitesinden haber aldık. Haberin Bulunmaz tarafından nasıl değerlendirildiğini görmek için, lütfen aşağıdaki başlığı tıklayınız:

3. Abdülhamid şiddeti kışkırtıyor!

Mehmet Tekkanat Mersin'den bildiriyor

Büyük olarak görmek için, lütfen fotoğrafın üstüne tıklayınız.

Tekkanat'ın bize e-postayla yolladığı haberi yayımlıyoruz:


TÜM TİYATROSEVERLERİ BEKLİYORUZ

ANADOLU OYUNCULARI'NDAN HASTANEYE NEŞTER!

HASTANE Mİ KESTANE Mİ? 29 MART'TA SAHNEDE.


Mersin'in en önemli "amatör tiyatro topluluğu" Anadolu Oyuncuları, yeni oyunları "Hastane mi kestane mi" ile seyircisiyle buluşuyor.

Dr.Turhan Temuçin'in yazıp, Mehmet Tekkanat'ın yönettiği iki perdelik komedinin dans koreografilerini Mersin Devlet Opera ve Balesi sanatçılarından Sebülent Biçer gerçekleştirdi.

HASTA OLMAK YA DA OLMAMAK!
İŞTE BÜTÜN MESELE BU!

İki perdelik komedide, hastanelerde yaşanan olaylar ve insanlar hicvediliyor.

Oyun; hem hastaların hem de sağlık emekçilerinin gözünden ülkemizdeki sağlık sorunlarını, hasta-doktor, doktor-bürokrasi, hastabakıcı-hemşire ilişkilerini mizahi bir anlatımla ele alıyor.

Hastalanıp hastaneye yolu düşen vatandaşların başına gelenler, pişmiş tavuğun başına gelmiyor mesela…

Bürokrasi canavarının, hastaları ve sağlıkçıları nasıl canından bezdirdiğini görüyoruz mesela…
Hastaneye sağlam giren bir vatandaşın, nasıl delirme noktasına geldiğine şahit oluyoruz mesela…
Sorumluluk sahibi bir doktorun, yaşanan sorunlar sonunda isyanına tanık oluyoruz mesela…

Hastane mi Kestane mi? adlı oyun; bütün bunları ve daha nice sorunları, eğlenceli-müzikli-danslı bir anlatımla seyircilere kahkahalar attırarak aktarırken, şapkasını önüne koyup bir kez daha düşünmesini sağlıyor.

OYUNCULARIN TAMAMI SAĞLIK EMEKÇİLERİ!

Anadolu Oyuncuları'nda görev alan hemen tüm oyuncular, Mersin Tıp Fakültesi çalışanlarından oluşuyor.

Oyuncular; doktor, hemşire, hastabakıcı, teknisyen, pratisyenlerden oluşuyor.

Çalışmalarını, Gençlik Sanat Merkezi Altan Erkekli Sahnesi'nde sürdüren Anadolu Oyuncularına en büyük destek, GSM Altan Erkekli Sahnesi kurucu genel sanat yönetmeni Mehmet Tekkanat ve Mersin Devlet Opera ve Balesi sanatçısı Serbülent Biçer'den geliyor.

Mehmet Tekkanat, hem salonuyla, hem de yönetmen olarak; Serbülent Biçer ise oyunun dans koreografilerini gerçekleştirerek gruba destek oluyor.

OYUNUN KÜNYESİ
Yazan:
Dr. Turhan Temuçin
Yöneten: Mehmet Tekkanat
Danslar: Serbülent Biçer
Dekor: Ali Mansuroğlu

OYUNCULAR:
Ali Mansuroğlu, Gökhan Doğan, Ayşegül Tangören, Murat Tuna, Mine Kabadayı, Murat Ayhan, Pınar Eldemir, Güneş Çam, Sabahat Tekkanat, Betil Kutlu, Şule Başıböyük, Nasır Beki, Hikmet Göğercin

MERSİN KÜLTÜR MERKEZİ'NE BEKLENİYORSUNUZ.

Hastane mi Kestane mi adlı oyun, 29 Mart 2008 Cumartesi saat 20.00'de Mersin Kültür Merkezi'nde oynanacak.

TODER'den açıklama

Ulvi Alacakaptan
(TODER Tiyatro Oyuncuları Derneği Başkanı)
10 Mart 2008


DÜNYA TİYATROLAR GÜNÜNDE TAKSİMDEYİZ

Gerekli izinler alındı; tiyatrocularla, meslektaşlarımızla 27 Mart 2008 saat 13.00'te, Galatasaray'dan Taksim'e bir Şenlik Yürüyüşü yapıp Cumhuriyet Anıtı'na çiçekler bırakıyoruz. Arkadaşlar, kardeşler; hepinizi oyun kostümleri ve güzelim makyajlarınızla bekliyoruz. Tiyatro grupları, ekipler, kendi flama ve afişleriyle katılır; oyun broşürleri, afişler ve hatta gönülden kopup davetiyeler dağıtırlarsa çok şık olur. Tahtabacaklara ateşyutanlara curcunabaz ve perendebazlara da açık yürüyüşümüz. Bir de müzik olursa, İstiklal Caddesi'ni çınlatırsa ala olur. Ayrıca Galatasaray ve Taksim Gezi Meydanı'na sahneler kurup oyunlar oynamayı da düşünüyoruz. Bizim aklımıza gelen - gelmeyen her türlü katkınıza açığız; arayın bizi, derneğinizi. TODER'in 21. yaşında 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü'nü şenlikle, şadımanlıkla kutlayalım.

Haydi Herkes Işıkların Altına!

***

TODER'in adres ve telefonu:
İstiklal Caddesi Atlas Pasajı 209/41, Beyoğlu
Tel: (0212) 252 52 30

Kişiliksizlerin sığındığı kişilik: Burak Caney

Burak Caney'in sahte kimliğine sırtını yaslayan tüm orospu çocuklarına ithaf olunur


Hilmi Bulunmaz
25 Mart 2008


Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’ı karalamak için yayın yapan
İftira Makinesi Burak Caney’in www.tiyatrooyun.org adlı sitesi, her geçen gün, destekçilerinden aldığı güçle iftira dozunu artırıyor…

“GEL DE GÜLME” üst başlığıyla sunduğu yeni iftira metninin başlığını şöyle uygun görmüş
İftira Makinesi Burak Caney:

“bu
mudur
dürüst
mert adam?
ha ha haaaa

(Bakınız:
"Bu mudur dürüst mert adam? ha ha haaaa")

Her zaman yaptığı gibi şiddet içeren sözlerle, bizlere gözdağı vermeye çalışan
İftira Makinesi Burak Caney, bu yazı müsveddesinde de, ne kanıt gösteriyor; ne de sözde suçladığı insanların ilgili linkini veriyor. Yalan Makinesi Mustafa Demirkanlı ve Ahmet Ertuğrul Timur’dan (nam-ı diğer 3. Abdülhamid) açık destek gören İftira Makinesi Burak Caney, sitesine yazılarıyla destek sunan Üstün Akmen, Özdemir Nutku, Tuncer Cücenoğlu’nun okurlar üstünde oluşturduğu inandırıcılıktan aldığı cesaretle her türlü iftirayı atabiliyor…

Yaşları ve konumları gereği, her türden dolduruşa gelebilecek gençleri de üstümüze saldırtmaya çalışan orospu çocuğu
Burak Caney, imzaları ve yazılarıyla destek sunanlar olmasa, Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz’a iftira atma girişiminde bulunamaz. Tıpkı Ahmet Ertuğrul Timur’un tiyatrom.com sitesinden seslenen kan içiciler gibi (Bakınız: "3. Abdülhamid, şiddeti kışkırtıyor!") tehditlerde bulunan orospu çocuğu Burak Caney, şimdi de Hilmi Bulunmaz’ın hiçbir zaman söylemediği, söylemeyeceği sözlerle iftiralarına bir yenisini ekledi. Sunuyoruz:

Hilmi Bulunmaz [ 24 Mart 2008 13:21 ]
Bana bakın yeter artık sıçtırtmayın bacaanıza ha! Bana ne derseniz diyin de Coşkun Büktel'e laf söyleyen karşısınd abeni bulur O Tanrı gibi adam koskoca Theope yazarı Theope üstüne oyun mu var?”

(Bakınız:
"Bu mudur dürüst mert adam? ha ha haaaa")

Şimdi çok net bir şey söylüyorum: Yukarıdaki (“Bana bakın…” diye başlayan) ve benim imzamla yayımlanan yazının bana ait olduğunu kanıtlasın,
İftira Makinesi Burak Caney ve onu destekleyen herkesten özür dileyip, “ben orospu çocuğuyum” diye Taksim Meydanı’nda bağıracağım. Yok kanıtlayamazlarsa, başta İftira Makinesi Burak Caney olmak üzere, her kim ki Burak Caney’in bu iftiralarını hala ve inatla desteklerse, ölünceye dek avazım çıktığı denli “OROSPU ÇOCUKLARI” diye haykıracağım!!!


Ayrıca bakınız:
HESAP SORUYORUZ! / 1
HESAP SORUYORUZ! / 2
HESAP SORUYORUZ! / 3
HESAP SORUYORUZ! / 4
HESAP SORUYORUZ! / 5
HESAP SORUYORUZ! / 6
HESAP SORUYORUZ! / 7
HESAP SORUYORUZ! / 8
HESAP SORUYORUZ! / 9
HESAP SORUYORUZ! / 10
HESAP SORUYORUZ! / 11
Büktel, "İftirayı nasıl itiraf ettirdik"
Bulunmaz, "Bir iftiranın bataklık anatomisi!"
"Tokat gibi açıklamalar"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / "Seçme eserler"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 1"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 2"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 3"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 4"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 5"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 6"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 7"

3. Abdülhamid, şiddeti kışkırtıyor!

Ahmet Ertuğrul Timur (nam-ı diğer 3. Abdülhamid), Coşkun Büktel ve Hilmi Bulunmaz'ın yazılarını "küfür içerdiği için" sansürlemişti. (Bakınız: 3. Abdülhamid, "Yaşasın Sansür"). Giderek, giderayak hızla, hem de ışık hızıyla Burak Caney'leşen 3. Abdülhamid, İftira Makinesi Burak Caney ruhu taşıyan İrfan Aslanhan'ın ağzından linç girişiminde bulunup, toplumsal suç işliyor. Kan isteyen, şiddet kışkırtıcı, kana susamış İrfan Aslanhan'ın yorum gerektirmeyen yazısını sunuyoruz:


İrfan Aslanhan

BIRAKIN KENDİNİZİ KANDIRMAYI //// KAÇ GÜNDÜR ŞU DUVARA BİR ŞEY YAZMA İRFAN DİYE TUTUYORDUM KENDİMİ AMA DAYANAMADIM ERTUĞRUL ABİ GERÇEKTEN ÇOK HAKLI
ARKADAŞLAR BU CİĞERİ BEŞPARA ETMEZLERLE UĞRAŞILMAZ BIRAKIN UĞRAŞMAYI BUNLAR İÇİN HAYATINIZI BİR DENGESİZLİĞİN İÇİNE SÜRÜKLEMEYE BİLE DEĞMEZ ( ERTUĞRUL TİMUR DEDİĞİNİZ ADAM YERİ GELDİ EVİNDE KARISININ İKİ KELAMINI DERDİNİ ÇOCUĞUNUN SORUNLARINI DİNLEMEYİ BIRAKTI NEYMİŞTİYATROCULARIN YALTAKLIKLARINA HABER TAŞIYCAK DİYE SİTEYE HARA GÜRELE HABERLER TAŞIDI BİR DÜNYA İŞTE BULUNDU GENÇLERİ TOPLADI TİYATRO AŞKINA NE OLDU YİNE BU CİĞERİ PEŞPARA ETMEZLERDEN HAKARETLER KÜFÜRLER YEDİ 2 PİŞMİŞ KEDİ ADAMIN RUH HALİNİ BOZDU ) HADİ TOPLANIN BİRİLERİNİN KAFASINI GÖZÜNÜ PATLATALIM DESEM ?????????? GENÇLER TİYATRO YAPABİLDİĞİNİZ KADAR ŞİDDETTEDE GAZLANSANIZ YA ????? HERKEZMİ TİYATROCU OLDU???

(Kaynak: tiyatrom, "VEDA SAYISI")

***

İrfan Aslanhan kimdir?

1985 İstanbul doğumlu.

Yaramazlıkla birleştirip bir oyun olduğunu sandığı tiyatroya çocuk yaşlarda başlamış ve şu an Haliç Üniversitesi Konservatuvarı Tiyatro Bölümünde okumakta.

Bir diğer yaramazlığı olan radyo hayalini ise üç yıldır gerçekleştirmekte. Yerel ve bölgesel radyolarda çalışarak başladığı radyo hayatını şimdi ise Radyo Time'da Radyo Makinası programıyla sürdürüyor.

Tv Makinası programında Öfkeli Kalabalık'tayken aklına düşmüş olan RADYO MAKİNASI'nda bugüne kadar çok değerli konukları ağırladı. Genco Erkal'dan Selçuk Yöntem'e kadar...

Küçük gemiden büyük gemiye geçmek için suya düşüp biraz yüzme öğrenmek gerektiğini anlatan ve ancak yüzebilirsen büyük gemiye çıkarsın diyen çizgifilimleri nedense hala severek izliyor. Bozuksa Radyo Makinalarınız, Gelin Ayarlarız...

Kendisi aynı zamanda "Komplike Manyaklar Gençlere Özgü Sanatlar Topluluğu" kurucularından...

(Kaynak: RadyoMakinası, "İrfan Aslanhan kimdir?")

***

Not: Yaptığımız yayından sonra, 3. Abdülhamid'in "İrfan'ı hür" sitesi tiyatrom; kedinin pisliğini örttüğü gibi, köpeğin kemiğini gizlediği gibi, şiddet içeren yazıyı, ister istemez yayından kaldırmak zorunda kaldı!...

***

Ayrıca bakınız:
HESAP SORUYORUZ! / 1
HESAP SORUYORUZ! / 2
HESAP SORUYORUZ! / 3
HESAP SORUYORUZ! / 4
HESAP SORUYORUZ! / 5
HESAP SORUYORUZ! / 6
HESAP SORUYORUZ! / 7
HESAP SORUYORUZ! / 8
HESAP SORUYORUZ! / 9
HESAP SORUYORUZ! / 10
HESAP SORUYORUZ! / 11
Büktel, "İftirayı nasıl itiraf ettirdik"
Bulunmaz, "Bir iftiranın bataklık anatomisi!"
"Tokat gibi açıklamalar"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / "Seçme eserler"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 1"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 2"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 3"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 4"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 5"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 6"
"Burak Caney "fotoğraf" sergisi!... / 7"

24 Mart 2008 Pazartesi

KÜLTÜR BAKANLIĞI ÇANAĞI YALAYANLAR

Ben; askerlik yaptım, haksız yere siyasi tutuklu oldum, vergi veriyorum. Benim gibi insanların verdiği vergilerle ayakta duran Kültür Bakanlığı, bana sormadan, benden izin almadan, tiyatro sanatına katkı yapmak için değil, devlet sadakası almak için tiyatro yapanlara ulufe dağıtıyor. Ben, sade vatandaş olmanın yanı sıra, profesyonel bir tiyatro sahibi olarak, Kültür Bakanlığı'nın çanak yalatmasına ve tiyatro esnafının da çanak yalamasına karşıyım. Bu durumu esefle kınıyorum. Lanetliyorum. Götüne güvenen borazancıbaşı olduğu gibi, izleyicisine güvenen tiyatrocu olsun!... (Hilmi Bulunmaz)

***

Tiyatroculara ödenek müjdesi


Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bakan Ertuğrul Günay’ın talimatıyla, özel tiyatrolara 1 milyon 500 bin YTL tutarında ödenek sağladı.

19 Mart 2008 Çarşamba
KÜLTÜR SANAT

2007-2008 sanat sezonunda gerçekleştirecekleri projeler için yardım talebinde bulunan özel tiyatrolar, son başvuru tarihi olan 15 Ağustos 2007’den beri bu ödeneklerin açıklanmasını bekliyordu. Ancak 2007 yılı içerisinde bütçeden veya bütçe dışı kaynaklardan ödenek sağlanamaması nedeniyle bu başvurular değerlendirilemedi. Sonunda Günay’ın, 1 milyon 500 bin YTL tutarında ödenek dağıtılması talimatını vermesiyle Müsteşar Yardımcısı Nihat Gül, Güzel Sanatlar Genel Müdür Vekili Mustafa Atalar, Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, oyun yazarları Refik Erduran, Turgay Nar ve Raşit Çelikezer’den oluşan komisyon, 13 Mart’ta Ankara’da toplandı.

Bu yıl destek var

Komisyon, en büyük pay olan 54 bin YTL’yi “Deliler Boşandı” oyunuyla Ankara Ekin Tiyatrosu ve “Boş Gezen ve Kalfası” oyunuyla Ortaoyuncular’a verdi. “Roma Hamamı” oyunuyla AST 52 bin YTL, “Cimri” ile Kenter Tiyatrosu 52 bin YTL, “Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler” ile Oyun Atölyesi 52 bin YTL, “İçimdeki Timsah” oyunuyla Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu 50 bin YTL, “Sivas '93” ile Dostlar Tiyatrosu 50 bin YTL aldılar. Özel tiyatrolara bu yıl verilen devlet desteğinin dikkat çeken bir noktası da 2006-2007 sezonunda destekten yararlanamayan ve “sahiplerinin aynı zamanda ödenekli kurumların kadrosunda bulunması nedeniyle kendilerine destek verilmediği” iddiasıyla tartışma yaratan tiyatrolara ödenek verilmesi oldu. Buna göre Işıl Kasapoğlu’nun yönettiği Semaver Kumpanya “Cesaret Ana” oyunuyla; Mahir Günşiray’ın Tiyatro Oyunevi “Leonce ile Lena” ile, Nesrin Kazankaya’nın yönettiği Tiyatro Pera “Venedik Taciri” ile, Emre Kınay’ın kurduğu Duru Tiyatro ise “Bana Bir Picasso Gerek” ile 22’şer bin YTL ödenek aldılar.

(Kaynak: Milliyet, "Tiyatroculara ödenek müjdesi")