30 Kasım 2008 Pazar

Kara Ankara…


Orhan Aydın
1 Aralık 2008


Yaşadığımız kentlerin dokusu, her gün daha da kirleniyor.

Giderek çevreye karşı, doğaya ve başkalarının yaşam alanlarına karşı, daha dikkatsiz bir toplum olmaya başladık.

Sokaklarımız, caddelerimiz, kasabalarımız, kentlerimiz pis.

Yaklaşık bir yıldır, sıkça, Anadolu kentlerine turnelere gidiyorum.

Birçok kent, benim bildiğim kent olmaktan çıkmış.

Aklımda saklı tuttuğum resimleri, birileri silip süpürmüş!

Hani bazı meydanların, alanların özel simgeleri vardır ve onlarla anılırlar; bilirsiniz.

Kentlerin dokularını bozmak isteyen kara akıllılar, önce o simgelerle oynuyorlar.

Heykeller, ağaçlar, parklar, tarihsel kimlikli binalar, bulunmaz değerdeki mimari örnekler teker teker yok ediliyor.

Kavşaklar, ya köstebek yuvasına dönüştürülmüş; ya da alt-üst geçit saçmalığına kurban verilmiş.

Kentlerin altyapıları oyulmuş.

Yıllar sonra, kısa bir kent turu yaptığım Ankara, adeta kirlilik tarafından teslim alınmış.

Önce, kentin akciğeri sökülüp alınmış yerinden.

Tel örgülerin arasından dalıp, dalından elmalar kopardığımız Atatürk Orman Çiftliği yok artık.

Serilip uzandığımız çimenlikler, mesire yerleri birilerinin malı olmuş.

Onlarca dönüm büyüklüğündeki meyve ağaçları, çiçek ve sebze bahçeleri yıkılmış.

Bu, İ. Melih Gökçek denen adam, Cumhuriyet Başkenti’nin içini oymuş.

Kentin en merkezi alanında bulunan ve tüm halkın nefes aldığı Gençlik Parkı’nın orta yerinden beton binalar yükseliyor.

Sandallarla içinde dolaştığımız havuz, taş ve inşaat artığı ile dolu.

Benim de yıllarca oyunlar oynadığım, binlerce seyirci ile buluştuğumuz Açık Hava Tiyatrosu yıkılmış, yok edilmiş.

Hemen yanı başında bulunan, Belediye Kent Orkestrası binası da yok olmuş.

Gençlik Parkı’nın alt başındaki, törenlerin ve at yarışlarının yapıldığı Hipodrom alanı da ranta teslim edilmiş.

Binalar, binalar, binalar... dört bir yan betona çevrilmiş.

Gösterilere ev sahipliği yapan Sıhhiye Meydan’ı ise, meydan olmaktan çıkartılıp çirkin su havuzlarına teslim edilmiş. Güzelim heykeller yalnızlaştırılıp yaşamdan koparılmış.

Sıhhiye Köprüsü’nün Ulus tarafına ise, dünyanın en çirkin mimarisi olarak ‘Ankara Adliye Sarayı’ kondurulmuş durumda.

Nazi Almanya’sının toplama kamplarındaki binalar gibi, hücre pencereli bir abide!

Bilinir; Ankara'da toplumsal mücadelelerin hak arama alanı olan meydan, aslında Tandoğan Meydanı'dır.

Ankara halkının bayramlarını kutladığı ve binlerce gösteriye ev sahipliği yapan bu meydanın orta yerine, alt geçit yapılmış ve alanın iki ayrı yönüne metro durağı kondurulmuş.

Çevresindeki ağaçlar kesilmiş, Heykelli Havuz ise görünmez kılınmış.

İ. Melih gereğini yapmış, Tandoğan Meydanı’nı gösteri meydanı olmaktan çıkarmış.

Eski Otobüs Terminali’nin olduğu yerden ise, anlamsız bir gökdelen yükseliyor.

Önündeki o tuhaf kavşaklı geçidin, sırrını çözmek oldukça zor.

Kızılay Meydanı'ndaki durum ise, gerçek anlamıyla içler acısı. Bir kentin merkezi ancak bu kadar çirkinleştirilir.

Tarihi Kızılay binasının yerinden yükselen yapı, korku filmi platosu gibi.

Meydanın altında, bir kirli çıkar kavgası var ki sormayın.

Dükkanlar, dinci gruplara peşkeş çekilmiş.

Buradaki mescit, ‘bir boy gösterme yeri’ olarak kullanılır olmuş.

Üstüne şiirler yazılan Güven Park'taki “o heykel” mahzunlaşmış.

Bakımsızlık ve ilgisizlikten ötürü ruhu çalınmış sanki.

Milli Eğitim Bakanlığı, halkın dinlenme alanını işgal edip neredeyse orta yerine koskoca bir bina kondurmuş.

Burada da güzelim akasya ağaçları kesilmiş; çiçeklikler yıkılmış, banklar parçalanmış, o sevimli küçük havuz çöp yuvası olmuş.

Kızılay'dan Meclis Meydanı’na kadar tuhaf üst geçitler kuşatmış bulvarı.

Asansörleri, yürüyen merdivenleri var; ama hiç çalışmıyorlar.

Engelli yurttaşlar içinse, hiçbir biçimde karşıdan karşıya geçiş hakkı yok.

Orman Bakanlığı’nın önünden başlayıp, Meclis bahçesine kadar uzanan o güzelim meydanın da içi oyulmuş. Halk Evleri Genel Merkezi binasının bulunduğu alana yapılan park, kara beton.

Akay Yokuşu yok.

Bir giriyorsun bilinmez bir dehlize, nereye çıktığın belli değil. Yağmurlu günlerde araçlar, bu geçitlerde mahsur kalıyor.

Yukarıda Kocatepe Camii; ve beton, beton, beton...

Kavaklıdere, Çankaya ve Esat semtleri birtakım geçitlerle, tünellerle ulaşabileceğiniz semtler haline getirilmiş.

Kuğulu Park, ölü anılar yığını sanki.

Bu sıraladıklarım kara resmin küçük bir yüzü yalnızca.

Her semtte, her mahallede akıllara evvel çevre düzenlemeleri var. Yeşil alanların büyükçe bir bölümü talan edilmiş; varolanlar ise ilgisizlikten ağlıyor.

Yağmurlarda sular altında kalan evler, taşan kanalizasyonlar, gün ortasında bile toplanmadığı belli çöpler, çöpler.

Kent, pislik tarafından teslim alınmış.

Böylelikle yaşam, rant alanlarına doğru kaydırılmış.

Kentin tüm çevresini abluka altına alan toplu konutlar, siteler, yapay göletler, parklar, çirkinlik abidesi heykeller, bol minareli camiler, yapılaşmalar için açılan rant yolları; anlaşılmaz bir Ankara çıkarmış ortaya.

Aslında, İ. Melih Gökçek, kentin merkezindeki yaşam alanlarını yok etmiş ve tüm bir kenti yoksullaştırıp çöpe atmış.

Merkezi alanlarındaki kültür-sanat kurumlarının da bağırları hançerlenmiş.

Kent dışındaki yalnızlaştırılmış yaşam, kent içindeki kültürel yaşamla bağ kuramaz duruma getirilmiş.

Oluşturulan köyler ve sitelerin hemen hiç birinde tiyatro, kütüphane, okul ve sinema yok.

Yıllardır, başkent emekçilerine onulmaz eziyetler çektiren ve bu günlerde, yeniden insanların onurlarıyla oynamaya hazırlanan, bu kara akıllı ve de tarikat kurnazı adamdan, bir an önce kurtulmalıyız.

oaydinoaydin@gmail.com

29 Kasım 2008 Cumartesi

Hilmi Bulunmaz da katılıyor

Özgür Tiyatro

15. Yıl Etkinlikleri

Dün, bugün ve yarın için değişen toplumda tiyatro

Her gün bir önceki kötü günün – kötü bir kopyası olarak - yaşadığımız bu günlerde, bu coğrafyanın en dirençli, inançlı, namuslu aydınlardan birini S.Günay Akarsu’yu 30 Kasım 2008 Pazar günü saat 15.00'te Özgür Tiyatro’nun 15’inci sanat yılı etkinliklerinde anıyoruz.

26 yıl öncesinde S. Günay Akarsu bir soruya verdiği yanıtta şöyle diyordu:

.........."Zamanın etkinlik sanatı, egemenlerin istekleri doğrultusunda gelişen bir yapı ve uyum sergiler; ama buna direnen bir güç de derinden derine işler. Sorunun yanıtı içinde gizlidir. Aradan geçen zamanda ayırım, çözülme ve karmaşa da, yarına yönelişin nüvelerini dünden bugüne taşımaktadır. Emekçiler, işçiler yani seyircimizin ana değişimi kendinden yana olanı seçme ve kurma serbestîsidir."

Bugünden bakıldığında bu görüşü O’nun yaşam biçiminde, insan ilişkilerinde ve inatla savunduğu içselleşmiş bilincinde bulmak mümkün.

Yaşamın her alanında ve anında inandığı değerler toplamının sözcüsü, uygulayıcısı ve savunucusu oldu. Oyun yazarı, yönetmen, tiyatro eleştirmeni, eğitmen, yayımcı ve dergi yöneticisi olarak yaşadığı kısacık ömrüne tarihsel gerçekliği, güncel gerçeklikle örtüştürüp aydın olmanın onuru ve sorumluluğunun nasıl olabileceğinin yolunu, yöntemini gösterdi.

PANEL
Ahmet Telli
Orhan Kazbek
Özgür Başkaya
Dündar İncesu
Hilmi Bulunmaz

Dia gösterisi
Sinevizyon

Yer: Özgür Üniversite
Menekşe 2 Sokak 16/8 Kızılay - Ankara
Tarih: 30 Kasım 2008
Saat: 15.00
Tel: 0312 418 32 41
GSM: 0505 586 32 49 (Özgür Başkaya)
www.ozgurtiyatro.org

***

Ayrıca bakınız:
"Yargılı infaz yada Oyun içinde Oyun"
"Kapitalist OYUN risalesi hiçbir şey söylemiyor"
"'Günay Akarsu ve tiyatro'"
"Bir zamanlar tiyatro yayıncılığından bir kapak"
"Günay Akarsu, 'Emek Ödülü'ne karşı çıkardı"
"Kapitalist tapınakta sosyalistleri ağırlamak(!)"

"Talat Sait Halman skandalı" v.s (23.11.08)


TAKSAV'ın, 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman'a "Emek Ödülü" vermesini kınayan konuşma from Cemal Bulunmaz on Vimeo.
Gelecek geliyor!


Sibel Özbudun / Temel Demirer
29 Kasım 2008


“İyiler düşmansız olmaz.” (A. Manzoni)


Mitinge kaç kişinin katıldığını sayamadık, ancak -apoletli sermaye medyasının da inkâr edemeyeceği kadar kalabalıktık, çoktuk… Ama bundan da önemlisi, bu mitingde biz çok zaman sonra bizdik…

Yaşlılarımız ve gençlerimizle, Kürtler ve Türklerle, kadınlar ve erkeklerle, çiftçisiyle, memuruyla, işçisiyle, öğrencisiyle, çevrecisiyle yani rengarenk çeşitliğimizin çoğulcu zenginliğiyle biz, bize benzeyen bir devrimci toplumsal muhalefettik…

Mitingde “Biz”dik; evet, sloganlarımızla, devrimci duruşumuzla, kardeş militan çoğulluğumuzla…

Bu sefer farklı oldu; birçok kimse gibi biz de bu kez, alana polis tarafından kontrol edilmeden, gaz bulutları arasında girdik.

Biliyoruz apoletli burjuva medyası mitingden söz ederken, “Zamlar geri alınsın!”, “Açız işsiziz!”, “Hamdolsun direniyoruz!”, “Halklar kardeştir!” vb’i talepleri görmezden gelip; “Yine olay çıktı” diye haykıracaktır, etekleri zil çalarak…

Ancak olayları gaz yuta yuta, birinci elden yaşayanlardan olarak belirtelim: Olay çıkmadı. Polis olay çıkarttı. Kontrol noktasında polis tarafından bir siyasi partinin kortejine küfürler edildi, tekmeler atıldı. Sonra da buna itiraz edenlerin üzerine gaz mermileri yağdırıldı…

Sonrasındaysa, engellenemez biçimde ne olduysa oldu…

Uzun zamandır ilk kez, evet, evet, nicedir ilk kez bir şey oldu… Bir “kırılma noktası” yaşandı…
Gazı yiyen kitleler, geri dönüp kaçmadılar. Hayır hayır, gaz bombalarının göz gözü görmez kıldığı caddede, kalabalıklar dumanların üzerinden miting alanına doğru yürümeyi sürdürdüler... Alana girenler, geride kalan arkadaşlarını almak için geri döndüğünde, kontrol noktası bir anda boşaldı. Evet, uzun süredir ilk kez; kendi yaptıkları işe şaşırmış, güleç gözlü çocukların halayları arasında, polis tarafından kontrol edilmeden girdik alana…

Evet, rüzgâr yön değiştiriyor coğrafyamızda... Nicedir özlemini çektiğimiz geleceğin, yaklaştığına dair alâmetler çoğalıyor; “Elveda”ların gerilerde bırakıldığı, “Merhaba”larla yeni kucaklaşmaların, çoğullaşmaların eşiğindeyiz bir kez daha…

Taraflar netleşiyor. Daha da netleşecek. Değil mi ki, Kossuth’un deyişiyle, “Tarafsızlık, bir ilke olarak sürüp giderse, zayıflık olur.”

“Zayıflık” mı? O artık “mişli” geçmiş zamana ait!

Kendimizin, gücümüzün farkına varmak gerek; “Dünyada en önemli şey kendinin ne olduğunu bilmektir,” diye boşuna dememiş Montaigne…

Evet, evet krizle debelenen dünyamızda artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak; bu gerçek herkesin bilgisine sunulurken; yolumuz açık olsun…

Yolumuzu birlikte açacağız…

Mutlaka açacağız… “Eğer kalbimde yeşil bir dal bulundurursam şarkı söyleyen bir kuş gelecektir,” diye haykırır bir Çin Atasözü, “As they Say in Zanzibar/ Zanzibar’da Dedikleri Gibi”de…

Magazinel de olsa önemli bir açıklama

Avşar’dan zehir zemberek açıklama

MAGAZİN SERVİSİ

Hülya Avşar ile TMSF Başkanı Ahmet Ertürk arasındaki yaşanan polemik iyice kızıştı.

Ertürk’ün imtiyaz istemekle ve kurnazlıkla suçladığı Avşar, kardeşi Helin Avşar’ın internet sitesinde kızgınlığını şu cümlelerle ifade etti:“Bay Ahmet Efendi, dün itibariyle tüm mal varlığımı eline geçirdin hiçbir sebep göstermeden.. Ele geçirdiğin paraları hayır işleyerek değerlendir de beddualara maruz kalma! Ahmet Efendi! Yatırımlarımı her gün değişik saat takman için feda etmeyeceğim! Önce TMSF binasının önüne gelip saatlerce seni seyredeceğim. O da mı olmadı? Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na gideceğim, o da olmazsa senin gibi iktidarın arkasına sığınıp başımı örtüp benden aldıklarını alacağım.”

(Kaynak: Milliyet)
Fazıl Hüsnü Dağlarca hakkında*


Temel Demirer
29 Kasım 2008


“Kafanda kurduğun
düşünceye benziyorsun.”
(1)


“Büyük Şair” diye anılan bir ulusalcı, Fazıl Hüsnü Dağlarca hakkında yazmak, onu değerlendirmek, zorunlu olduğu kadar da “zor”…

“Zorluk”, akıntıya ve alışılana karşı durmakta; zorunluluk da tam bundan kaynaklanıyor…

O, nasıl bir insandı? Yanıtı Dağlarca’nın kendini tanıttığı dizelere bırakalım: “Su içiyordu kendi/ Ceketini çıkarıyordu kendi/ Yürüyordu kendi/ Yazmasını sürdürüyordu kendi...”

Kendine göre bu olan Fazıl Hüsnü Dağlarca, bu kadar mı? Elbette değil!

O bir şairdi; Kemalist’ti, ulusalcıydı…

Şiirini, şairliğini belirleyen, tam da bu, Kemalist, ulusalcı vasfıydı.

Şiir ne, neye yarar?

Evet, Dağlarca’nın ardından, şiirinden ve şairliğinden, onun politik niteliğini “es” geçerek söz etmek, mümkün değildir.

O hâlde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirine dair “Neye yarar?” sorusuna verilmesi gereken ilk yanıt: “Kemalizme ve ulusalcılığa” olmalıdır.

Şairi, şair yapan şiirinin üstlendiği politik misyonudur çünkü…

Pablo Neruda’nın deyişiyle, “Şair, her şeyden önce yaşadığı toplumun sorunlarına, giderek tüm dünyaya karşı sorumludur.” Söz konusu “sorumluluk”, bir şeyden yana olurken, kaçınılmaz olarak da bir şeylere karşı olmaktır.

O hâlde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirinin ne(ler)den yana olduğundan söz edenler, neye karşı olduğunu da belirtmekle mükelleftirler.

Evet, evet Fazıl Hüsnü Dağlarca politik bir şairdir ve politik şiirler yazar.

Ve de “Politik şiir elbet vardır ve yazılmalıdır,” diyen Can Yücel’in ifadesiyle, “Ama politikanın yöntemi başkadır, devrimci şiirin yöntemi başkadır, ikisini birleştiren şey sınıf mücadelesinin tarihî özüdür.”(2)

O hâlde Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizeleri, “sınıf mücadelesi”nin Kemalist, ulusalcı tarafının (devrimci olmayan) politik şiiri olduğundan söz etmek gerekir.

Uyarı(lar)

Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya dair bu saptama ve kaçınılmaz uzantısı olan uyarı(lar), kimilerini rahatsız etse de, gereklidir.

Çünkü “Askerimizi, askeriyemizi sevmeyenin Türklüğünden şüphe edilmelidir,”(3) diyen bir “Ordu-Millet” projesine denk düşen Türk Ulusalcılığı ve onun resmi ideolojisi olarak Kemalizm, ötekisini yaratan bir dinamik olması yanında; “Türk”ü, “Türkçü”lüğü ve “Türkçe”yi yücelten militarist bir zorlamadan/ dayatmadan malûldür...

Bu tarihsel çerçeve ve zeminde Fazıl Hüsnü Dağlarca “Türkçem benim ses bayrağım” vurgusuyla ekler: “Türkçem bana şiir söyler. Türkçeyi dinliyorum o kadar, ben bir şey katmıyorum, bana yalnızca Türkçemin söylediğini yazmak kalıyor… Türkçem söylüyor ben yazıyorum…”

Tam da bunun için Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirinde Anadolu’nun tarihsel renkleri ve gerçeğine rastlayamazsınız; Ahmed Arif’in ya da yine “Türkçe yazan” öteki şairlerin gür sesinde yankılanan tadı alamazsınız!

Türker Alkan’ın da işaret ettiği üzere, “Asker kökenli büyük sanatçılardan sonuncusu olan Dağlarca’ya… ‘Büyük ozandı, çınardı’ dendi ve hepsi de doğruydu. Gümbür gümbür gelen bir dili, şaşırtıcı imgeleri vardı. İlk şiirlerinde arı Türkçe diye bir derdi olmadı, ama daha sonra arı Türkçe kullanmaya büyük özen gösterdi. O kadar ki, zaman zaman arı Türkçe uğruna şiiri feda mı ediyor, diye düşündüğüm oldu. Ve son nefesine kadar Atatürkçü olarak kaldı. Günlük politikadan da esinlenen şiirler yazdığı oldu.”(4)

Türker Alkan’ın saptaması önemlidir. Çünkü F. R. Jones’in, “Şiirin nesri aştığı noktada, sözcüklerin de anlam ötesi bir varsıllığı vardır,” diye işaret ettiği çerçevede Fazıl Hüsnü Dağlarca, halklar gerçeğine düşman bir asimilasyonun Türkiye’sinde, sadece Türkçe için vardır…

Kaldı ki bu konuda, “Dağlarca benim için Türkçe demektir. Türkçeyi evrenselleştiren şairlerimizin en ön sırasında olanlarından, öncülerindendir. Türkçe kadar büyük ve ölümsüz şairimizdir. Sonsuz gömütü Türkçemizdir,”(5) vurgusuyla Ataol Behramoğlu da bu saptamamızı doğrular!

Evet Hulki Aktunç, “Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir ekolü yok gibiydi. ‘Türkçem, benim ses bayrağım’ sözü, onu ‘poetika’sının ilk maddesi. Bayrağı hep dik duracak,” derken; Hikmet Çetinkaya da ekler: “Benim Fazıl Hüsnü Dağlarca’yı anlatmam zor...

Atatürk devrimlerinin yiğit savunucusu, sosyalist dünya görüşünü benimseyen ender insanlardan birisiydi.

Bir gün sohbet ederken, ‘Bak Hikmet’ dedi, ekledi:

‘Fransız devrimi, Rus devrimi, Çin devrimi ve Küba devrimi... Bir de Atatürk’ün gerçekleştirdiği Türk devrimi vardır, bunu hiç unutma!’…

Türk Devrimi’nin yılmaz savunucusuydu!..

Sevgili Dağlarca, Türkçemizin ses bayrağı, sosyalizmin devrimci yüreği!”(6)

Bu “parlak” sözlere ilişkin geçerken anımsatalım:

Devrimin “Türk”ü, “Kürt”ü olmaz… Devrim enternasyonaldir…

“Atatürkçülüğün yiğit savunucusu” olmak ile, “sosyalist dünya görüşünü benimsemek” taban tabana zıttır ve mümkün değildir; hem devlet destekli bir “milli burjuvazi” yaratmak için çabalayacaksınız, hem de “sosyalist” olacaksınız! Türkiye Türkçülüğüne denk düşen Kemalizm, burjuva ideolojisinin yerel varyantıdır ve enternasyonalist sosyalizm ile uzaktan, yakından bir ilişkisi yoktur, olmamıştır da!

Konuyla bağıntılı olarak çok önemli bir şey daha: “1950 öncesinde Amerikan uçak gemisi Missouri’ye hoş geldin manzumesi yazmıştı Fazıl Hüsnü Dağlarca…”(7)

Devam edelim: Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ruhi Su’nun da bestelediği ‘Almanya’da Çöpçülerimiz’ başlıklı şiirinde “Sığmazken atalarımız, güne yarına,/ Düşmüşüm vay, düşmüşüm ben el kapılarına” derken, yücelttiği Osmanlılıktır; Avrupa’yı işgal eden sömürgeci İmparatorluktur…

Herneyse… Devam edersek; Şükran Kurdakul, Dağlarca’nın değişik dönemlerinde şiirine kaynak olan duyarlılıkların üç yönde geliştiğine dikkat çeker.

Birincisi tek olarak insanın evren karşısındaki şaşkınlığı, yalnızlığını, korkularını ölüm gerçeğine karşın yaşarken bunalımlarını işlediği, daha çok içe dönük şiirler…

İkincisi, insanın doğa ve aykırı toplum güçleri, kurulu düzenin görülen görünmeyen yasaları içinde gündelik yaşamlarını saran sıkıntı ve acıları, buhran ve patlamaları işlediği dışa açık toplumsal şiirler…

Üçüncüsü ise, destanlar ve çocuk şiirleri…

Bir zamanlar Türkiye’de yükselen anti-emperyalist dalgadan doğrudan etkilen ve şiirlerini Kitap Kitapevi’nin vitrinine astığı Karşı Duvar dergisinde sergileyen Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın şiirinde elbette dönemin mücadele ve gerçeği baskındır.

Örneğin 18 Şubat 1969 tarihli ‘Yön’ dergisinde yayımlanan ‘Horoz’ başlıklı şiiri, gençliğe seslenen bir “68 yiğitlemesi”dir… (Bu şiirinden ötürü Ağır Ceza’da yargılanmıştı.)

Daha sonra Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idamı ardından, ‘Horoz Ağıdı’ başlıklı şiiri kaleme alır.

Ve de, 15-16 Haziran’ı konu edinen ‘Yürüyen İşçiler Kapılarında İstanbul’u yazdı.

Bunları unutmadan, Onun sanat telakkisine göz atarsak…

Derdi ki

Cemal Süreya’nın deyimiyle “Tek. Yalnız” şair Dağlarca’dır. Şiir dışında hiçbir şey yazmadığı gibi, şairin düzyazıyla uğraşmasını da gereksiz, hatta zararlı bulur.

Ve der ki...

“Şiir bir bakıma vahşi hayvandır. İlk şiirlerimde onu dizginleyemezdim. Yıllar geçtikçe nerelerinin daha yumuşak olduğunu, nerelerden kımıldamaz hâle getireceğimi aradım, buldum.”

“Ben taş, toprak, dağ değilim. Sözcükler taşa, toprağa, dağa çarpmıyorlar, bana çarpıyorlar. Bu çarpmadan doğan etkilenişimi yazıyorum ya da söylüyorum.”

“Şiir benim ikinci annem.”

“Şiir yazmakla okuma-yazma birbirine benzemez. Şiir yazmak acıkmak gibidir, öpmek gibidir. Ben okuma-yazma bilmeden şiir denen ‘tansığı’ sezdim. Bu, anne-babaya, kardeşe benzemiyordu. Bu, gökyüzüne benziyordu. Gece denen o birbirine benzemez hayvanlara benziyordu. Birbirinden uzak, birbirine aykırı hayvanlara benziyordu.”

Dağlarca’ya göre “şiir, şairin gerçek öğretmenidir” ve şairler “doğanın bir ağacı gibidirler”:
“Topraktaki binlerce yıl yaşamış güneşin binlerce aşamasından geçmiş o verime, berekete erişirlerken adandıkları ölçüde doğadırlar. Şiir, doğanın sözcüklere dönüşmüş güzelliğidir, açarıdır.”

Ya da, “Ozanlar bilmese de, şiirler, koca gökyüzünden bir ateş parçasının geçmesidir. Şiirler, ozanı bütün ağaçlarla, hayvanlarla, coğrafyayla ortak kılar. Şiirin coğrafyası evrenin oluşumundan bu yana, parça parça bize varan bir başka yazıdır.”

Cemal Süreya, Dağlarca için “Dağların ve ovaların küçük mutasavvıfı. Madde mutasavvıfı” diyordu.

Fazıl Hüsnü Dağlarca kendi şiir serüvenine ilişkin olarak da şunları der: “Bende duyarlıkla matematik iç içedir. Eski duyarlıklar gide gide sayı olurlar, diye düşünürdüm. Bu anlatımın büyük bir gerçeği dile getirdiğini öteki gözlerimle görüyorum. Bana kitaplar bir konuk gibi gelirler.”

“Ben şiir ortamında büyüdüm. Evde şiir yazanlar vardı. Onlardan kısa sözün şiir olduğunu öğrendim. Şiire çok küçük yaşlarda başladım. Şiir yazarak el terbiye edilir. Şiir, bütün ellerden kalan ısıdır...”

Yine devamla Fazıl Hüsnü Dağlarca şunların altını da çizer: “Anlamın doğurganlığı yanıtlarımızı öylesine yeniler ki hangisi bizimdir, hangisi değildir bilemeyiz. Ben çok konuşmak istemem; bir kişi iken bile çok kişilik konuştuğuma göre, çok konuştuğum sürelerde aşırı kalabalık olmak tedirgin eder beni…

“Şiirin bittiği bir yer olamaz!.. Şiirin bittiği yer düşünülemez bile. İnsanın bittiği yer olabilir ama şiirin bittiği yer olamaz!

Çocukluk biter mi peki?.. Kalbi, algısı, duyarlılığı yaşlanmayan biri ne vakit büyür?

Çocukluk, insanın özel ısısıdır; kimisi ekmek kavgasından alır bu ısıyı, kimisi hastalıktan. Mesela evliler, hem evlendikleri zamanki, hem tanıştıkları, hem daha evvelki çocukluklarını yaşarlar evliliklerinde. İnsan her gün bir yaprak çevirir hayattan. Çünkü hayat, insanın tek başına kurduğu bir yapı değil. Mesela, siz mutlusunuz ama diğerleri değil.

Çocuk ve çocuklukta kalalım biraz... kalalım…

“Sözcükler beynimde çiftleşiyor sanki. Bir bakıyorum iç içe çoğalıvermişler. Yazmasam belki bin kişi olacaklar; yazarak azaltıyorum onları. Yolculuk gibi bir şey biraz da: Yola çıkarıyorum onları ve onlar bir yerde, inecekleri durağa geldiklerinde iniyorlar.”

Hakkında denilen(ler)

Fazıl Hüsnü Dağlarca hakkında denilenler, akıl almaz bir “yüceltme” ve “mistifikasyon”la malûldür…

İşte bunlara birkaç örnek:

Zeynep Oral’ın, “O dev çınarı altında asla ezilmezsiniz, ancak hayran olursunuz… Onun gölgesinde kendinizi güvende hissedersiniz, rahatlarsınız. Onun gölgesinde dünyayı kavramaya çalışırsınız…”

Haydar Ergülen’in, “Dağlarca şairliğin de şiirin de ötesinde bir konuma sahip... Dağlarca bir ‘düşünce şiiri’ yazar…”

Mustafa Şerif Onaran’ın, “Bir dağa uzaktan bakıyor gibiyiz. Doğasıyla, börtü böceği, yamaçları, koyakları, uçurumlarıyla o dağı tanımıyoruz...”

Egemen Berköz’ün, “Musluğunu açınca şiir akan bir çeşme sanki…”

Müslim Çelik’in, “Türkçenin süt dişleri…” betimlemelerindeki üzere!

Bunun yanında İlhan Selçuk’un, “Fazıl Hüsnü, evrensel ozanıdır, yeryüzü yurttaşıdır, insanlığın vatandaşıdır, sınır tanımayan sanatsallığın pasaportunu yüreğinde taşır,” dediği ozan; Turgay Fişekçi’nin ifadesiyle, “Kurtuluş Savaşından Cezayir ve Vietnam savaşlarına dek çağın toplumsal hareketleri üstüne ürünler vermiş, dahası, kurduğu kitabevinin vitrinine, gelip geçenlerin okuması için güncel olaylara ilişkin şiirler yazıp asmış bir şair…” olmasına karşın yıllardır içinden geçtiğimiz ateş ve kan günlerine, “fail-i meçhul”lere, köylerinden yurtlarından sürülenlere, yani “Kürt Sorunu”na dair tek bir dizesi yoktur!

Evet Yücel Kayıran’ın ifadesiyle, “Onun şiiri, sanki Türk şiirinin moda eğilimlerinden bağımsız olarak gelişip ilerledi. Şiirini, Türk şiirinde olup bitenden bağımsız kurmuştur, çağının dışında kalan bir şair değil tam tersine kendisini çağının dışına almış bir şair olmuştur.”

Yani Dağlarca şiirinin temel kurucu özelliği Türkçülüğü, Türkçeciliğidir. Onun şiiri bunun üstüne oturtmuştur.

Zaten hayatının önemli bir kesimi de bu doğrultuda yaşanmıştır.

“Son söz”

“Ak kâğıtlarda/ Yazıyım ben/ O beni okurken/ Görürüm gözlerindeki nemi/ Ona yurt derler/ Yurttaş derler/ Anne derler/ Kalkındıracağım artık/ Karanlık gölgelerden kurtaracağım artık/ Atalardan bana kalan/ Güzel annemi,” dizeleriyle karakterize olan Fazıl Hüsnü Dağlarca hakkında -ister “milliyetçi”, isterse “yurtsever” olarak sunulsun! - düşünürken, Victor Hugo’nun, “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmak,” sözü kulaklara küpe edilmelidir…

Edilmelidir çünkü, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “ulusalcılığı” adil olmadığı gibi, haklı da değildir!

Ve nihayet Fazıl Hüsnü Dağlarca hakkında yazdıklarımıza “son söz” yerine, ulusalcı-Kemalist sanat ve sanatçılara Suat Hayri Küçük’ün şu satırlarını nakletmekle yetinelim şimdilik:

“Burjuva modern uygarlık ve onun aklınca örgütleniş akıl ve gerçeklik; politik, etik ve estetik bir sorgulanmaya ve mahkûmiyete muhtaçtır. Ölü gömülmelidir, ceset kokmakta, yaşayanlar ölü parodisi oynamaktalar”!(8)

22 Ekim 2008 12:32:16, Ankara.

Notlar
[*] Çoban Ateşi, Yıl:2, No:70, 20 Kasım 2008…
[1] Goethe.
[2] Röportaj: Murat Belge “Can Yücel’le Konuşma”, Birikim Dergisi, No:2, s.19.
[3] Kadir Yaman, Kültür Bakanlığı Milli Seferberlik Direktörü, 1938.
[4] Türker Alkan, “Uğur’lar Ola Dağlarca”, Radikal, 18 Ekim 2008, s.5.
[5] Ataol Behramoğlu, “Türk Şiirinin Ulu Çınarı Devrildi”, Cumhuriyet, 16 Ekim 2008, s.17.
[6] Hikmet Çetinkaya, “Türkçemin Ses Bayrağı...”, Cumhuriyet, 16 Ekim 2008, s.5.
[7] Sennur Sezer, “Dağlarca Öldü”, Evrensel, 16 Ekim 2008, s.12.
[8] Suat Hayri Küçük, “Ütopyan Hakikâtin Sanatsal İnşası”, Başka, No:4, Ekim 2008, s.24

Yargılı infaz yada Oyun içinde Oyun

Dikkat! Yukarıdaki "şey", sahte ve kapitalist "şey"dir. Dergi falan değildir. Hem sahte, hem kapitalist olduğu için, S. Günay Akarsu'nun sosyalist kimliğine uygun değildir. Gerçek ve sosyalist değildir. Kısaca geçersizdir. Aman dikkat!

Yarın Ankara'da, Özgür Tiyatro'nun 15. Emek Yılı etkinlikleri nedeniyle düzenlenen panelde, S. Günay Akarsu için yapacağım konuşmanın çerçevesini çizerken, yaklaşık iki yıl önce yayımladığım bir "tartışma"yı, yeniden gündeme getirme gereksinimi duydum. (HB / 29 Kasım 2008)


5 Mart 2007
(Yaklaşık 2 yıl önce)


"Oyun Tiyatro Dergisi" genel yayın yönetmeni, Gülsün Odabaş'tan bir e-posta geldi:


.........."HİLMİ BEY MERHABA ASLİNDA COK DÜSÜNDÜM SİZE CEVAP VERİP VERMEMEK KONUSUNDA AMA BEN SAGLAM ADİMLARLA YÜRÜMESİNİ SEVEN BİRİYİM ARKAMDAN ASLA KİRLİ LESLER VE LAFLAR BIRAKMAK İSTEMEM NİYET VE GÜVEN EN BÜYÜK PRENSİP KABUL EDERİM. VE SİZİN SİTENİZDEKİ YAZİYİ BİR ARKADAS SÖYLEDİ DAHA ÖNCE ADINIZI VE SİTENİZİ BİLMİYORDUM HABERDAR DEGİLDİM. AMA ARKADAS SAYESİNDE KÖTÜ BİR SEKİLDE TANISTIM SUNU BİLMENİZİ İSTERİM

..........SÖYLEMLERİNİZ COK GÜZEL BENDE ZAMANİNDA DEVRİMCİ MÜCADELE VERMİS VE COGU İNSANLAR GİBİ ÖRGÜTLÜMÜCADELEYİ BİR SEKİLDE BİRAKMIS BİRİYİM. BU LAFLARİ COK İYİ BİLİYORUM AMA SİZ ASLİNDA YARGİSİZ İNFAZ YAPTİGİNİZİ BİLİYORMUSUNUZ BEN DERGİ CİKARMAYA BASLADİGİM ZAMAN GÜNAY BEYİN ANISINA SAYGİSİZLİK YAPMAMAK İCİN ARKADASLARIYLA VE AİLESİYLE İLETİSİM KURDUM. ONDAN İZİN ALMISKEN SİZ KİM OLUYOR DA BANA BU LAFLARİ EDİYORSUNUZ. KESKE İNFAZ YAPMADAN ÖNCE BİRAZ ARASTİRSAYDİNİZ VEYA ARASAYDİNİZ BENİ BEN KİMSEYE RAKİP OLMAYA CALİSMİYORUM SADECE İYİ SEYLER YAPMAYA CALİSİYORUM.

..........OYUN TİYATRO DERGİSİ GENEL YAYİN YÖNETMENİGÜLSÜN ODABAS"

***

GÜLSÜN - HİLMİ DİYALOGU
YADA
OYUN İÇİNDE OYUN


Gülsün - Hilmi bey merhaba.

Hilmi - Merhaba Gülsün Odabaş.

Gülsün - Aslında çok düşündüm size cevap verip vermemek konusunda.

Hilmi - Ben hiç düşünmeden.

Gülsün - Ama...

Hilmi - Buyrun.

Gülsün - Ben sağlam adımlarla yürümesini seven biriyim.

Hilmi - Adımlarınızın sağlam olması sizi ilgilendiren bir konu. Beni, sağlam adımlarla yürüyen dergi çıkarmanız ilgilendiriyor!

Gülsün - Arkamdan asla kirli leşler ve laflar bırakmak istemem.

Hilmi - "Arkamdan asla kirli leşler..." dediğinize göre, bir de "kirli olmayan leş" varmış. Sayenizde öğrendim; teşekkür ederim.

Gülsün - Niyet ve güven en büyük prensip kabul ederim.

Hilmi - Banka reklamı gibi oldu, ama neyse.

Gülsün - Ve sizin sitenizdeki yazıyı bir arkadaş söyledi.

Hilmi - Ne iyi ve duyarlı arkadaşlarınız varmış.

Gülsün - Daha önce adınızı ve sitenizi bilmiyordum, haberdar değildim.

Hilmi - Olur öyle şeyler.

Gülsün - Ama arkadaş sayesinde kötü bir şekilde tanıştım.

Hilmi - Sözünü böldüğüm için özür dilerim; tanışmadık, "tanıdınız"!

Gülsün - Şunu bilmenizi isterim;

Hilmi - Neyi?

Gülsün - Söylemleriniz çok güzel.

Hilmi - Güzelliğinden öte, doğruluğu beni ilgilendiriyor.

Gülsün - Ben de zamanında, devrimci mücadele vermiş ve çoğu insanlar gibi örgütlü mücadeleyi bir şekilde bırakmış biriyim.

Hilmi - Demek ki devrimci mücadele, askerlik gibi sadece bir süreç! İnsanın kanı kaynadığında yada Nevizade Sokağı'na gidebilecek para bulamadığında yapılabilecek "dönemsel" bir şey anlaşılan devrimci mücadele! Sayenizde neler öğreniyorum! Keşke bırakmasaydınız; örgütlü mücadele size yakışırdı(!)

Gülsün - Bu lafları çok iyi biliyorum.

Hilmi - Ben, çok iyi bildiğim kanısında olmadığımdan; 52 yaşıma gelmeme karşın, hâlâ, devrimci mücadele vermiş insanları izliyorum.

Gülsün - Ama siz, aslında yargısız infaz yaptığınızı biliyor musunuz?

Hilmi - Bilmiyorum... Ama yargılı infaz yaptığımı biliyorum. Ben, hiç kimseyi yargılamadan infaza götürmem.

Gülsün - Ben dergi çıkarmaya başladığım zaman Günay Bey'in anısına saygısızlık yapmamak için arkadaşlarıyla ve ailesiyle iletişim kurdum.

Hilmi - İyi yapmışsınız! Yapı Kredi Yayınları da; Nâzım Hikmet'in ailesiyle görüşerek, Nâzım'ın kitaplarını finans kapitalin vitrinine tutsak etti!

Gülsün - Ondan izin almışken siz kim oluyor da bana bu lafları ediyorsunuz?

Hilmi - Ben, hâlâ örgütlü mücadeleye inanan biriyim. "Bir şekilde bırakmış biri" değilim. Sosyalizm, S. Günay Akarsu ve benim için, "ortak düş" olduğundan, sana bu lafları söyleyebiliyorum.

Gülsün - Keşke infaz yapmadan önce biraz araştırsaydınız?

Hilmi - Keşke siz de, derginin adını "OYUN" koymadan önce, aylarca yapılan tanıtımı (bir başka arkadaşınız sayesinde) görebilseydiniz.

Gülsün - Veya arasaydınız beni.

Hilmi - "Siz kim oluyor da bana bu lafları; ('veya arasaydınız beni') ediyorsunuz?"

Gülsün - Ben kimseye rakip olmaya çalışmıyorum.

Hilmi - Ben de rakip olmaya çalışmıyorum. Rekabet kapitalistler arası bir edimdir. Ben mücadele ediyorum. Hem de örgütlüsünden!

Gülsün - Sadece iyi şeyler yapmaya çalışıyorum.

Hilmi - Ben de sadece doğru şeyler yapıyorum.

***

Ayrıca bakınız:
"Yargılı infaz yada Oyun içinde Oyun"
"Kapitalist OYUN risalesi hiçbir şey söylemiyor"
"'Günay Akarsu ve tiyatro'"
"Bir zamanlar tiyatro yayıncılığından bir kapak"
"Günay Akarsu, 'Emek Ödülü'ne karşı çıkardı"
"Kapitalist tapınakta sosyalistleri ağırlamak(!)"

28 Kasım 2008 Cuma

12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı çalışıyor

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf (TAKSAV) tarafından, hem de "Emek Ödülü" ile onurlandırılan 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman (Talat Sait Halman, the Minister of Culture of Turkey during fascist March 12th stroke, who has been awarded)


TAKSAV'ın verdiği "Emek Ödülü"nü bir nişan gibi taşıyan Talat Halman, bu ödülden aldığı cesaretle, çalışma azmini yitirmiyor. 12 Mart Faşizmi kültür bakanlığı döneminin bağışlandığını sanan Halman, bizim yaptığımız yayınlar sonucu köşeye sıkıştığında, eli hemen TAKSAV ödülüne gidiyor ve büyük bir rahatlamayla, yarım bıraktığı işlerini tamamlamaya çalışıyor. Amerika'da yetişmenin verdiği borçluluk duygusuyla, Amerika için işler üreten Halman, yeni bir Amerikan işine imza attı. Zaman gazetesinden aktarıyoruz:


Halman'ın Türk Piyesleri Antolojisi, ABD'de yayımlandı

Amerika'nın önde gelen üniversite yayınevlerinden Syracuse University Press, Talat Halman'ın hazırladığı 2 ciltlik 'Türk Piyesleri Antolojisi'ni yayımladı.

17 piyesin yer aldığı antolojide Ahmet Kutsi Tecer, Haldun Taner, Necati Cumalı, Melih Cevdet Anday ve Aziz Nesin gibi yazarların piyesleri var.

(Kaynak: Zaman)

***

Oyun'un notu: bakınız;
“Ankara Tiyatro Festivali Emek Ödülü 12 Martçı’ya”
“12 Mart 1971 v.s…”
“Nihat Erim’in Kültür Bakanı’na ödül verenler”
“12 Martçı’ya ödül verenler tam yol ileri”
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Orhan Aydın"
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Coşkun Büktel"
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Özgür Tiyatro"
"Faşist Kültür Bakanı'na ödül veren festival"
"soL'dan 'evlere şenlik' haber"
"Özgür Başkaya, 'TAKSAV skandalı'nı tartışıyor"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 1"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 2"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 3"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 4"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 5"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 6"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 7"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 8"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 9"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 10"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 11"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 12"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 13"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 14"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 15"
"12 Martçı'ya ödül veren festivali Yenikapı açtı"
"Deniz Gezmiş fotoğrafının altındaki 12 Mart'çı"
"Büktel, 12 Mart artığının şiirsizliğini kanıtladı"
"atılım'dan Bulunmaz'sız Talat Halman haberi"
"12 Mart'çıya 'Emek Ödülü' AKP'li Günay'dan"
"ATB, faşizme (TAKSAV 'Emek Ödülü'ne) karşı"
"soL, 'Talat S. Halman skandalı'nda doğru yolda"
"TAKSAV, 12 Mart'çıya ödül verirken yalnız değil"
"12 Mart Faşizmi'nin gölgesine sığınan festival"
"Amatör Tiyatrolar Birliği, Tiyatro Net'te"
"Tiyatro ödülleri enflasyonu"
"Müzisyenlerden 12 Mart'çıya destek"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat S. Halman"
"Tiyatro dünyası bizden izleniyor"
"Fakir Baykurt Sahnesi'nden Burdur'a yürüyüş"
"'TAKSAV skandalı' döneminde İmge'den oyun"
"Günay Akarsu, 'Emek Ödülü'ne karşı çıkardı"
"BEKSAV, ezilenleri savunmayı sürdürüyor"
"TAKSAV, 'Emek Ödülü'ne tepkileri gizliyor"
"Bulunmaz'sız 'Talat Sait Halman skandalı'"
"Ankara'ya 12 Mart Faşizmi gölgesi vururken"
"'Talat Sait Halman skandalı' nedeniyle / 1"
"'Talat Sait Halman skandalı' nedeniyle / 2"
"Atak'ın uğradığı haksızlık coskunbuktel.com'da"
"Aydın, devlet yardımı=sus payı'na da değiniyor"
"Anti-faşist yazarın oyunu, faşizmin gölgesinde"
"Kadına şiddet uygulamak da sınıfsal zulümdür"
"Yakışır!"
"12 Mart Kültür Bakanı'nın gölgesindeki festival"
"Aydın, tiyatro kitapları tanıtmayı sürdürüyor"
"Bir garip eleştiri seçkisi!"
"Ankara'da sadece 12 Mart'çıya ödül verilmiyor"
"Kapitalist tapınakta sosyalistleri ağırlamak(!)"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı çalışıyor"

Fakir Baykurt Sahnesi'nde başlayan yolculuk

Bkz: "Burdur Nazım Kültürevi Sakıncalı'yla açılıyor"

Coşkun Büktel, Günay Akarsu'yu "es" geçmedi

Türkiye'de yayınlanmış en makbul tiyatro dergisi "Tiyatro 70"in ve yayınladığı tiyatro oyunlarıyla tiyatro tarihimizi biçimlendiren İzlem Yayınları'nın kurucusuydu...

ÖZGÜR TİYATRO'NUN DÜZENLEDİĞİ S. GÜNAY AKARSU'YU ANMA TOPLANTISINA HİLMİ BULUNMAZ DA KONUŞMACI OLARAK KATILIYOR

Özgür Tiyatro'nun gönderdiği haberi okumak için, lütfen...

TIKLAYINIZ!

Kapitalist tapınakta sosyalistleri ağırlamak(!)

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV), 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman'a, hem de "Emek Ödülü" verdiği bir süreçte, 12 Eylül Faşizmi sonrası dikenli tohum gibi üzerimize yapışan kapitalist kültür tapınakları, sosyalist aydınları da, dünya görüşlerinden soyutlayıp masaya yatırarak, onlara istedikleri gibi kadavra muamelesi yapıyorlar.

Yeni Kapitalist Kültür Mabedi (YKKM), Aziz Çalışlar ve S. Günay Akarsu'yu "anarken", her ikisine de çok yakışan "sosyalizm" sözcüğünü sökerek piyasaya sürüyor. Yapı Kredi Kültür Merkezi'nde (YKKM) bugün yapılan kadavra çalışmasının prospektüsünü okuyunuz:


28 KASIM CUMA
EDEBİYAT SÖYLEŞİSİ

“Tiyatronun İki Düşünürü: S. Günay Akarsu, Aziz Çalışlar”

..........28 Kasım’da (Oyun'un notu: "Kasım" ile "da" arasına kesme işareti -'- konulmuş.) yitirdiğimiz Aziz Çalışlar’ın Türk tiyatrosuna yazar, yayıncı ve çevirmen olarak büyük katkıları oldu. Estetik ve tiyatro kuramı üstüne yazı ve çevirilerinin yanı sıra oyun yazarı olarak da eserler verdi; O'Neill, Pinter, Camus'den çeviriler yaptı, çeşitli yayınevlerinin tiyatro yayınlarını yönetti. "Tiyatro Kavramları Sözlüğü", 'Tiyatro Adamları Sözlüğü" (Oyun'un notu: Sözlüğün adı, tek tırnakla -'- başlayıp çift tırnakla -"- bitiyor. Buradaki bağlamda, çift tırnakla başlayıp çift tırnakla bitmeliydi. Sosyalist Aziz Çalışlar yaşasaydı, böyle bir aymazlığa karşı çıkardı!) gibi temel kitaplarla genç kuşakların yolunu aydınlattı.30 Kasımda (Oyun'un notu: "Kasım" ile "da" arasına kesme işareti -'- konmamış.) yitirdiğimiz S. Günay Akarsu, eleştirmen ve kuramcılığının yanı sıra tiyatro dünyamızın en inatçı aktivistlerinden biriydi. "Oyun" ve "Tiyatro 70" dergilerini çıkardı. Brecht'in Türkiye’de tanınması için uğraştı; İzmir ve İstanbul’da kurduğu "Merhaba Gösteri Topluluğu'" (Oyun'un notu: Topluluğun adı, çift tırnakla -"- başlayıp üç tırnakla -"'- bitiyor. Buradaki bağlamda, çift tırnakla başlayıp çift tırnakla bitmeliydi. Sosyalist S. Günay Akarsu yaşasaydı, böyle bir aymazlığa karşı çıkardı!) ile politik tiyatro alanında ürünler verdi. Topluluğu bugün de ayakta tutmaya çalışan dostları ve öğrencileri söyleşinin katılımcıları arasında yer alacak.

Konuşmacılar: Bilgesu Erenus, Yılmaz Öğüt, Seçkin Selvi
Yer: Yapı Kredi Sermet Çifter Salonu, 18.30

(Kaynak: Yapı Kredi Kültür Merkezi -YKKM- yada Yeni Kapitalist Kültür Mabedi -YKKM-)


Peki, yukarıdaki prospektüste "sosyalist, sosyalizm" sözcükleri var mı?

Yok!...

Olabilir miydi?

Olamazdı!...

İçinde sosyalist, sosyalizm sözcüklerinin bulunmadığı bir tanıtmalıkla, insanları Aziz Çalışlar ve S. Günay Akarsu "anmasına" çağırmak, yumurtasız omlet yapmaya benzer.

Biz, insanları 30 Kasım 2008 pazar günü, S. Günay Akarsu'yu "anmaya" değil, yeniden değerlendirmeye çağırıyoruz. Malumunuz, "anmak" için önce "unutmak" gerekir. Biz, S. Günay Akarsu ve onunla etle tırnak gibi ilişkili sosyalizmi unutmadığımız için "anmayacağız."

Akarsu / sosyalizm ilişkisini dinlemek isteyenleri Ankara'ya bekliyoruz:


Özgür Tiyatro

15. Yıl Etkinlikleri

Dün, bugün ve yarın için değişen toplumda tiyatro

Her gün bir önceki kötü günün – kötü bir kopyası olarak - yaşadığımız bu günlerde, bu coğrafyanın en dirençli, inançlı, namuslu aydınlardan birini S.Günay Akarsu’yu 30 Kasım 2008 Pazar günü saat 15.00'te Özgür Tiyatro’nun 15’inci sanat yılı etkinliklerinde anıyoruz.

26 yıl öncesinde S. Günay Akarsu bir soruya verdiği yanıtta şöyle diyordu:

.........."Zamanın etkinlik sanatı, egemenlerin istekleri doğrultusunda gelişen bir yapı ve uyum sergiler; ama buna direnen bir güç de derinden derine işler. Sorunun yanıtı içinde gizlidir. Aradan geçen zamanda ayırım, çözülme ve karmaşa da, yarına yönelişin nüvelerini dünden bugüne taşımaktadır. Emekçiler, işçiler yani seyircimizin ana değişimi kendinden yana olanı seçme ve kurma serbestîsidir."

Bugünden bakıldığında bu görüşü O’nun yaşam biçiminde, insan ilişkilerinde ve inatla savunduğu içselleşmiş bilincinde bulmak mümkün.

Yaşamın her alanında ve anında inandığı değerler toplamının sözcüsü, uygulayıcısı ve savunucusu oldu. Oyun yazarı, yönetmen, tiyatro eleştirmeni, eğitmen, yayımcı ve dergi yöneticisi olarak yaşadığı kısacık ömrüne tarihsel gerçekliği, güncel gerçeklikle örtüştürüp aydın olmanın onuru ve sorumluluğunun nasıl olabileceğinin yolunu, yöntemini gösterdi.

PANEL
Ahmet Telli
Orhan Kazbek
Özgür Başkaya
Dündar İncesu
Hilmi Bulunmaz

Dia gösterisi
Sinevizyon

Yer: Özgür Üniversite
Menekşe 2 Sokak 16/8 Kızılay - Ankara
Tarih: 30 KASIM 2008
Saat: 15.00Tel: 0312 418 32 41
GSM: 0505 586 32 49 (Özgür Başkaya)
www.ozgurtiyatro.org

***

Oyun'un notu: bakınız;
“Ankara Tiyatro Festivali Emek Ödülü 12 Martçı’ya”
“12 Mart 1971 v.s…”
“Nihat Erim’in Kültür Bakanı’na ödül verenler”
“12 Martçı’ya ödül verenler tam yol ileri”
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Orhan Aydın"
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Coşkun Büktel"
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Özgür Tiyatro"
"Faşist Kültür Bakanı'na ödül veren festival"
"soL'dan 'evlere şenlik' haber"
"Özgür Başkaya, 'TAKSAV skandalı'nı tartışıyor"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 1"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 2"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 3"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 4"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 5"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 6"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 7"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 8"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 9"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 10"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 11"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 12"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 13"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 14"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 15"
"12 Martçı'ya ödül veren festivali Yenikapı açtı"
"Deniz Gezmiş fotoğrafının altındaki 12 Mart'çı"
"Büktel, 12 Mart artığının şiirsizliğini kanıtladı"
"atılım'dan Bulunmaz'sız Talat Halman haberi"
"12 Mart'çıya 'Emek Ödülü' AKP'li Günay'dan"
"ATB, faşizme (TAKSAV 'Emek Ödülü'ne) karşı"
"soL, 'Talat S. Halman skandalı'nda doğru yolda"
"TAKSAV, 12 Mart'çıya ödül verirken yalnız değil"
"12 Mart Faşizmi'nin gölgesine sığınan festival"
"Amatör Tiyatrolar Birliği, Tiyatro Net'te"
"Tiyatro ödülleri enflasyonu"
"Müzisyenlerden 12 Mart'çıya destek"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat S. Halman"
"Tiyatro dünyası bizden izleniyor"
"Fakir Baykurt Sahnesi'nden Burdur'a yürüyüş"
"'TAKSAV skandalı' döneminde İmge'den oyun"
"Günay Akarsu, 'Emek Ödülü'ne karşı çıkardı"
"BEKSAV, ezilenleri savunmayı sürdürüyor"
"TAKSAV, 'Emek Ödülü'ne tepkileri gizliyor"
"Bulunmaz'sız 'Talat Sait Halman skandalı'"
"Ankara'ya 12 Mart Faşizmi gölgesi vururken"
"'Talat Sait Halman skandalı' nedeniyle / 1"
"'Talat Sait Halman skandalı' nedeniyle / 2"
"Atak'ın uğradığı haksızlık coskunbuktel.com'da"
"Aydın, devlet yardımı=sus payı'na da değiniyor"
"Anti-faşist yazarın oyunu, faşizmin gölgesinde"
"Kadına şiddet uygulamak da sınıfsal zulümdür"
"Yakışır!"
"12 Mart Kültür Bakanı'nın gölgesindeki festival"
"Aydın, tiyatro kitapları tanıtmayı sürdürüyor"
"Bir garip eleştiri seçkisi!"
"Ankara'da sadece 12 Mart'çıya ödül verilmiyor"
"Kapitalist tapınakta sosyalistleri ağırlamak(!)"

65.000 YTL sadaka alan bağımsız ve özgür ekip

Kültür Bakanlığı çanağını en çok yalayan (65.000 YTL sadaka alan) Ankara Ekin Tiyatrosu için, www.tiyatronline.com yazarı Mehmet Bozkır, bakınız ne diyor:

..........Yıllardır duruşundan ve tavrından ödün vermeden, popülist akımlara kapılmayıp sanatsal farkındalığını yitirmeden, ekonomik koşullara rağmen bağımsız ve özgür bir ekip olarak ülkenin her yerini neredeyse köy köy, kasaba kasaba dolaşıp oyunlarını halk için sahneleyen bir tiyatro Ankara Ekin Tiyatrosu. (...)

(Bakınız: Bozkır, "Deliler Boşandı Ankara Ekin Tiyatrosu")

Ne diyelim?

"Allah akıl fikir versin!"

Ünal Akpınar'dan bir oyun: Bozkır Dirliği

Anadolu Kitaplığı P.K. 18, Muğla
Tel: 0252 243 51 23
e-posta: unal.akpinar@hotmail.com

Ünal Akpınar'dan bir oyun: Saray Önünde

Anadolu Kitaplığı P.K. 18, Muğla
Tel: 0252 243 51 23
e-posta: unal.akpinar@hotmail.com

Minik okurlara Minik Serçe

Bir tiyatro sitesi olsak da, yaşamın diğer kesitlerine de yer veriyoruz. Sanatın her alanına değer veren bir site olarak, minik okurları dünüşüp Minik Serçe'yi kaleme alan Fevzi Günenç'in emeğine de bir selam iletelim dedik. Günenç'in sevimli kitabını minik okurlara öneririz.

Mitos Boyut, yazarları yarıştırıyor

Yaşamın her alanında yarışmaya, ödüle, rekabete... kısaca kapitalizmin ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesi için gerekli görülen her türlü ivmeye karşı olmamıza karşın, Mitos Boyut'un yazarları yarıştırdığı haberi, www.tiyatronline.com sitesinden aktarıyoruz:


4. OYUN YAZMA YARIŞMASI ŞARTNAMESİ (2009)...

Mitos-Boyut Tiyatro Yayınları

Mitos-Boyut Yayınları'nın her yıl düzenlemekte olduğu, 2009 yılına ilişkin OYUN YAZMA YARIŞMASI Şartnamesi

A- AMAÇ

Yayınevimiz bu yarışmayı, yeni/genç yazarları oyun yazmaya özendirerek, tiyatro edebiyatımıza yeni oyunlar kazandırmak ve bunları yayınlayarak topluma tanıtmak amacıyla yapmaktadır. Böylece, tiyatro sanatında yeni biçim ve alternatif arayışlara yönelecek yeni/genç yazarların çalışmaları değerlendirilmiş olacaktır.

B- KATILIM KOŞULLARI

1. Yarışmaya 'yeni/genç oyun yazarı olarak' herkes katılabilir.

2. Konu sınırlaması yoktur. Oyunlar, özgün yeni çalışmalar olacaktır; roman, öykü, şiir, anı, oyun vb. gibi yapıtlardan yapılmış uyarlamalar ile çocuk oyunları ve kısa oyunlar yarışma dışıdır. Oyun metinleri en az 50 000 bilgisayar vuruşlu olacaktır; bu koşula uymayan metinler yarışma dışı bırakılacaktır.

3. Oyunlar, son başvuru tarihine kadar, hiçbir yerde yayınlanmamış, ödenekli veya profesyonel tiyatrolarda oynanmamış, yarışmalarda ödül almamış olmalıdır.

4. Yarışmaya yalnızca 1 (Bir) oyunla başvurulabilinir.

5. SEÇİCİ KURUL'un derecelendirmeden seçeceği üç oyun bir arada tek kitap halinde yayınlanacak ve kazanan her yazara 500'er (beşyüz) YTL telif ücreti ödenecektir.

6. Oyunlar, 30 Mayıs 2009 tarihi akşamına kadar, mutlaka dijital ortamda, disket/CD ile yayınevine bizzat teslim edilmeli/posta ile gönderilmeli veya internet aracılığıyla mitosboyut@gmail.com adresine e-mail ile iletilmelidir. Yayınevinin adresi: Ağa Çırağı Sokak 7/2 Gümüşsuyu-34437 İstanbul (Tel. 212. 249 87 37-8)

7. Başvuruda bulunanlar, adlarını, adreslerini, kısa özgeçmişlerini ve telefon numaralarını, gönderilen oyun metninin başına açıkça yazmalıdırlar. Kimliği yazılı olmayan metinler yarışma dışı tutulur.

C- SONUÇLAR

Seçici Kurul'un değerlendirme sonuçları, 21 Eylül 2009 Pazartesi günü açıklanacaktır. Sonuçlar aynı tarihte Yayınevimizin internet sitesinde www.mitosboyut.net ilan edilecektir; kazananlara ayrıca e-mail veya telefonla bilgi verilecektir.

D- ÖDÜLLER

Kazanan üç yazara, 21.Eylül. 2009 tarihindeki satış fiyatlarımız üzerinden, kendilerinin seçeceği yayınevimize ait 1.000 (bin) YTL tutarında tiyatro kitabı armağan edilecektir.

E- SEÇİCİ KURUL

Prof. Dr. Metin Balay Yeditepe Üniversitesi GSF. Tiyatro Bölümü Öğr. Üyesi; Oyun Yazarı.

Ragıp Yavuz İstanbul Şehir Tiyatroları Rejisörü.

Funda Özşener Oyun Yazarı.

Hasan Şahintürk Haliç Üni. Devlet Konservatuarı Tiyatro Bl. Öğr. Gör.

Doğan Korkmaz Mitos-Boyut Yayınevi Temsilcisi, Dramaturg.

(Kaynak: tiyatronline.com)

İlk kez duyduğumuz dergiyi, ilk kez tanıtıyoruz




forumedebiyat'ın dördüncü sayısı çıktı
.
.
Üç aylık yayımlanan dergimizin Ekim/Kasım/Aralık 2008 sayısında neler var?
.
.
Yaşasın insan, yaşasın tiyatro!
.
.
Bu sayımızın kapak konusu; Ekim’de perdelerini yeni sezona açan tiyatro sanatı… Tiyatro dünyasının önemli isimlerinden; Yılmaz Onay, Zafer Diper, Ali Erdoğan, Mehmet Esatoğlu, M. Sadık Aslankara, Özgür Başkaya, Kerem Alışık ve Kubilay Yıldız, forumedebiyat okurları için yazdılar…
.
Ayrıca:
Ali Erdoğan / Şaka yollu seyirci bulma tüyoları…
Lokman Zor / Memet Baydur’un oyun kişileri…
Zeynep Kurada / Cezmi Ersöz’ün “Kendi kendine konuşmaktır aşk” oyun kitabı üzerine…
.
Söyleşi: Bir tiyatro abidesi; Nejat Uygur… / Gülay Garip
.
Yazılarıyla:
İhsan Topçu / Şiir dili ve şiirde anlam…
Ali Vahap Uzal / Şşştt! Biz buradayız, aynada kendimizi seyrediyoruz…
Cemal Şener / Din sosyolojisi…
İbrahin Ersaraç / Eleştiriden neden kaçılıyor?..
Cihan Demirci / Mizahın özgürleşmesinin 100. yılında; 1908’i aratan karanlık tablo…
Cevat Üstün / Yaşamın iksirleri; aşk, sevgi, üretim…
Sevcan Özaras / Beliz (psikoloji-farklılıkla yaşamak)…
Bülent Karaköse / Hayal sahaf Vahan…
Hüseyin Yılmaz / Şiir, yaşam, Tanrı ve ölüm…
Volkan Hacıoğlu / Halka malolmuş bir şair; Muammer Hacıoğlu…
Aziz Yavuzdoğan / Yazılmamış öykülerimden kısa alıntılar. / Morkız
Eskiay / Evlat-Üstat…
Aliye Özlü / Uyurgezer (sinema: bir filmin anatomisi)…
Melis Balcılar / Oyuncaklarımı geri istiyorum…
.
Öyküleriyle:
Mustafa Bilgin / Allah’ın hikmeti…
Nuray Çiftçi / Gün, su ve kadın (çizgili-öykü)…
Emekcan Uzal / Yolculuk…
İrfan Mutluer / Deniz, gece ve…
Nermin Çakır / Denizkızı Lal…
Ayşe Narin / Bir intihar…
Ruhşen Doğan Nar / Günlük tutmalıyım…
.
Şiirleriyle:
Aziz Yavuzdoğan / Uzak uykular, yakın düşler…
Cihan Demirci / Şiirzofren…
Muammer Hacıoğlu / Doğmamış çocuklara…
Gülay Garip / De ja vu…
Ali Vahap Uzal / Militan yürek…
Gülgün Çako / Fırtına öncesi…
Ahmet Taşçıoğlu / Ruhunda yorgun yılların tortusu…
Turgut Toygar / Perifer…
Sevdakar Çelik / Sevip de yandıklarım…
Osman Yavuz İnal / İstanbul yüklü kalçalar…
Nevin Sayılır Koçoğlu / Mum…
Bilge Oğhan / Tam deminde hayat…
Cafer Demirtaş / Tarih yıkılacak…
Volkan Hacıoğlu / Özgür irade…
Tuğçe Karagöz / Güvercin oyunu…
Şenay Ekin / Sabaha açılan yolda…
Gökay Birkan Sucaklı / Gidene yol yakışır…
Turan Akyazı / İlet/Gen
Öznur Eryüz / Adam…
Tan Doğan / Baskın…
Mehmet Süreyya Timur / İlişir sol yakama…
Yıldız Parlak / Ki haketmedim…
Fazilet Ünsal Eliaçık / Dilek ağacı…
Sevil Nizamoğulları / Tuzunu silkeledi deniz…
Cemal Arığ / Rakı sofrası…
.
Çizgileriyle:
Aziz Yavuzdoğan / Yaşama dair… / Duygusal Balık…
.
Şevket Yalaz / Selpak…
Nuray Çiftçi / Binbir yaşam masalları…
.
...ve Cemal Arığ, İbrahim Ersaraç, Mustafa Bilgin, Bülent Karaköse…
.
Fotoğraflarıyla:
Tuğbay Işıklar / Işıklar altında…
.
...ve Cezmi Ersöz, forumedebiyat’ın şairlerine ait şiirleri yorumlamayı bu sayıda da sürdürüyor…
.
forumedebiyat edebiyat dünyamızın yeni oluşumu…
.
dergimizi bulabileceğiniz satış noktalarına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz...
.
.
Dergimizi bulamayanlar abonelik koşulları için e-mail ile ( forumedebiyat@gmail.com) bilgi alabilirler...

27 Kasım 2008 Perşembe

Ankara'da sadece 12 Mart'çıya ödül verilmiyor

Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf'ın (TAKSAV), 12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat Sait Halman'a, hem de "Emek Ödülü" verdiği kentte, küçük ölçekli de olsa anlamlı etkinlikler yapılıyor. Özgür Sahne tarafından düzenlene söyleşi ve imza gününü önemli bulduğumuzdan, okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:


Tiyatromuz kurucularından, Nihat Taydaş'ın "Kanat Alıştırmaları (Batılı Tiyatro Tiyatro Üzerine Yazılar)" kitabı ile ilgili olarak, söyleşi ve imza günü düzenlenmiştir. Dostlarımızın katılımı bizi onurlandıracaktır.
.
Turgay Ön
Genel Sanat Yönetmeni

Özgür Sahne
Kültür ve Sanat Topluluğu

İMZA GÜNÜ
Nihat Taydaş

Kanat Alıştırmaları
(Batılı Tiyatro Üzerine Yazılar)

Reşat Nuri Güntekin’in Oyun Yazarlığı

Yer: Cafe KÜLTÜR MANTARI
Mithatpaşa Cad. No:49/2 Kızılay /ANKARA
(Şekerbank üstü)
Gün: 29 Kasım 2008 Cumartesi - Saat: 16.00

***

Oyun'un notu: bakınız;
“Ankara Tiyatro Festivali Emek Ödülü 12 Martçı’ya”
“12 Mart 1971 v.s…”
“Nihat Erim’in Kültür Bakanı’na ödül verenler”
“12 Martçı’ya ödül verenler tam yol ileri”
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Orhan Aydın"
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Coşkun Büktel"
"'12 Martçı'ya ödül'e karşı ses: Özgür Tiyatro"
"Faşist Kültür Bakanı'na ödül veren festival"
"soL'dan 'evlere şenlik' haber"
"Özgür Başkaya, 'TAKSAV skandalı'nı tartışıyor"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 1"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 2"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 3"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 4"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 5"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 6"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 7"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 8"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 9"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 10"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 11"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 12"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 13"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 14"
"Talat Sait Halman'a ödül veren festivalden / 15"
"12 Martçı'ya ödül veren festivali Yenikapı açtı"
"Deniz Gezmiş fotoğrafının altındaki 12 Mart'çı"
"Büktel, 12 Mart artığının şiirsizliğini kanıtladı"
"atılım'dan Bulunmaz'sız Talat Halman haberi"
"12 Mart'çıya 'Emek Ödülü' AKP'li Günay'dan"
"ATB, faşizme (TAKSAV 'Emek Ödülü'ne) karşı"
"soL, 'Talat S. Halman skandalı'nda doğru yolda"
"TAKSAV, 12 Mart'çıya ödül verirken yalnız değil"
"12 Mart Faşizmi'nin gölgesine sığınan festival"
"Amatör Tiyatrolar Birliği, Tiyatro Net'te"
"Tiyatro ödülleri enflasyonu"
"Müzisyenlerden 12 Mart'çıya destek"
"12 Mart Faşizmi Kültür Bakanı Talat S. Halman"
"Tiyatro dünyası bizden izleniyor"
"Fakir Baykurt Sahnesi'nden Burdur'a yürüyüş"
"'TAKSAV skandalı' döneminde İmge'den oyun"
"Günay Akarsu, 'Emek Ödülü'ne karşı çıkardı"
"BEKSAV, ezilenleri savunmayı sürdürüyor"
"TAKSAV, 'Emek Ödülü'ne tepkileri gizliyor"
"Bulunmaz'sız 'Talat Sait Halman skandalı'"
"Ankara'ya 12 Mart Faşizmi gölgesi vururken"
"'Talat Sait Halman skandalı' nedeniyle / 1"
"'Talat Sait Halman skandalı' nedeniyle / 2"
"Atak'ın uğradığı haksızlık coskunbuktel.com'da"
"Aydın, devlet yardımı=sus payı'na da değiniyor"
"Anti-faşist yazarın oyunu, faşizmin gölgesinde"
"Kadına şiddet uygulamak da sınıfsal zulümdür"
"Yakışır!"
"12 Mart Kültür Bakanı'nın gölgesindeki festival"
"Aydın, tiyatro kitapları tanıtmayı sürdürüyor"
"Bir garip eleştiri seçkisi!"
"Ankara'da sadece 12 Mart'çıya ödül verilmiyor"