31 Ekim 2008 Cuma

Aşağıdaki yazı bizim değil; Aksiyon’un…

Sahneler, ‘para kavgası’ ile perde alıyor

Yeni tiyatro sezonu, ödenek tartışmaları gölgesinde açılıyor. Ali Poyrazoğlu ile birlikte devleti de hedef alan eleştirilerin perde arkasını araştırdık. Ortaya, pek de iç açıcı olmayan bir tablo çıktı.

Ekim ayı başında açılıyor yeni tiyatro sezonu. Devlet Tiyatroları, Şehir Tiyatroları ve özel tiyatrolar derken, perdenin yeniden açılacağı günler yeni heyecanlara da gebe. Ancak, bu heyecanın üzerine devletin geçtiğimiz yıl özel tiyatrolara yaptığı yardımla başlayan spekülâsyonların gölgesi düşüyor. 36 tiyatroya 1 milyon 547 bin YTL para dağıtan Kültür Bakanlığı’nın değerlendirme komisyonundaki Ali Poyrazoğlu’nun tiyatrosu, en üst dereceden 92 bin YTL’lik pay alınca, ödenekten mahrum kalanların eleştirilerini yüz kızartıcı boyutlara sürükledi. Magazin basını, Ali Poyrazoğlu ve Levent Kırca arasındaki polemiğe yoğunlaşsa da, devlete ya da yerel yönetimlere bağlı tiyatrolarda çalışıp ödenekten pay alamayan Mahir Günşiray, Işıl Kasapoğlu ve Emre Kınay gibi isimler Poyrazoğlu’na tepki duyuyor.

ÖZEL TİYATROLARI 2 MİLYON YTL

Tiyatro dünyasını kavgaya sürükleyen süreç, geçtiğimiz nisan ayında, Ankara’da, Değerlendirme Komisyonu’nun toplanmasıyla başladı. Tiyatro sezonu açıldığında toplanması gereken komisyon, 5018 sayılı yasanın ödeneklere mâni olması üzerine, Kültür Bakanlığı Teşkilat Yasası’ndaki değişikliğin kabul edilmesini ve devlet yardımlarının önünün açılmasını beklemişti. Ocak ayında Maliye Bakanlığı’nın ağına takılmaktan kurtarılan bütçe, Kültür Bakanı Atilla Koç’un girişimleriyle büyük oranda artırılarak yaklaşık 2 milyon YTL’ ye yükseltildi.

7 kişiden müteşekkil komisyonda her yıl müsteşar, müsteşar yardımcısı, Güzel Sanatlar genel müdürü, Devlet Tiyatroları genel müdürü, iki oyun yazarı bir de sanatçı bulunuyor. Geride kalan yılda Müsteşar Mustafa İsen’in yerine Prof. Dr. Mustafa Büyük’ün başkanlığını yürüttüğü heyette, tiyatronun önde gelen yazarlarından Refik Erduran ve Turgay Nar da yer aldı. Tiyatrocuların temsilcisi olarak, sanatçı üye koltuğuna ise 2004’ten beri süregeldiği gibi Ali Poyrazoğlu oturdu. Destek almak üzere başvuran tiyatroları, 3-4 saatlik bir değerlendirmeye tâbi tutan topluluk, Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nun “Tak Tak Takıntı”, Ankara Ekin Tiyatrosu’nun “Midas’ın Kördüğümü” ve Ortaoyuncular’ın “Fername” oyunlarına tavandan 92 bin YTL’lik destek verdi. Ankara Sanat Tiyatrosu, “Belalı Aile”; Kenterler ise “Anna Karenina” ile 90 bin YTL almaya hak kazanırken, Oyun Atölyesi de “Hırçın Kız” ile 85 bin YTL’lik ödeneği arkasına aldı.

159 tiyatronun 179 projesini değerlendiren komisyon, 66 profesyonel tiyatronun 36’sının projesini olumlu sonuçlandırdı. Desteklenen kadar reddedilen tiyatronun olması, “Bize ödenek çıkmadı; ama en yüksek ödeneği kendisine çıkardı.” iddialarıyla Ali Poyrazoğlu’nu hedef noktasına taşıdı.

HAYALÎ MADDE, PRENSİP KARARI OLUNCA

Ödenekten pay alamayanlar içinde Kocamustafapaşa’da kendi sahnesinde tiyatro yapan Semaver Kumpanya da var. Kumpanya’nın başında bulunan Işıl Kasapoğlu, tiyatroyu kurduğu 2002’den 2004’e kadar komisyona başvurmadı. Kasapoğlu, “Kamusal tiyatro-özel tiyatro ayrımı yapılmadıkça ve kamusal tiyatro olarak görülmedikçe başvurmayacağız.” düşüncesine rağmen, “Devlet Tiyatroları, Kültür Bakanlığı’ndan yardım alamayan gruplara salon vermeyecek.” gibi bir duyum aldıktan sonra, kararını değiştirdi. Ve 2004’te “Süleyman ve Öbürsüler” ile 11 bin 156 YTL, ertesi yıl da “Fırtına” oyunuyla 20 bin YTL destek aldı. Peki, Kasapoğlu’nun fikrini değiştirmesine sebep olan duyum ne kadar doğru? “Hiç…” diyor Ali Poyrazoğlu: “Devlet Tiyatroları, kendi programına uygunsa, salonlarını her zaman veriyor. Işıl, yardım almadığı halde, Devlet Tiyatrosu sahnelerinde para ödemeden oyun oynadı. Özellikle de Ankara’da Şinasi Sahnesinde…”

Komisyonun etki alanını belirleyen Değerlendirme Ölçütleri ile ilgili yönetmeliğin 9. maddesinde “Devletten maaş alan kadrolu sanatçılar, komisyondan destek alamazlar.” ibaresi bulunmuyor; buna rağmen, komisyon üyelerinin “olmayan şeyi” prensip kararı şeklinde benimsemesi, tartışmaları kaygan bir zemine çekiyor. Işıl Kasapoğlu, “Dünyada ticarî tiyatroya ödenek veren hiçbir devlet yok. Kamu tiyatroları, ki bunlar özel tiyatrolar da olabilir, evrensel tiyatro eserlerini kullanır, yeni Türk yazarlarını keşfeder, var olan Türk yazarlarına destek olur.” derken, tiyatroların yeniden tanımlanmasını istiyor. Ancak burada ‘kamu tiyatroları’ ifadesi, bildiğimiz üzere ‘devlete bağlı tiyatrolar’ şeklinde algılanmasın. Kasapoğlu bu tanımlamayı, Batı’nın ve Türk tiyatrosunun klasiklerini halka götüren, yalnızca sanatsal kaygılar taşıyan ve maddî çıkarları ikinci plana atan tiyatrolar için kullanıyor.

IŞIL KASAPOĞLU BİZİ KANDIRDI

İki sezon ödenek alan Semaver Kumpanya’nın sonradan kriterlere takılması, akıllara ‘Neden?’ sorusunu getirdi. Cevabı, komisyon üyesi Ali Poyrazoğlu veriyor: “Işıl Kasapoğlu bizi kandırdı. Semaver Kumpanya’yla alakası olmadığını, devlet tiyatrosundan da emekli olacağını söyledi. Oysa Tiyatro Yapımcıları Derneği’ne girebilmek için sunduğu müracaat belgesi elimde. Altında tiyatronun sahibi yazıyor.” Kasapoğlu ise Ali Poyrazoğlu’na söylediklerinin arkasında; ama kendisinin müdür değil memur olduğu için resmî kurucu sıfatı taşımayacağını söylüyor.

Mahir Günşıray’ın başını çektiği 32 tiyatro temsilcisi, geçtiğimiz haziran ayında Kültür Bakanlığı’na bir mektup göndererek, yönetmeliği uygulayanların adil davranmadığını iddia etti. “Tiyatro Platformu” çatısı altında bir araya gelen tiyatrocular, projelerin yeterince incelenmediğine, ödenekli kurumlarda çalışan tiyatrocuların projelerine destek verilmesine ve yeni bir yönetmelik hazırlanması gerektiğine dair düşüncelerini bakanlığa ilettiler. Tiyatro Platformu’nun isteklerine karşı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü Vekili Mustafa Atalar imzalı bir cevap mektubu yazıldı. Mektupta, kriterlerin netliği üzerinde durularak, eski yönetmelik gereği şirket statüsündeki özel tiyatrolara destek sağlanmasının mümkün olmamasına rağmen, bu mağduriyetin giderildiği belirtiliyor.

Tiyatro Platformu’nun başında bulunan Mahir Günşıray’a bakılırsa, komisyon üyeleri tiyatrolar hakkında yeterli bilgiye sahip değil. Para alabilmek için yanlış beyanda bulunan tiyatroların araştırılmadığı iddiasını ortaya atan Günşıray daha önce üyelerin tiyatro yapımcıları, eleştirmenleri ve oyun yazarlarının seçtiği kişilerden oluştuğunu da ekliyor. Tiyatro Platformu, ödeneğe talip tiyatro sahibinin komisyona girmesini istemiyor.

POYRAZOĞLU NİYE SEÇİLDİ, NİYE İSTENMİYOR?

Eski Kültür Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Mustafa İsen komisyon üyesi seçimlerine ilişkin iddialara, “Ali Poyrazoğlu’nu, Özel Tiyatrocular Derneği Başkanı olduğu için seçtiklerini” söyleyerek cevap veriyor. Tiyatro Platformu’nun “Ödenek alacak sanatçı komisyonda olmamalı” düşüncesini makul bulsa da İsen’e göre birçokları komisyona girmek istemeyeceği için bu, kaotik bir duruma yol açabilir. Bakanlığın, Poyrazoğlu’nu seçmesinin altında özel tiyatroların dünyasını iyi bilmesi yatıyor. Başlıca amaç, sahte raporlar hazırlayıp, oyunu oynanmış gösteren ya da turnelere çıktığı iddiasında bulunan girişimlerin önüne set çekmek. Adını vermek istemeyen bir komisyon üyesi, “hangi tiyatronun kaç koltuğu var, hangi oyun ne kadar oynandı” gibi soruların cevabını Ali Poyrazoğlu’nun çok iyi bildiğini, bu yüzden de tiyatrocuların onu komisyonda görmek istemediğini vurguluyor tüm çarpıcılığıyla.

Poyrazoğlu’ndan önce Yıldız Kenter, Tevfik Gelenbe, Hadi Çaman, Enis Fosforoğlu, Kubilay Tuncer gibi isimler de komisyon üyeliği yapıp ödenekten üst düzeyde yararlanmışlardı. Bununla birlikte, Kenterler, son beş yılda ödenekten en fazla pay alan özel tiyatro durumunda. Dört senedir tavandan para alan Kenterler’e bu yıl tavanın yalnızca 2 bin YTL altında (90 bin YTL) ödenek sağlandı. Ali Poyrazoğlu, komisyonda yer alması için kendisini teşvik edenlerin, daha sonra arkasından kuyu kazdıklarından dert yanıyor: “Başında bulunduğum Tiyatro Yapımcıları Derneği’nin üyeleri beni oraya gönderdiler. Israrla gitmemi isteyen Hakan Altıner ve Nedim Saban, bakanlığa arkamdan olmadık mektuplar yazdılar.”

HER TÜRLÜ TİYATROYA AÇIK DESTEK

Tiyatro dünyasında ödeneklerden pay almanın arkasında yatan birçok sebep var; ama maskelerin arkasında, ben merkezli düşünceler çarpışıyor. Tüm bu yaşananlara rağmen, geleneksel tiyatrolara, çocuk tiyatrolarına ve amatör topluluklara verilen ödeneklerin yaklaşık 3 bin YTL civarında artırılması ve toplamda 450 bin YTL’ye yakın bir ödeneğin dağıtılması, Kültür Bakanlığı’nın geçmişi sahiplendiğinin bir göstergesi. Özel tiyatrolara ayrılan fonun dağılımı ise hükümete yöneltilebilecek muhtemel bir ideolojik ayrım suçlamasını da boşa çıkarıyor. Öyle ki sol tandanslı Ankara Sanat Tiyatrosu geçtiğimiz yıl dışında, AK Parti iktidarı boyunca, ödenekten hep tavandan pay alırken; tiyatro camiasında CHP’ye yakınlığıyla tanınan ve yaşadığı maddî zorluklara rağmen ayakta kalma çabası veren Ankara Ekin Tiyatrosu’nun oyunları, geçtiğimiz ve bir önceki yıl tavandan destek gördü. 5 yılda çıkarılan tek salon yardımından en fazla istifade eden de 2003 yılında 33 milyar TL ile yine Ankara Ekin Tiyatrosu oldu. Kenterler’in CHP’ye yakın durduğu da bilinmekte.

Oyuncu ücretleri, kostüm, dekor, salon kirası, telif, reklâm ve vergi giderleri derken, Kültür Bakanlığı’nın yaptığı yardımların cüzi oranda kaldığı bir gerçek. Bu nedenle tiyatro sahipleri ya da oyuncuları, seslendirmeden tutun da başka tiyatrolarda yer almaya kadar, hatta televizyon dünyasının içine girerek ek gelirler edinmeye çalışıyorlar.

Ödeneklerin en çok eleştirilen yanlarından biri de eşit olmayan şartlarda yarışılması; yani haksız rekabet. Buna örnek olarak da Ali Poyrazoğlu ve İş Sanat arasındaki ilişki öne sürülüyor. İş Sanat’tan maaş aldığı iddiaları karşısında Poyrazoğlu, İş Sanat’la ticarî bir ilişkisi olduğunu doğruluyor. Ancak bir şeye dikkatimizi çekiyor: “İş Sanat, bana değil, Kenterler’e sponsor. İş Sanat’tan maaş alan ben değilim, Işıl Kasapoğlu.”

KOMİSYON YELPAZESİ GENİŞLEMELİ

Devletin parasal desteğini almak, neredeyse her tiyatronun isteği… Kıstasların değiştirilmesi de… Komisyon üyesi Refik Erduran, devletin destek kararını, 7 kişinin düşüncesine göre değil, geniş çaplı toplantılar yaparak almasından yana. Erduran’a göre destek, ödenekli tiyatrolardan özel tiyatrolara kaydırılmalı: “Özerk, kültür destek kuruluşları olmalı. Devletin, İngiltere’deki gibi özel tiyatrolara imkân sağlaması lazım.”

Tiyatro Kedi’nin sahibi Hakan Altıner, tiyatro dünyasından üç kişinin komisyonda yeterli olamayacağı, bu sayının artırılması gerektiği görüşünde. Diğer tiyatrolarla kendisinin aynı havuzda olmadığını iddia eden Işıl Kasapoğlu da kurulun içinde başka insanlara da yer açılmasını istiyor: “Hukukçular, eleştirmenler, tiyatro yazarları, edebiyat yazarları hatta gazeteciler…”

Kendi seçtiği bir akademisyen, eleştirmen ve yazardan oluşan üç kişinin, Kültür Bakanı’nın onayına sunulmak üzere önerilmesini talep eden Tiyatro Platformu, komisyona bir de danışman-gözlemci göndermeyi öneriyor. Yeni çıkarılacak tiyatro yasasıyla, amatör ve ödenekli tiyatroların da ödenek alabilmesi amacını güden platform, Avrupa Komisyonu fonlarının değerlendirilmesine benzer bir puanlama sistemi istiyor.

MADDİ DESTEK DEĞİL, VERGİ İNDİRİMİ

Aslına bakılırsa, ödenekten fon sağlammak yerine tiyatrolar vergi indirimleri sağlanarak destek verilmesi daha çok kabul göreceğe benziyor. Hakan Altıner ve Ali Poyrazoğlu gibi birçok isim de buna katılıyor. Vergi borcu nedeniyle geçtiğimiz yıllarda ödenekten yararlanamayan Gazanfer Özcan’a, bir önceki yıl yapılan komisyon toplantısı sırasında Güzel Sanatlar Genel Müdürü Bayram Bilge Tokel bizzat telefon etmiş: “Ne olur şu vergi işini halledin. Size en yüksek ödeneği çıkardık, bundan faydalanabilin.” Hadi Çaman ve Ferhan Şensoy’u da destek almak için vergi borçlarını ödemeleri konusunda Ali Poyrazoğlu uyarmış.

Tartışmalar çok su götüreceğe benziyor; ama seyirci perde gerisinde kavga değil oyun görmek istiyor. Kendi cebinden çıkarak devlete giden paraların heba edilmemesini de… Komisyondan para alıp da, oynamadığı oyun sonrası Ahmet Levendoğlu gibi parayı iade eden olduğu gibi; 55 milyar lira ödenek alıp da, oynamadığı oyunun parasını geri ödemeyen Gülriz Sururi gibi örnekler varken karşımızda…

SON DÖRT YILDA EN FAZLA ÖDENEK ALANLAR

2003-2004 SEZONU

1- Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu 40.000 YTL
2-Ankara Sanat Tiyatrosu 40.000 YTL
3-Dostlar Tiyatrosu 40.000 YTL
4-Hadi Çaman Tiyatrosu 40.000 YTL
5-Kenter Tiyatrosu 40.000 YTL

2004-2005 SEZONU

1-Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu 44.625 YTL
2-Ankara Ekin Tiyatrosu 44.625 YTL
3-Ankara Sanat Tiyatrosu 44.625 YTL
4-Dostlar Tiyatrosu 44.625 YTL
5-Kenter Tiyatrosu 44.625 YTL

2005-06 SEZONU

1-Ankara Ekin Tiyatrosu 70.000 YTL
2-Oyun Atölyesi 70.000 YTL
3-Kenter Tiyatrosu 70.000 YTL
4-Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu 65.000 YTL
5-Ankara Sanat Tiyatrosu 65.000 YTL

2006-07 SEZONU

1-Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu 92.000 YTL
2-Orta Oyuncular 92.000 YTL
3-Ankara Ekin Tiyatrosu 92.000 YTL
4-Ankara Sanat Tiyatrosu 90.000 YTL
5-Kenter Tiyatrosu 90.000 YTL

(Kaynak: Aksiyon)
Coşkun Büktel
31 Ekim 2008
.
.
"Hem dersini bilmiyor, hem de şişman herkesten"*
.
ŞEHİR TİYATROLARINDAN AÇIKLAMA ADI ALTINDA BÜYÜK KÜSTAHLIK!!!
.
İstanbul Şehir Tiyatroları yöneticileri, Cumhuriyet gazetesine verdikleri ilanlarda, Reşat Nuri Güntekin'in "Balıkesir Muhasebecisi" adlı ünlü oyununu, herhalde adını ilk kez duydukları için olsa gerek, "Balıkesir Muhallebicisi" olarak duyurmuşlardı. Bu komik yanlışı gazetede görüp fark eden Nedim Saban, olayı eğlenceli bir yazıyla kamuoyuna duyurmuş, Hilmi Bulunmaz da Nedim Saban'ın yazısına link vererek, olayı bizim de duymamızı sağlamıştı. Bütün bu gelişmeler üzerine, dersini bilmeyen İstanbul Şehir Tiyatrosu yöneticileri, bugün nihayet bir açıklama yaparak, dersini bildirenleri (Nedim Saban ve Hilmi Bulunmaz'ı) "kötü niyetli" olmakla suçladı. İşte Kadir Topbaş tarafından eline kazma verilip Şehir Tiyatroları'nı yıkması için genel sanat yönetmenliği yetkisiyle donatılan "Kazmacıbaşı" Orhan Alkaya'nın yönetimindeki Şehir Tiyatrosu'nun o sinsi ve küstah açıklaması:
.
Tiyatro Dünyası internet sitesi yetkililerine;

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın 23 Ekim 2008 Perşembe günü Sabah ve Cumhuriyet gazetelerinde yayınlanan aylık ilanında, Reşat Nuri Güntekin’in Balıkesir Muhasebecisi adlı oyununun adı ilanın hazırlandığı reklam ajansının teknik servisindeki bir hata sonucunda tashihli çıkmış, baskı sonrasında fark edilerek daha sonraki baskılarda bu hata düzeltilmiştir.
Bu hata için iyi niyetli bütün tiyatroseverlerden özür dileriz…

İ.B.B Şehir Tiyatroları
Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu
Bestem Türen

(Kaynak:
Kazmacıbaşı’nın Sesi’nden çekinceli özür)

Ben yıllarca reklam yazarlığı yaptığım için, bilirim: Reklamcılar, müşteri onaylamadan hiçbir işi yayınlamazlar. Çünkü hata olursa, müşterinin parayı ödememe riski vardır. Siz reklamcıların hatasını hata yayınlanmadan önce görmek zorundaydınız. Size göstermeden yayınladılarsa, öyle bir ajansla çalışmamak zorundaydınız. Ayrıca bu güya özür yazısını, Nedim Saban'ın yazısından önce yayınlamak zorundaydınız. Bir de tabii, özürü, "iyi niyetli" diye tanımladığınız tiyatroseverlerden daha çok, "kötü niyetli" saydığınız tiyatroseverlerden (Nedim Saban ve Hilmi Bulunmaz'dan) dilemeliydiniz. Çünkü "iyi niyetli" tiyatroseverlerin umurunda değilsiniz. Sizi yalnızca "kötü niyetli" Nedim Saban ve Hilmi Bulunmaz umursadı. Onlar sayesinde, nihayet adam gibi davranmayı ve özür dilemeyi (hiç değilse görünüşte) başardınız. Onlar sayesinde, hiç değilse, görüntüyü kurtardınız. O yüzden, nankörlük ve küstahlık etmeyin!

* Fethi Naci'nin bir yazısına koyduğu başlık
Coşkun Büktel
31 Ekim 2008
.
.
"Beleşçilere" suçüstü
.
YİNE HİLMİ BULUNMAZ YAKALADI:
.
Dostlar Tiyatrosu Efes Pilsen'den beleş para alıyor; karşılığında afişine Pilsen'in logosunu basıyor; ama Dostlar'dan utanan "Dostlar dostları", afişteki logoyu mozaikleyerek sansür ediyorlar. Böylece ne kapitalizmin beleş parasından vazgeçiliyor ne de kapitalizme karşı olmaktan...
.
Bulunmaz.. Bulunmaz.. yine Bulunmaz!... Sıkıldım artık! Link vermeye değer bulduğum bütün tiyatral işleri, bütün keşifleri neden yalnızca Bulunmaz yapıyor? Türk tiyatrosunun geri kalanında neden hep ya bir ölüm sessizliği, ya vıdı vıdı, ya da canlılık belirtisi olarak bir cehalet sergilemesi var? Bulunmaz'ın sitesinden başka yerde neden yaprak titremiyor? Neden tüm referanslarımı, tüm linklerimi Bulunmaz'a yöneltmek zorunda kalıyorum?
.
Düşman kazanmaktan biz de hoşlanmıyoruz. Ama hakikati söylemek bu kültür çölünde ne yazık ki düşman kazandırıyor. Yine de, eğer bu çöle razı değilsek, bu çölde kültür yeşertmeyi görev edinmişsek, düşman kazanmaktan korkmaksızın yaşamak, hakikati her türlü bedeli göze alarak savunmak, gerçek ile sahte değerleri ayırmanın gerekli bilincini ve ahlakını yaratmak ve yerleştirmek zorundayız. Ama ne yazık ki, cesur ve fedakar üç-beş insanın (Örneğin, Hülya Karakaş, Nedim Saban) süreklilik göstermeyen geçici çıkışları dışında, bu kültür çölünün iklime adapte olmuş sürüngenleri ya yalnızca susmayı, ya da konuşanları "sokmayı" (takma isimlerle iftira kampanyaları düzenleyerek, onları yıpratmaya çalışmayı) tercih ediyor?
.
Hilmi Bulunmaz ise, sürekli konuşmakla yetinmeyerek, sürekli araştırıyor; ben dahil herkesin gözden kaçırdığı gerçekleri saptıyor; "görünen köyü" göstermekle ilgilenmeyerek, bulunamazı buluyor, görülmezi görüyor, keşfediyor. İlkokulu zor bitirmiş olan Bulunmaz, akademik vandalların düşmanlığını göze alarak, profesörlerimizin bile çoktandır yanaşmadığı, rafa kaldırdığı, nesnel ve bilimsel bir tutumla, saptadığı gerçekleri belge ve kaynak göstererek, bir güzel sergiliyor.
.
Bulunmaz'ın keşfettiği yeni skandal, bu kültür çölünde, kendine sanatçı diyen meşhur insanların bile, aslında sıradan "beleşçiler" olduklarını, beleş para uğruna utandıkları işleri yapmaktan kaçınamadıklarını kanıtlıyor. Beleşçiler, herhalde zannediyorlar ki, Sivas'ta yakılanlar, beleşçilerin Efes Pilsen'den beleş para koparabilmesi için yakıldılar. Benim saptamama göre, hiçbir yaratıcılığı bulunmayan, Sivas katliamına ilişkin görsel belgeleri sergilemekten başka hiçbir işlevi bulunmayan ve ancak 25 YTL ödeyebilenlerin seyrettiği "güya tiyatral" ve "kesinlikle ticari" Genco Erkal etkinliği; Bulunmaz'ın sunduğu belgelere göre, ne yazık ki yalnızca tiyatral estetikle değil, ticari ahlakla da bağdaşmayan özellikler içeriyor. Bulunmaz, "beleşçilere", ya utanıyorsanız yapmayın, ya da yapıyorsanız utanmayın, utanma eşiğinizi bu kadar uçurmayın, mesajı veriyor.
.
Bulunmaz'ın aşağıda linkini verdiğimiz yazısını mutlaka okuyun:

Kazmacıbaşı'nın Sesi'nden çekinceli özür

AKP’li İstanbul Anakent Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından Şehir Tiyatroları’na Kazmacıbaşı olarak atanan Orhan Alkaya'nın Sesi ve Kurtlar Vadisi Pusu Bölüm Oyuncusu Bestem Türen.


Kazmacıbaşı'nın Sesi ve Kurtlar Vadisi Pusu Bölüm Oyuncusu Bestem Türen, Şehir Tiyatroları'nın Reşat Nuri Güntekin'e ait "Balıkesir Muhasebecisi" oyununu "Balıkesir Muhallebicisi"ne dönüştürdüğü cehaletini (Bakınız: Oyun, “Nedim Saban’dan Kazmacıbaşı’na muhallebi dersi”) örtmek için bakınız ne diyor:

"Bu hata için iyi niyetli bütün tiyatroseverlerden özür dileriz…"

Kazmacıbaşı'nın Sesi ve Kurtlar Vadisi Pusu Bölüm Oyuncusu tarafından kaleme alınan ve Tiyatro Dünyası sitesinden aktardığımız aşağıdaki özür metninin altına yerleştirdiği bu söz, hiç de iyi niyetle yazılmamış. Ne demek "iyi niyetli bütün tiyatroseverler"? Bir de "kötü niyetli bütün tiyatroseverler" mi var? Varsa, bunlar kim? Şehir Tiyatroları'nın pespayeliğini ortaya seren Nedim Saban mı? Nedim Saban'ın kaleme aldığı gerçekleri yayınlayan "Tiyatro Dünyası internet sitesi yetkilileri" mi? Reşat Nuri Güntekin'in yazdığı ve yayınladığı günden bu yana "Balıkesir Muhasebecisi" olarak bilinen oyunun adını "Balıkesir Muhallebicisi"ne dönüştürebilecek denli dikkatten yoksun "reklam ajansının teknik servisindeki" elemanlar mı? Kim bu "kötü niyetli bütün tiyatroseverler"? Yoksa, Nedim Saban'ın yürekli çıkışını, ilk andan başlayarak gündeme taşıyan, gündem yapan, gündemden düşürmeyen Hilmi Bulunmaz mı? Kim? Kim?! Kim?!!

***

İşte Kazmacıbaşı'nın Sesi ve Kurtlar Vadisi Pusu Bölüm Oyuncusu Bestem Türen'in Tiyatro Dünyası sitesine gönderdiği pespaye "açıklama":


Şehir Tiyatroları'ndan Nedim Saban'ın "Balıkesir Muhallebicisi" başlıklı yazısına açıklama

Tiyatro Dünyası internet sitesi yetkililerine;

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın 23 Ekim 2008 Perşembe günü Sabah ve Cumhuriyet gazetelerinde yayınlanan aylık ilanında, Reşat Nuri Güntekin’in Balıkesir Muhasebecisi adlı oyununun adı ilanın hazırlandığı reklam ajansının teknik servisindeki bir hata sonucunda tashihli çıkmış, baskı sonrasında fark edilerek daha sonraki baskılarda bu hata düzeltilmiştir.
Bu hata için iyi niyetli bütün tiyatroseverlerden özür dileriz…

İ.B.B Şehir Tiyatroları
Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu
Bestem Türen



(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

***

Ayrıca bakınız:
Oyun, “Nedim Saban’dan Kazmacıbaşı’na muhallebi dersi”
Büktel, “DT’nin tiyatro sanatına yönelik son ihanet belgesi”
Oyun, “İmam osurursa, cemaat sıçar”
Oyun, "Reşat Nuri Güntekin oyunları"

30 Ekim 2008 Perşembe

Eğlence dünyasının pazarlama yöntemleri

Bugünlere kolay gelmedi


Burjuvazi, sömürüsünü şirin göstermek için, kitleleri eğlendirir. Hani ünlü bir söz vardır; "Güldürürken düşündürmek, düşündürürken güldürmek." İçi boş, hamasi bir söz olsa da, yerinde kullanıldığında, hoş bir duygu verir. Burjuvazi, insanları sömürürken eğlendirir, eğlendirirken sömürür. Bu döngüyü elde etmek için, kendine ait sanatçılara gereksinim duyar. Tolga Çevik gibi sanatçılar, burjuvazinin eğlencelik askeri olarak kıta hizmetine girerler. Milliyet gazetesindeki haberi, bu gözle okumakta yarar var:


Tolga Çevik çıplak

"Komedi Dükkanı" adlı programla çıkış yapan, Tolga Çevik, bu günlere hiç kolay gelmemiş.

"Komedi Dükkanı" adlı programla çıkış yapan, bir yandan televizyon programı bir yandan da reklamlarla ekranı 'parselleyen' Tolga Çevik, bu günlere hiç kolay gelmedi. Uzun yıllar tiyatro sahnesinde performans sergileyen Çevik’in, işi icabı sahnede çıplak kaldığı bile oldu! Hafta Sonu dergisi, işte o günleri ve o ilginç oyunu yeni sayısında sayfalarına taşıdı.

1974 yılında İstanbul’da doğan Tolga Çevik, Yeditepe Oyuncuları’nın atölyesine katıldı önce... O sırada "Bu işi okumak lazım" diye düşündü ve konservatuvar sınavlarına girdi. Kazanamadı. Ama o duygu, onu çok rahatsız etti.

Atölyedeki hocalarından Göksel Kortay’ın yardımı ile Amerika’ya gitti. Robin Williams ve Tommy Lee Jones gibi ünlü isimler hocaları arasındaydı... 1996’da Central Missouri State University’nin, Tiyatro Anasanat Dalı Oyunculuk Bölümü’nden mezun oldu. Yurda döndüğünde Hadi Çaman’a "Ben döndüm, teşekkür ederim" demeye gitti ama kendini bir anda "Küheylan" oyununda buldu. Küçük bir rolle başlayacağını düşünürken, dördüncü gün anladı başrolün kendisinin olduğunu... Rolü biraz ilginçti. Dinsiz bir babayla dindar bir annenin hatalı davranışları arasında sıkışıp kalmış, yitik bir yaşam geçiren Alan’ın öyküsü anlatılıyordu oyunda...

Bütün gün İncil’le büyüyen bir çocuğun odasında duran İsa resminin yerini birden bire bir at kafasının aldığını düşünün. Ve beyninde ikisini nasıl bütünleştirdiğini... At, bu çocuğun her şeyi oluyor ve onu bir çıkmaza sürüklüyor. Oyunda, Alan’ın atıyla yaşadığı erotizm ve çıplaklık da var. Ekip, "Seyirci bundan rahatsız olur mu" diye düşünmüş işin başında, ama sonra tedirginliği üzerlerinden atmışlar.

Tolga Çevik, rolü ile ilgili olarak 11.01.1997 tarihli Hürriyet gazetesine verdiği röportajda "Oyun öyle bir tempoda başlıyor ve öyle bir tempoda bitiyor ki, seyircinin gözüne batmıyor bu. Bu çıplaklık bence yeterli" demişti.

Buradaki oyunuyla jüri özendirme ödülünü aldı.

(Kaynak: Milliyet)
Coşkun Büktel
29 Ekim 2008


Biz Frankfurt fiyaskosunu fiyaskodan bir ay önce haber vermiş, "Büktel gibi itaatsiz yazarlar yine her zamanki gibi aforoz ediliyorsa ve Frankfurt'ta Türkiye'yi temsil etmenin aranan kriteri 'uyum ve itaat' olarak belirleniyorsa; bilinmelidir ki, bu kriterler, uluslararası alanda ülkemize ve Kültür bakanlığımıza onur değil, ancak utanç getirebilir." demiştik; Hilmi Yavuz ise, Frankfurt fiyaskosunu ancak Frankfurt'a gidince fark edebilmiş −temeldeki yozlaşmayı göremediği için fiyaskonun "temel" nedenlerini ise henüz fark edemediği görülüyor.

Hilmi Yavuz'un Frankfurt hakkında, "öze" değgin olmayan ama yanlış da olmayan yüzeysel eleştirilerini ve ("sağır sultan" rolündeki kültür bakanı Ertuğrul Günay'ın kafasından başlayarak antidemokratik sansürcü kafalar değişmedikçe her daim kaçınılmaz olacak olan) fiyaskonun tekrarını önlemek için önerdiği "palyatif" çareleri, Hilmi Bulunmaz bir yerlerden bulup yayınlamış. Link veriyoruz:

"Konu mankeni" Hilmi Yavuz’dan Frankfurtname

Haftalık rapor

Ön not: Sitemiz, tüm www.blogspot.com siteleriyle birlikte, T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından, günlerce erişime kapalı olduğu için, aşağıdaki rakamlardan anlayabileceğiniz gibi, bazen çok düşük biçimde (yasal olmayan yan yollar kullanılarak) izlendi. Oysa, 18 Eylül 2008 günü, sadece bir gün içinde 454 kişi tarafından izlenmiştik.

Sitemizi 23/29 Ekim 2008'de

335
165
29
49
39
226
283

kişi izledi.

Sitemiz son bir ayda 8.915 kişi tarafından izlenmiştir.

Tüm "Haftalık rapor"lar için TIKLAYINIZ

Not: Sitemizin sağ köşesindeki sayaç (Website Hit Counter), ziyaretçi sayısını değil; "tık"lama sayısını gösterir.

Önemli not: Rakamlar şişirilmiş ve reklam almaya yönelik değildir.

Daha önemli not: www.blogspot.com sitelerinin erişime kapandığı gün, yeni bir site açtık: www.tiyatroyun.com

29 Ekim 2008 Çarşamba

İzmir'den gelen Baran Tursun mektubu

Bu ülkenin polisleri, bu ülkenin gençlerini, ellerindeki geniş yetkiye dayanarak, sokak ortasında keklik gibi avlıyorlar. AKP iktidarının köşeye sıkışmasıyla birlikte, "Polis Partisi" (PP), hızla, oluşan iktidar boşluğunu dolduruyor ve hukukun ayaklar altında süründüğü bu süreçte, en temel insan hakkı olan yaşama hakkını, hem de keyfi biçimde, insanların ellerinden, bir mermi ağırlığıyla alıyor. Dün de Antalya'da bir polis, Çağdaş Gemik adlı bir genci, sanırız adını beğenmediği için olsa gerek, güpegündüz, herkesin gözü önünde kurşuna dizdi.

(Bakınız: Cumhuriyet, "Polis, yine 'dur'mayınca öldürdü")

Orospu çocuğu Burak Caney'in hela kapısı gibi çift "oo"lu www.tiyatrooyun.org sitesini "Dost Siteler" bağlamında bünyesinde barındıran Türkiye Tiyatrolar Birliği Dönem Sözcüsü Orçun Masatçı'nın yolladığı mektubu yayınlıyor ve duyarlılıklarına katılıyoruz:

BARAN TURSUN DAVASININ TAKİPÇİSİ OLACAĞIZ!

İZMİR (27.10.2008)- Baran Tursun'un katledilmesine ilişkin soruşturmada “evrakta sahtecilik”le suçlanan polislerin davasında hakim Mehmet Özcan, duruşmayı terk etti. Tursun Ailesi, avukatları, BEKSAV ve Yenikapı Tiyarosu adliye önünde açıklama yaptı, “davanın takipçisi olacağız” dedi.

Baran Tursun’un yetkili polis cinayetine kurban gitmesinin ardından yürütülen soruşturmada “evrakta sahtecilik yapmak”la suçlanan 10 polisin yargılandığı dava bugün görüldü. İzmir 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada hakim Mehmet Özcan, önce izleyicilere bağırdı, ardından “davadan çekiliyorum” deyip, duruşma salonunu terk etti. Salondakiler dışarı çıkartıldı, duruşma salonunun önüne çevik kuvvet polisi getirildi.

Duruşmaya katılan 9 polisin ifadesinin alındığı sırada, hakim Özcan bir anda bağırmaya başladı. İzleyicileri işaret edip masayı yumruklayan hakim, “Lanet olsun size, mahkemeleri ne hale getirdiğiniz, niye gülüyorsunuz? Ben duruşmadan çekiliyorum” dedi, salonu terk etti. Hakimin tutumuna tepki gösteren Tursun Ailesi ise “adalet istiyoruz” diye bağırdı. Duruşma salonu boşaltıldı. Çevik kuvvet polisi uzun süre salon önünde bekledi. Gerginliğin yatışmasının ardından mahkeme heyeti, duruşmayı 24 Aralık gününe erteledi. Hakimin davadan çekilme talebini ise 7. Ağır Ceza Mahkemesi karara bağlayacak.

Hakim provokasyonuna sahne olan duruşmadan sonra Adliye binası önünde açıklama yapan Tursun Ailesi ve avukatları, yaşananları eleştirdi. Tursun Ailesi Bayraklı Adliyesi önünde, “20 yaşındaki oğlumuzu öldürdünüz; Trafik kazası raporu düzenlediniz. Sahte belge düzenlediniz. Delilleri gizlediniz. Yalan tanıklık yaptınız. Hakkımızda şikâyetçi oldunuz. Çocuklarımızı öldürmekten, sahte belge düzenlemekten, delilleri gizlemekten, yalan tanıklık yapmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?' yazılı pankart açtı. Aileye destek veren BEKSAV, Tiyatro İmge, Yenikapı Tiyatrosu ve ESP'liler pankart ve dövizler açtı.

Polisin öldürme yetkisini elinden alın

Baran Tursun'un babası Mehmet Tursun yaptığı konuşmada, Polis yasasında yapılan değişikliğin ardından yetkili polis cinayetlerinin arttığına dikkat çekti. “Oğlumuzun katili olan polis cinayeti işlediği zaman 'yetkimi kullandım' dedi. Daha fazla çocuklarımızı ölmemesi için PVSK'da polisin öldürme yetkisi elinden alınmalıdır” dedi. Baba Tursun İçişleri Bakanı'na çağrıda bulundu, “Sayın Bakanım, sizi evimde çay içmeye davet ediyorum. İzmir'de bulunan mülki amirlerin bize göstermediği devlet şefkatini sizden bekliyorum. Sayın Bakanım, suça karışan polislere müsamaha göstermeyeceğinizi biliyorum” diye konuştu.

Avukat Özdemir: Olay tutanağa yazılmadı

Tursun ailesinin avukatı Bahattin Özdemir ise yaptığı konuşmada, 16 yıllık meslek hayatında benzer bir olayla karşılaşmadığını belirtti. “Duruşma başladıktan ortaya mahkeme heyetinin bir ayarlama yapmadan aynı güne 14 duruşma aldığını öğrendik. Bizim soru sorma hakkımız başka bir güne ertelendi. Duruşmanın bir bölümünde üye hakimlerden Mehmet Özcan, dinleyicileri işaret ederek güldüklerini ve bu duruşmayı böyle yürütemeyeceğini söyleyerek cübbesini çıkartıp, elini masaya vurarak çıkıp gitti. Seyirciler dışarı alındıktan sonra da biz üye hakim Mehmet Özcan'ın bu tutumunun net olarak tutanağa geçmesini istedik. Ancak olay tam olarak tutanağa yazılmadı. Biz bunun üzerine 'doğru tutanak tutulmadığını' belirterek hakkımızda suç duyurusunda bulunmasını talep ettik. Çünkü bu ağır ceza mahkemeleri için çok büyük bir suçlamadır. Bizim hakkımızda suç duyurusunda bulunulması karşılığında 'tutanakta eksiklik' olduğu belgelenebilmiş oldu” şeklinde konuştu.

Tiyatro İmge ve Yenikapı Tiyatrosu Tursun Ailesine destek verdi

Aileye destek veren BEKSAV, Tiyatro İmge ve Yenikapı Tiyatrosu üyeleri “İşte Bilanço, 1 yılda 18 ölüm. PVSK=Ölüm” yazılı pankart ve “Faşist yasalar değil, demokratik haklar”, “Polis vuruyor, yargı koruyor”, “Dur polis vurabilir”, “Toplumla Mücadele Yasası iptal edilsin” dövizleri açtı. ESP'liler de “PVSK iptal edilsin” dövizleri taşıdı. Tursun ailesine destek amacıyla Adliye önünde yerini alan BEKSAV bünyesindeki Tiyatro İmge ile Yenikapı Tiyatrosu üyeleri de davanın takipçisi olacaklarını açıkladı.

Tursun ailesinin avukatlarının, hakim Mehmet Özcan hakkında yasal işlem başlatılması istemiyle savcılığa başvuruda bulunacağı öğrenildi.

24 Ekim 2008 Cuma

AK Parti'yi AK'lamayanlar gözaltına alındı!...

1 YTL'ye satışa sunulan imzalı kitap!...

Büyütmek için üzerine TIKLAYINIZ!


Zaman, deli bir rüzgar gibi önüne kattığı her şeyi silip süpürüyor. Ancak direnç gösterebilenler belleğini yitirmiyor. Yiten bellekler, günü kurtarmanın ötesini görmekten yoksunlara ait olmanın adresini gösteriyor. Biri imza attırıyor. Bir diğeri imza atıyor. Zaman, imzayla donduruluyor. Sadece donduruluyor. Herkesin elinde bir "zap" aleti ve herkes, her şeyi donduruyor. Neyi istiyorsa onu donduruyor!...

Bugün Internet'te gezinirken, aşağıdaki ilanla karşılaştım. Hüzünlendim. Zamanı dondurmak için yayınladım!... (HB)


Doğan Hızlan - Günlerde Kalan
1. Baskı -Gür Yayınları -239 Sayfa-İstanbul- 1983

Kondüsyon: Çok iyi durumda

Doğan Hızlan, "Günlerde Kalan" adlı kitabını Filiz Kaya'ya ithafen aşağıdaki şu sözlerle imzalamış:

"Filiz Kaya'ya... Seveceği ve öğretebileceği yanlar bulabilmesi dileğiyle... 3-12-1983"

Arka Kapak Yazısı:

"On beş yılı aşkın bir sürede edebiyatın ve kişilerin yarattığı izlenimlerden oluşan bu yazılar edebiyatı severek eleştirmenin ürünleridir. Okunan kitapların estirdikleri, bir ustanın ardından duyulan acılar, insanın kafasında çöreklenen düşünceler... Bu kitapta bir çok sorun derinlemesine değil de yataylamasına ele alındı, bir çok yazarın, şairin niteliklerine inceleme masasına yatırılmadan değinildi. Bu notlar, yazıldığı günlerde göze çarpmamış kimi saptamaları aydınlığa kavuşturabilirse işlevini yapmış olacaktır."

(Kaynak: gittigidiyor.com)

Antalya'da tiyatro güneşi doğuyor...

Afişi büyütmek için üzerine TIKLAYINIZ!


I. ANTALYA TİYATRO FESTİVALİ

24 - 26 EKİM 2008

'BİZ, BULUŞMASI GECİKMİŞ AŞIKLARIZ...'

Şartların sürekli aleyhimize işlemesine ve bu şartları hep aleyhimize çeviren şu kör düzene inat... Gecelerini gündüzlerine katıp, kendilerini provalara kapatıp, terlerini sahnelere akıtıp, kitleleri peşlerine takıp... "İnadına tiyatro" diyen ve bu yolda omuz omuza mücadele veren alaylı - alaysız, dolaylı - dolaysız, olaylı olaysız, duyarlı - duyarsız tüm sanat dostları...

Geçmişten bugüne sayısız uygarlığa ev sahipliği yapmış ve bir çok kültür mirasını günümüze kadar taşımış olan; topraklarında Side, Perge ve Aspendos gibi büyük tiyatro mabetlerini barındıran bir dünya kenti Antalya'mızda düzenleyeceğimiz I. Antalya Tiyatro Festivali'nde sizleri de aramızda görmekten kıvanç duyarız.

'YERİNİZİ SAHNEDEN AYIRTIN...'

TÜRKİYE TİYATROLAR BİRLİĞİ

Akdeniz Sanat Tiyatrosu

Kazmacıbaşı'ndan yuvarlak laflar!...

Kazmacıbaşı diyor ki:

"Çıkış noktamız Şehir Tiyatroları'nın ana kimliği. Bu tiyatro, İstanbul halkının tiyatrosu, yani karakter olarak bir halk tiyatrosu. İstanbul halkının çok farklılıklar gösteren talepleri, tercihleri bizim için her zaman önemli."

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro..., Eylül - Ekim 2008, sf. 24)

***

Kazmacıbaşı'nın yukarıdaki sözlerini okuduğunuzda, bir düzen politikacısının tuzağına düşmek üzere olduğunuzu hissediyorsunuz. Kazmacıbaşı'nın yukarıdaki sözlerini de içeren ve tam altı sayfa süren konuşması, bu minval üzre: Bir sürü laf kalabalığı ve hiçbir şey anlatmayan hamaset!...

***

Ayrıca bakınız:
Tiyatro...Tiyatro...'dan Kazmacıbaşı'na 6 sayfa!
Kazmacıbaşı'ndan Tiyatro... Tiyatro'ya reklam!
Kazmacıbaşı'ndan yuvarlak laflar!...

BULUNMAZ (19 Ekim 2008)


Hilmi Bulunmaz ile Kazım Şimşek ' in 19 Ekim 2008 tarihli sohbeti... from Kazim Simsek on Vimeo.
Ayrıca bakınız: Yaşam Kaya iftira atıyor!...

Çekirdek Sanat çağırıyor...

Sergi Katılım Duyurusu


Davet


"20 Sanatçı 40 Eser"

Başlıklı Sergimizin Açılış Kokteylini Onurlandırmanızı Dileriz.

Açılış: 28 Ekim 2008 Salı
Saat: 19:00 - 20:30

Çekirdek Sanat Adına
Celal Salman

20 SANATÇI 40 ESER
28 Ekim - 12 Kasım 08

BELGİN AKIN, LALE AKYOL, İMREN İREM ASLAN, GÜROL AYTEPE, ÖZGÜR CEREN CANFİLİZ ÇELİK, DENİZ ÇOBANKENT, GÖKHAN EKEN, EBRU ERKMAN, FERİHA GENELNADİDE GÜRÇÜOGLU, NESLİHAN KAMALI, AYŞE KUMBASAR, ÇİGDEM ÖZTÜRKAYŞIN ŞAL, ÜLKER SİME, BERRİN İLHAN SUNSAY, ELİF ŞENOCAK, NEŞE TEKİNNİLÜFER TUBA YILMAZ

Adres: ÇEKİRDEK SANAT
Tuncay Takmaz
İstiklal Cd. Rumeli Han No:88 C BlokKat:6 Daire:47
Beyoğlu - İstanbul
Tel: 0554 279 35 47
cekirdek@cekirdeksanat.com
www.cekirdeksanat.com

Frankfurt Kitap Fuarı yılışıklığı tartışılıyor!...

Devrimciler adlı romanının ikinci baskısını Bulunmaz Yayıncılık olarak yayınlamama karşın; yapıtlarını pek beğenmediğim, duruşunu pek önemsemediğim Kaan Arslanoğlu, soL gazetesinde yayınlanan ve aşağıya aktardığım yazısında önemli şeyler söylüyor. Özellikle "piyasacılık" kavramına yaklaşımını önemsiyorum. Okuyunuz... (HB)


Frankfurt Görgüsüzlük Fuarı


Kaan Arslanoğlu
24 Ekim 2008


Onca tartışma arasında başladı ve bitti. Edebiyat pazarı kendine yakışan bir isimle, Orhan Pamuk’la açıldı, edebiyat tüccarlarının yeni ince girişimleriyle devam etti…

Türkiye’deki liberaller sağcısıyla solcusuyla görgüsüzdür. Pamuk ve benzerlerinin katlanılmaz bayağılıkta romanlarına, tiksindiricilikte onları bile gölgede bırakan reklamcılıklarına çanak tutmakla bunu kerelerce kanıtlamışlardır. Avrupa entelijansiyası ise atalarının kültürel mirasını savurganlıkla yiyen sosyopatlardan oluşuyor. Son altmış yılda onları az çok hizaya getiren beğenmediğim-iz sosyalist bloktu, şimdi o da yok. Tüm sosyopatlar gibi bu süprüntüler de tüm olası potansiyel zekalarına, tüm bilgi birikimlerine karşın sonuçta cahil ve kısıtlıdırlar. Çünkü sosyopatlar zekalarını ve bilgilerini olumlu yönde kullanamazlar. Gerçekleri ve güzellikleri hakkıyla göremezler. İfade ettiğim şey bir hakaret değil, bilimsel bir gerçektir.

Fuara katılıp katılmama tartışmaları henüz başlamışken Leyla Erbil’in katılmayacağını açıklaması benim için iyi bir bahane yaratmıştı. Bahane diyorum; edebiyatçıların, yayıncıların yoğun bulunduğu ortamlar ruh durumuma iyi gelmiyor. Peki daveti kabul edip gitseydim ne kazanacaktım? İşin gerçeği onu da düşündüm. Bedava bir seyahat. İyi kötü seyahat edebilecek param var. Ayrıca ne kazanacaktım: Bir okuma etkinliği. Beni dinleyecek olası kişiler yazılarımı zaten okuyorlar, eğer Frankfurt’tan özel bir talep varsa, sonra da bana iletebilirler, giderim. Başka?? Belki birkaç yayınevi kitaplarımla ilgilenebilirdi. Boyuma posuma bakarak ilgileneceklerse bu bir saçmalık. Almanca’ya bir romanım çevrildi ve şimdiye dek 300 adet sattı satmadı. Avrupa okurunun düzeyi bu. Avrupa okurunun düzeyi Pamuk’un nobelinden belli. Sonuç olarak oraya gitsem Avrupa panayırındaki şaşkın bir doğulu küçük tacir gibi dolaşacaktım.
Ne kadar onur kırıcı!

Medyada ve edebiyatta toplumdaki sayılarıyla açıklanamaz oranda yoğun ve etkin bir liberal hakimiyeti kurulu. Dürüst insanlar bu gerçeği görüyor ve yorumlamaya çalışıyorlar. Doğrudan CIA ve Avrupa gizli servislerinin işidir diyenleri duyuyorum. Bazen insana abartılı geliyor, fakat serinkanlı düşününce de en büyük olasılık bu. Söz konusu servislerin yönlendirmesiyle gönüllü işbirlikçilik hali: O da büyük etmen ve bu ruh halini “Karşıdevrimciler” romanında açımlamaya çalıştım. Yalçın Küçük’ün Sabetaycılar açıklaması?! Saptırıcı ve patolojik, ama onun bile gerçeklik payı mevcut.

Benim yeni bir açıklamam var: Görgüsüzler dayanışması. Evet, şaka değil, üstünde düşünün. Şimdi bu çok bilmiş, çok kültürlü görünen liberal güruha bir bakın. Aslında acınacak haldeler. Edebiyatı seviyorlar, ama anlamıyorlar. Felsefeye heves ediyorlar, kafaları basmıyor. Siyaseti deniyorlar, hep yanlış yerde duruyorlar. Çünkü sosyopatlar. Çünkü ruhlarında habis yanlar ağır basıyor. Habis ruhlu insanlar, yineliyorum, olası potansiyel zekalarına, üst üste yığılmış bilgi kalıplarına karşın onları kullanmaktan acizdirler. Toplumcu söylem kullanırlar, toplumcu olamazlar. Estetik derler, güzelliğe ulaşamazlar. Cin zekalı ve derin birikimli görünürler, ama donuk zekalı ve cahildirler. Eğitilmek için her türlü imkan önlerindedir, lakin görgüsüz kalırlar. İnsanların tek tek bu küçük küçük görgüsüzlükleri piyasaca birleştirildiğinde ortaya devasa bir görgüsüzlük kütlesi çıkar. En kötüsü tüm cahil ve donuk akıllılarda görüldüğü üzere bu incitici gerçeği söz konusu kesime anlatmanızın da bir olanağı bulunmaz. Her şeyi gördüğünü, her şeyi bildiğini sanan bir insanı ikna etmeniz pek zordur. Ama onlar birbirlerini iyi tanır ve aralarında pek iyi anlaşırlar.

Enver Aysever fuar pazarlamacılarına karşı etkin bir kampanya yürüttü. Onu ve fuara tepkisel nedenle katılmayan tüm edebiyatçıları (Latife Tekin dahil) kutluyorum, hepsine sevgilerimi, saygılarımı yolluyorum. Tabii bu katılmamada AKP’ye karşı tepki gerekçesi öne çıkarıldı. O da bana göre doğru ve haklı, ama ben bu öne çıkarmaya da katılmıyorum.

Edebiyatı asıl zehirleyen piyasacılıktır. Liberal piyasacılık, dinci piyasacılık olduğu gibi cumhuriyetçi piyasacılık, hatta radikal sol, sosyalist piyasacılık da piyasacılıktır. Piyasacı edebiyatçıyla gerçek edebiyatçı arasındaki fark nedir öyleyse? İyi yazar, iyi eleştirmen, iyi okur yazıya bakar, yazının evrensel ve felsefi duruşuna, kalitesine… Ötekiler yazara bakar, yazarın ilişkilerine, dönemsel duruşuna. İyi edebiyat en iyiye erişme gayretiyle yaratılır, ötekiler büyük ya da küçük herhangi bir piyasanın talebine karşılık gelsin diye...

(Kaynak: soL)

***

Ayrıca bakınız:
Ayşe, bize de dava aç!...
AKP'yi protesto etmeyen, düzene karşı çıkamaz!
Behram da AKP'nin dümen suyuna girmedi!...
Yazarlık onuru AKP'yi yenecek!...
Birkaç soru ve yorumsuz aktarılan yazı...
Edebiyata türban takılmak isteniyor!...
Frankfurt Kitap Fuarı "Pamuk" ipliğine bağlı!...
İftiranın simgesi Nutku bugün Frankfurt'ta!
Dostlar alışverişte gördü!...
Alan razı, veren razı!...
Bir tutam Frankfurt, bir tutam Alkaya... vs...
Cumhuriyet, bunu hep yapıyor!...
Engizitör Enver Ercan'ın kulakları çınlamıştır!...
Günay, büyüklere küçük masallar anlatıyor!...
"BELLİ RENKLERİYLE TÜRKİYE"
Direnenler de var!...Faşizm kol geziyor!...
Frankfurt Kitap Fuarı bir mihenk taşıdır!...
Renksizler, Frankfurt Kitap Fuarı'nı da kararttı!
Enver Ercan, "yazarlık onuru"nu anımsadı!...
Renksizlerden kızıllara bayrak teslimi!...

üzerine ölüm yağdırılan yüzleri unutmadım

hilmi bulunmaz
24 ekim 2008


unutmadım seni
unutmadım şili
ben unutmam hiçbir şeyi

üzerine ölüm yağdırılan yüzleri unutmadım

bakıyorlar bana dimdik
bakıyorlar haykırarak
unutulmamaya yeminli

üzerine ölüm yağdırılan yüzleri unutmadım

nasıl da benziyorlar erdal'a
dalından koparılan ham meyveye benziyorlar
unutmak ihanettir

üzerine ölüm yağdırılan yüzleri unutmadım

deniz'in yüzü var yüzlerinde
mahir'in gülücüğü
unutulmayan bir şeyler var

üzerine ölüm yağdırılan yüzleri unutmadım

onlar ki kavga verdiler
ve öldüler halkı için
bayrak gibi gezdiriliyor alanlarda yüzleri

üzerine ölüm yağdırılan yüzleri unutmadım

23 Ekim 2008 Perşembe

Mehmet Tekkanat bildiriyor...


HAYDİ ÇOCUKLAR TİYATROYA
.
.
GENÇLİK SANAT MERKEZİ’NİN YENİ ÇOCUK OYUNU, ÇOCUKLARA KİTAP SEVGİSİ AŞILIYOR
.
KİTAPLAR EN İYİ DOSTUMUZDUR
.
“BICIRIKLAR KİTAP DÜNYASINDA”
.
Her yıl olduğu gibi bu yıl da çocuklara eğitici, öğretici ve eğlendirici oyunlar hazırlayan Gençlik Sanat Merkezi Altan Erkekli Sahnesi yeni oyunuyla perdelerini çocuklar için açıyor.
.
Mehmet Tekkanat’ın derleyip yönettiği “Bıcırıklar Kitap Dünyasında” adlı müzikli, danslı oyunla çocuklara; en iyi dostun kitaplar olduğu, kitap okumanın yararlarını ve bilginin erdemi anlatılıyor.
.
Oyun aynı zamanda; en iyi yönetimin cumhuriyet yönetimi olduğunu, kitap okuyan çocukların her konuda başarılı olduklarını vurguluyor.
.
Tek perdelik müzikli ve danslı oyun, her yaştan çocukların olduğu kadar büyüklerin de ilgisini çekecek içerikte.
.
Oyunda yararlı olduğu kadar bilinçsiz şekilde okunduğu zaman bazı kitapların zararlı olduklarını, bu nedenle kitap seçimlerinde dikkatli olunması gerektiği anlatılıyor.
.
Oyunda; Sabahat Tekkanat, Kadir Özkul, Gizem Gülüş, Ahmet Serkut Tanyeli, Uğur Akdemir, Mehmet Burgazlı ve Güneş Çam rol alıyor.
.
Oyunun müzikleri Atakan Narin, dekorları Mehmet Tekkanat, kostümleri Sabahat Tekkanat, ışık ve ses ise Murat Kozan’a ait.

ÇOCUKLARI TİYATRODAN SOĞUTMASINLAR!

GSM Altan Erkekli Sahnesi genel sanat yönetmeni Mehmet Tekkanat; çocuk tiyatrosunun çok zor ve önemli olduğunu vurgulayarak şunları söyledi.
.
“Çocuk tiyatrosu, uzmanlık isteyen bir alandır. Bu konuda deneyimli ve uzman olmayan kişi ve gruplar, çocuk tiyatrosu adı altında ticari kaygılarla çocukları tiyatrodan soğutuyorlar. Bu konuda ne yazık ki denetim yok.
.
Oyunculuk deneyimleri olmayan ve çocuk tiyatrosu konusunda uzmanlaşmamış kişi ve kurumların, çocuk tiyatrosu yapması, yarardan çok zarar verir. Milli Eğitim Müdürlüğü’nün ve okul yöneticilerinin duyarlı ve seçici olmaları çocuklarımızın sağlıklı gelişimi ve ülkemizin geleceği için çok önemli”
.
Her oyunlarını titizlikle seçtiklerini ve mutlaka pedegojik ve psikolojik destek aldıklarının altını çizen Tekkanat; Milli Eğitim Müdürlüğü’nün izni ile anasınıfları, kreşler ve ilköğretim öğrencileri için hazırlanan oyunu; salonu olan okullarda ve GSM Altan Erkekli Sahnesi’nde sahneleyeceklerini belirterek, tüm çocukları nitelikli tiyatro oyunu izlemeye davet etti.
.
(Ayrıca bakınız: Mehmet Tekkanat)

Lemi Bilgin'den yuvarlak laflar!...

Lemi Bilgin diyor ki:

"İstanbul'un değişik mekanlarında tekrarlanabilecek projeler hazırlıyoruz. Artık adeta kaybolan, nüfusa oranladığımızda sayısı çok az olan tiyatro mekanlarını biraz ön plana çıkarabileceğimiz projeler geliştiriyoruz. İstanbul'a yeni sanat mekanları kazandıracak projeler olacak bunlar."

(Kaynak: Tiyatro... Tiyatro..., Eylül - Ekim 2008, sf. 23)

***

Lemi Bilgin'in yukarıdaki sözlerini işitenler, çıldırmamak için kulaklarına balmumu döktürebilirler. Yada bir muska yaptırıp, yirmi dört saat yanlarında taşıyabilirler. Balmumu döktürüp, muska yaptırmak da bir işe yaramazsa, Ayetel Kürsi duasına başvurabilirler!...

***

Ayrıca bakınız:
Tiyatro...Tiyatro...'dan Lemi Bilgin'e 4 sayfa!
Lemi Bilgin'den Tiyatro... Tiyatro'ya 5+1 reklam!
Lemi Bilgin'den yuvarlak laflar!...

AKM'siz Devlet Tiyatroları!...

Foto: İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürü Osman Wöber, Kurtlar Vadisi dizisinin Tuncay Kantarcı rolündeki sureti!...
(Kurtlar Vadisi oyuncularının fotoğrafları için TIKLAYINIZ!)


Atatürk Kültür Merkezi'ni nadasa bırakan Devlet Tiyatroları; İstanbul'da Kenterler, Cevahir ve Beykoz'daki tiyatrolara kaldı. Tiyatro salonlarını merkezden varoşlara süren AKP iktidarı, tiyatroyu sevmediğini her uygulamasıyla belli ediyor. Dizilerden zaman bulamayıp, düşünebilme sürecine giremeyen oyuncular da, AKP'ye karşı kılını bile kıpırdatamıyorlar!...

Kurtlar Vadisi oyuncusu Osman Wöber'in yönettiği İstanbul Devlet Tiyatrosu'yla ilgili haberi, Milliyet'ten aktarıyoruz:


"Saatleri Ayarlama Enstitüsü"


İstanbul Devlet Tiyatroları’nda bu hafta "Saatleri Ayarlama Enstitüsü", "Bavul Hikayesi" ve "Uyarca" adlı oyunlar sahnelenecek.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın aynı adlı romanından uyarlanan "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" adlı oyun 28-31 Ekim tarihleri arasında Harbiye Kenter Tiyatrosu’nda, "Bavul Hikayesi" adlı oyun İstanbul Devlet Tiyatroları Cevahir Sahnesi’nde, "Uyarca" adlı oyun da İstanbul Devlet Tiyatroları Beykoz Feridun Karakaya Sahnesi’nde izlenebilecek.

(Kaynak: Milliyet)

***

Not: Maaşlarını, benim ve halkımın verdiği vergilerden alan Devlet Tiyatroları oyuncuları, Kurtlar Vadisi'nde oynamayı bırakmalılar. İzleyicileri şiddete teşvik eden bu dizi, Devlet Tiyatroları oyuncularına duyulan saygıyı azaltıyor. Bu dizide oynayan tiyatrocular nedeniyle, sadece DT oyuncularının değil, tüm tiyatro sanatçılarının saygınlığı azalıyor. DT oyuncuları, bu dizide oynamayı sürdürürlerse, hükümetin anladığı dilden söylüyorum: Verdiğim vergiler nedeniyle oluşan hakkımı helal etmeyeceğim!... (Hilmi Bulunmaz)

Haftalık rapor

Sitemizi 16/22 Ekim 2008'de

370
276
291
295
341
321
341

kişi izledi...

Sitemiz son bir ayda 10.023 kişi tarafından izlenmiştir...

(Tüm "Haftalık rapor"lar için TIKLAYINIZ)

Not: Sitemizin sağ köşesindeki sayaç (Website Hit Counter), ziyaretçi sayısını değil; "tık"lama sayısını gösterir.

Önemli not: Rakamlar şişirilmiş ve reklam almaya yönelik değildir.

Devlet Tiyatroları özür diledi!...

DUYURU

Ekim 2008 aylık oyun programımız gereği 25-26 Ekim 2008 tarihlerinde Müdürlüğümüze bağlı Akün Sahnesinde 3 kez temsil edilmesi planlanan "CADILARIN MACBETH'İ" adlı oyunun Prömiyerinin teknik nedenlerden dolayı ertelenmesi nedeniyle, söz konusu temsiller iptal edilmiştir.

Anılan tarihlerde iptal edilen temsiller için bilet alan seyircilerimiz, biletlerini iade edebilir ya da uygun görülecek bir başka oyun için değiştirebilirler.

Bu zorunlu değişiklik nedeniyle sanatsever seyircilerimizden özür dileriz.

Serhat NALBANTOĞLU
Ankara Devlet Tiyatrosu Müdür V.


(Bakınız: Devlet Tiyatroları)

***

Ayrıca bakınız: Büktel, "Çankaya / Refik Halit Karay"

Böyle yayınlar da var...


Sinema Kitabımız "Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Film" , Tenis Kitabımız " Uzun Bir Yol " , " Micheal Schumacher - Ferrari Yılları " , " Alfa Romeo " ; " Man " ; "Honda - Motosiklete Dair" , "Ölmeden Önce Okumanız Gereken 1001 Kitap" , "Ölmeden Önce Görmeniz Gereken 1001 Resim" , "Ölmeden Önce Dinlemeniz Gereken 1001 Klasik Müzik", "Birlikte Yaşama Kılavuzu - Ejderha" , "Takım Serisi - (Çocuk Kitabı)" , "Zac Power Serisi - (Çocuk Kitabı)", "Haydi Kızlar Serisi - (Çocuk Kitabı)" ve son olarak da "İnsanlık Tarihinin En Kötü Kararları" daha önce Türk okurlarla buluşturduğumuz kitap çalışmalarımızdır.

Prof. Dr. Dikmen Gürün, Zaman gazetesinde...

Kendisi de Denetleme Kurulu Asil Üyeliği yaptığı Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği tarafından ödüllendirilen Prof. Dr. Dikmen Gürün, Zaman gazetesine haber oldu. Okuyunuz:


Dikmen Gürün'e Tiyatro Eleştirmenleri'nden ödül


UNESCO'ya bağlı faaliyet gösteren Uluslararası Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Türkiye Merkezi (TEB)'nin '2008 Onur Ödülü', Prof. Dr. Dikmen Gürün'ün oldu.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı Uluslararası İstanbul Tiyatro Festivali Direktörü Gürün, "tiyatro dünyasına katkıları, alanındaki başarıları ve topluma karşı sorumlu bir akademisyen, yönetici, eleştirmen kimlikleriyle yaşamı boyunca tiyatro dalında üzerinde yürüdüğü tutarlı çizgisini sürdürmesinden dolayı" ödüle layık görüldü. Gürün'e ödülü önümüzdeki günlerde verilecek.

(Kaynak: Zaman)

Tiyatro... Tiyatro... dergisi, Zaman gazetesinde...

Genco Erkal, Mehmet Ergen, Nesrin Kazankaya ve Yücel Erten'i yarıştıran Tiyatro... Tiyatro... dergisi, Zaman gazetesine haber oldu. Okuyunuz:


Tiyatro... Tiyatro Ödülü adayları açıklandı


'Tiyatro... Tiyatro... Dergisi' düzenlediği 6. Tiyatro Ödülleri'nde adaylar belli oldu.

10 dalda, 35 adayın yarıştığı ödüller, Ordu Belediyesi Karadeniz Tiyatrosu'nda 3 Kasım'da törenle sahiplerine ulaşacak. Tiyatro Ödülleri'nde yılın yapımı dalında Bana Bir Picasso Gerek, Bir Şehnaz Oyun, Dalga ve Sivas '93 ile yılın yönetmeni dalında Genco Erkal, Mehmet Ergen, Nesrin Kazankaya ve Yücel Erten yarışıyor.

(Kaynak: Zaman)

Fername'yi izledim...

Kazım Şimşek
22 Ekim 2008


18 Ekim 2008 Cumartesi günü Ferhan Şensoy'un oynadığı “Fernâme oyununu Ortaoyuncular Sahnesi'nde izledim.

Uzun zamandır Ferhan Şensoy’un bir oyununa gitmek istiyordum. Bir hafta önce 35 YTL vererek 1. sıra, 5 numaralı koltuk biletimi aldım. Bilet parasının sadece nakit ödenebilmesi ve satılan biletin iade edilememesi durumuna dikkat edilmesi gerekir.

Oyunun başlamasına 5 dakika kala Halep Pasajı'na girip, Ortaoyuncular Sahnesi’ne vardım. Salonu ilk kez gördüğüm için etrafa meraklı gözlerle bakıyordum. Salonun mimari yapısı çok hoşuma gitti.

Oyuna başlarken cep telefonlarının kapatılması gerektiği yada kapatmazsak başımıza neler gelebileceğini bildiren, esprili dilli bir anons duyduk. Tabii ki anonsu yapan Ferhan Şensoy’un kendisiydi.

Anons bitti ve perde açıldı. Bu, Ferhan Şensoy’u ilk görüşümdü. Elindeki trompetini çalarak oyuna başladı. Oyun iki perdelik ve süresi yaklaşık 2.5 saat.

Birinci perde Ferhan Şensoy’un toplum, siyaset, teknolojinin insan hayatındaki etkileri gibi birçok alandaki sorunları esprili bir biçimde dile getirdiği konuşmasıyla geçti.

İkinci perdede, Ferhan Şensoy’un kaçamak diye nitelediği sinemayla olan ilişkisini dinledik. Oynadığı yedi filmden bahsederken, gözlerinin nemli olması dikkatimi çekti. Anılarını bize anlatırken tahminim; eski, güzel anılarının aklına gelip duygulandığıydı. Beş yaşındayken, babasına ait sinema salonunda filmleri nasıl izlediğini anlatırken, duygulandığını görmemek imkansızdı. Tiyatro oyunculuğundan aldığı zevki, sinema oyunculuğundan almadığını söylemesiyle, O’nun sinemayla pek de iyi olmayan ilişkisinin, kendisinde çok fazla rahatsızlık yaratmadığını düşünebiliriz. Kendisinin yazdığı “Afitap’ın Kocası İstanbul” eserinin sinema filmi olarak çekmek istediğini öğrendik.

Oyunda belden aşağı espriler, küfürler vardı. Çok sık olarak kelime oyunlarına başvurdu. Örneğin internet yerine interflu gibi… Bu durum, izleyicide, biraz işin kolayına kaçıyor gibi bir duygu uyandırsa da, oyun süresinin 2.5 saat olması ve Ferhan Şensoy’un neredeyse durmaksızın konuşması dolayısıyla, böyle basit esprilerin olmasını normal karşılıyorum. Oyunda böyle basit esprilerden sayıca daha çok, zekice ve üzerinde daha çok düşünülmüş esprilerin olması oyunu keyifli kılıyor.

Oyunda seyircilerle birebir temasa geçmesi, onlarla sohbet etmesi kendisine duyduğu güvenden kaynaklanıyor.

Fernâme aslında Ferhan Şensoy’un bir yangınnâmesi, bir şikayetnâmesi gibiydi. Oyun 190. kez sahnelendi. Her defasında kendisini yenileyen bu oyunu seyretmekte fayda vardır diye düşünüyorum. Tahminim odur ki; Ferhan Şensoy yaşadıkça, sahnede ayakta kalabildiği sürece bu oyunu sahneleyecektir.

Oyunla ilgili şu linkte Ferhan Şensoy’un Fernâme’si daha detaylı bilgi bulabilirsiniz.

Bu benim web sitem de aslında Kaznâmemdir; değil mi?..
Coşkun Büktel
23 Ekim 2008


ENTERESAN BİR HİLMİ BULUNMAZ VİDEOSU DAHA:

(En büyük yeteneği, en az emek, en az zekâ, en az yaratıcılık ve en az maliyetle Kültür Bakanlığı'ndan en çok parayı kapmaya tenezzül edebilmek olan) birtakım "meşhurlara", Bulunmaz'ın (ve halkın) cebinden vergi olarak aldığı parayı peşkeş çekmekte olan Kültür Bakanı Ertuğrul Günay'a; Hilmi Bulunmaz, (sokakta yürürken kendisini "çarpıp" kaçmakta olan yankesicinin ardından bağırırcasına) bar bar bağırarak, itiraz ediyor.

TIKLAYINIZ

Çanakçılar açıklanmadı!... Neden?!...

Neredeyse tiyatro sezonunun ortasına geldik; çanak yalayanların listesi açıklanmadı. Neden?!...

Her yıl bu zamanlar, çanak yalama işlemi çoktan bitmiş oluyordu. Bu yıl neden çekiniyorlar? Kültür Bakanlığı çanağı yalanmasına karşı olan sadece biz varız ve bizim günlük tirajımız da en fazla 454. Bizden çekineceklerini sanmıyoruz! Öyleyse çanak yalayanların listesini neden açıklamıyorlar?...

Çanak yalatanlar ve çanak yalayanlar utanıyorlar mı? Madem ki utanıyorlar, öyleyse neden çanak yalıyorlar? Madem ki çanak yalıyorlar, öyleyse neden utanıyorlar? Ya yalamayacaklar, yada utanmayacaklar!...

Yeni gelin gibi mi hissediyorlar kendilerini? Ne dermiş yeni gelin? "Hem ağlarım, hem giderim!" Bunlar da: "Hem yalarım, hem utanırım!" diyorlar anlaşılan...