31 Temmuz 2008 Perşembe

Tönel, silik de olsa önemli şeyler söylüyor!...

Burjuva kurum ve kuruluşlarıyla iş yapmak zorunda kalsa da, Adnan Tönel'in bazı görüşlerini önemsiyoruz. Güneş gibi net sözlere başvurmak yerine, sisli puslu sözcüklerle kendini ifade etme yolunu seçen Tönel, her şeye karşın okunmayı hak ediyor. Okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:


Tiyatro Eğitiminin Derhal YÖK'den Ayrılması ile Başlayabiliriz


Adnan Tönel
29 Temmuz 2008


Tiyatro Edebiyatı gelişmiş ülkelerde; dil zenginliğinden, coğrafyadan, demokrasiden, renkli toplumundan, tarihinden, dininden, kültüründen, insanlarının yaşam kalitesinden, pek çok özelliği sahneye taşımakta son derece başarılıdır. Bu başarı devamlılığı ve uyumu, yapıtların sahnelendiği sahne binalarından, oyun eleştirmenliği ya da dramaturjisine kadar her alanda fark edilmektedir. Ama her nedense bu topraklarda yaşayan bizler, tiyatro edebiyatımızda ve tiyatro eğitiminde, bir İngiliz, Fransız ya da Alman ekolü hayranlığı ile bir oyuncak gibi sırtımızdan kurulmaktayız.

Bu coğrafyanın kendi tiyatrosunu tesis etmemesi için ne gerekiyorsa yapıldı ve yapılmakta sanki birileri tarafından. Zaten dayatılan bu ekoller dışında tiyatro (edebiyat, reji, oyunculuk..) denemeleri yapmak ne haddinize, anında sert bakışlı kaşları uzamış eleştirmenler yapıtınıza tepki verip sizi hücre hapsine alırlarsa görürsünüz gününüzü. (Belki de doğaçlama gösterilerinin ortaoyununun modalaştığı tam da şu günlerde ulusal tiyatro gramerinin bu alandan yazılması gerekir) Öte yandan yukarda sıraladığım ülke tiyatrolarının son derece başarılı olduklarını da yabana atamayız.

Ancak unutulmamalı ki, bunca yıldır Türkiye"de tiyatro ve kimi sanatların, sadece bir kurumun tekelinde olması, önüne kentin adını da alacak türden tek bir festivale endekslenmemiz ve sadece o festivalin medya tarafından beslenmesinin de ardında bu türde çıkar ilişkileri yatıyor olabilir. Çünkü sadece Paris ya da Berlin ya da Londra"da bu tür de uluslararası boyutta yapılan festival sayısı yüzlerce iken.

Öyleyse tiyatrodaki bu lordlar kamarasını kim yönetmektedir yıllardır? İster eğitiminde ister retoriğinde tiyatronun zenginlerinin mutfağında devamlı güzel kokulu yemekler pişmekte ise ve sadece birilerinin tek olmasını destekleyen kişi ve kurumlar, artık maskelerini çıkarma zamanlarının geldiğini daha ne kadar kabullenmeyeceklerdir? Bunca zaman gizlenerek sürdürdükleri küçük mutluluklarıyla yalnız kalma antreleri gelmedi mi? Kentin adını önüne alarak uluslararasılaşan Büyük Modern sanat alanları ve benzer sanatsal etkinlik ikonları hangi sermayenin peşinde olduklarını artık açıklamalıdırlar.

Girizgâhta bu soruları sorduktan sonra tiyatro ile devam edelim. Devlet Tiyatroları"nda sahne aldığım 1985 - 1992 yıllarında 4-5 oyunda görev aldım ve Ejder Akışık, Faik Ertener, Can Gürzap, Müge Gürman gibi yönetmenlerle çalışma fırsatım oldu. Tüm bu oyunların provalarında da hem diğer oyuncularla hem de kurumun yönetici ve idari personeliyle de görsel ve işitsel temasımız oldu. Mesleğimiz gereği gözlem de yaptığımızdan hem onların sorunlarını dinledik hem de beklentilerini paylaştık. Bir çoğu arkadaşımız olan büyüklerimiz şu an Türkiye"de pozisyon almış vaziyetteler. Kimileri Üniversitelerde, kimileri hem üniversite hem belediye tiyatrosundan maaş alacak kadar ileri gitmeyi başararak. Diğerleri de, Televizyon kanallarının seslendirme kadrolarında kemikleşmiş, kimileri ise dizi sektöründe ajanslarla işbirliği içerisinde hayatlarını sürdürmekteler. Kurumsal tiyatrolardaki çalışanlar arasında ise puan farklarını kurcalayandan, ekstra kazanç için sağda solda dublaj için koşturan oyunculara kadar bir çoğunu gördük görmekteyiz.

Oyuncu ajanslarında ise neler döndüğüne dair kaygılar taşıdığım bir dönemde, Oyuncu Güven Kıraç"ın sunuculuğunu yaptığı bir tv programında geçenlerde dillendirdiği “ dizi ya da reklam oyuncu adaylarını, yönetmen hiçbir zaman izlemez, oyuncu ajanslarında seçilir ve rolü o alır” sözü düşündürücü gelmişti. Ama yıllardır oyunculuk ajanslarından bir teklif gelmeyen yüzlerce meslektaşımın ve öğrencimin var olduğunu da biliyor olduğumdan, bu alanda da, yani seslendirme ve dizi film sektöründe bir kolonileşmeden söz de biliriz öyleyse. Yani lordlar kamarası, orada burada heryerde SAHNEYEKON"muş vaziyette.

84 yılından bu yana sahne sanatları ve tiyatro eğitimi alıyor olmamdan dolayı ve ortaya çıkan bu uyumsuz sonuca da reaksiyon veren çıkmadığından, kimi sorular sorma hakkını kendimizde görüyoruz, kimse alınmasın.

Bu arada sözüm ona ülke tiyatrosuna sahip çıkıyormuş gibi ortaya çıkan kişi ve vakıfların da son günlerde savuna geldikleri, “AKM ye reklam alınamaz” gibi parodi çıkışlarına da şu cevabı verebiliriz: Euro 2008"de Viyanada"ki Burg Theater"in üzerine yerleştirilen büyük boyuttaki reklam tabelalarını ve fanzone ekranı, bir tiyatro mimari klasiği olan 1741 yılında inşa edilen Burg Theater"ın üzerine konmuştur hatırlatalım.(http://en.wikipedia.org/wiki/Burgtheater) Bu arada, her nedense aynı kişi ve kuruluşlar Harbiye Ş.Tiyatrosu"nun ve AKM nin arka tarafının yıkılışını sessizce kabullenmişlerdir.

Yaptıkları bir iki tepkisel şiir resitali performansı hoş bir seda kalmıştır bu kubbede.

Konservatuvar öğrencisi olduğumuz dönemlerde boş bir idealist bir beklenti içerisinde olduğumuzu şimdi anlıyoruz. Tek tutkumuz olan sahne boşunaymış ve tüm yoğunluğumuzu oyunculuğumuzu geliştirmek üzerine vermek hataymış. Biraz piyasaya çıkmamız kafelerde sabahlamamız, kulis olaylarına avdet etmemiz gerekirmiş. En küçük rol için dahi heyecanlanmamamız, en büyük rol için lobileşmeliymişiz.

Bazen genel provalara seslendirme yüzünden gelmeyenler olunca da çok şaşırmamalıymışız. Nasıl olur da böyle bir oyuncu tiyatronun kadrosunda yer alır diye tepki vermemeliymişiz o dönemlerde.

Gördük ki ikibinli yıllarda, Televizyon reklâmlarında ya da dizilerde rol olmayana, dublaja gitmeyene adam gözüyle bakmıyorlar. Diğer yandan da bu sektörlere girebilmek için yaratılan bir sanal havuz ve denetçiler kurulana yaranma mecburiyeti var. Ama gel gör ki, kendimizi bu alanlardan olabildiğince korumaya çalışırken atıl pozisyondaki oyuncular gibi arka koltukta unutulduk.

Çok güçlü olamayanlarımızı “çok mu yeteneksizim acaba” demeye zorlayan bu durum kesinlikle bilinçli yaratılmış bir dramatik metindi ve bizden sadece bu metni okumamız isteniyordu. Halbuki bizler oyunculuk eğitimimizi konservatuvarda almış oyunculardık ve hepimiz de kendilerini kanıtlamış oyunculardık.

Umut veren nasihatleriyle tiyatro büyükleri bizleri maalesef yarının tiyatrosuna taşımadılar. Kendileri gibi yaşlanan tiyatro sahnelerinin de bir bir kapanmaya yüz tuttuğu bir zaman dilimindeyken, belki de tiyatrosuz bir tiyatrodan söz etmemiz gereken çağda tiyatro ustalarının ortaya çıkıp “toprağı bol olsun” yerine, artık, “biz ettik siz etmeyin” demeleri gerekmez mi? Bu yazıyı okuyan oyuncu adayları ya da genç oyuncular, ortaoyunu gelenekseli üzerinden son günlerde üretilen doğaçlama tiyatrolarını ciddiye alın ve ülke tiyatrosunun yeniden inşası için bu türün alt metnini oluşturmayı deneyin.

Ama ondan önce tiyatro eğitiminin derhal YÖK"den ayrılması ile başlamalıyız.

***

Yorumlar

Hicran Bulut
7/30/2008
Ben konservatuvar tiyatro 3.sınıf öğrencisiyim. Yazarın söylediklerinin tamamına katılıyorum. "Bir oyun oynanır oyalanırız" misali görüldü Türkiye’de tiyatro adeta meslek olmaması için gereken neyse o yapıldı. Ben bir özel üniversitenin tiyatro bölümünde okuyorum. Okulun bölüm başkanı olan oyunculuk hocamız ilk iki yıl sadece haftada birgün gelerek işini yaptı bizimle ilgilenmedi. Ve okulun açılış günlerinde bir iki temel ses açma ve hareketler yaptık. Sonra okul oyunu diye bir oyun çalışmaya başladık taa okulun son gününe kadar. Ve sonunda oyunu büyük sınıflara kızıp sahnelemekten vazgeçti. Zaten yaşlılıktan provalara da gelmiyordu.Belki bu yüzden büyük sınıflar da haklıydı bilemiyorum ama NTV de çizgi filmleri seslendirmeye nasıl gidebiliyordu bilemiyorum. Ayrıca bir özel kurumda daha yönetici pozisyonunda olduğunu da bu sene öğrendim. Ve anladım ki biz öğrencilerle ilgilenememesi doğal çünkü dışarda para kazanması lazım.Hem üniversiteden hem özel kurumdan para kazanmak varken öğrencinin oyunculuk gelişimi onu çok ilgilendiremez tabii. Herneyse aslında anlatacak herkesin çok şeyi var ama tüm öğrenciler korkup susuyor. Çünkü özel üniversite ve sorunsuz bir şekilde mezun olmayı bekliyoruz. Bir de en üzüldüğüm okulda herkes bir yolunu bulup tv dizilerine reklamlara nasıl atlarım diye düşünüyor.Tekrar teşekkürler.

Aydın Arı
7/30/2008
YÖK’ten ayrılsa ne olacak ki.özel tiyatro okullarının durumu pek mi iyi sanki.tiyatro sahnesi için oyuncu yetiştirilmiyor.. herkes dizilerde mankenler oynamasın diye bayrak açmış saçmalıyor ama oyunculuk yapan mankenler azınlıkta. oyunculukları beğenilmeyen yakışıklı çocuklar manken değil ki, eli yüzü düzgün MSM, Pera, falan filan öğrencileri..bu özellere niye takmış bu diye düşünmeyin benim için ama YÖK olmazsa özel tiyatro okullarının kültürü yeni teatral alternatifimiz olmayacak mı? bahsettiğiniz tiyatro ekollerini bile tanımıyor yeni oyuncular, kendi kültürleri için de kro diyorlar..sorun sanki eğitimde değil, bizim içimizde biryerlerde !

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

Avrupa Birliği, sen nelere kadirsin!...

İnsan ruhunu tiyatro sahnesine taşıyan ender yazarlardan biri de Samuel Beckett... Yapıtları, tüm dünya sahnelerine renk katar. Ülkemizde de oyunları sahnelenen Beckett, AB'nin dümen suyunda ilerleyen AKP döneminde Diyarbakır'a dek nüfuz etti!...

Hükümetin şemsiyesi altında ilgi odağı olan Beckett'le, bizim sevdiğimiz Beckett aynı insanlar değiller tabii ki!... Her ne denli kimlikleri aynı olsa da işlevleri değişik...

Radikal gazetesine yansıyan haberi okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:


Diyarbakır’da ‘Samuel Beckett’ sergisi


Ünlü İrlandalı yazarın yaşamından kesitler sunan yazı ve fotoğrafların yer aldığı sergi Diyarbakır'da açıldı

DİYARBAKIR - Diyarbakır’da, dünyaca ünlü İrlandalı yazar Samuel Beckett’in hayatından kesitlerin yer aldığı "Samuel Beckett" sergisi açıldı.

Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) bünyesinde faaliyet gösteren Avrupa Birliği (AB) Bilgi Bürosu, Avrupa Komisyonu Türkiye Delegasyonu ve İrlanda Büyükelçiliği’nin iş birliğiyle DTSO Konferans Salonu’nda düzenlenen serginin açılışını, Vali Hüseyin Avni Mutlu ve DTSO Başkanı Mehmet Kaya yaptı.

Açılışta konuşan Vali Mutlu, Diyarbakır’ın kültürel yönden zengin bir şehir olduğunu belirterek, bu zengin kültürün içerisinde uluslar arası nitelikteki bu tür etkinliklerin de yer alması gerektiğini söyledi.

DTSO Başkanı Kaya ise, serginin, "2008 Avrupa Kültürler arası Diyalog Yılı etkinlikleri kapsamında" düzenlendiğini bildirdi.

Sergide, 20. yüzyılın önemli edebiyatçılarından Beckett’in yaşamından kesitler sunan yazı ve fotoğraflar yer alıyor. (aa)

(Kaynak: Radikal)

Mehmet Tekkanat bildiriyor...

YILDIZLARIN ALTINDA TİYATRO, ŞİİR VE MÜZİK SAĞANAĞI!

MERSİNLİLER ŞİİRE, MÜZİĞE VE TİYATROYA DOYUYOR…


Mersin Şehir Tiyatrosu Müdürlüğü tarafından düzenlenen “Yıldızların Altında Şenliğe Devam” etkinlikleri sürüyor.

23 Mayıs 2008 tarihinden bu yana süren etkinliklerde, önce lise ve amatör tiyatroların gösterileri vardı.

Mersinli sanatseverlerin yoğun ilgisi ve isteği üzerine, etkinliklerin 31 Ağustos 2008’e kadar her akşam sürmesi kararı alındı.

Kültürpark Mini Amfi Tiyatro’da her akşam ayrı bir etkinlik yapılıyor.

Etkinliklerde; şiir, müzik, tiyatro, skeçler, eğlenceli yarışmalar ve Hacivat-Karagöz gösterileri, Mersinli sanatseverlerin ve çocukların yoğun ilgisiyle sürüyor.

MEHMET TEKKANAT’TAN ŞİİR ZİYAFETİ

Bayçet lakabıyla, radyo ve televizyonlarda yıllarca sürdürdüğü “Yağmur Kaçakları” adlı şiir ve sohbet programıyla, şiirseverlerin gönlünde taht kuran Mehmet Tekkanat; usta şairleriden seçtiği şiirlerle her akşam Mersinlileri şiire doyururken, anlattığı hikayelerle, seyircileri kah güldürdü, kah düşündürdü.

YAŞAMDAN ALINTILAR TAMER GÜVEN’DEN, FIKRALAR AHMET AKSOY’DAN…

Usta tiyatrocular Tamer Güven ve Ahmet Aksoy da sahneyi boş bırakmadılar.

Tamer Güven, usta anlatımıyla yaşamdan süzdüğü anlatılarla seyircilere keyifli anlar yaşatırken, Ahmet Aksoy anlattığı fıkralar ve zaman zaman seslendirdiği (bazen detone olsa da!) şarkılarla seyredenleri mest etti.

ÇOCUKLAR DA UNUTULMADI

Şenliğin düzenli müdavimleri çocuklar da unutulmadı. Oyunculuğunun yanı sıra usta bir gölge oyunu oynatıcısı olan Ahmet Aksoy, Karagöz-Hacivat gösterileriyle çocukları mutlu etti. Çocuklar arasında yapılan şarkı yarışmaları ise, çocukları olduğu kadar velileri de çok mutlu etti. Tabii yarışmalarda tüm çocuklar birinci seçildi.

VE MÜZİK ZİYAFETİ…

Şenlikte Mersin’in yerel müzik grupları da yer alarak seyircilere müzik ziyafeti çekiyorlar.

Gitarda Gökhan, bateride Taner, bas gitarda İlkim, ritm gitarda Murat’ın ve solistliğini Eren ve Gökhan’ın üstlendiği rokc Grubu Bypass; seslendirdikleri şarkıları ve sahne performanslarıyla seyircileri müziğe doyuruyorlar. Şenlikte başka müzik grupları da yer alacak.

ŞENLİK AĞUSTOS AYI SONUNA KADAR SÜRECEK.

Şehir Tiyatrosu Müdürü Tamer Güven, Mersinli sanatseverlerin yoğun ilgisi ve isteği üzerine şenliği Ağustos ayı sonuna kadar uzattıklarını ve her akşam ayrı bir etkinliğin olacağını söyledi.

Mersinli sanatseverlerin ve çocukların kaçırmaması gereken Etkinlikler, Kültürpark Mini Amfi Tiyatro’da her akşam saat 20.30’da başlıyor ve tüm etkinlikleri ücretsiz.

(Ayrıca bakınız: Mehmet Tekkanat)

Haftalık rapor

Sitemizi 24/30 Temmuz 2008'de

213
246
239
234
273
239
280

kişi izledi...

Sitemiz son bir ayda 7.512 kişi tarafından izlenmiştir...

(Tüm "Haftalık rapor"lar için TIKLAYINIZ)

Not: Sitemizin sağ köşesindeki sayaç (Website Hit Counter), ziyaretçi sayısını değil; "tık"lama sayısını gösterir.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Musa Anter’in hayatı tiyatroda

Birçok Kürtçe eser sahneleyen Tiyatro Avesta, Musa Anter’in hayatından yola çıkarak, Cihan Şan tarafından yazılan “Araf” (İki Ülke Arasında) adlı oyunun provalarına hız verdi.

Aydın Orak’ın yönettiği ve oynadığı “Araf”ın müzikleri, Efkan Şeşen’e, video yönetmenliği Hüseyin Karabey’e ait. Musa Anter’in görüntüleriyle desteklenen projenin danışmanlığını Turgay Tanülkü üstleniyor. Uzun bir araştırma ve inceleme sonucunda provalara başlayan Tiyatro Avesta, oyunun galasını 20 Eylül’de Musa Anter’in doğum yeri olan Mardin’in Nusaybin ilçesinde gerçekleştirecek.

İsveç İstanbul Başkonsolosluğu ve Nusaybin Belediyesi’nin desteklediği oyunun, Nusaybin ve İstanbul galalarından sonra 2009’un başında İsveç’te turne yapması bekleniyor.

tiyatroavesta@gmail.com

(Kaynak: Milliyet)

AKP, yoluna devam ediyor!...

AB
ABD
AKP

Frankfurt Kitap Fuarı bir mihenk taşıdır!...

Biz, bize yapılmasa bile, her türlü haksızlığa karşıyız. Örnekse, Coşkun Büktel ve onun soylu yapıtı Theope'ye iftira atıldığında, bu iftiraya karşı çıktık, çıkıyoruz, çıkacağız. Frankfurt Kitap Fuarı tartışmalarında da Nihat Behram'ın tavrını destekliyoruz. Tarafsız kalmak hiç hoşumuza gitmiyor. Behram'ın soL gazetesinde yayımlanan yazısını, olduğu gibi okurlarımızın dikkatine sunuyoruz:


Kında Duran Onur Paslanır


Nihat Behram
30 Temmuz 2008


Uluslararası Frankfurt Kitap Fuarı öncesinde ‘Fuara katılıp katılmama yada katılıp katılmama biçimleri’ yönündeki tartışma, belli ki kimi kişi ve çevreleri tedirgin etti. Duruma tepki veren de oldu, sessiz geçirmeye çalışan da. Daha bir iki yazar ‘katılmama’ yönündeki kararlarını açıklamışlardı ki, Fuar Ulusal Yürütme Komitesi alelacele bir bildiri yayımlayarak, ‘katılmama’ yönündeki eğilimin ‘önünü kesme’ çabası içine girdi. Bildiriyi tüm basın organlarına ilettiler. soL’un konuya ilişkin sorularını büyük kesim yanıtsız bıraktı. Bazı yazarlar, katılma yönünde görüş açıkladı. Bazıları ise, ‘katılmama’ yönünde tavır koyan yazarlara, ‘hükümet ile ülkeyi karıştırmak, sığlık yapmak’ gibi tanımlarla tepki gösterdiler. Katılmama yönünde tavır koyan yazarlara, sadece iki yazardan, son derece net destek geldi. Yurdakul Er, soL’daki yazısında ‘Boykot tek onurlu yoldur!’; Enver Aysever ise Cumhuriyet Dergi’deki yazısında, ‘Gün onurlu olmak yada olmamak günüdür!’ diyordu.

Bütün yazar ve sanatçılar beni ilgilendirmiyor; fakat, kendini ‘devrimci-demokrat safta’ sayan yazar ve sanatçılar için, bu konunun tartışılması kaçınılmazdır. Daveti geri çeviren yazarlar kararlarını gerekçelendirdiler. Sordukları sorular oldu. Katılma savunucularının da, örtüsüz ve açık olmaları gerekir.

Tartışmanın yapılması her şeyden önce bu ülkedeki demokrasi mücadelesini ilgilendiriyor. Sorunumuz, bu fuardan kimin ne ‘kişisel menfaat’ sağlayacağı değil. Sorunumuz, ülkenin içinde boğuştuğu karanlıktır ve aydınlığa çıkma yönündeki demokrasi mücadelesidir. Bunun menfaati, bütün menfaatlerin üstündedir.

Siyasi tarihimizin ‘en üst düzey dönekliği’ gibi bir rekor kırmış olan, Devletin Kültür Bakanı, devletin TV’sinde “Fazıl Say’ın Nâzım Hikmet Oratoryosu’nun programdan çıkarıldığını” bu oratoryonun, “ Nâzım’ın ideolojik yakınlığı açısından Rusya için anlamlı olabilir ama Almanya’ya uygun düşmez” sözleriyle açıkladı. Tek tepki ‘katılmama’ yönünde görüş belirten birkaç yazar ve Fazıl Say’dan geldi. Bakanlık yetkilileri, her zamanki ‘takiyye’ yöntemiyle, ‘bütçe nedeniyle’ bu kararın alındığını söyledi! Başta TYS ve yazar kuruluşlarına, devrimci demokrat yazarlara, bu karar karşısındaki görüşlerini açıklamaları gerektiğini, konunun geçiştirmeye gelemeyecek ciddiyette olduğunu söyledik. TYS yaptığı açıklamada, “Kararın AKP ve Bakanlık etkisiyle değil, Ulusal Komite’ce ve bütçe nedeniyle alındığını, ayrıca Bakan'ın sözlerinde anıt şairimiz Nazım Hikmet’e yönelik bir hakaret bulunmadığını” belirtti. Bir futbol turnuvasında ‘Türkiye’nin dünyaya tanıtımı’ gerekçesiyle kesenin ağzını açanların, uluslararası bir kitap fuarında Ulusal Komite’nin bütçesini sınırlı tutmaları da, Bakan’ın ‘haddini aşan’ sözlerinin ‘hakaret içermediği’ görüşü de ayrıca değerlendirilmelidir.

“Türkiye’ye konuk ülke davetinin bu hükümetten önce geldiği; sorunun hükümetin temsili değil ülkenin temsil ve tanıtımı olduğu; ‘katılmama çağrısı’nın sığlık olduğu, katılma yönünde çalışmalar yapan kuruluşların birçok konuda hükümetten tavizler kopardığı ve ülke kültürünün dünyaya tanıtımı konusunda önemli toplantılar düzenlendiği” söyleniyor.

Fuara katılmama çağrısını ‘sığlık’ diye niteleyenler ‘Ülkenin dünyaya tanıtılması'nın ‘derinliği’nden ne anlıyorlar? Bunu açıklamaları gerekir. Demokratikleşme konusunda anlaşıp, demokratikleşmenin ne olduğu konusunda asla ve asla anlaşamadığımız, kafa yapıları nedeniyle anlaşmamızın mümkünü olmayan insanlarla, bu kez ‘dünya vitrininde barış içinde bir fotoğraf’ vermek mi, bu ‘derin ülke tanıtımı’nın özü? Daha da ötesi, tarihinde hiçbir zaman olmadığı kadar güçlü ve kalabalık bir kadroyla bu vitrinde yer alacak olan dinci, şeriatçı kesimce, ülkenin onuru olan devrimci demokrat yazar ve sanatçıların figüran olarak kullanılmayacaklarının garantisi ne? Bundan kuşkulanmamak için de çok derin düşünceler taşımaya gerek yok. Yazar ve sanatçı kuruluşları, konuları belirlenmiş okuma, söyleşi, imza gibi etkinlikler dışında, bu ülkedeki karanlık hesaplara karşı ne gibi eylem hazırlıkları içinde oldular? Sözgelimi, yazar kuruluşları stantlarında ‘Sivas Kıyımı’nda katledilen yazar ve sanatçılarını anacaklar mı? Türkiye’yi dünyaya tanıtma perspektifleri ne? Hâlâ Türk vatandaşı sayılmayan, yani ‘vatan haini’ statüsü devam eden Nâzım Hikmet’le ilgili, yine tüm dünyada tanınan F. Say’ın bir eseri olan ve çok değerli sanatçımız Genco Erkal’ın da yer aldığı gösterinin fuar programından çıkarılma ‘özrü’nü, kendilerine bu konuda soru soranlara, Kültür Bakanı gibi, yada ‘bütçe sınırı’yla mı açıklayacaklar? Türkiye’nin Konuk Ülke davetiyle ilgili toplantıda, Fuar’ın Alman yetkilisi konuşmasında Türkiye’den “Nazım Hikmet’in ülkesi” diye söz edip, Nazım’dan dizeler söylerken, Türk yetkili, konuşmasını Kuran’dan sözlerle yapmıştı. Bu ‘kafa’nın, Nazım’ın fuara damga vurmasından rahatsız olacağını görmek çok mu zor? Kanayan bir yaramız olan ‘diller, kültürler’ yanımız, fuarda mirasımızdaki derinliğiyle mi işlenecek? Bu konu da yine ‘Bakanlıktan koparılmış bir taviz’ olarak, göstermelik, yüzeysel mi geçilecek? Yoksa işin, ‘Bu fuar sadece bir ülke tanıtımı ve ticari bağlantılar mekânı!’ gibi ticari ve turisttik bir stratejisi mi var? Yada, kitap fuarına da ‘spor turnuvalarına’ baktığımız gözle mi bakacağız? O zaman, kendini devrimci demokrat sayan yazarlarla, devrimci demokrat yazarlığın bu türden stratejilerdeki yerini tartışalım. Bu yılın 1 Mayıs’ında yaşadıklarımızdan başlayarak.

Sözü çayır bayır dolaştırmanın alemi yok! Geçtiğimiz ayda ‘Sultanahmet Kitap Günleri’ düzenlendi. ‘Hayrinnüsa Gül’ün Himayesi'nde’ diye açıklandı. Ticari yayınevleri konumuz değil, fakat kendilerini ‘devrimci demokrat’ diye niteleyen, yazılarında ‘keskinliği’ kimseye bırakmayan yazarlar, yayın politikalarını ‘devrimcilik’ olarak belirleyen yayınevleri bu etkinlikte yer almalarını, merak ediyorum, nasıl açıklıyorlar? Ticari çıkar, kariyer hesabı, popülerlik gibi durumlarda devrimci tavır, demokrasi mücadelesi ‘hesap’ işi mi oluyor? Hele ki yurdumuzda, bu türden etkinlik ve davetlerde bir saflaşma yaşanırken. İşte, Cumhurbaşkanı’nın davetine katılan sanatçılar, işte katılmayan Erkan Oğur; işte AKP organizasyonlarında yer alan sanatçılar, işte ‘bir milyon dolar da verseler yokum’ diyen Edip Akbayram. Kitapları ticari yayınevlerinde çıktığı halde ‘dincilik, gericilik, liberalleştirme manevralı’ bu türden etkinliklere katılmayan, benim de dahil olduğum yazarlar da aynı tavrı sergilemektedir. Bu saflaşma, yazar sanatçı kuruluşlarını, kendilerini devrimci demokrat sayan yazar ve sanatçıları ilgilendirmemeli mi? Liberalizmin tatlı zehri kimin ruhunda ne kadar etkili? ‘Dostlar kırılır’ diye bakmayalım mı?

Türkiye’nin temsili! Hayrinnüsa Gül, Avrupa’da Türkiye’yi temsil ediyor! “Beynimi değil saçımı örttüm; siz benden korkuyor musunuz!” diyor. Korkunç bir temsil değil mi? Saçını örtmesinin beyninin kara bir örtü altında olduğu korkunç gerçeğinden habersiz mi? Hadi o habersiz, ya haberli olanlar, suskunları, davetlileri, protokolünde yer alanlar, himayesinde şiir okuyup kitap imzalayanlar? Kara örtü altında bir oyunun figüranları değiller mi? Böyle bir korkunç manzara altında kalma durumunda devrimci yazarlar ne yapacaklar? Bu manzaraya figüran olmaktan kurtulmak için bir ortak hazırlıkları var mı? ‘Olabilecek olumsuz durumlara’göre, kendi adlarına bir çıkış mı arayacaklar? Bu güvenin kaynağı ne?

Evet, bir ülkenin hayatında an olur, böyle kesin ve keskin saflaşmalar, kendini dayatır.

Bu fuar yıllardır düzenleniyor. Önceki yıllarda katıldığım, izlediğim bir fuardır. Kenan Evren Dönemi’nde de, Türkiye’nin katılacağı, daha öncesinden belliydi ve resmi stantlar öteden beri bu fuarda açılmıştır. Fuarlara katılmama biçimleri kadar katılma biçimleri de önemlidir. Söz gelimi, ben bu fuara 1989 yılında da katıldım. O yılki katılma biçimim ‘baskın’ türüydü. ‘Sorun hükümetin değil ülkenin tanıtımı’ diye savunanlara karşı, bir örnek olarak açıklıyorum: 1989 yılındaki Frankfurt Fuarı’na, 40 devrimci militanla katıldım. Türkiye’nin kitap cehennemi olduğu, 12 Eylül despotizmiyle, cezaevlerinin yazar ve sanatçılarla dolu olduğu bir dönemdi. Birlikte geldiğim devrimciler açılış kokteyli sırasında Türkiye Kültür Bakanlığı resmi stantını çevrelediler. Bakanlık yetkilileri ve birçoğu kendini devrimci demokrat sayan yazar ve yayıncılar, ‘patlak veren olay’ karşısında şaşkına döndüler. Ses sadece, servis yapan garsonların korkudan ellerinde titreyen tepsilerindeki içecek bardaklarının zangırtısı ve her biri dünyanın bir ülkesinden basın mensuplarının fotoğraf ve kamera tıkırtısıydı. Öyle bir ortamda, Türkiye’deki demokrasi düşmanlığından söz ettim, cezaevlerindeki yazar ve sanatçı arkadaşlarım adına konuştum. Arkadaşlarım konuşma metnimin değişik dillerdeki basılmış halini basına dağıttılar. Evet fuara katıldım. O günün koşullarında bu katılma biçimiyle. Bir gün sonraki Türkiye gazetelerinde ‘Bir grup terörist Türk standını basıp, hadise çıkardı!’ diye yazsa da, o akşam dünya televizyonlarına, ‘Bir grup demokrasi savaşçısı demokrasi oyununu bozdu!’ diye verdi. O gün o stantdaki kokteylde kendilerini devrimci demokrat olarak niteleyen yazarlar ve yayıncılar da vardı. Ama korkularına yenik düştüler ve bir teki bile Türk Gazeteleri’nin ‘kansızlar, vatan hainleri’ türlü yayınlarına bir tepki açıklaması getirmediler.

Bu yıl, Frankfurt Kitap Fuarı’na katılan ve kendilerini devrimci demokrat sayan yazar ve sanatçılara, sormaya hakkım var: Türkiye tanıtımını hangi temel ölçüler belirliyor? Dünyada Türkiye’nin onurlu temsilcilerin en önde geleni Nâzım Hikmet değil mi? Ve o ‘hâlâ vatan haini’ statüsünde değil mi? Onur konuğu ülkenin onuru yaralı değil mi? ‘Frankfur’tan onurumu sakınıyorum’ diyerek ‘oyunda yer almayı reddeden’ bir yazarın çağrısını ‘sığlık’ saymak, ‘kendi ayağına kurşun sıkmak’ diye nitelemek, ‘Türkiyenin tanıtımını bu arenada zayıflatmak’ diye tanımlamak, alelacele bildiriler yayınlamak, Bakanlık’ın ‘takiyye’ açıklamalarına, Kuran’dan sözlerle ülke sunuşlarına sessiz kalışa tepkiyi ‘oyun bozanlık’ saymak işin kolayı. İkna edici değil. Ülkenin yaralı onurunun acısıyla birşeyler yapmayı düşünüyor musunuz? Ne? Herkesten aynı ‘sivil itaatsizlik’ tavrı beklemiyorum; sadece ‘Ne?’ diye soruyorum! ‘Oyun bozanlık’sa oyun bozanlık! Kaldı ki, ‘sanatçılar dünyası’nda her türden ‘bireysel fantaziler’e, ‘hoşgörü’yle bakanların, devrimci düşüncelerle yapılan bu türden ‘oyun bozanlık’lara, tahammülsüzlükleri de ayrıca değerlendirme gerektirir.

Fuar Ulusal Yürütme Komitesi içinde çalışan kuşkusuz ki çok değerli arkadaşlarımız var. Onlar, bildirilerinde, ‘çok zor koşullarda mücadele verdiklerini’ söylüyorlar ve bizi ‘mücadele ile elde ettikleri kazanımlara sahip çıkmaya’ çağırıyorlar. Duyguları anlaşılmaz değil. Elbette ki mücadeleleri saygı da gerektirir. Ama onlar da, sorunun can aldığı ve kaçınılmaz olarak da gelip dayandığı ilkeler ve saflaşmalarda, safını ‘bu siyasi iktidar ve onun Kültür Bakanı’yla hele ki ülkeyi temsil konusunda her türden işbirliğine kesin mesafe’ olarak belirlemiş insanlardan, duygularıyla hareket etmesini beklememelidir.

Frankfurt’ta her yıl düzenlenen bu fuarda, devrimci kuruluşlar, fuara alternatif olarak, hemen fuar çevresinde, devrimci demokrat gösteriler yaparlar. Standlar açarlar. Küresel vahşetten, dünyayı, insanlığı tehtit eden kapitalist emperyalist saldırıya dek, tepkilerini sergilerler. Bu yıl da olacaktır. En azından, devrimci yazar ve yayıncıların o cephede yer alma konusunda bir hazırlıkları var mı?

Batı Basını, İlhan Selçuk’un alınma haberini, “En büyük Türk yazarı olan Nobel ödüllü Orhan Pamuk’a suikast girişimi planlayan örgütün elebaşısı yakalandı!” diye verdi. Bulunduğum ülkede haberi böyle veren yayını ‘Kaynağınız, belgeniz ne?’ diye aradığımda, ‘Haberi doğrulattıklarını!’ söylediler. Doğrulatma kaynakları, bilinen liberal kesimler! Ve zaten, dinci ve tarikatçıların dışında, Batı’nın son dönem gözdesi yazarlar da onlar. ‘Liberalizmin tatlı zehiri’ Batı’nın da ‘demokrasi, özgürlük’ silahı! Bu ‘onur konukluğu’ bir de bunlar için bir başka büyük fırsat olacak. Kendilerini ‘devrimci demokrat’ diye niteleyen yazarlar bu konuda ne düşünmektedirler? Sadece düşünmenin yetmediği, kuru sıkı yanıtların yetmediği bilinciyle yanıtlamalılar.

Bakanlığın, ‘yabancı dillere çevrilen kitaplara 10 bin dolara’ varan maddi destek kararı nasıl uygulanıyor? Hangi yazarlar, hangi kitaplar bu fondan yararlandırıldı? Arkasında dolaylı Soros vakıflar, AB fonları olan ‘yabancı dillere çeviri-yayın’ kurumları var. ‘Ne olursa ve kim olursa olsun bir Türkçe ürün çevirilip yayınlansın!’ diye mi bakmalıyız? Kendilerini devrimci demokrat sayan yazarların bu konudaki düşünceleri ne?

‘Davetin hükümete değil, Türkiye ve onun yazar ve yayın kuruluşlarına yapıldığını’ söylüyorlar. O zaman, kendini ‘devrimci-demokrat’ diye niteleyen kişi ve kuruluşların, her fırsatı ülkede kararmanın zemini olarak kullanan hükümete karşı, sisteme karşı mücadele inisiyatifiyle hareket etmesi gerekmez mi? ‘Hükümetten bu tavizi kopardık, şu hakkı elde ettik!’ türünden açıklamalarla değil. Dost düşman, yerli, yabancı herkes bilir ki, bu coğrafyanın kültür temsilcileri, bugünkü ve benzeri sistem temsilcisi hükümetlerce katledilmiş, yok edilmek istenmiş yazar ve sanatçılardır. Bu fuarda uluslararası boyutta ‘temsil’ edilecek olan bu gerçeklik değildir. Dinci gericilik, bu fırsatı da kararmanın zemini olarak kullanacaktır. Liberalizmin tatlı zehiriyle birlikte.

Kimse, demokrasi mücadelesine, yurduna, halkına olan devrimci bağlılıkla hareket eden, yazarlığını, sanatçılığını bununla özleştirmiş insanlara, hele ki ‘solculuk’ sıfatıyla ‘usluluk’ çağrısı yapmasın.

Fuara davet alıp da katılmayacağını açıklayan yazarlar son derece açık net bir biçimde ve bu karara götüren sorunlar ve soruların altını çizerek görüş belirttiler. Katılanın da katılma gerekçesini, çayır bayır dolanmadan belirtmesi gerekir. Ve bu sorun sadece fuara davet alan yazarların sorunu da değildir. Ülkenin, tarihindeki en karanlık dönemlerden birini yaşadığını düşünen ve bu konuyu dile getiren, onur sahibi bütün yazarların, sanatçıların, aydınların bu tartışmaya dahil olmaları, görüş belirtmeleri gerekir. Kında duran onurun paslandığı bilinciyle. Bize bu bilinç, bu coğrafyada, yüzyıllardan süzülüp gelmiş Nâzım’ın yazarlık onurundan mirastır. Onun sansürüne duyulan öfke de kında paslanır.

(Kaynak: soL)

***

Ayrıca bakınız:
Ayşe, bize de dava aç!...
AKP'yi protesto etmeyen, düzene karşı çıkamaz!
Behram da AKP'nin dümen suyuna girmedi!...
Yazarlık onuru AKP'yi yenecek!...
Birkaç soru ve yorumsuz aktarılan yazı...
Edebiyata türban takılmak isteniyor!...
Frankfurt Kitap Fuarı "Pamuk" ipliğine bağlı!...

29 Temmuz 2008 Salı

"Sakıncalı Piyade" sakıncalı bulundu!...

Cici demokrasimizin şirin çocuğu AKP, faşizan yüzünü gizleme gereksinimi duymuyor. Devrimci, ilerici sanata düşman kesilen AKP, bir yandan tatlısu aydınlarına Franfurt Kitap Fuarı havucunu uzatırken, diğer yandan da kepeneğinin altındaki sopayı kullanmayı ihmal etmiyor!...

Kurulduğu günden bu yana, sürekli olarak faşizmle "yüzleşen" Bulunmaz Tiyatro'ya yapılan baskıların haddi hesabı yok...

Şimdi de Su Gösteri Sanatları Sahnesi'nin daha önce Fakir Baykurt Sahnesi ve Nazım Hikmet Kültür Merkezi'nde oynanan Sakıncalı Piyade oyununu sakıncalı bulan AKP'li Aliağa Belediye Başkanlığı küstah yüzünü gösterdi!...

Bir kokarca olmanın ötesine geçebilecek hal ve gidiş göstermeyen AKP'li Aliağa Belediyesi sorumlularını şiddetle ve nefretle kınıyor, Sakıncalı Piyade'nin özgürce oynanmasını istiyoruz!...

Durumu öğrendiğimiz soL gazetesindeki haberi olduğu gibi yayımlıyoruz:


"Sakıncalı Piyade" oyununa AKP engeli!


Su Gösteri Sanatları Sahnesi tarafından sahnelenen "Sakıncalı Piyade" oyununun 30 Temmuz'da yapılacak gösterimi, AKP'li Aliağa Belediyesi tarafından engellendi.

soL (HABER MERKEZİ) "Sakıncalı Piyade" oyununu sahnelemek üzere, Su Gösteri Sanatları Sahnesi tarafından, AKP'li Aliağa Belediyesi'ne ait olan Açık Hava Tiyatrosu salonu için başvuru yapıldığında, sözlü olarak, 'uygundur' yanıtını veren belediye, oyuna üç gün kala gönderdiği faksla, 'salonun dolu olduğu' gerekçesiyle gösterimi engelledi.

Topluluğun, konuyla ilgili olarak, Su Gösteri Sanatları Sahnesi Genel Sanat Yönetmeni Orhan Aydın imzasıyla yayınladığı bildiride, şöyle denildi:

"Yaklaşık 15 gündür süreli bir biçimde çıkan gazete ilanlarını, ilçede yapılan tanıtım çalışmalarını hiçe sayan, Açık Hava Tiyatrosu'nun boş olmasına karşın dolu olduğunu söyleyen başkanlık, 'bu yasaklama değil, yasaklamak istesek, ilçemizdeki Uğur Mumcu Parkı'nın adını değiştirerek işe başlardık' gibi, artık alıştığımız bir takiyyeye sığınıyor.

"Bizler, 'Sakıncalı Piyade' oyununun tüm yaratıcıları olarak; AKP iktidarının kültür sanat alanlarına yaklaşımının, yaşam hakkı tanımamak üstüne kurulu olduğunu biliyoruz.

"Yurdumuzun dört bir yanında yapılan Festival-Şenlik adı altındaki etkinliklerde AKP'li yerel yönetimlerin, sanatçılara karşı küstah, yasakçı ve tahammülsüz davranışlarına bir yenisinin eklendiğini düşünüyoruz.

"Aslında, AKP'li Aliağa Belediye Başkanlığı bir halt etmiştir.

"Bu halt, merkezi hükümetin sanat alanlarına bakışının da net bir ifadesidir.

"Daha iki gün önce AKP'li belediyelere yönelik olarak, 'sanatçılara karşı hoşgörülü olunuz' diyen Kültür Bakanı'nın söylediklerinin de bir önemi olmadığı, açıklamanın göstermelik olduğu anlaşılmıştır.

"Gösterimi salon verilmeyerek engellenen oyun; 12 Mart hukukunun ne olduğunun, sıkıyönetim mahkemeleri sürecinin bu ülke halkına, aydınlarına ve yurtseverlerine neler yaşattığının bir belgesidir.

"Hem de, satırı satırına her bir sözcüğü mahkeme tutanaklarına geçen belgesidir.

"Bu yasaklama ile, AKP'nin, insanlığın yakın tarihine tanıklık edilmesine tahammül edemediği, bir kez daha anlaşılmaktadır.

"Susturulmaya çalışılan, bu ülkenin onuru olan yazarları, sanatçıları ve aydınlarıdır.

"Bizler, sanat ve sanatçı düşmanlığının tarihin karanlık sayfalarındaki o kara çöplükte yerini alacağına inanıyoruz.

"Boşunadır, gün gelecek bu devran bitecek. Yasakçı AKP gidecek, özgürlük ve eşitlik gelecek. Yaşasın Tiyatro!"

(Kaynak: soL)

Sırlar Dünyası oyuncusu Zafer Diper sunar!...

Orhan Aydın'ın, gerici oyuncu adlarını açıklamasını merakla beklerken (Bakınız: HB, "Aydın, gerici oyuncuların adlarını verecek!..."), bugün (29 Temmuz 2008) Tiyatro Dünyası'nda duyurusu yapılan Olya'nın Kadıköy'de gösterileceği haberi, bir kez daha Sırlar Dünyası'nı anımsamamıza neden oldu...

Bizim Tiyatro'nun patronu Zafer Diper'in Samanyolu TV'de oyunculuk yapması (Bakınız: Samanyolu TV, "Sırlar Dünyası / 116. Bölüm" ), bizim için gericiliğe prim vermek anlamına geliyor. Para için gericilerle işbirliği yapan Zafer Diper, sol değerleri sahneye sürerek de izleyici kazanma kaygısında...

Tiyatro Dünyası'ndaki haberi aktarıyoruz:


Olya, 3 Ağustos Pazar saat 21:00'de Kadıköy Selamiçeşme Özgürlük Parkı'nda


Olya, 6.Kadıköy Tiyatro Festivali kapsamında 03 Ağustos Pazar günü saat 21.00’deSelamiçeşme Özgürlük Parkı'nda sergilenecek…

Bizim Tiyatro / 27.yıl / O L Y A
Oyunlaştıran-Yöneten Zafer Diper
Yönetmen Yardımcısı Aslı Nişancı
Işık-Müzik Süreyya Karaduman
Giysi Emine Çakır
Büst Bora Çelikoğlu
Yararlanılan Kitap Olga Yürekli Bir Kadının Yaşamı
Yazan Fernando Morais

Yararlanılan Belgesel Film Olga Benario
Yönetmen Galip İyitanır
Kurgu-Afiş Tasarım-Fotoğraf Behçet ilhan
Çeviri-Altyazı Aslı Nişancı
Film Seslendirme Akla Kara

Didem Başer Olga Benario
Zafer Diper Prestes-Otto Braun-Baba
Nazan Diper Anne-Polis Şefi-Başgardiyan-Hertha
Aslı Nişancı 2.Schwabing-Kadın-Gazeteci-1.Tutuklu
Dalya Kilimci 1.Schwabing-1.Polis-2.Tutuklu
Ezgi Besen 4.Schwabing-3.Tutuklu
İzgen Diper 5.Schwabing-4.Tutuklu
Özgür Sağlık 3.Schwabing-Garson-2.Polis-Wagner-Wolfgang
Memetcan Diper 6.Schwabing

Olga Benario / 1908-1942 / Doğumunun 100.Yılı / Devrime Adanmış Bir YaşamOlga Benario, 1908 yılında Münih’te doğar.. 1923 yazında genç komünistlerden oluşan Schwabing grubuna katılır. Otto Braun’la tanışır. Askeri stratejiler, Marksizm konularında yetkinleşir. Bir yıl sonra Otto’yla Berlin’in işçi kesimi Neuköln’e yerleşir. Komünist Gençlik’in ajitasyon ve propaganda sekreterliğine ve sonra siyasal sekreterliğine getirilir. 1926 yılı Ekim ayında Otto’yla birlikte vatana ihanet suçundan tutuklanır, daha sonra serbest bırakılır. 11 Nisan 1928‘de ise hala tutuklu olan Otto’yu Moabit Hapishanesinden kaçırır. Birlikte Moskova’ ya geçerler. Komünist Gençlik Enternasyonali (KGE) merkez komitesine seçilir. İngilizce, Fransızca öğrenir, Rusçasını güçlendirir. Hafif ve ağır silahlar kullanmayı, Kızıl Ordu’nun bir kara birliğinde ata binmeyi öğrenir. 1931 yılında Fransa’ya, İngiltere’ye gönderilir, eylemlerde tutuklanır, sonra serbest bırakılır. Moskova’ya geri döndüğünde KGE’nin beşinci kongresinde başkanlığa seçilir. Moskova’da Zhukovski hava kuvvetleri akademisinde paraşüt ve uçuş dersleri alır. 1934 yılında Komintern tarafından, gerçekleştirilmesi planlanan Brezilya devrimine katkı sunmak ve Umudun Şövalyesi Luiz Carlos Prestes’in güvenliğini sağlamak üzere görevlendirilir. 29 Aralık gecesi Prestes’le Brezilya’ya gitmek üzere Moskova’ dan ayrılırlar. Uzun yolculukları sırasında birbirlerine aşık olurlar. 27 Kasım 1935 yılında- Brezilya’daki devrim girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Olga, 5 Mart 1936’da Rio De Janeiro’daki evlerine yapılan baskında polisler tam ateş açacağı sırada Prestes’in önüne geçerek, onu ölümden kurtarır. Tutuklandıklarında Olga, Prestes’ten hamiledir. Vargas hükümetince, Gestapo’yla yapılan işbirliği sonucu hamileliğinin yedinci ayında hapisaneden alınır. Hamburg’a giden bir gemiye bindirilerek sınırdışı edilir.Hamburg’tan Berlin Barnim hapishanesine gönderilir. 27 Kasım 1936’da çocuğunu hapisanede doğurur. Bir yıl sonra kızı Anita Leocadia Prestes elinden alınır. 21 Ocak 1938’de SS’ler tarafından Lichtenburg toplama kampına gönderilir. 1939 yılında ise Ravensbrück toplama kampına.. ve oradan da Bernburg’a...

(Kaynak: Tiyatro Dünyası)

Ayrıca bakınız:
'Oha filan oldum yani'
Sırlar Dünyası, Gölge Tiyatro ve Zafer Diper

Aydın, gerici oyuncuların adlarını verecek!... 1

Yazdıklarını okuduğum insanlardan biri de Orhan Aydın. Genellikle, eleştirdiği durumları belirtirken ad vermek yerine, genellemecilik yapması pek hoşuma gitmese de; hem anti-faşist söylem geliştirmesi ve hem de tiyatroyla uğraşması nedeniyle, tüm yazılarını okuyorum Aydın'ın. Özellikle ad verdiği yada ad verir gibi yaptığı yazılarını, okurlarımın dikkatine sunuyorum...

Aşağıda sunduğum yazı, her ne denli ad içermese de, ad verme sözünün yerine getirileceğine emin olmak istediğimden, önümüzdeki yazılarında ad vereceğini duyurduğu için, dikkatinize sunulmayı hak ediyor... (HB)

Okuyunuz:


Heyyy…


Orhan Aydın
29 Temmuz 2008


Şu kara yüzlü ve tepeden tırnağa şeriat propagandaları ile dolu TV kanallarında boy gösterip, kendilerine “sanatçı” diyen yurttaşlar, sözüm size. Bu pişkinliğin bir sonu olmalı. Yeter, durun artık!

İnsan olmanın bir erdemi yok mu?

21.yüzyılda yaşıyoruz, ardımızdan gelen insanlık sizleri nasıl anacak algılayamıyor musunuz.?
Yoksa, kimlerle birlikte ne yaptığınızın farkında değil misiniz?

Ülke ve dünya gerçeklerinden; yaşanan acıları, zulümleri, savaşları, işgalleri, emperyalist kuşatmaları, yokluğu, yoksulluğu, yolsuzluğu, memleket satıcılığını, çevre ve doğa katliamını, AB ve ABD uşaklığını, dahası tüm kültürel ve toplumsal çürümeyi görmezden gelip, yüzünü öte dünyaya(!) dönmüş bu kara akıllılarla bir sanatçının ne işi olabilir?

Şu her biri akıl yitirten, çözümlenmesi bile çok zor metinlerle, din bezirganlarının şer merkezinde durmak, sizlere neler kazandırıyor?

Para mı tüm mesele!

Para ile insan onuru, denk tutulur değerler midir?

Unutmayın.

Bu memlekette bu adamlar iş başına geldikleri günden bu güne işsizlik oranı yüzde seksen artış gösterdi.

Yoksulluk da öyle, yolsuzluk da öyle.

İşsiz kalanlar onursuz yurttaşlar mı, ya da Recep efendinin biçtiği 460 YTL asgari ücretle çalışmak zorunda kalan onca yurttaş, daha mı onursuz.?

Tüm hakları budanan emekçiler, işçiler kadar da direnç gösteremiyor musunuz?

Ev kirasını ödeyemediği için arkadaşlarına sığınan, günde bir kez karnını zar-zor doyuran, ama yine de bu yobazlığa alet olmamak için dik duran sanatçı kardeşlerimiz, sizlere olumsuz örnekler olarak mı sunuluyor.?

Ne veriliyor size, hanlar, hamamlar, saraylar, villalar, arabalar ya da yaldızlı mezar taşları mı?

Yoksa gününüzü kurtarmaya bile yaramayan üç-beş kuruş mu?

Hangi hakka sahipsiniz?

Sigortanız, iş güvenceniz, insani koşullarda çalışma haklarınız, telif haklarınız var mı?

Dahası, ağzınızda geveleyip yüzünüze oturttuğunuz o kara sözcükler insanlığın geleceğini karartıyor anlamıyor musunuz?

Kendi çocuğunuzun, annenizin, kardeşinizin yarınlarını ipotek altına alıyorsunuz.

Hadi bu soruların hepsine “sana ne bozguncu, iş bu iş… yapıyoruz işte” diye yanıt verip kurtuldunuz diyelim.

O ilkokul müsamerelerinden bile daha beter, daha berbat çirkinliklere kendinizi nasıl yakıştırıyorsunuz?

Hiçbiriniz ama hiçbiriniz yaptığınız işlerin sanatsal değerini savunamazsınız.

Bunu, bir utanmazlık durumu olarak mı algılayalım?

Şimdi, bu satırların okurları soracaklardır, peki kim bunlar ve bu kanallar hangi kanallar

Yazacağım tek tek yazacağım sevgili okur.

Ben Tarık Akan gibi davranmayıp, bu aymazların isimlerini de sıralayacağım.

Ve sonra, tarikatların avlulularındaki minare gölgeleri ne işe yarıyor, birlikte göreceğiz.

oaydinoaydin@gmail.com.

(Kaynak: soL)

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Önemli bir halk sanatçısı: Kazım Şimşek...


Homeros' un İlyada eserinin oyunlaştırılma çalışmaları 1 .Hafta from Kazim Simsek on Vimeo.
Coşkun Büktel


GÜNCELLEDİK
28 Temmuz 2008

Aşağıdaki yazımızı, biraz daha işleyerek, eksikleri gidererek, geliştirip genişlettik.

Hilmi Bulunmaz, "çok okunmakla övünen" iftira destekçisi isimsiz sapıkların daha da çok okunmasına yardım etmekte sakınca görmüyor.

Bulunmaz, isimsiz sapıkları, sapıkların bizzat kendi yazılarını teşhir ederek cezalandırıyor; onları kendi elleriyle yarattıkları iftira bataklığına gömüyor.

Sapıklar ise, değil bizim yazılarımızın tamamına link vermek, Özdemir Nutku'nun "ikinci Theope" iftirası hakkında sayfalarca bilgi kirliliği yarattıkları halde, "ikinci Theope" kavramını bile, bir kez olsun, tartışmaya dahi yanaşmıyorlar. İsimsiz sapıklarımız, Nutku'nun söz ettiği (kendileri tarafından yayınlanmış "montajlı" görüntülerde bile, −"söz ettiğinin" algılanmasını engellemek için "canbaza bak" dercesine dikkat saptıran hareketli yazılara rağmen− "söz ettiğinin" açıkça algılanabildiği) Fransa'daki ikinci Theope'nin, ne "var" olduğunu, ne de "yok" olduğunu söyleyebiliyorlar.

İftira destekçisi isimsiz sapıklar, iftiranın özünü / esasını oluşturan konuya (Nutku'nun "var" dediği ama aslında "yok" olan ikinci Theope iftirasına) hiç değinmeden, meseleyi "özünden" saptırma gayretiyle, meselenin daima etrafında dolaşıp havanda su döverek sayfalarca yalan üretiyor; "meselenin özü"ne (yani iftiranın kendisine, yani "ikinci Theope"ye) gelince, ortada kuyu varmış gibi yandan geçerek, "meselenin özü" hakkında yalan bile söyleyemeden; yalnızca, (sanki ikinci Theope'nin belgesini gösterebilmişler gibi) "Coşkun Büktel'in CD kaydı ters tepti" tarzında (ancak kendi aklıyla düşünme yetisine sahip olmayan ve her söylenene kanıt aramaksızın inanan salakları kandırmaya yönelik) damdan düşme, ilgisiz, belgesiz, salakça iddialarla, (laf kalabalığıyla) hedef saptırmaya, iftirayı örtbas etmeye çalışıyorlar.

Bu saptırma ve örtbas çabasının okurları kandırmada başarılı olduğunu, video görüntülerini izleyen okurların, kendi gözlerine ve kendi kulaklarına inanmak yerine, "canbaza bak" diyen hareketli yazılardaki yalanlara inandığını varsayan isimsiz sapıklar; kandırdıkları salakların sayısının çokluğuyla övünerek, hakikatin (yani Özdemir Nutku'nun ikinci bir Theope'den söz etmiş olmasının ve aslında yeryüzünde ikinci bir Theope'nin var olmamasının) "canbaza bak!" yöntemiyle pekâlâ gözlerden kaçırılabileceğine, yani hakikatin önemli olmadığına, önemli olanın (yalanlara inanmış kişilerin) kelle sayısı olduğuna dair kirli bir propagandayı umutsuzca sürdürüyorlar.

Evet, onlar "canbaza bak!" yöntemiyle hakikati gözlerden kaçırarak iftirayı örtbas edebileceklerine; güneşi, facebook'tan toplama rasgele imzalarla ve yalana inananların kelle sayısıyla sıvayabileceklerine inanıyorlar ve belki bizden çok daha kalabalıklar. Evet, biz, yani hakikati gözden kaçırmamakta ve hesabını sormakta ısrarcı olanlar, belki bugün, çok azız. Bunu kesin olarak bilmek pek mümkün değil.

Ama kesin olarak bilinen bir şey var: Kendini güçsüz bulan, korku içinde yaşayan ve hamam böcekleri gibi saklanmak zorunda olan, onlar, yani iftira yanlısı isimsiz sapıklardır. Bizler (yani azınlık olduğu sürekli söylenen hakikat yanlıları) ise, ismimiz ve cismimizle ortalık yerdeyiz ve yüzümüz de, alnımız da açık olarak, gün ışığına ve insanların yüzlerine korkusuzca bakabilmekteyiz.

Hilmi Bulunmaz, isimsiz sapıkların iftiralarını iki başlıkta teşhir ediyor! Bir yazıyı tamamen aktarıyor, diğer uzun bir yazıya ise link veriyor. Biz, insanların zekâsına güveniyor ve insanların isimsiz sapıkları da okumasından korkmuyoruz. Biz insanların, tek taraflı olarak, "yalnızca isimsiz sapıkları" okumasından bile korkmuyoruz. Çünkü tarihe inanıyor, hakikatin er ya da geç tecelli edeceğine ve kitlelerin sonsuza dek aldatılamayacağına güveniyoruz.

Lütfen aşağıdaki başlıkları tıklayarak, "Özdemir Nutku iftirası"nın hesabını soran Bulunmaz ve Büktel'e karşı, (Türkiye Tiyatrolar Birliği'nden ödüllü) isimsiz sapıkların başlattığı karalama kampanyasının çapı hakkında biraz daha fikir edinin:

1. "OROSPU ÇOCUKLARI BOK ATMAYI SÜRDÜYOR"

2.
OROSPU ÇOCUKLARINI DEVRİMCİ TAVRIMIZLA EZDİK

Burak Caney, kedi olalı nihayet bir fare tuttu!...

Önce, Aydan Seylan'ın yazısını yayımlayalım:


Sen Gara Değilsin


Aydan Seylan
15 Temmuz 2008


Bulunmaz Tiyatro'nun hazırladığı Sen Gara Değilsin adlı oyunu izledim.

Sen Gara Değilsin, Aziz Nesin'in birçok tiyatro grubu tarafından sergilenmiş popüler bir oyunu. Baştan sona Aziz Nesin’in bilindik hicivleriyle bezeli 20.yy kahramanlık sıfatları ve göndermeleri eşliğinde günümüz siyasetine de örnekler veren bir oyun.

Yönetmen Hilmi Bulunmaz’ın kimliği ve oyuna katkıları yadsınamaz bir gerçek.

Ve oyuncular… Emekleri, istekleri ve çalışma azimleri oyunun her sahnesine ilmek ilmek işlenmiş. Oyunu izledikten sonra, bir de yayımlanan oyun fotoğraflarına baktım. Birebir örtüşüyor; kare kare, an an. Resim gibi bir oyun çıkarmışlar Bulunmaz Tiyatro oyuncuları.

Çok lafa gerek yok aslında; onlar kendilerini çoktan aşmışlar. Her mimiği ayrı ifade içeren oyuncular ve yol göstericileri Hilmi Bulunmaz'a, bir tiyatro izleyicisi olarak teşekkürü bir borç bilirim. Ve tüm tiyatro severlere tavsiye ederim...

Haydi Bulunmaz Tiyatro'ya!...

(Kaynak: Milliyet)

***

Yukarıdaki yazıyı yayımladıktan sonra, bugün (28 Temmuz 2008) isimsiz sapık Burak Caney aşağıdaki yazıyı yayımladı. Virgülüne bile dokunmadan, olduğu gibi yayımlıyoruz:


"HİLMİ BULUNMAZ SAHTECİLİĞE DEVAM EDİYOR
Hilmi Bulunmaz sahtecilikte sınır tanımıyor. Sitemizin yayınına şimdilik ara vereceğini belirtmemizle de foyasını ortaya çıkaracak kimse kalmadı düşüncesiyle rahat davranmaya başladı. Hilmi Bulunmaz'ın insanları eşek yerine koyduğu son sahteciliği Bulunmaz Tiyatro'nun oynadığı oyunun Milliyet'te yer aldığı havasında sunulması oldu. Aydan Seylan adında birisi tarafından üç beş satır oyunla ilgili yazılmış yazıyı Bulunmaz sitesine taşıdı ve altına da Kaynak : Milliyet şeklinde ibare yerleştirdi. Kaynak Milliyet olarak belirtilince bu tanıtımın Milliyet gazetesinde hadi en zayıf ihtimalle Milliyet Internet sitesinde yayınlandığını düşünürsünüz değil mi? Tabi Böyle derme çatma 3 amatörün oyununun hele ki Hilmi Bulunmaz amatörlüğünde yönetilmiş bir oyunun Milliyet de tanıtılması şaşırttı bizi ve araştırdık. Tabi kahkahalarla gülerek gerçeği anladık. Hayır efendim Kaynak Milliyet değil :)))) Durumu hemen açıklayalım. Milliyet aynen google yada bazı yabancı firmalar gibi insanlara bedava kendi bloğunu yapma hizmeti veriyor. İşte bu haber de Milliyet'te değil Milliyetin bu hizmetinden yararlanan bir amatör blogcunun alanında yer almış :)))) Yani sizin de 3 dakika içinde kendinize bir blog sayfası kurup isterseniz babanızın ne kadar usta bir yazar olduğunu anlatabileceğiniz bedava blog sayfaları. Nasıl ki google dan alınan blogspotda yayınlananlarda kaynak google değilse bunda da kaynak MİLLİYET değil. Daha evvel de onlarca sahteciliğini sergilediğimiz Bulunmaz ekibini Kazım şimşek korumaya çalışıp sözde açıklamalar yapmıştı. Biz yayınlamadık biz yazmadık biz söylemedik türünde. Şimdi bu bedava blog üstünde yayınlanmış bu yazıya kaynak Milliyet yazma rezaletine ne kılıf bulacaklar bakalım. Boşa mazeret aramasınlar biz söyleyelim boş bir adamın ego tatmini başka da bir şey değil!"


***

Not:Şimdiye dek, Milliyet gazetesi ve türevlerinden alıntı yaptığımızda, "Milliyet" deyip geçiyorduk. Ne var ki, hela kapısı gibi çift "oo"lu sitenin isimsiz sahibi Burak Caney'in yaptığı eleştiriyi doğru bulup yukarıdaki kaynağı "Milliyetblog" olarak düzeltiyoruz. Kedi olalı ilk kez bir fare yakalayan (haklı bir eleştiri getirebilen) hela kapısı gibi çift "oo"lu siteye teşekkür ediyor, okurlarımızdan özür diliyoruz...

Bu ihmalimiz yüzünden, bize sahtekar sıfatını uygun gören isimsiz sapık Burak Caney'in bu yakıştırmasını onun bilinen alçaklığına veriyor, anlayışla karşılıyoruz!...

Frankfurt Kitap Fuarı "Pamuk" ipliğine bağlı!...

Yazın sanatını halktan uzaklaştırıp seçkinlere teslim eden edebiyat esnafı, AKP'yi şirin gösterecek bir vitrin olan Frankfurt Kitap Fuarı'nda sevgili hükümetlerini yalnız bırakmıyorlar. Nihat Behram, Leyla Erbil, Tahsin Yücel, Kaan Arslanoğlu... gibi yazarların, AKP'nin gerici durumunu protesto ederek katılmadıkları Frankfurt Kitap Fuarı'na, durumdan hoşnut olan kişi ve kuruluşlar katılıyor!...

Milliyet'ten aktarıyoruz:



Frankfurt’un yazar listesi kesinleşti

Kimi yazarların ‘AKP organizasyonu’ olduğu gerekçesiyle katılmayı reddettiği, Türkiye’nin ‘Konuk Ülke’ olacağı 60. Frankfurt Kitap Fuarı etkinliklerine katılacak yazarların isimleri kesinleşti. Fuarda, 300’ü aşkın yazar yer alacak

Türkiye’nin Konuk Ülke olarak katılacağı, 60. Frankfurt Kitap Fuarı etkinliklerine yer alacak yazarların isimleri kesinleşti. Türkiye etkinlikleri Ulusal Yürütme Komitesi Eşbaşkanı Müge Gürsoy, yaptığı açıklamada 14-19 Ekim tarihleri arasında Almanya’nın başkenti Frankfurt’ta gerçekleştirilecek fuara, 300’ü aşkın yazarın katılacağını belirtti.

Frankfurt Kitap Fuarı süreci, kimi yazarların “AKP hükümetinin organizasyonu” olduğu gerekçesiyle fuara katılmayı reddetmesi nedeniyle tartışmalı başlamıştı.

Sancılı süreç

Fuar için çeşitli yazar örgütlerinden oluşturulan komite ise, söz konusu etkinliğin “Hükümetin değil, yayın dünyasının bir organizasyonu” olduğunu açıklamıştı. Fuara katılacak yazarlar listesinin bugüne kadar kesin olarak açıklanmaması da geri sayımın sancılarını artırmıştı.

Ulusal Yürütme Komitesi Eşbaşkanı Gürsoy, çok az sayıda isimden teyit beklediklerini, aralarında, Adalet Ağaoğlu, Behiç Ak, Ataol Behramoğlu, Murat Belge, Nedim Gürsel, Feyza Hepçilingirler, Pınar Kür, Zülfü Livaneli, Perihan Mağden ve Etyen Mahçupyan’ın bulunduğu yazar listesinin tamamına www.fbf2008turkey.com adresinden ulaşılabileceğini söyledi.

Açılış Pamuk’tan

Söz konusu internet adresinde, müzik, sahne sanatları ve edebiyat dışı panel programlarının da görülebileceğini söyleyen Sökmen, çalışmalar tamamlandığında tüm edebiyat okumaları, panel ve sempozyum listelerine de Almanca, İngilizce ve Türkçe olarak ulaşılabileceğini kaydetti.

Açılış konuşmasını Nobel Edebiyat Ödüllü Orhan Pamuk’un, kapanış konuşmasını ise şair Gülten Akın’ın yapacağını ifade eden Gürsoy, fuar etkinliklerinde ayrıca Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Sezai Karakoç, Orhan Pamuk, Mehmet Uzun ve daha pek çok yazar ile ilgili paneller olacağını da belirtti.

Kimler katılıyor?

PEN, Türkiye Yazarlar Sendikası, Edebiyatçılar Derneği, Yazarlar Birliği, BESAM, EDİSAM ve İLESAM’dan oluşan Frankfurt Kitap Fuarı Komitesi’nin davetini kabul eden 300’ü aşkın yazarlardan bazıları şunlar: Fikret Adanır, Ahmet Altan, İnci Aral, Oruç Aruoba, Erendiz Atasü, Beşir Ayvazoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Kürşat Başar, İlhan Berk, Nalan Barbarosoğlu, Onur Caymaz, Jaklin Çelik, Arif Damar, Gülten Dayıoğlu, Güngör Dilmen, Atilla Dorsay, Nursel Duruel, Yılmaz Erdoğan, Tarık Günersel, Müge İplikçi, Muzaffer İzgü, Tarık Dursun K., Ayla Kutlu, Ayşe Kulin, Tuna Kiremitçi, Yekta Kopan, Murathan Mungan, Yılmaz Odabaşı, İpek Ongun, Zeynep Oral, İlber Ortaylı, Altay Öktem, İskender Pala, Orhan Pamuk, Elif Şafak, İlhan Tekeli, Ece Temelkuran, Vedat Türkali, Yalvaç Ural, Buket Uzuner, Ahmet Ümit, Metin Üstündağ, Gündüz Vassaf, Öner Yağcı, Hilmi Yavuz.

(Kaynak: Milliyet)

***

Ayrıca bakınız:
"Ayşe Böhürler neden kızdı?"
AKP'yi protesto etmeyen, düzene karşı çıkamaz!
Behram da AKP'nin dümen suyuna girmedi!...
Birkaç soru ve yorumsuz aktarılan yazı...
Edebiyata türban takılmak isteniyor!...

27 Temmuz 2008 Pazar

Hilmi Bulunmaz yazdı...

MUTLAKA TIKLAYINIZ!...

Sinema sanatı oyunculuk gerektirir!...

Bulunmaz Tiyatro'da oyunculuk çalışması...


Bulunmaz Tiyatro' daki Oyunculuk Çalışmalarından Görüntüler from Kazim Simsek on Vimeo.

Özdemir Nutku çaresiz kalınca...

Profilo Alışveriş Merkezi'nde jüri başkanı olarak işe başladı!...

Coşkun Büktel'in özgün yapıtı Theope oyununa iftira atmakla ünlenen Özdemir Nutku, artık Liselerarası Tiyatro Buluşması jüri başkanlığı yapıyor. Türkiye tiyatrosunun çürümesini hızlandırıp, yok olmasına neden olan en önemli kişilerden Özdemir Nutku, özellikle Coşkun Büktel'in verdiği amansız savaşım sonucu zor durumda!...

İftiracılığı CD'yle belgelenen Özdemir Nutku'nun jüri başkanlığı yaptığı Beykoz Fevzi Çakmak Lisesi sitesindeki haberi aktarıyoruz:


7. PAM ( PROFİLO ALIŞVERİŞ MERKEZİ ) TİYATRO BULUŞMASI

7. PAM ( profilo alışveriş merkezi ) Liselerarası Tiyatro Buluşması 30 Mayıs 2008 tarihinde sonuçlandı. Prof. Dr. Özdemir Nutku’nun Jüri başkanlığını yaptığı bu yarışmada Beykoz Fevzi Çakmak Lisesinin hazırlamış olduğu, yönetmenliğini Hayrullah Kozak’ın yaptığı “Gılgamış Destanı” adlı oyun ödül törenine damgasını vurdu. Yarışmaya ilk defa geçen yıl katılan tiyatro kulübü bu anlamda Beykoz’u ilk defa temsil de etmişti. Bu yıl 352 okul arasından 32 finaliste seçilen Gılgamış Destanı adlı oyun ile “övgüye değer en iyi oyun ödülü”nü alan tiyatro kulübü bu yarışmanın en iyi iki ödülünden birisini hak etmiş oldu. Edebiyat öğretmeni Mustafa Özbaş ve Adnan Ustabaş geçtiğimiz yıldan beri yaz tatilinde dahi profesyonel bir eğitim alan oyuncuların bu başarılarının tesadüf olmadığını, ayrıca en iyi kostüm, en iyi erkek oyuncu, en iyi kız oyuncu adayı olarak da bu yarışmada yer aldıklarını belirtti. Ayrıca bu yarışmaya da pek çok özel okul ve güzel sanatlar lisesinin de katıldığını hatırlatmakta da fayda var.

Beykoz Fevzi Çakmak Lisesi’ne ve Tiyatro Kulübüne 8.PAM Tiyatro Buluşmasında şimdiden başarılar dileriz.

(Kaynak: Fevzi Çakmak Lisesi)

***

Not: İftiracı Özdemir Nutku'yla işbirliği yaparak, bir yerde, iftirayı onaylayan diğer jüri üyelerinin adlarını veriyoruz:

Hülya Nutku, Uğur Demirpehlivan, Hilmi Zafer Şahin, Ümran İnceoğlu, Nilbanu Engindeniz, Yıldırım Bayazıt, Ayça Abana, Özer Tunca, Burcu Şeyben, Sebahat Çolakoğlu!...

(Bakınız: YeniliklerOnline)

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Sen Gara Değilsin

Aydan Seylan
15 Temmuz 2008


Bulunmaz Tiyatro'nun hazırladığı Sen Gara Değilsin adlı oyunu izledim.

Sen Gara Değilsin, Aziz Nesin'in birçok tiyatro grubu tarafından sergilenmiş popüler bir oyunu. Baştan sona Aziz Nesin’in bilindik hicivleriyle bezeli 20.yy kahramanlık sıfatları ve göndermeleri eşliğinde günümüz siyasetine de örnekler veren bir oyun.

Yönetmen Hilmi Bulunmaz’ın kimliği ve oyuna katkıları yadsınamaz bir gerçek.

Ve oyuncular… Emekleri, istekleri ve çalışma azimleri oyunun her sahnesine ilmek ilmek işlenmiş. Oyunu izledikten sonra, bir de yayımlanan oyun fotoğraflarına baktım. Birebir örtüşüyor; kare kare, an an. Resim gibi bir oyun çıkarmışlar Bulunmaz Tiyatro oyuncuları.

Çok lafa gerek yok aslında; onlar kendilerini çoktan aşmışlar. Her mimiği ayrı ifade içeren oyuncular ve yol göstericileri Hilmi Bulunmaz'a, bir tiyatro izleyicisi olarak teşekkürü bir borç bilirim. Ve tüm tiyatro severlere tavsiye ederim...

Haydi Bulunmaz Tiyatro'ya!...

(Kaynak: Milliyet)

***

Not: Şimdiye dek, Milliyet gazetesi ve türevlerinden alıntı yaptığımızda, "Milliyet" deyip geçiyorduk. Ne var ki, hela kapısı gibi çift "oo"lu sitenin yaptığı eleştiriyi doğru bulup yukarıdaki kaynağı "Milliyetblog" olarak düzeltiyoruz. Kedi olalı ilk kez bir lağım faresi yalayan hela kapısı gibi çift "oo"lu siteye teşekkür ediyor, okurlarımızdan özür diliyoruz...

Ücretsiz oyunculuk çalışması...

Halk sanatçısı Hilmi Bulunmaz yönetiminde, herkesin katılabileceği, ücretsiz oyunculuk çalışması yapılacak...

Tel: 0212 513 47 32/33 - 251 85 23 - 638 22 36 - 0532 642 88 57
Yer: Yeniçarşı cd. 20/3 Galatasaray Lisesi yanı Beyoğlu
Saat: 15.00 - 18.00 arası
Tarih: 27 Temmuz 2008

Büktel, orospu çocuklarının ne yapacağını bildi!

Not: Başlığı biz attık... (HB)


Coşkun Büktel
26 Temmuz 200


GÜNCELLEME

26 Temmuz 2008, 20.25

Hela gibi çift "oo"lu lağımın, "Türkiye Tiyatrolar Birliği"(!) adlı oluşumdan ödül ve cesaret almış isimsiz sapıkları, yayınladıkları iğrençliklerden çekinmediğimizi, o iğrençliklere link bile verebildiğimizi görünce, tükürdüklerini yalayarak, sabahleyin yayınladıkları o iğrenç sayfayı, akşama doğru, tam tahmin ettiğimiz üzere ve her zaman yaptıkları gibi, yani pisliğini örten kediler gibi, bir kez daha silip ortadan kaldırdılar. O nedenle, aşağıdaki yazımızın sonunda verdiğimiz sözün gereğini yerine getirdik.

İftirayı örtbas etmekle görevli isimsiz sapıkların tek taraflı olarak dezenforme etmesi nedeniyle, sitemize ve gerçeklere ulaşamayan masum insanlar için çok üzgünüz. Onları uyarmak konusunda, öyle sanıyoruz ki, bize ulaşabilen talihli (ve tabii "vicdanlı") okurlara da sorumluluk düşüyor.

Kendilerine "Türkiye Tiyatrolar Birliği" diyenlerin ödül verdiği hela gibi çift "oo"lu lağımın isimsiz sapıkları; Özdemir Nutku skandalını örtbas etmek uğruna, adilikte hiçbir sınır tanımıyorlar:

İsimsiz sapıklar, aşağıda linkini verdiğimiz kirli sayfayı bir süre önce yayınlamışlardı; daha sonra kaldırdılar; bugün yine koydular; yarın yine kaldırabilirler

"Türkiye Tiyatrolar Birliği"nden başarılı site diye ödül alan lağımın isimsiz sapıkları, eğer söz konusu sayfayı tekrar kaldırırlarsa, biz de aşağıda verdiğimiz linki, sayfanın hilmibulunmaz.com'da "aynen" aktarılmış kopyasına yönelteceğiz.

Amacımız, şüphesiz ki, "Türkiye Tiyatrolar Birliği"nin(!) ödül(!) verdiği isimsiz sapıkları utandırmaya çalışmak değil (o kadar "saf" değiliz); amacımız, Özdemir Nutku iftirasının hesabını soran insanlara hangi yöntemlerle saldırıldığını, iftirayı örtbas etmek uğruna hangi adiliklerin bile göze alındığını teşhir ederek, okurlarımızı, CD ile belgelenmiş Özdemir Nutku skandalının önemi konusunda biraz daha bilinçli kılmak.

(26 Temmuz 2008, 12.50)

BATAKLIKTA BİR BULUNMAZ

Büktel, orospu çocuklarına karşı okuru uyarıyor!

Not: Başlığı biz attık... (HB)


Coşkun Büktel
26 Temmuz 2008


Kendilerine "Türkiye Tiyatrolar Birliği" diyenlerin ödül verdiği hela gibi çift "oo"lu lağımın isimsiz sapıkları; Özdemir Nutku skandalını örtbas etmek uğruna, adilikte hiçbir sınır tanımıyorlar:

İsimsiz sapıklar, aşağıda linkini verdiğimiz kirli sayfayı bir süre önce yayınlamışlardı; daha sonra kaldırdılar; bugün yine koydular; yarın yine kaldırabilirler

"Türkiye Tiyatrolar Birliği"nden başarılı site diye ödül alan lağımın isimsiz sapıkları, eğer söz konusu sayfayı tekrar kaldırırlarsa, biz de aşağıda verdiğimiz linki, sayfanın hilmibulunmaz.com'da "aynen" aktarılmış kopyasına yönelteceğiz.

Amacımız, şüphesiz ki, "Türkiye Tiyatrolar Birliği"nin(!) ödül(!) verdiği isimsiz sapıkları utandırmaya çalışmak değil (o kadar "saf" değiliz); amacımız, Özdemir Nutku iftirasının hesabını soran insanlara hangi yöntemlerle saldırıldığını, iftirayı örtbas etmek uğruna hangi adiliklerin bile göze alındığını teşhir ederek, okurlarımızı, CD ile belgelenmiş Özdemir Nutku skandalının önemi konusunda biraz daha bilinçli kılmak.

(26 Temmuz 2008, 12.50)

BATAKLIKTA BİR BULUNMAZ

***

Oyun'un notu: Orospu çocukları, yukarıda verilen linki ("BATAKLIKTA BİR BULUNMAZ"), biz yazıyı yayımladıktan sonra; köpeğin kemik sakladığı gibi, kedinin bokunu örttüğü gibi, münasip bir yerlerine gizlediler. Okurlarını da, kendileri gibi orospu çocuğu sanan Burak Caney'in hela kapısı gibi çift "oo"lu sitesine güvenilmeyeceğini bir kez daha duyurup, dikkatinize sunuyoruz!...

25 Temmuz 2008 Cuma

Hilmi Bulunmaz ve okurları eşek değil!...

Bu sitenin yayın siyasasını ben belirliyorum. Bu siteyi okuyanlar eşek değildir. Bu siteyi okuyanlar, iftiraya karşı olduğundan eşek değildir. Bu site okurları, iftira bataklığına saplanan kişiliksizlerden can havliyle kaçıp bize (gerçeğe) sığınıyorlar. Hal böyle olunca, beyinlerinin en derin hücrelerine dek iftiraya karşı savaşım verip yaptırım uyguluyorlar. Bu sitenin okurları, iftira atan, iftirayı destekleyen ve iftirayı görmezden gelenlerden daha cesur. Bu bağlamda Coşkun Büktel'in (yeniden) gündeme getirdiği yazıyı, eşek yerine koymayı hiçbir zaman düşünmediğimiz okurlarımızın dikkatine, bir kez daha sunuyoruz... (HB)

Okuyunuz:


***


Unutmamakta yarar var!


Coşkun Büktel
5 Ekim 2006



Özdemir Nutku Skandalı, Coşkun Büktel'e karşı işlenmiş tek suç olduğu için değil; ona karşı işlenen CD ile belgelenmiş tek suç olduğu için önemlidir. Önce Türkiye'nin en "meşhur" tiyatro profesörünün ahlaki düzeyini, daha sonra (o profesörün bir yazar örgütüne —OYÇED— başkan seçilmesiyle birlikte) ülkemizin "tüm" tiyatro çevresinin ahlaki düzeyini belgelediği için önemlidir. Tiyatro haberleri yayınlayan hiçbir tiyatro sitesinde bu skandalın haber yapılmayışı, okurların site sahiplerince, "bazı nahoş hakikatleri bilmesi gerekmeyen eşekler" olarak değerlendirildiğini (eşek yerine konduğunu) belgelemiş ve bu skandalı, günümüz Türk tiyatrosunun en önemli olgusu haline getirmiştir. (CD kaydı ve yayınlanmış itiraf gibi somut kanıtlar, başımızı kuma gömerek veya gözümüzü kapayarak yok edilemeyeceğine göre) diğer tiyatro sitelerinin Özdemir Nutku Skandalı'nı görmezden gelmesi, skandalın önemini (vahametini) hiç kuşku yok ki, azaltan değil, çoğaltan bir faktör olmuştur.

Kimin kimi ısırması haberdir? Bu sorunun cevabını herkes biliyor, ama tiyatro sitelerimiz bilmezden geliyor.

(...)

Koskoca bir profesörün, (Özdemir Nutku'nun) otuz kişilik bir resmi DT toplantısında, Theope'nin sahnelenmesine ilişkin ortaya çıkan bir talebi, sırf yazarının eleştirilerinden duyduğu rahatsızlık yüzünden, açıkça yalan söylemeyi bile göze alarak bastırmaya çalışması ve "Fransa'da 16. yüzyılda yazılmış bir Theope var, Fransızca bilenler bir bakmalılar, aradaki benzerliği görmek için" diyerek Theope'ye düpedüz iftira etmesi, ve bu iftirayla yalnızca Theope yazarının onurunu hiçe saymakla kalmayıp toplantıda bulunan otuz tiyatrocunun zekâlarıyla da düpedüz alay etmiş ve bugüne dek hâlâ özür dilememiş olması, hiçbir tiyatro sitesince haber yapılmaya değer bulunmuyor.

(...)

Özdemir Nutku Skandalı'nın bilgisine ulaşabilen, o hakikati keşfedebilen her dürüst insan, şüphesiz ki, o hakikati (onunla ilgilenebileceğini düşündüğü) başka insanlarla paylaşacak ve hakikat yayıldıkça, site sahiplerinin utanç payları her gün biraz daha artacak, okurları eşek yerine koymaları, her gün biraz daha zorlaşacaktır.

Şimdilik suçlular güçlü... Ama tarihsel süreç hakikati saklayanlardan yana değil, her zaman hakikatten yana işlemiştir.

(Yazının tamamını okumak için şu başlığı tıklayınız: "Dost Sitelere")

Düş Kenti Bombay...

Hindistan'da yaşayanların ilk düşleyecekleri kent Bombay'dir. Mumbai olarak da bilinen Bombay, özellikle sahne ve sinema işleriyle uğraşmak isteyenler için mecburi istikamettir. Bombay düşü görmeyenlerin oyunculuğa sarılmaları "olanaksızdır"...

Hollywood düşünden önce görülen Bollywood düşü için yolunu Bombay'e düşürmek zorunda oyuncu adayları!...

Düşlerin başrolde olduğu Düş Kenti Bombay oyununu izleyebilmek için Hindistan'a dek uzanmak zorundasınız. Her şeye karşın düş görmeyi seviyorsanız ve bizim verdiğimiz haberin linkini tıklayıp bilgi edinmek isterseniz, aşağıdaki siteye bakabilirsiniz:

(mumbaitheatreguide.com, "CITY OF DREAMS")

***

Düş Kenti Bombay

Yöneten: Morani'S ve Soorma
Oynayanlar: Lucky Morani, Gaurav Chopraa, Kashmera Shah, Mandar Chandwadkar, Anand Tiwari, Shipra Singh

İzmir Balıklıova Festivali

(Bakınız: soL)

Katı geleneklere fantastik yorum!

"Atuan Mezarları" adlı oyun, 28 Temmuz pazartesi günü Enka Vakfı Açıkhava Tiyatrosu’nda sahnelenecek.

Kanadalı yazar Ursula Le Guin’in aynı adlı romanından Selma Köksal’ın oyunlaştırıp yönettiği oyunda, başlıca rolleri Gülsüm Soydan, Eftal Gülbudak, Ece Işıldar, Zaven Çiğdemoğlu, Ayşe Burcu Eren ve Nurçin Karabıyık paylaşıyor.

Kadın özgürlüğünün önündeki tüm arkaik değerlerin metaforu olarak oluşturulmuş bir mezar kentte geçen oyunda, "bağnazlık, katı gelenekler, katıksız bir içe dönüklük", fantastik bir atmosferle izleyiciye aktarılıyor.

(Kaynak: Milliyet)