19 Ağustos 2007 Pazar
18 Ağustos 2007 Cumartesi
Fakir Baykurt adı yaşatılmalı!...
Medya için haber değeri olmayan kampanya!...Oyun'un notu: Kampanyamız, Münir Özkul adının, (Münir ustanın şöhretiyle daha uyumlu bir başka salona verilmek üzere) Fakir Baykurt adıyla değiştirilene; devrimci tiyatro geleneğinin simge mekanlarından biri olan TÖS salonunun adı “Fakir Baykurt Sahnesi” oluncaya dek sürecek!...
Türkiye Öğretmenler Sendikası gibi devrimci bir kurumun (ilk genel başkanı Fakir Baykurt) atmışlı yıllarda kurduğu salon; devlet tarafından kutsanan (1998’de Kültür Bakanlığı tarafından “Devlet Sanatçısı” sıfatıyla onurlanan) Münir Özkul adıyla pazara sürülüyor...
Binlerce insanın emeği, öldürülen TÖS üyelerinin mirası, Fakir Baykurt gibi önemli bir kültür emekçisinin katkılarıyla bugüne gelmiş olan salon; hiçbir devrimci eylemliliğe katılmamış (üstelik, Fakir Baykurt ve tüm Baykurt'lara kan kusturan devletin Kültür Bakanlığınca “Devlet Sanatçısı” unvanı ile taçlandırılmış) olan Münir Özkul adıyla, kendine yabancılaştırılmak, geleneğinden ve kimliğinden soyutlanmak, ticarileştirilmek isteniyor...
Münir Özkul adının, bir an önce Fakir Baykurt adıyla değiştirilmesini, TÖS salonunun “Fakir Baykurt Sahnesi” adıyla, devrimci geleneğine uygun bir kimlikle yaşatılmasını istiyoruz. "İyi İnsanlar Görev Başına..." sloganının aldatıcılığına kanmıyor ve asıl görevin daha ilk adımda, salonun adını doğru belirlemek olduğunu düşünüyor; ve salonun adı doğru belirlenmedikçe, orada yapılacak etkinliklerin doğrultusu da doğru belirlenmemiş olacaktır, diyoruz. (Münir Özkul’a karşı değiliz, onun “farklı” yeteneğine farklı zeminlerde saygı duyabiliriz) ama TÖS salonu ve devrimci tiyatro geleneğini sürdürmek zemininde samimiysek, tercih etmemiz gereken isim, Münir Özkul değil, Fakir Baykurt’tur...
Destekleyenler:
Öner Yağcı
FAKİR-DER
Eski Dergisi
Kemal Oruç
Mavi Liman
Erol Özyiğit
Seyyit Nezir
tavır dergisi
Ozan Yılmaz
abece dergisi
Polat İnangül
Kazım Şimşek
Özgür Tiyatro
Gibi Yapanlar
Sanat Cephesi
Coşkun Büktel
Broy Yayınları
Tiyatro Avesta
Mustafa Kaplan
Tiyatro Fanzini
Yokuş Yayınları
Hilmi Bulunmaz
Cemal Bulunmaz
Demirtaş Ceyhun
Acar Burak Bengi
Sabri Kuşkonmaz
Sis Çanı Yayınları
Bulunmaz Tiyatro
Yenikapı Tiyatrosu
Sosyalist Oyun Dergisi
Nazım Hikmet Sahnesi
Özgür Ozan Yüksekdağ
Gamze Çakır Yüksekdağ
Bulunmaz Kültür Merkezi
Berfin Basın Yayın (İsmet Arslan, Berfin, Berfin Bahar, Kora Yayın, AsyaŞafak Yayınları)
Demirtaş Ceyhun'dan kampanyamıza destek...
Sevgili dost Hilmi BulunmazYüzde yüz haklısınız. Size yürekten katılıyorum. O günlerin görgü tanığı olarak, bence de Fakir Baykurt'un hakkıdır. Bu notumu imza olarak kabul ediniz.
Başarılar dilerim.
Hoşça kalın.
Demirtaş Ceyhun
Oyun'un notu: Kampanyamız, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) salonunun adı Fakir Baykurt olana dek sürecek!...
17 Ağustos 2007 Cuma
'Ben devletim, istediğimi oynatırım!...'
Fotoğraf: Cücenoğlu'nun Çığ adlı pespaye oyunundan bir "sahne"Çiğ, sığ, sıradan, düzeysiz, yüzeysel... oyunlar sahnelemekle meşhur ve meşgul olan Devlet Tiyatroları; bir yandan Coşkun Büktel'in "Theope" ve yine Büktel'in çevirisi "Ölüleri Gömün" oyunlarını, Repertuar Kurulu tarafından seçilmesine karşın, oynatmazken; pespaye oyunlar sahneleme alanındaki meşhurluğunu pekiştirmek için özel çaba harcıyor!...
Milliyet gazetesinden aktarıyoruz:
Yaşam üzerine 54 oyun
Devlet Tiyatroları (DT) yeni sezonu 1 Ekim’de açıyor. DT Genel Müdürü Lemi Bilgin, 'Günümüz şartlarına dikkat çeken, yaşananları sorgulayan ama esas olarak insanı temel alan oyunlar üzerinde durduk’ diyor
17 Ağustos 2007 Cuma
Yasemin Bay
Son dönemde yaşadığı maddi sıkıntılarla gündeme gelen ve perdelerini açamayacağı iddia edilen Devlet Tiyatroları (DT), 2007 - 2008 tiyatro sezonu repertuvarını açıkladı. Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü’nün, 8 - 10 Ağustos tarihleri arasında Genel Müdür Lemi Bilgin başkanlığında Ankara’da düzenlediği Koordinasyon Kurulu çalışmaları sonucunda belirlenen repertuvarda, tiyatro sezonunun ilk turunda 54 oyun sahnelenmesi kararlaştırıldı.
Devlet Tiyatroları Genel Müdürü ve Genel Sanat Yönetmeni Lemi Bilgin, renkli bir repertuvar sunduklarını söylüyor:
“Günümüz şartlarına dikkat çeken, yaşananları sorgulayan ama esas olarak insanı temel alan oyunlar üzerinde durduk. Bizim bu yılkı felsefemiz: 'İnsan üzerine yatırım yapmazsanız hiçbir şeyi düzeltemezsiniz.’”Bilgin, birçok bölge tiyatrosunda provaların başladığını ve perdelerin 1 Ekim’de açılacağını belirterek, bu yıl yeni yerli yazarlara, oyunlara ağırlık verdiklerine dikkat çekiyor. Fakat rgeçtiğimiz yıllarda DT’de sahnelenen oyunların tekrar repertuvarda yer aldığını da görüyoruz. Bilgin, bu durumu şöyle açıklıyor:
“Mesela Ankara DT’de sahnelenen bir oyunu, sonraki yıllarda İzmir ya da Erzurum repertuvarına alabiliriz. Bir de bazı oyunlar var ki 10 - 15 yıl önce sahnelenmiştir ve gelişen, değişen seyircilere tekrar sunulması gerekir. Zaten dünyanın her tarafında vardır bu. Ama aynı sahnede kısa aralıklarla oynadığımız oyunlar yok.”
“Rebetiko” sahnede
Bu yıl, genç oyun yazarlarının elinden çıkan ve dünya prömiyeri yapacak olan yerli oyunlar da yer alıyor repertuvarda. Alper Pala’nın “Taksimetre”, Berkun Oya’nın “İnsanın Başına Gelen Şeyler” ve Meltem Yıldırım’ın “Fesleğen Çıkmazı” bu oyunlar arasında yer alıyor. Mehmet Ergen’in British Council ile gerçekleştirdiği “Oyun Yaz” projesi sonucunda tiyatro yazınına kazandırılan eserler “Taksimetre” ve “Fesleğen Çıkmazı”. Bir de Türkiye’de ilk kez oynanacak yabancı oyunlar var ki bunların içinden dünyaca ünlü Yunan yönetmen Costas Ferris’in müzikal başyapıtı “Rebetiko” öne çıkıyor. Ve büyük sürpriz, “Rebetiko”yu Ankara Çayyolu Sahnesi’nde Costas Ferris’in bizzat sahnelenmesi gündemde.
Bilgin, ünlü yönetmenle görüşmelerin sürdüğünü söylüyor. DT’nin bir diğer yabancı konuğu olan John Burgess ise uzun yıllar National Theatre’da yönetmen ve dramaturg olarak çalıştı. Burgess, Ankara DT’de Shakespeare’in “Kısasa Kısas” adlı oyununu sahneleyecek.
Öte yandan Ankara’da Tatbikat Sahnesi olarak perde açan Devlet Tiyatrosu’nun ilk göz ağrısı Küçük Tiyatro’nun açılışının 60. yıldönümü kutlanıyor bu yıl. Bu nedenle Küçük Tiyatro’nun ilk oyunu olan “Köşebaşı” 60 yıl sonra tekrar sahnelenecek.
“Köşebaşı”nı, oyunun yazarı Ahmet Kutsi Tecer’in yönetmen kızı Leyla Tecer’in sahneye koyması planlanıyor. Yönetmenleri belli olan diğer oyunlar ise; “Bir Şehnaz Oyun” Şakir Gürzumar, “Çığ” Ayşe Emel Mesci, “Yıldız Yargılanması” Mehmet Ege, “Bir Halk Düşmanı” Nurçin Demir, “Bir Delinin Hatıra Defteri” Işıl Kasapoğlu, “Savaş İkinci Perdede Çıkacak” Yücel Erten.
Yıldönümleri için etkinlik
Bilgin, bu yıl Bursa ile İzmir DT’nin 50., Trabzon DT’nin 20., Konya, Sivas, Erzurum ve Van DT’nin 10. kuruluş yıldönümleri nedeniyle birtakım etkinlikler yapacaklarını vurguluyor:
“Şehri de ortak edebileceğimiz, yalnız tiyatroyla sınırlı olmayan buluşmalar düzenleyeceğiz. Programında özel tiyatroların, operaların, seminerlerin yer aldığı, bütün bir yıla yayılan etkinlikler gerçekleştireceğiz.”
Artık DT’nin maddi sıkıntılarını biraz olsun aştığını da dile getiriyor Bilgin:“Maliye Bakanlığı ile görüştüm. Ellerinden geldiği kadar yardımcı olacaklarını söylediler ve onlara güveniyorum. Tam anlamıyla 'sıkıntımızı aştık’ diyemiyoruz ama artık parayı düşünmeden perdelerimizi en iyi şekilde açabilmek istiyoruz. Özellikle ekim ayından sonra gişe gelirlerimizin başlamasıyla rahat ederiz diye düşünüyorum.”
Uşaklıgil’den Shakespeare’e
DT’nin yeni sezon oyunlarından bazıları: “Aşk-ı Memnu” (Halid Ziya Uşaklıgil), “Eskici Dükkânı” (Orhan Kemal), “Yıldız Yargılanması” (Orhan Asena), “Misafir” (Bilgesu Erenus), “Tek Kişilik Şehir” (Behiç Ak), “Bahar Noktası” (Shakespeare), “Ben Artist Olmak İstiyorum” (Neil Simon), “Bir Halk Düşmanı” (Henrik Ibsen), “1984” (George Orwell), “Kral Dairesi” (Toby Wilsher), “Kafkas Tebeşir Dairesi” (Bertolt Brecht).
tıkla: Milliyet
İyi İnsanlar Görev Başına...
Yukarıdaki afiş, ne denli "emperyalist kültürel kuşatma sonucu" oluşan bir durum içerisinde bulunduğumuzu ve bu duruma gelmemizde, Münir Özkul'un da payı olduğu, gün gibi ortada!... Oyun'un notu: Kampanyamız, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) salonunun adı Fakir Baykurt olana dek sürecek!...
Münir ÖZKUL Sahnesi’nin açılması için, sanatçılar görev başında.
Dayanışma içinMask-Kara Tiyatrosu’nun Sergilediği “Yeşil Papagan Limited” adlı oyundan sonra, Şimdi de Metin COŞKUN, Orhan AYDIN,Renan BİLEK, Ezgi ÖZCAN Nâzım Hikmet’in “Güzel Günler Göreceğiz” adlı şiirinden oluşturdukları oyunu sergileyecekler.
Bu oyunun da ev sahipliğini, hiçbir ücret talep etmeden Nâzım Hikmet Kültür Merkezi yapıyor.
Kamuoyunun bildiği gibi bir grup genç, cesur insanın Aksaray da bulunan İstanbul Eğitimciler Derneği’nin alt katında ki tarihi sahneyi yeniden restore edip İstanbul’a yeni bir sahne kazandırma çabaları basında ve kamuoyunda geniş yankı bulmuştu.
Ülkemizin içinde bulunduğu, emperyalist kültürel kuşatma sonucu 2010 yasası içerisinde sahnelerimizin yıkım kararı vardır. Bu kuşatmaya karşı durmak, kendi kültürel değerlerimizi öne çıkartmak için tüm kültürel sanat alanları mücadele bayrağını açmalı, aktif bir şekilde “2010 İSTANBUL AVRUPA KÜLTÜR BAŞKENTİ” projesindeki kuşatmaya karşı durmalı, alternatif kültür politikaları üreterek yaşam alanlarımızda söz sahibi olmalıdır.
İşte tam bu noktada Münir Özkul Sahnesi’nin başlattığı kampanya çok anlamlıdır.Sanatın gerçek sahiplerinin bir karşı duruş ifadesidir. Bu nedenle bu kampanyaya destek verilmeli. Münir Özkul Sahnesi en iyi şekilde restore edilip alternatif sanat üretimlerinin gerçekleştirileceği bir merkez halini alması sağlanmalıdır.
Yaşadığımız bu topraklarda iyi insanların hala çoğunlukta olduğuna inancımız hiç yitmedi. Şimdi kendi emeğimize, kültürümüze, sanatımıza sahip çıkmak için görev zamanıdır…
İYİ İNSANLAR GÖREV BAŞINA…
Devlet ve seks sanatçısı Münir Özkul adını desteklemek için görev başındaki iyiler:
Nazım Hikmet Kültür Merkezi
68'liler Birliği
İstanbul Eğitimciler Derneği
Sanat Cephesi
tiyatrom.com
tiyatroevi.com
Açıkça Tiyatro
Tiyatral İstanbul
NHKM Tiyatro Topluluğu
Umut T. Eğitimci
tiyatronline.com
Yön Fm
Küba Dostluk Derneği
Değişim Atölyesi Oyuncuları
tıkla: Münir Özkul Sahnesi
TÖS, TÖB-DER, soL dergisi ve Münir Özkul!...

Oyun'un notu: Kampanyamız, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) salonunun adı Fakir Baykurt adı olana dek sürecek!...
1) Münir Özkul; seks filmleri furyasını da boş geçmeyen usta oyuncu. (tıkla: ulusozluk.com
2) soL (Arzu Kayhan) Kimileri yıkıyor, siz yeniden yapıyorsunuz. Nedir bu İstanbul'un kültür meselesi? İstanbul 2010 yılında Avrupa'nın kültür başkenti ilan edildi ve buna uygun olarak çeşitli yıkımlar gerçekleştirilecek. Bazı kültür alanlarımız yok olacak. Tam da bu sırada siz unutulmak üzere olan bir mekanı buluyor ve yenileyerek hizmete açıyorsunuz. Nasıl değerlendiriyorsunuz bütün bunları?
Nazif Uslu (Münir Özkul Sahnesi mucidi!) Emperyalist güçlerin bir başka oyunu, planı bu. İstanbul neredeyse yüzyıllardır bir kültür başkenti. Bu amaçla atılacağı söylenen bütün adımlar aslında kültür alanlarını emperyalizmin ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlemekten başka bir şey olmayacak. Şu anda cumhurbaşkanı seçimleri nedeniyle tasarı sırada bekliyor. Ahmet Necdet Sezer imzalamamıştı. Ancak yeni cumhurbaşkanının önüne getirilecek ilk dosyalardan biri de bu kültür başkenti meselesiyle ilgili tasarı olacak ve tasarı imzalandığı an AKM yıkımıyla talan başlayacak. İstanbul'u kültür başkenti yapmak için önce kültür değerlerini yok edecek, sonra yerlerine ticaret merkezleri kurarak sermayenin kazanç merkezleri haline getirecekler. Biz ise tam tersini söylüyoruz. İstanbul çok uzun zamandır kültürümüzün başkenti. Biz bu kültürü ve toplumsal hafızayı yaşatmak için var gücümüzle çalışacağız ve İstanbul değerlerine sahip çıkanlarla onu yok edenlerin bir tür meydan savaşına tanık olacak. Onlar yıktıkça biz yapıp yerine koyarak cevabımızı vereceğiz.
3) Fakir Baykurt, 1965 yılında TÖS’ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. (tıkla: TÖS salonunun adı Fakir Baykurt olmalı!...)
tıkla: Münir Özkul Sahnesi: Toplumsal hafıza yaşayacak
TÖS, TÖB-DER, İbrahim Kaypakkaya ve Münir Özkul!...
Fotoğraf: Devrimci önder İbrahim KaypakkayaOyun'un notu: Kampanyamız, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) salonunun adı Fakir Baykurt olana dek sürecek!...
1) Münir Özkul; seks filmleri furyasını da boş geçmeyen usta oyuncu. (tıkla: ulusozluk.com)
2) TÖS ve TÖBDER yönetiminde 1960-80 yılları arasında pek çok organizasyona, toplantı ve foruma ev sahipliği yapan mekanda (Münir Özkul Sahnesi adı verilmek istenen yer - OYUN) Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya gibi isimler de toplantı ve forumlar düzenlemiş. (tıkla: SOL)
3) İstanbul Eğitimciler Derneği Kültür Salonu; önce TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası), TÖS kapatıldıktan sonra TÖBDER (Türkiye Öğretmenler Birliği Derneği) olarak hizmet veren bina, 12 Eylül Dönemi’nde faaliyetlerden men edilerek, kayyuma devredilmişti. Emekleri ve ödedikleri aidatlarla binanın sahibi olan öğretmenler, yıllar sonra binanın tekrar kullanım hakkını elde ettiler. (tıkla: tiyatrom)
4) Fakir Baykurt, 1965 yılında TÖS’ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. (tıkla: TÖS salonunun adı Fakir Baykurt olmalı!...)
"Ölüleri Gömün" skandalı: 5
Bugün, Marmara Depremi'nin yıldönümü... Seyrek aralıklarla ülkemizi sallayan deprem, ancak yıldönümlerinde usumuza geliyor. Ne var ki; pespaye, kepaze, alçak ve şerefsizlere karşı acımasızlığını sürdüren Coşkun Büktel, depremlerine ara vermiyor!...Bizim de müdahil olduğumuz ve Büktel tarafından; Büktel/Demirkanlı/Bulunmaz Polemiği olarak adlandırılan durum, Türkiye tiyatrosunu çürütmek isteyen insanlara karşı, müthiş bir savaşım verdiğimizin somut kanıtı...
Büktel'in kurgusuyla, (yeniden) önem kazanan konuyu aktarıp, link veriyoruz:
SKANDAL KONUSUNDA MUSTAFA DEMİRKANLI'NIN İFTİRALARINI HİLMİ BULUNMAZ NASIL YANITLADI?
Demirkanlı / Bulunmaz
17 Ağustos 2007
Tiyatro sitelerimizin sahipleri, Coşkun Büktel'in açıkladığı vahim skandallardaki hakikat payıyla, o skandallar hakkında Büktel'in yazdıklarının doğru olup olmadığıyla, asla ilgilenmediler. Onlar skandalların belgeleriyle, yazılanların doğruluğu, haklılığı ve önemiyle ilgilenmek (itiraz edebiliyorlarsa Büktel'in yazılarında yer alan belgelenmiş gerçeklere itiraz etmek) yerine; Büktel'in açıkladığı hakikatleri ya tamamen görmezden geldiler, ya da ilgilerini yalnızca, Büktel'in bu skandalları niçin teşhir ettiği konusunda spekülasyonlar üretmeye yönelttiler. (Onlara göre, Büktel, bu skandalları, oyunları oynansın diye veya oyunları oynanmadığı için birilerine kızdı diye, teşhir ediyordu.) Büktel'in yalnızca "niyetini" okumakla ilgilenen bu site sahipleri, Büktel'in teşhir ettiği "asla yalanlanamamış" vahim gerçekleri okurlardan saklamayı (okurları eşek yerine koymayı) tercih ettiler/ediyorlar.
Onlar sakladığı sürece, saklanan gerçekleri gündemden düşürmemeye kararlıyız.
TIKLAYINIZ
TÖS, TÖB-DER, Deniz Gezmiş ve Münir Özkul!...
Fotoğraf: Devrimci önder Deniz GezmişOyun'un notu: Kampanyamız, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) salonunun adı Fakir Baykurt olana dek sürecek!...
1) Münir Özkul; seks filmleri furyasını da boş geçmeyen usta oyuncu. (tıkla: ulusozluk.com)
2) TÖS ve TÖBDER yönetiminde 1960-80 yılları arasında pek çok organizasyona, toplantı ve foruma ev sahipliği yapan mekanda (Münir Özkul Sahnesi adı verilmek istenen yer - OYUN) Deniz Gezmiş ve İbrahim Kaypakkaya gibi isimler de toplantı ve forumlar düzenlemiş. (tıkla: SOL)
3) Fakir Baykurt, 1965 yılında TÖS’ün kuruluşuna katılır ve genel başkan seçilir. (tıkla: TÖS salonunun adı Fakir Baykurt olmalı!...)
Sahte Oyun bulunamıyor!...
Oku
16 Ağustos 2007 Perşembe
Yeni bir devlet tiyatrosu kuruluyor!...
Oyun'un notu: Kampanyamız, TÖS (Türkiye Öğretmenler Sendikası) salonunun adı Fakir Baykurt olana dek sürecek!...Türkiye Öğretmenler Sendikası gibi devrimci bir kurumun kurduğu salon, devlet tarafından kutsanan Münir Özkul adıyla pazara sürülüyor. *
Binlerce insanın emeği, öldürülen TÖS üyelerinin mirası, Fakir Baykurt gibi önemli bir kültür emekçisinin adıyla bugüne gelen salon, hiçbir devrimci eylemlilikte bulunmamış Münir Özkul adıyla iğdiş edilmek isteniyor...
Münir Özkul adının, bir an önce silinmesini, Fakir Baykurt adının yazılmasını istiyoruz. "İyi İnsanlar Görev Başına..." sloganının aldatıcılığına kanmıyor ve Fakir Baykurt adında ısrar ediyoruz...
* Münir Özkul, 1998 yılında, Fakir Baykurt ve tüm Baykurt'lara kan kusturan devlet anlayışının uygulayıcılarından Kültür Bakanlığı tarafından Devlet Sanatçısı unvanı ile ödüllendirildi!...
Devlet sanatçısı Münir Özkul adını destekleyenler:
Nazım Hikmet Kültür Merkezi
68'liler Birliği
İstanbul Eğitimciler Derneği
Sanat Cephesi
tiyatrom.com
tiyatroevi.com
Açıkça Tiyatro
Tiyatral İstanbul
NHKM Tiyatro Topluluğu
Umut T. Eğitimci
tiyatronline.com
Yön Fm
Küba Dostluk Derneği
Değişim Atölyesi Oyuncuları
Halk Sanatçısı Fakir Baykurt adını destekleyenler:
Coşkun Büktel
Tiyatro Fanzini
Hilmi Bulunmaz
Cemal Bulunmaz
Bulunmaz Tiyatro
Sosyalist Oyun Dergisi
Nazım Hikmet Sahnesi
Bulunmaz Kültür Merkezi
tıkla: Münir Özkul Sahnesi
Sade suya tirit oyunlar!...

Özdemir Nutku gibi bir iftiracıyı (tıkla: "Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı" ) koruyan OYÇED eski başkanı Bilgesu Erenus'un oyunu Misafir ile Tuncer Cücenoğlu'nun pespaye oyunu Çığ'ın (tıkla: "Çığ skandalı") da sahneleri işgal edeceğini öğrenmek, insanı ister istemez düşündürüyor. Hem de bayağı düşündürüyor...
Düzeni korumakla görevli en büyük güç olan devlet, adeta; Erenus'un alnındaki "Özdemir Nutku ve OYÇED skandalı" ile Cücenoğlu'nun alnındaki "Çığ skandalı"nı örtmeleri için, kendilerine birer peçe uzatıyor. Onlar da, bu peçeyi, bir peçete olarak algılayıp, suratlarını silmek için kullanıyorlar!...
Devlet Tiyatroları ekimde perde açacak
Devlet Tiyatroları (DT) Genel Müdürlüğü, yeni repertuarını açıkladı. Lemi Bilgin yönetimindeki DT, bu sezonda, 24'ü yabancı 47 yazarın 53 oyununu seyirci ile buluşturacak. Pavel Khout tarafından tiyatroya uyarlanan George Orwell'ın '1984' isimli romanı dikkat çeken yapımlar arasında yer alıyor.
İlk kez, 27 Aralık 1947 yılında, Ankara'da, "Tatbikat Sahnesi" olarak perde açan Devlet Tiyatrosu'nun bu yıl aynı zamanda ilk sahnesi olan Küçük Tiyatro'nun açılışının 60'ıncı yıldönümü ve aynı zamanda Bursa ve İzmir Devlet Tiyatroları'nın 50'nci, Trabzon Devlet Tiyatrosu'nun 20'nci, Konya, Sivas, Erzurum ve Van Devlet Tiyatroları'nın da 10'uncu kuruluş yıldönümleri kutlanacak. Perdelerini 1 Ekim'de açmaya hazırlanan Devlet Tiyatroları, yeni sezonda, dünya tiyatrosundan önemli eserlerin yanı sıra, geleneksel Türk tiyatrosunun örneklerine, klasikleşmiş yerli oyunlara ve dünya prömiyeri yapacak yerli oyunlara sahnelerde yer verecek.
DT'nin 2007-2008 tiyatro sezonu ilk tur oyunlarından bazıları şöyle: Halit Ziya Uşaklıgil (Aşk-ı Memnu), Ahmet Kutsi Tecer (Köşebaşı), Orhan Kemal (Eskici Dükkanı), Necati Cumalı (Derya Gülü), Orhan Asena (Yıldız Yargılanması), Simavnalı Şeyh Bedrettin (Öç), Cahit Atay (Pusuda), Turgut Özakman (Bir Şehnaz Oyun), Güngör Dilmen (Midas'ın Kulakları, Deli Dumrul), Turan Oflazoğlu (Cem Sultan), Bilgesu Erenus (Misafir), Tuncer Cücenoğlu (Çığ), W. Shakespeare (Kısasa Kısas, Bahar Noktası), Moliere (Hastalık Hastası, Tartuffe), Gogol (Bir Delinin Hatıra Defteri), Neil Simon (Ben Artist Olmak İstiyorum).
tıkla: Zaman
Sessiz kuzu senfonisi!...
Güncelleme: Coşkun Büktel'e sansür uygulanıyor. Büktel'i "savunanlara" da sansür uygulanıyor. En son olarak, tiyatrom adlı site, Büktel'e sansür uyguladı. tiyatrom, Büktel'i "savunan" Hilmi Bulunmaz'a da sansür uyguladı. Başta tiyatrom yazarları olmak üzere, tüm tiyatro dünyası, bu sansür karşısında sustu!... "Kuzuların sessizliğine" büründü!...Aşağıdaki yazımızı okuyan bazı kişiler, daha anlaşılır birşeyler yazmamız gerektiğini dile getirdiler. Hatta, biraz daha ileri gidip, gerçeğin tamamını yazmamanın, bir tür sansür olduğunu belirttiler. Okurlarımızı haklı bulduk ve bu güncellemeyi ekledik...
Çok net söylüyoruz: Fotoğraftaki kuzular gibi sessizlik içerisinde bekleyip, tavır almayan tiyatrocuların, sansürü onayladıkları gün gibi ortada!!!
Kurtların saldırısı, fırtınanın bastırması, depremin uğultusu... gibi her türden baskının karşısında susmayı yeğleyen ve susarak, statükonun korunmasından yana tavır alan kuzular, şimdi de senfonik birlikteliklere imza atıyorlar. Sustukça kendilerine sıra geleceğini ayrımsayamayan kuzular, tüm olumsuzluklara karşın, melemiyor ve kurtların pençesini yedikçe "Allaha şükür!" diyorlar...
Bir tiyatro sitesinde kuzuların işi ne?...
Bir bilsek!... Hiç arzu etmediğimiz halde, kuzular, bir yolunu bulup, sitemize iltica etmeyi başarıyorlar...
Konumuza tiyatro süsü vermek için, Coşkun Büktel'den bir alıntı yapalım:
Timur, ben sitemde sana ilişkin aklıma ne gelirse yazar yayınlarım, ama senin cevabını ancak beğenirsem yayınlarım, diyor ve tüm tiyatrocular "Yaşasın Sansür" naraları karşısında "kuzuların sessizliğini" oynuyor
tıkla: Yaşasın Sansür
Sansüre ve sadakaya hayır!...
Sansürün bir türü olan sadakaya karşı çıkıyoruz. Sansüre ve sadakaya karşı çıkan herkesi destekliyoruz. Egemenlerin en büyük aracı olan devlet, Turizm ve Kültür Bakanlığı eliyle, tiyatrolara çanak uzatıyor ve yalamalarını istiyor. Bu bir sansürdür...Halktan yana tiyatro yapanlara karşı, halk karşıtı tiyatroları destekleyerek görevini yerine getiren devlet, halkın bilinçlenmesinin önüne koyduğu sadaka setiyle, tiyatro sanatını sansür etmiş oluyor...
Devletin sansürcü anlayışını deşifre eden tiyatrom'u bu bağlamda destekliyoruz. Ne var ki, Hilmi Bulunmaz yazılarına ve henüz yazılmamış olan Coşkun Büktel yazılarına (daha önce de hiçbir yazısını yayımlamayıp, Büktel'e, aslında müebbet sansür uygulayarak) sansür koyan tiyatrom, doğru eylemlere imza attıkça, desteğimizi sürdürüp, yanlış eylemlerde bulundukça da, eleştirilerimizi esirgemeyeceğiz...
Amacımız, herkesin kendi sansürünü makul ve haklı bulduğu bir Türkiye değil; herkesin, her türlü sansürü lanetlediği bir Türkiye olmalı!...
tiyatrom'un "Sadakaya Hayır!" anlamına gelen kampanyasını destekliyor, gelişmeleri okurlarımıza aktarıyoruz:
Çağdaş Ekin
Eğitimde "Sanat" Şart!
Lisemde tiyatro salonu yoktu, onu bırakın konferans salonu bile yoktu yani salon gibi bir şey yoktu. Özellikle lisede gençlerin hobi ve özel yeteneklerine yönelmeye, öss gibi bir dayatmanın karşısında büyük önemle ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum. Olsun, hakikaten her okulda tiyatro salonu olsun, spor salonu olsun. Sanattan bir haber, mühendis ve doktordan oluşan bir gelecek at gözlüğünden başka bir aksesuvarı tanımayacaktır, oysa sahnenin dekorunu, sporun tadını, resmin renklerin büyüsünü gençlerden uzak tutmaya esirgemeye kimsenin hakkı yok, sinüs kosinüs kadar Aristophanes'e Lorca'ya Monet'ye ihtiyaçları da var gençlerin.
Hüseyin Yavuz
Evet
Kesinlikle kocaman bir evet.
Burak Ayhan
Gerçek Sanatçılar İçin
Sanatı aşılamanın en güzel yolu...
Sayan Gul
Tiyatronun değeri
sanatsiz kalmis bir toplumun anadamarlarindan biri catlamis demektir . bu toplum malesef tiyatronun ne oldugunu bile 15 yasindan sonra ogrenmslerle doldu . her okula bir triyatro yepyeni yeteneklerin dogmasi , ynei jenerasyonlarin erkenden tiyatroyla tanismasi ve tiyatroya sanata daha ock deger bir jenerasyonun yaratilmasi demektir .
kahrolsun kapitalizm . sanati bile paraya bulandiranlar .
Selin
Tiyatro her yerde
Her okulda bir tiyatro salonu demek yeni yetenekler yeni yüzler temiz güvenilir bi gelecek demek...
Esra
Tiyatronun önemi..
tiyatro'nun okullara kazandırılmasını istiyorum.Tiyatronun önemi bu sayede daha iyi anlaşılır.
Caner Kızgın
Zamanı geldi
Aslında geç bile kaldık.
Özer Kenan Lekesiz
Kampanyaya sonsuz destek...
Tiyatro hayatı izleyciye yansıtan yegane araçlardan biridir. Hayattan habersiz insanlarımız çoğalmasın istiyorsak Tiyatro Her Yerde olmalı. Teşekkürler...
Mehmet Uyar
Her okula tiyatro ve yaşam
bu projenizi gönülden destekliyorum ve kalbimin bu projeye destek verenlerle birlikte olduğunu bilinmesini istiyorum
başarılar
Deniz Arslan
Lütfen sanat adına artık bir şeyler yapınız
Lütfen sanat adına artık bir şeyler yapın diyorum...çünkü artık bilinçsiz bir gençlik olmamasını istiyorum.kendini geliştiren,bilinçli bir gençlik görmek istiyorum.bu çok zor değil haftada ortalama birer saat olan müzik resim beden eğ. ek olarak tiyatro derside eklenebilir.eğer ders saatlerinde bir artış söz konusu oluyor diyorsa M.E.B. o zaman din dersini kaldırabilirler.çünkü din eğ. ailede verebilir.
Ezgi Oya Gümüş
ÇOCUKLAR GEÇİYOR BESBELLİ YESERDİ YİNE BAHAR DALLARI... (Oyun'un notu: Bu başlık, M. Niyazi Akıncıoğlu'nun; "Selamın geçiyor besbelli / yeşerdi telgraf direkleri." dizelerinden "alıntılanmıştır".)
Güzel ülkemin çocuklarının bahar dalları gibi açabilmesi için her şeyi yapmalıyız. Tiyatro sanatını yaygınlaştırmak çocuklarımıza karşı olan sorumluluklarımızın başında gelmelidir.Oyun yazarı.
Özgür Özkan
Sahip çıkın
bitmeyecek bir hevesle bu işi yapıyor çoğumuz..çok değil daha bir kaç ay önce kaybettiğimiz hocamız mustafa ahmet yuvançta öyle yapıyordu...hevesle çıktığı turne yolculuklarında,soğuk otobüslerde,derme çatma otellerde 'işte burda oynayı verin' diye sundukları okulların bodrum katında...hemde öyle bir hevesle ki böbreğinin birini feda edecek kadar.....lütfen bizim sanat yapmaya çalıştığımızı ve bu işin heves kadar maddi destekle olabildiğini görün artık...yoksa ne mi olur?merak etmeyin bir şey değişmez..ben 25 yaşındayım ve iki böbreğim hala sağlam....
Erkan
Okullar
Okullarda neden müzik ve resim dersleri varda tiyatro dersleri yok ilkokullardan bahsediyorum tiyatro sanatın anasıdır ama derslerde yok inanılmaz bir hata bu ben bir ilkokul öğrencisi olarak ayıplıyorum.
Gülçin
Sonuna kadar direnilmeli!!!
kesinlikle haklıyız ben bu yolda ilerlemeye başladığımda labaratuvarda prova yapmıştık aman bişi kırılcak aman herşeyi yerleştirin öle gidin oraya ait değildik apaçık ortadaydı yoktu bir TİYATRO SALONUMUZ hep isyan ettik sadece isyan ettik.... şimdi ben çoktan mezun oldum ama benden sonrakiler için neden imza atmayayım:)teşekkürler
Tufan
Tiyatroyu sevmiyorsunuz
tiyatro elden gidiyor, hükümet tiyatro ve sanatı baltalıyor diyen bir çok sanatçıya inanmıyorum...ayrıca hükümete hiç inanmıyorum zaten.ak parti hükümeti ülkeyi geri götürmekten başka bir zihniyette olamaz...ama bir çok tiyatrocunun ve sanatçının silkinmeyi bırakın kendilerini tokatlayıp ve hatta yumruklayıp kendilerine gelmeleri lazım...kendi haz ve çıkarları uğruna analarını babalarını vatanlarını kendi sanatçı arkadaşlarını ve toplumu hiçe sayan bu kifayetsiz muhteris sanatçı ve tiyatrocular düzelmediği müddetçe bu ülkede bir şeyler yapmak su baloncuğundan ibaret kalacaktır. çünkü ak parti hükümeti destekli bir şekilde ne yazıkki ilerlemektedir.
kendinize gelin, zaman geçiyor, hepimiz öleceğiz ve tiyatro diye bir şey kalmayacak...sakallı şeriatçılar belkide kelleleri uçuracak...uzak geliyor...biz zaten göremeyiz gibi geliyor...ama bizim görmemiz gereklimi...tiyatroyu niçin ve ne amaçlı yapıyorsunuz...ey ali poyrazoğlular, ey yıldız kenterler, ey yerel de çocuk oyunu çıkartıp pastadan pay almaya çalışan çirkin özel tiyatrolar kendimnize gelmezseniz sonumuz feci...
umutsuzum....ama...amalarla değil rağmenlerle bir şey yapmaya devam etmneliyiz...
tufan şimşekcaninisiyatif kültür ve sanat merkezitiyatro tesadüf adanagenel sanat yönetmeni
Kuzey Mıhladız
Tiyatro sanatını temelden sevdirebilmek için..
tiyatronun gereken değeri göremediği ülkemizde insanlara bu önemli sanatı temelden ve doğru bir biçimde yansıtabilmek için her okula bir salon düşüncesini destekliyorum.
Samet Uçar
Tiyatro
ben 19 yaşımdayım canım sokakta kızlara asılmak sokakta millete artislik yapıp kavga etmek değil tiyatro yapmak istiyor ama tiyatro salonlarının yetersizliğinden dolayı şimdiki gençlik yukarda saydıklarımı yapmaktadır.
Özgün Can Karaburun
Şanslıydım
Ben, liseyi henüz bitirdim. Dört senelik lise hayatımda hem okulun resmi grubu olsun, hem kendi amatör grubum olsun, elimden geldiği kadar tiyatroya katkıda bulundum. Ben şanslıydım, bizim -teknik açıdan yeterli- bir sahnemiz vardı. Umarım Türkiye'de sahnesi olmayan okul kalmaz!
Serkan Öztürk
Haydi Kaynaklar Okula!...
Özel tiyatrolara dağıtılan para heryıl tartışma konusu.Bence çağrınız gayet yerinde.Okularda bulunan çok amaçlı olan ama genelde hiçbir amacı olmayan salonlar adam gibi bir tiyatro salonuna çevrilebilir.Onun için; Haydi özel tiyatrolara ayrılan ödenekler okula!
Turgay Sahbenderoğlu
TİYATRO YAŞAMDIR
TİYATRO YAŞAMDIR. HER OKULA BİR TİYATROYA PROJESİNİ DESTEKLİYORUM.
Eda Kulaksız
İsteriz isteriz her okula tiyatro salonu isteriz
kulağımızı tıkayıp gözümüzü kapatan zihniyetlere karşı her okula bir tiyatro salonu
Nehir
Tiyatrom
artık ben her yerde tiyatro salonları istiyorum kim bilir bir çok kişi tiyatro yapmak istiyor ama böyle bir imkanları olmadığı için bu güzel sanattan mahrum kalıyolar tiyatro salonlarının artması için elimden gelen herşeyi yapıyorum ve yapmayada devam edicem ve herkezdende bu iliyi rica ediyorum
Nehir
Tiyatro gelişmeli
tiyatronun gelişmesi için elimden gelen herşeyi yapıyorum ama her yerde tiyatro salonu bulunmuyo lütfen her yerde tiyatro salonu bulunsun ki hiç kimse bu güzel sanattan mahrum kalmasın
Ahmet Nuri Şirin
Kesinlikle katiliyorum
Evet her okulda bi tiyatro salonu olmali gencler yetenekleri dogrultusunda yönlendirilmeli.salonu olmayan okullardan birinde tiyatro kolu baskanligi yapiyorum.salonu olmayan okulda oyun cikarmayi iyi bilirim.ADNAN MENDERS ÜNIVERSITESI DIDIM YERLESKESI
Aydan Bol
Kampanya Desteğimizdir
Ankara Şehir Tiyatrosu olarak bu kampanyayı destekliyoruz.
Ankara Şehir Tiyatrosu (adına) Genel Sanat Yönetmeni Aydan BOL
Hayal Han
Tiyatrom'a tüm kalbimle destek veriyorum!
Bilinçli olarak,bilinçsizleştirilen ve sanattan uzaklaştırılan toplumun ne halde olduğu ortada..Tiyatro;düşündüren,eğiten,eğlendiren,ağlatan,güldüren,bilinçlendiren en önemli sanatlardan bir bence..ve varolması için her zaman destekleyeeğim.sevgilerimle..
Emrah Bahadır Kütük
Türkiye Tiyatro Gelişimine tam destek veriyoruz
Sanata, su ve ekmek kadar ihtiyacı olan bir ülkede düşünceyi özgür kılan tiyatro ya her zaman tam destek veriyorum.
Süreyya Güzel
Ödenek meselesi
tiyatro yapmak isteyen herkesin koşulu neyse yerine getirdiği sürece ödenek alma hakkı olduğunu düşünüyorum. kimsenin tiyatro yapma hakkı birilerinin iki dudağı arasında olmasın ki biz bu meslek için okul okumuş bir sürü tiyatrosuz adam oyuncu yönetmen ya da yazar olma hayallerimizi gerçekleştirebileceğimiz özel tiyatrolarla tanışabilelim. Şu memlekette kaç tane (profesyonel) özel tiyatro var
Mehmet Mısırlı
Her okula bir salon
OKULLARA TİYATRO SALONU YAPTIRILMASI KONUSUNDA HEM FİKİRİM. BU BENCE EN BÜYÜK İHTİYAÇ.
Bayramali Şentürk
Hep Destek Tam Destek
Bademler Köyü Türkiye'nin en gelişmiş köyü ise Alevi köyü olmasının yanında Tiyatrosu da var ise, Ülkemizin kalkınmasını isteyenler,bizi yönetenler çok düşünmelidirler bence!...
Yalçın
2 kız 3 erkek tiyotro
iyi
Özge Özay
Ben de varım!
ben daha 15 yaşımda bunun bilincindeysem neden benden büyük insanlar bu konuya uzaklar? bu ülkede bir sürü iyi, örnek aldığım tiyatrocular, oyuncular var. bunlar, yıllarını tiyatroya harcamış insanlar. böyle bir olayı umursamayan millet için mi tiyatroya yıllarını vermiş bu insanlar! ben, yaşadığım yere bir elin parmağını geçmeyecek kadar tiyatro oyunu gelse bile, tiyatroyu seviyorum ve bu kampanyaya gönülden destek veriyorum!
Polat İnangül
.
..bu son olsun...
...Zeus heykelinin Türkiye'ye gelmesinden, işkenceye hayır'a kadar binlerce kampanyaya imza attım... ne Zeus heykeli geldi, ne de işkence bitti... artık daha çok şey yapmak gerek...
Gözde
LÜTFEN BU GÜZELLİĞİ KİMSEDEN MAHRUM BIRAKMAYIN
ben bir oyuncu adayı olarak bu düşünceye destek veriyorum.tiyatro sanat dallarının en güzelidir ve bu güzelliği kimseden mahrum edemeyiz.edenleride cahilliklerinden dolayı bile olsa kınıyorum.
Cihan Kezer
NE YAPMALI NASIL ETMELİ.
bence her okulun öncelıkle kulture ve tıyatroya sahjıp cıkan bır egıtıcısı olmak zorunda, sahne her yerdır. ızmırde 28 ılcede oyunlar oynadık cocuk branslarında, cogunun sahnesı yoktu bır kosede sahne gorunumu vererek bu oyunları gerceklestırdık, cocukların kultur ve tıyatro sevıyelerı cok dusuk, gorusmeye gıdılen yonetıcı statusundekı egıtmenın dahı sanat ıle alakası yok ama ıllede sahne...
Ümit Köreken
...
bozuk paralarını bozuk düzenlerine harcasınlar...
Fatma
Online imza her şeyi değiştirebilir
benim halen umudum var desem
yhy
gbbn
bnbn
Mehmet Fatih Yıldız
Adalet nerede
ben hukumete sadece şunu diyecegim adalet ve kalkınma partisi partinizi adı fakat hani adalet hadi kalkınma kısmında kendinizi kalkındırıyorsunuz onu anladık o var tamam ama peki adalet nerde adalet
Hilal Taşpınar
Sadece destek istiyoruz!!!
tiyatro çıkarmaya uğraşıyorum yaklaşık 3 yıldır.. fakat okulda bu sürekli garip sebeplerden geri çevrildi ve oynattığım oyunlarda da aldığım yardım içler acısıydı... bu yıl okul yok fakat tek başına üstesinden gelmek zor iş sonunda hayal kırıklığıyla geçen bi yılım oldu şimdi arkadaşlarla tekrar baştan başladık sanırım bu sefer olacak fakat yardım yetersiz mükemmellik peşinde değiliz güzel bi çift söz dahi yeter... bunu görmezden gelemezler!!!
Betül
yeter
Okullarda aktivite istiyoruz gelecekte tiyatrocu olmakisteyen niye yok biliyor musunuz bilgi yok bende lise1 geçtim ve tiyatro oynadım ancak 1bilgim yok çünki bu bilgileri bize öğreteçek kimse yok böyle kampanya çıkardığınız için teşekkür ederim
Sevgi
En güzel sanat tiyatro
tiyatro hep basite indirgendi.halbuki ne kıymetlidir tiyatro sanatçısı ve izleyicisi.oyun tadında neşe dolu bir hayat diliyorum herkese... cetinsevgi@mynet.com
Meltem Yıldız
tiyatrom
Tiyatro; insanın kendisini en rahat hissettiği sanat dalıdır. İnsanları,kişilikleri,yasayışları hiç çekinmeden vurgulayabilir, yansıtabilirsin tiyatro acıklıktır varoluştur kendini hissetmek ve hissettirebilmektir.Tiyatroyu seven kendisine,cevresindeki insanlara daha pozitif olur yasıyorum ve biliyorum en güzeli tiyatroyu çok seviyorum.
Online imza için tıklayınız
15 Ağustos 2007 Çarşamba
Özgür Tiyatro Türkiye Tiyatrolar Buluşması'ndaydı
Türkiye'nin tek sosyalist ve gerçek tiyatro dergisi OYUN, Türkiye Tiyatrolar Buluşması'na çağırılmadığı için, okurlarına doyurucu haber ve yorumlar sunamadı. Ancak medyada çıkan kırıntılarla yetinmek zorunda kaldı. Herşeye karşın, bu kırıntıları bile değerlendirip, sizlere bilgi vermeye çalıştı...Türkiye Tiyatrolar Buluşması'na katılan tiyatrolardan biri olan Özgür Tiyatro, kendi sitesinde, bu konuyla ilgili haber yapmış. Oradan aktarıp, link veriyoruz:
Bu yıl ilki gerçekleştirilen, İzmir'in Ürkmez Beldesi'ndeki Türkiye Tiyatrolar Buluşması 9-12 Ağustos 2007 tarihleri arasındaydı. Özgür Tiyatro'nun "Aşkın Vatanı Yoktur" oyunuyla ve "Piyasa, Sanat ve Sanatçı" adlı panel ile katıldığı etkinliğe Türkiye'nin dört bir yanından katılan gruplar, programdaki söyleşilerle Türkiye Tiyatrosu'nun bugününü ve yarınını değerlendirdi. Etkinliğin fotoğraflarına burayı tıklayarak erişebilirsiniz.
Türkiye Tiyatro Buluşması'na tiyatromuzun yanı sıra; Muğla Duvar Sahnesi, Yenikapı Tiyatrosu, Vedat Gültekin (Hollanda), Ahmet Tuncay Karaçorlu (Çevreci), Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakıf (TAKSAV), Tiyatro Simurg (İstanbul), Etkin Sanat Merkezi (Mardin), Van Şehir Tiyatrosu, Temel Demirer (Yazar), Halim Yazıcı (Şair), Bartın Sanat Tiyatrosu, Tiyatro Veto (İstanbul), Tiyatro Kaktüs (İstanbul), Recai Atalay (Şair), Tiyatroevi (İzmir), Süreyya Karacabey (DTCF Öğretim Üyesi), Mimikomedi Oyuncuları (İstanbul), Başka Kültür Evi (İzmir), Dönüşüm Atölyesi Oyucuları (İzmir), Ali Kırka (Bakırköy Oyuncuları), Muzaffer İzgü (Yazar), Hayal Oyuncağı (İstanbul), Azade Küçükaycan (Ankara DT Oyuncusu), Manisa Şehir Tiyatrosu, Hasan Erkek (Anadolu Ün. Öğretim Üyesi), Özgür Yaşam Kooperatifi, Yamanlar Kültür Merkezi, Yener Aksu, Rasim Aşın (Azerbaycan Yuğ Tiyatrosu), MMO Kentin Oyuncuları (İzmir), Genç Oyuncular Sahnesi (Ankara), Aykan Erden (Şair) katıldı.
tıkla: Özgür Tiyatro
Ne Mutlu Sansürcü'yüm Diyene!...
Sansürü seven bir milletiz!... Sansürün her türlüsüne, müthiş bir sempati duyuyoruz!... Yakında sloganlarımız bile değişecek. Örnekse; Ne Mutlu Türk'üm Diyene! yerine, artık; Ne Mutlu Sansürcü'yüm Diyene! sloganı atacağız!...Acar Burak Bengi'nin kurduğu Yokuş Yayınları, iki kitap birden yayımladı. İkisi de Tolstoy ile ilgili kitaplar... Biri Vatanseverliğe Karşı, diğeri Sansürlenen Tolstoy...
Sansürlenen Tolstoy'dan bir paragraf aktaralım:
Herşeyden önce, Tolstoy gibi dünya kültür mirasının en ön sıralarında yer alan birinin, sadece Rusya'da değil tüm dünyada vicdanın sesi olmuş birinin 30 yıl boyunca neyle savaşıp ne üzerine yazdığı ve 82 yıl boyunca nasıl yaşadığı, başka hiçbir gerekçeye ihtiyaç duymaksızın tek başına önemlidir. Bu adamın edebi eserleri, Türkiye'de kurulan neredeyse her yayınevi tarafından basılır ve satılırken, son otuz yılını adadığı hayat uğraşının ve hikayesinin yayınlanması aynı zamanda ticari açıdan da prestijli ve karlı bir yatırımdır, ki buna rağmen yayınlanmayışı akla komplo teorileri getiriyor; yoksa Tolstoy sansürleniyor mu Türkiye'de? (sf. 68)
Acar Burak Bengi'nin sorduğu soruya bak!... Her saniye, sansürcülerle savaşım vermesine, neredeyse tek işi bu olmasına karşın, Coşkun Büktel sansürlenirken, yüz yıl önce ölmüş, üstelik Rusya vatandaşı olan birini neden sansürlemeyelim ki?!..
Ne Mutlu Sansürcü'yüm Diyene!!!
başımız sağolsun
Politik frikik

Nefesi tıkanan tiyatronun nefesini açmak için, nasıl ki mankenler kullanılıyorsa, aynı biçimde, nefesi tıkanan politikanın nefesini açmak için de, mankenler kullanılmaya başlandı!... Marksist yönsemeden uzaklaşan sosyal demokratlar, kendilerini mankenlerin sıcak kollarına atıyorlar...
Başta Genco Erkal olmak üzere, sahneye manken çıkarmadan, hiçbir tiyatro patronu rahat edemiyor, para kazanamıyor!... Başta CHP olmak üzere, politika sahnesine manken çıkarmadan, hiçbir parti başkanı halkı kandıramıyor...
Ne diyelim?... Oynat mankeni, götür mangırı!...
Nedim Saban'ın yeni sitesine konu mankeni olan Tuğba Özay ile ilgili yazıdan tadımlık sunup, link veriyoruz:
Nedim Saban
(...) Tuğba Özay ve Şebnem Schaffer kişilikleri ve güzellikleriyle, politikanın gözünün gönlünün açılmasını simgeliyorlar. Seçim gecesi Mehmet Ali Birand bile Şebnem Schaffer'a uzun uzun zaman ayırıyor.
O da haklı! Cem Uzan ortada yok, Baykal evinde hapis, kiminle konuşsun?
Bu güzel kızları sadece vitrin malzemesi olarak görmek, onlardan iyi zamanlarında yararlanmak, ratinglerinden medet ummak ama zor zamanlarda kendilerine sahip çıkmamak, ne ağabeyiliğe sığar, ne liderliğe!
tıkla: Baykal, Tuğba Özay'ı ziyaret edecek mi?
Coşkun Büktel'e sandviç bile yok!...
A. Ertuğrul Timur'a aşağıdaki jeep'i veriyoruz!... başlıklı bir haber yaptık...A. Ertuğrul Timur'a aşağıdaki jeep'i veriyoruz!... başlıklı haberde, Timur'dan şu alıntıyı yapmıştık:
"Yazar Coşkun Büktel'in Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen çeviri ve eseri için bıkmadan usanmadan yürüttüğü bireysel sataşmalarından oluşan haber ve polemiklerini, hakaret ve küfürlere varan yazışmaları yayımlamayı reddetmekteyiz." (tıkla: Yaşasın Sansür)
Ve hemen ardından, Büktel'den de bir alıntı yapmıştık:
"Timur'un yukarıdaki ifadelerinin 'yalan' olduğunu, Büktel'in polemik yazılarına konu olan 'Theope' adlı eserinin de, 'Ölüleri Gömün' adlı çevirisinin de 'Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen' değil, 'geçebilmiş' eserler olduğunu belirttik." (tıkla: "Yaşasın Sansür" skandalı: 1)
Yaptığımız bu haberde, iddialarını kanıtlaması halinde, Timur'a bir jeep vereceğimizi dile getirdik. Ne var ki, Büktel'in iddialarını kanıtlaması karşılığında birşey vermeyi düşünmedik...
Haberin taraflarından biri olan Coşkun Büktel, "Ölüleri Gömün" adlı çevirisi ve "Theope" adlı oyununun Repertuar Kurulu'ndan geçtiğini kanıtlarsa, ona ne vereceğimizi soran insanlar çıktı...
Büktel'e değil jeep, bir tek sandviç vermeyi bile düşünmediğimizi belirtince: "Neden?" sorusuyla karşılaştık...
Düşündük ve hemen yanıtını verdik; "Büktel, şimdiye dek, gerçeğe aykırı hiçbir söz söylemedi!..."
Gerçeğe aykırı hiçbir söz söylemeyen birine, sözünün doğru olduğunu kanıtlaması karşılığında, jeep sözü verecek denli enayi değiliz!...
14 Ağustos 2007 Salı
Özinel, Akmen'i keriz yerine koydu!...
Dinlerle, peygamberlerle, inançlarla... oynamanın moda olduğu günümüzde, tiyatro esnafı da bu oyuncaktan yararlanarak, kasasını doldurmaya çalışıyor...Tiyatro patronu Tuncay Özinel de, işin en kolay yoluna kaçıp, sahnede din tacirliği yapıyor... Peki, tiyatro patronu Özinel, bu cesareti nereden alıyor? Mevcut siyasal durumdan ve eleştirmenlerin pohpohçuluğundan alıyor!...
Türkiye tiyatrosunun seri üretim yapan eleştirmeni Üstün Akmen, Özinel'i yere göğe sığdıramıyor. Eleştirmenlik yapmaktan çok, pohpohçuluk yapan Akmen, Özinel'i yere göğe sığdıramadığı yazısında, keriz yerine konulduğunu da itiraf ediyor...
Oyuna 18 dakika geç başlayan Özinel'in mücahit oyuncuları, Akmen ve seyircileri keriz yerine koyarak, sade suya tirit eleştiriler yapmanın ötesine geçemeyen Akmen'i bile çileden çıkarmış!...
(...) oyun her ne olursa olsun zamanında başlamalı, seyirci on sekiz dakika nedensiz bekletilerek keriz yerine konulmamalı diyorum.
tıkla: Tuncay Özinel, İsa'ya Papa'yı sorgulattırıyor: "Yüzleşme"
Bir Oyuncunun Hatıra Defteri
Tüm yarışmalara, tüm ödüllere karşıyız... Herşeye karşın, Bülent Demir'in yeteneğini sergilemek için, bir yarışmadan örnek vermek istiyoruz...tıkla: Bülent Demir / Charlie Chaplin
A. Ertuğrul Timur'a aşağıdaki jeep'i veriyoruz!...
Ertuğrul Timur diyor ki:"Yazar Coşkun Büktel'in Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen çeviri ve eseri için bıkmadan usanmadan yürüttüğü bireysel sataşmalarından oluşan haber ve polemiklerini, hakaret ve küfürlere varan yazışmaları yayımlamayı reddetmekteyiz." (tıkla: Yaşasın Sansür)
Coşkun Büktel diyor ki:
"Timur'un yukarıdaki ifadelerinin 'yalan' olduğunu, Büktel'in polemik yazılarına konu olan 'Theope' adlı eserinin de, 'Ölüleri Gömün' adlı çevirisinin de 'Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen' değil, 'geçebilmiş' eserler olduğunu belirttik." (tıkla: "Yaşasın Sansür" skandalı: 1)
Biz, Coşkun Büktel'in doğru söylediğini düşünüyoruz. Ancak, Timur, davasında haklıysa, yani Büktel'in "Ölüleri Gömün" adlı çevirisi ve "Theope" adlı oyunu, Timur'un dediği gibi, "Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen" yapıtlarsa, yukarıdaki fotoğrafta görülen jeep'i Timur'a armağan edeceğiz. Timur bunu kanıtlayamazsa, kendisinden hiçbir şey beklemiyoruz. Sadece, aldattığı okurlarından özür dilesin, yeter!...
Jeep kapımızın önünde bekliyor... Sözümüz söz. Biz verdiğimiz her sözü tuttuk. Bunu da tutarız!...
Coşkun Büktel'e sandviç bile yok!...
A. Ertuğrul Timur'a aşağıdaki jeep'i veriyoruz!... başlıklı bir haber yaptık...
A. Ertuğrul Timur'a aşağıdaki jeep'i veriyoruz!... başlıklı haberde, Timur'dan şu alıntıyı yapmıştık:
"Yazar Coşkun Büktel'in Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen çeviri ve eseri için bıkmadan usanmadan yürüttüğü bireysel sataşmalarından oluşan haber ve polemiklerini, hakaret ve küfürlere varan yazışmaları yayımlamayı reddetmekteyiz." (tıkla: Yaşasın Sansür)
Ve hemen ardından, Büktel'den de bir alıntı yapmıştık:
"Timur'un yukarıdaki ifadelerinin 'yalan' olduğunu, Büktel'in polemik yazılarına konu olan 'Theope' adlı eserinin de, 'Ölüleri Gömün' adlı çevirisinin de 'Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen' değil, 'geçebilmiş' eserler olduğunu belirttik." (tıkla: "Yaşasın Sansür" skandalı: 1)
Yaptığımız bu haberde, iddialarını kanıtlaması halinde, Timur'a bir jeep vereceğimizi dile getirdik. Ne var ki, Büktel'in iddialarını kanıtlaması karşılığında birşey vermeyi düşünmedik...
Haberin taraflarından biri olan Coşkun Büktel, "Ölüleri Gömün" adlı çevirisi ve "Theope" adlı oyununun Repertuar Kurulu'ndan geçtiğini kanıtlarsa, ona ne vereceğimizi soran insanlar çıktı...
Büktel'e değil jeep, bir tek sandviç vermeyi bile düşünmediğimizi belirtince: "Neden?" sorusuyla karşılaştık...
Düşündük ve hemen yanıtını verdik; "Büktel, şimdiye dek, gerçeğe aykırı hiçbir söz söylemedi!..."
Gerçeğe aykırı hiçbir söz söylemeyen birine, sözünün doğru olduğunu kanıtlaması karşılığında, jeep sözü verecek denli enayi değiliz!...
13 Ağustos 2007 Pazartesi
Gerçekçi Tolstoy
Sansürün her türlüsüne karşı: Tolstoy
15 Haziran 1910 tarihli günlük girişinde üzgün ve kızgındır, çünkü tüm insanlığın ortak temel kavramlarını ve bunların gerektirdiği kuralları öğreten bir dini eğitim yerine,"... eskimiş, çarpıtılmış ve diğer doktrinlerle uyumsuz olan ve bizzat öğretenlerin de inanmadığı bir dini doktirini çocuklara nakşediyorlar, basbayağı nakşediyorlar. Bu, bütün büyük dini doktrinler için geçerli: Brahmanizm, Yahudilik, Budizm, Taoizm, Hıristiyanlık, Muhammedilik. Ne feci bir suç!
sf. 49
'Yaşasın Sansür' skandalı: 1

Kediye ciğer teslim edilen bir ülkede yaşıyoruz... Terzinin söküğünü dikemediği bir süreçten geçiyoruz... Tiyatronun haklarını savunması gereken medyanın, tiyatronun gerilemesine neden olduğu abukluklar içerisinde boğuluyoruz...
Yalanın gerçekle, yanlışın doğruyla, çirkinin güzelle yer değiştirdiği bir ortamda soluk almaya çalışıyoruz...
Savaşım veriyoruz... Gerçeği, doğruyu, güzeli... savunmak zorunda kalıyoruz...
Coşkun Büktel; gerçeği, doğruyu, güzeli... savunduğu için önemsiyor ve görüşlerini, okurlarımıza aktarıyoruz:
tiyatrom.com okurları mı gerçekten ahmak, yoksa Timur mu onları ahmak sanıyor?
Coşkun Büktel
13 Ağustos 2007
Şu yalan ifadeler, hem tiyatrom.com'un düzenlediği anket metninde, hem de tiyatrom.com'un sahibi Ertuğrul Timur'un yazdığı "Yaşasın Sansür" başlıklı yazıda yer aldı:
"Yazar Coşkun Büktel'in Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen çeviri ve eseri için bıkmadan usanmadan yürüttüğü bireysel sataşmalarından oluşan haber ve polemiklerini, hakaret ve küfürlere varan yazışmaları yayımlamayı reddetmekteyiz."
Timur'un yukarıdaki ifadelerinin "yalan" olduğunu, Büktel'in polemik yazılarına konu olan "Theope" adlı eserinin de, "Ölüleri Gömün" adlı çevirisinin de "Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen" değil, "geçebilmiş" eserler olduğunu belirttik.
Nerede, ne zaman belirttik? Ana sayfamızda, tam bir hafta önce belirttik. İki kutu aşağıda belirttik. Timur'un "Yaşasın Sansür" başlıklı yazısını tam bir hafta önce (6 Temmuz 2007'de) yayınlamıştık. Yazı hakkında ana sayfada bir anons kutusu hazırlamış (iki aşağıdaki kutu) ve kutu içindeki sunuş notumuzda şu ifadelere de yer vermiştik:
Yıllardır Büktel'e karşı uygulanan sansür çabalarına rağmen Büktel'in yazılarına ulaşabilmiş şanslı azınlığın gayet iyi bildiği üzere, Büktel'in eseri ("Theope") ve çevirisi ("Ölüleri Gömün") Timur'un iddia ettiği gibi "Devlet Tiyatroları repertuar kurulundan geçemeyen" değil, tam tersine, "geçebilmiş" eserlerdir. "Theope", taa 17 yıl önce (1990'da), "Ölüleri Gömün" ise, taa 8 yıl önce, DT repertuar kurulundan "geçmişlerdir".
Bir haftadır bekliyorduk. Acaba Timur düzeltme yapacak ve dezenforme ettiği okurlardan özür dileyecek miydi? Yoksa, "nasılsa Coşkun Büktel'i sansür ediyoruz, nasılsa Büktel'in yazdıklarını tiyatrom.com okurlarının ruhu bile duymuyor" diye düşünerek, tiyatrom.com okurlarını ahmak yerine koymaya ve onları yanlış bilgilerle (yalanlarla) zehirleyerek Büktel'e karşı olumsuz önyargılarla "doldurmaya" devam mı edecekti?
Timur, bir hafta boyunca, ne düzeltme yaptı ne de özür diledi. Bu arada, sitesinde bir takım işlemler yaptı (örneğin İran'daki yeni idam iddialarıyla ilgili henüz hiçbir dayanağı bulunmayan haberi, olayla ilgisiz bir takım idam ve kırbaçlama fotoğrafları ekleyerek büyüttü ve manşet üstüne taşıdı.) Ama yukarıda aktardığımız yalanları da içeren "Yaşasın Sansür" başlıklı yazısına hiç dokunmadı. "Yaşasın Sansür"deki yalanlarla, bir hafta boyunca, ahmak saydığı okurlarını zehirlemeye devam etti.
Ve nihayet bugün, kedi pisliğini örter gibi, sessiz sedasız, kimselere çaktırmadan, "Yaşasın Sansür" başlıklı yazısını (daha yayına gireli ancak bir hafta olmuşken, çok daha eski yazılar ana sayfadaki yerlerini hâlâ korurken) yayından kaldırıverdi. Ne bir açıklama... Ne bir özür...
Sansürcü Timur'un yalanlarına Büktel'in yazdığı ilk cevabı okumak için...
TIKLAYINIZ
Çanak yalayanlar anlatıyor...
Özel Tiyatrolara Devlet Yardımı Hakkında GörüşlerÇanak sahibi: Turizm ve Kültür Bakanlığı
Çanak tutanlar: Ebru Seyhan / Mustafa Demirkanlı
Çanak yalayan: Nedim Saban
Her yıl tiyatro bir kere daha kendini yerden yere vuruyor.
Bu sistemin işlememe nedeni şöyle, yerli oyun, yabancı oyun. Böyle bir şey yok. Yaptığı şeye bakmak da iyi değil. O zaman bir sansür kurulu oluşacak. Ahmet iyi yapmadı, Mehmet’in oyunu kötüydü gibi. İşin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Eskiden bir puanlama sistemi vardı. Şimdi kaç oyun oynadığına bakmak da sağlıklı değil. Ben her sene 150-200 oyun oynayan bir tiyatroyum, ama yaptığım işler daha mı şeydi? 25 oyun oynayınca Türk tiyatrosu kurtuluyor da 24 oyunda batıyor mu? Neden 25, neye göre 25? Bunlar da tamamen bakanlığın işin içinden çıkamadığı kavramlar. Bunun kısa ve net çözümü bence varılan nokta bakanla görüşüp, daha geniş bir kurul oluşturulmalı. DT Genel Müdürü’nün bu toplantıda işi ne mesela, bunu da bilmiyorum. Çekince koyuyor orada, DT’deki bazı insanların özel tiyatro yapmasına izin vermiyor. Kişilerde de takılmıyorum, Ali Poyrazoğlu gitmiş, başkası gitmiş falan…
tıkla: tiyatrom
Çanak yalayanlar anlatıyor!...
Özel Tiyatrolara Devlet Yardımı Hakkında GörüşlerÇanak sahibi: Turizm ve Kültür Bakanlığı
Çanak tutanlar: Ebru Seyhan / Mustafa Demirkanlı
Çanak yalayan: Hadi Çaman
Alışageldiğimiz gibi, her yıl Özel Tiyatrolara Devlet Desteği dağıtılır ve ardından kavga başlar ama bu kavga bildiğimiz kavgalardan değildir, bilmek istemediğimiz hatta duymak istemediğimiz türden bir kavgadır. Kavganın temel aktörleri vardır, kavgaya katılmaktan çekinen, utanan aktörleri vardır, bir de kavganın değişmez aktörleri.
Ali Kırca’nın geçen sene Kenter Tiyatrosu’ndan gerçekleştirdiği Siyaset Meydanı programını hatırlayalım. O gün orada çok utanmıştık.
Türkiye’de tiyatro desteklenmelidir, desteklenmelidir ama hangi tiyatro ve nasıl? Bu temel soru sorulamadığı ve/veya yanıtı bulunamadığı için bir adım ileri gidilmez/gidilemez. Devlet sus payı olarak, en çok bağıranlara en büyük payı verir, sonrasında tiyatro camiası dağılır.
Bu konu ile ilgili olarak iki tane dernek vardır: TİYAP (Tiyatro Yapımcıları Derneği, Başkanı Ali Poyrazoğlu) ve Ö.T.D. (Özel Tiyatrolar Derneği - Başkanı Hadi Çaman) ve bunların yönetim kurulları ve üyeleri. Hepsini toplasanız, iki derneğin yasal olarak kurullarını oluşturacak üyeleri bile yoktur ama iki dernek vardır. Bir yıl biri gider “Yardım Kurulu”na diğer yıl öbürü. Hangisi giderse o derneğin Yönetim Kurulu’ndaki veya yakınındaki tiyatrolar azıcık daha fazla alır, diğeri azıcık daha az alır. Ama, gerçekten tiyatro adına arayışta bulunan, deneyselliklerle kafa yoranlara ya minicik paylar verilir ya da hiç verilmez.
Sevgili Ebru ile teybimizi, fotograf makinemizi alıp Ö.T.D. Başkanı Hadi Çaman’ın tiyatrosunda aldık soluğumuzu. Sormaya başlamadan önce Hadi Çaman, olayın gelişimini bir çırpıda özetleyiverdi.
“Güzel kardeşim bu bir gelenek haline getirilemedi. 26-27 senedir bu yardımlar yapılıyor. Eskiden devlet yardımıydı, şimdi devlet desteği dedirtmeye çalıştık ama yine yardıma dönüştü. Bizim ülkemizde ne yazık ki oturmuş bir devlet düzeni yok. Her gelen hükümet yeni bir devlet kurmaya çalışıyor. En son, iki sene evvel Adapazarı’nda Tayip Erdoğan kardeşimin toplantısına gittim. Aylardır randevu almak istiyorduk ama alamıyorduk. Toplantının saatini öğrendim, kendi kendime dedim ki, ‘Hadi Çaman git bas burayı’. Gazanfer Ağabeyimi, Nejat Ağabeyimi aradım, rahmetli Tevfik Gelenbe’yi aradım hepsi dediler ki; “Yanındayız oğlum.” Bütün insanlar o binanın önüne toplanmış, onları görmeye çalışıyorlar kırk-elli tane kamera var. Birdenbire bizi görünce bütün kameralar bize döndü. “Hayrola.” dediler, “Biz Sayın Başbakanımız’dan randevu alamadığımız için, İstanbul’a yakın diye buraya geldik. Toplantı bitince görüşmeye çalışacağız.” dedik. 1-1.5 saat bekledik. Ondan sonra içeri aldılar. Başbakan, Kültür Bakanı ve Bakan Müsteşarı ordaydı. Ustalarım dediler ki, “Saygıdeğer Başbakanımız, bizler konuşmayacağız, genç arkadaşımıza havale ediyoruz. Ama bize sorarsanız biz de yanıt veririz.” Ben daha gencim ya onlardan, sözü bana bırakıyorlar. “Sayın Başbakanım, böyle bir buluşmadan ötürü özür diliyorum ama aylardır randevu istiyordum, yanıt alamadım. Neden her sene hükümetlerimizi üzüyoruz, bu yolu neden doğru dürüst çizmiyoruz. Bunun kurallarını saptayalım, o kurallar eşliğinde insanlar bir şeyler hazırlasın, bir tarih saptansın. Şu anda 560 milyar olan rakamı yükseltmenizi istiyorum,” dedim. Erkan Mumcu Başbakana döndü “2 trilyon,” dedi. Başbakan düşündü düşündü, “Bir buçuk” dedi. “Sağ olun Sayın Başbakanım, sizden önceki hükümetlerde böyle bir başbakan yoktu. Allahtan siz varsınız, şimdi bu kararı bir tek kişi olarak siz verdiniz. Her sene bu oranda artırılsın diye bir talebimiz yok ama enflasyon oranında artırılsın. O zaman sizleri bu kadar üzmeyeceğiz, yormayacağız,” dedim. Ustalarım beni öptüler, espriler yaptılar.”
İşte, böyle olur bizde destekler, köstekler. Sonra, “yardım” dağıtılma aşamasına gelince de bir başka durum çıkar ortaya. Kim gidecek kurula? Kimin Ankara’da o sırada kulis faaliyeti kuvvetliyse o gider.
Hadi gelin Hadi Çaman’ın anlatımlarına bir bakalım, bunca yıllık deneyimli bir tiyatrocuya, tiyatronun meselelerini, “yardım”ın muhtevasını biz sorduk, o anlattı.
tıkla: tiyatrom
Kuzular melemiyor!...
Bebeğin ağlaması, köpeğin havlaması, arının vızıldaması... nasıl doğalsa, kuzuların melemesi de öyle doğal... Ne var ki, Türkiye tiyatrosunun çürümesini hızlandıran kişi, kuruluş ve kurumlar için, kuzuların melemesi değil, sessiz kalması doğal!!! Kuzuların melemesine değil, sessizliğine güvenen Türkiye tiyatrosu katilleri, gerçekleri savunan insanların seslerine kulaklarını tıkıyor ve "körler körleri izliyor"!...Kuzular melemiyor; hızla koyunlaşıyor ve her koyun kendi bacağından asılıyor!...
Coşkun Büktel diyor ki:
Timur, ben sitemde sana ilişkin aklıma ne gelirse yazar yayınlarım, ama senin cevabını ancak beğenirsem yayınlarım, diyor ve tüm tiyatrocular "Yaşasın Sansür" naraları karşısında "kuzuların sessizliğini" oynuyor
tıkla: YAŞASIN SANSÜR!
12 Ağustos 2007 Pazar
Tiyatro... Tiyatro... dergisinin yeni sayısı çıktı...
AĞUSTOS SAYISI İÇERİĞİHABERLER: / S. 2
EDİTÖRDEN: / S. 3
İNCELEME: Yeni Tiyatrolar Doğuyor! / Ali Taygun / S. 4
DOSYA: Özel Tiyatrolara Devlet Yardımı Hakkında Görüşler / M. Demirkanlı • E. Seyhan / S. 9
İZDÜŞÜM: Yine Destek, Köstek!/ Ahmet Levendoğlu / S. 18
SÖYLEŞİ: Erdem Akakçe ile Arıza’sız Bir Söyleşi / Özlem Özdemir / S. 20
ÖZDEMİR ABİ’YE MEKTUPLAR: “Romantika” / Üstün Akmen / S. 22
İNCELEME: Beckett’in 100. Yaşında Mutlu Günler Diledik / Pınar Toker / S. 28
AVRUPA TİYATROSU: / Tilda Tezman / S. 30
İZLENİM: 2007 Prag Quadrennial’i / Efter Tunç / S. 32
SÖYLEŞİ: Fatih Kolçak ve Çikolata Saçlı, Mahzun Yüzlü Vehbi / Suat Başkır / S. 36
İZLENİM: Documanta 12 / Nihal Kuyumcu / S. 40
İNCELEME: Yaratıcı Dramada Yaratıcı Bilinç / Sadık Aslankara / S. 43
KİTAP TANITIM: / S. 46
DİP PERDESİNDE KAHRAMAN: Cyrano de Bergerac / Nurduran Duman / S. 48
ÇOCUK TİYATROSU: Editör: Nihal Kuyumcu / S. 51
Almanya’daki Anadolu / Nihal Kuyumcu / S. 51
Çocuk Tiyatrosu: Yazılım ve Sahneleme Üzerine Bazı Düşünceler / Deniz Bozer / S. 53
Konservutuar eğitimi şart mı?

Güncelleme: Bu siteyi Hilmi Bulunmaz kurdu... Hilmi Bulunmaz, konservatuarın insanı geliştirdiği kanısında değil. Bu sitenin tiyatral kuramı, Bulunmaz Tiyatro tarafından belirleniyor... Bulunmaz Tiyatro, konservatuar anlayışına (da) karşı olduğundan yaşayabiliyor... Bu site, her ne denli platform gibi görünse de, aslında tiyatral/siyasal çizgisi sosyalizm olarak belirlenmiş bir site...
Konservatuarlarda okuyan oyuncu adaylarının, "her hafta 500 sayfa kitap okuyan aydın adayı" olarak yönlendirildiğini sanmıyoruz. Konservatuarların, insanı özgürleşmeye değil, tutsaklığa ittiğini düşünüyoruz...
Herşeye karşın, Kemal Oruç'un emeğini önemsiyor ve yazısını yayımlanabilir nitelikte buluyoruz. Kuzuların sessizliğinden yana olan tiyatro evreninde, Oruç'un daha önemli işler yapabileceği varsayımıyla sitemizi kendisine açıyoruz:
Kemal ORUÇ
Bu çalışmamda; Muhsin Ertuğrul’un tiyatro yaşamından yola çıkarak, bugünkü Türk Tiyatrosu’nu ve konservatuvar sistemini değerlendirmeye çalıştım.
Günümüz tiyatrosunun yozlaşmasında, yapılan oyunların, seyircinin ruhuna değil, dalağına hitap etmesinde ya da daha kötüsü, ona hiç hitap etmemesinde, kuşku yok ki tiyatronun toplumsal yanının unutulması; ticari tiyatroların salt domates satar gibi bilet satma sevdasına kapılması yatmaktadır.
Muhsin Ertuğrul, çağdaş tiyatroyu ülkemize kazandırmaya çalışırken, seyircinin alışagelmiş olduğu vodvil, fars tarzı oyunlardan bir türlü vazgeçemediğini; düşündürmeye sevk eden, daha çok klasik olan, oyunları oynatmak ve kabul ettirmek için büyük zahmetler çektiğini biliriz.
Bu oyunları en iyi biçimde sahneye koyabilmek için de, belli bir akademik eğitimden geçmiş, alaylı olmayan oyuncular olması gerektiğini vurgulamış ve konservatuvar kurulması için gerekli başvuruları yapmıştır.
M. Ertuğrul, Darülbedayi’nin Ankara turnesinde, 11 Nisan 1930’da, bir oyun sonrasında, Atatürk ile görüşür. Atatürk'ten, tiyatro sanatının eğitimle bütünlenerek alaylı gelenekten kurtarılması adına, konservatuar açılması için istekte bulunur. Sanatçımız, 15 Ekim 1930’da, İstanbul’da Darülbedayi’ye bağlı Tiyatro Meslek Mektebi’nin açılışına öncülük eder. Ödeneksizlik nedeniyle kapanan bu okulun yerine R. A. Sevengil’in önerisiyle, yine İstanbul Belediyesi’ne bağlı kurulan konservatuvarda sahne dersi öğretmeni olarak görev alır.*
Ülkemizde kurulan ilk konservatuvarda Muhsin Ertuğrul’un payı büyüktür. Fakat o zaman açılan konservatuara katılan birçok kişiden ancak altısı yaş, fizik ve ilgi dolayısıyla eğitim almaya hak kazanmıştır. Bugün ise her konservatuvara başvuran ortalama 150 kişiden 12-15 kişisi eğitim almaya hak kazanmaktadır.
Günümüzde tiyatro eğitimi başta konservatuvarlarda, güzel sanatlarda, resmi ve resmi olmayan kurumlarda verilmektedir. Internet platformlarında, sezon başında duyuruları takip ettiğimizde, tiyatroda iki oyuna çıkıp da, tiyatro eğitmeni olduğunu varsayan ve eğitmenlik yapmak için öğrenci arayanları görüyoruz. Önceden bu işi bilmese de, oyunculuk yapmaya kalkışan birçok kişi vardı; şimdi bu kişiler eğitmenliğe de merak saldı.
Öncelikle şu soruya cevap bulmak gerekir: Bir genç konservatuvara neden gitmeli neden gitmemeli?
Eğer ki, bir genç şunları düşünüyorsa;
1. İyi taklit yapıyorum; benim çok yetenekli olduğumu söylüyorlar.
2. Konservatuvar çok eğlenceli görünüyor.
3. Dizilerde oynamak istiyorum.
4. ÖSS’de ancak barajı geçebildim, bari yetenek sınavına gireyim.
5. Okulda bir oyunda oynadım, annem beni takdir etti. Konservatuara girmemi istiyor.
6. Bu işte çok para var diyorlar.
hemen konservatuvar sevdasından vazgeçsin; çünkü hiç de düşündüğü gibi değil!
Öncelikle konservatuvarda eğitim almak demek, bu işi gerektiği gibi büyük bir disiplinle ve başlı başına bir meslek olarak yapmak demektir. Dizi oyuncusu olmak için
Öncelikle iyi taklit yapmak demek, iyi bir oyuncu olacağınız anlamına gelmez. Tiyatro oyunculuğu yapmak taklitten başka birşeydir. Taklit demek kopya etmek demektir. Oysa oyunculuğun temeli yaratıcılığa dayanır.
Konservatuvarın çok eğlenceli olduğu hiç de doğru değil. Zira en ağır bölümlerden biri. Akşam geç saatlere kadar süren dersler, haftasonu çalışmaları, akşam evde dahi çalışma zorunluluğu, haftada ortalama beşyüz sayfa kitap okuma zorunluluğu, tatilde bile okunması gereken kitaplar ve hazırlanması gereken yüklü ödevler...
Bütün bunları yapıp, dört yıl sonunda mezun olduktan sonra da, tıkanan devlet tiyatrosu kadrosu dolayısıyla işsiz kalma olasılığı... Özel tiyatrolar da zaten iyi oyuncular barındırıyor; dolayısıyla yeni mezun birini neden kadrosuna alıp da, durduk yere maaş ödesin? Hatta kendi kendinize bir sorun; son beş yıl içinde konservatuvardan mezun olup da, iyi bir yerde tiyatro yapabilen kaç kişi var? Bir elin parmaklarını geçmiyor mu? Peki büyük bir çoğunluk olan diğerleri nerede? Mecburen dizilerde oynuyorlar!
Sadece dizilerde oynamak için konservatuvar okumaya, dört yılı harcamaya hiç gerek yok. Gidin, bir cast ajansına kayıt olun ve görücü usulü rol beklemeye başlayın. Dizilerde hiç oynamanıza da gerek yok, zira yoldan geçen adam bile rol alıyor!
ÖSS’de barajı ancak geçebildiniz ve bir üniversitede okumak istiyorsunuz; dolayısıyla konservatuvar yetenek sınavlarına başvurdunuz. (Bunu yapan o kadar çok kişi var ki!) Tesadüfen ya da bir torpille kazandınız (!) diyelim. Tesadüfen ve torpille mezun olma şansınız hiç yok. Çünkü sizi aldıran hocadan geçseniz bile diğer hocalardan kalır ve sürünürsünüz. Bence yeniden ÖSS’ye girin ya da bir an önce bir iş bulun kendinize.
Okulda bir müsamerede oynadığınız rolü elbette herkes beğenmiştir; çünkü zaten oyuncunun yerine kendini koyan seyirci bir de genç yaşta sahneye çıkan kişiyi daha da çok beğenmiştir. Bu seyirci topluluğunun çoğunluğunun da aile, aile yakınları ve arkadaşlar olduğunu düşünürsek, beğenilmeniz ve de övülmeniz çok doğaldır. Sırf anneniz ya da arkadaşlarınız çok beğendi diye konservatuvara girmek istemeniz ham bir düşüncedir. Oturup enine boyuna düşünmeniz ve bir kesinlik kazanıp, kendi kararınızla, sonucunu da düşünerek konservatuvara girmeye karar vermeniz gerekir. Konservatuvar yetenek sınavında sizin ne kadar yetenekli olduğunuza değil, ne kadar çalıştığınıza ve sadece sınava hazırlanırken bile ne kadar emek verdiğinize bakacaklardır zaten. Ayrıca bir birikiminiz olması da gerekmektedir. Örneğin, kitap okuma alışkanlığı olmayan birinin konservatuvarda tutunması çok zordur. “Hele ben oraya bir kapak atayım” düşüncesi de bir o kadar değersiz ve tehlikeli bir düşüncedir.
Bu işte çok para olduğunu düşünmeyin . Öncelikle konservatuvarda okurken bile yapacağınız masraflar sizi bezdirmeye yetecektir. Bir de mezun olduktan hemen sonra iş bulamayacak, yıllar sonra iş bulduğunuzda da yaşınız epey bir geçmiş olacaktır.
Unutmayın bugün tiyatronun duayenleri dediğimiz kişiler mezun olduklarında bu kadar çok konservatuvar ve bu kadar çok oyuncu yoktu. Ayrıca tiyatroda tutunabilen kişiler zaten çoğunlukla Türkiye’deki konservatuvar eğitiminin ardından bir de yurtdışında ileri tiyatro eğitimi almış kişilerdir. Şimdi bırakın konservatuvarı, diğer bölümlerden mezun olmak bile olağan birşey ve size ancak o mesleğin kapısını açıyor. İş bulmak ancak ve ancak size kalıyor.
Eğer bütün bu koşulları kabul ediyorsanız, EVET, konservatuvar tam size göre ve kapıları sizin için sonuna kadar açık. Bu kadar büyük bir istekle alabileceğiniz en iyi eğitim de konservatuvar eğitimidir.
Ama şu da var ki günümüzde bir konservatuvara yaklaşık 150 kişi başvuruyor ama ancak 12-15 kişi alınıyor. Geri kalanların büyük bir çoğunluğu kesin olmayan nedenlerle, öylesine girse, aralarında onlarca kişi de çok istekli, çalışmış ve bu işi yapmayı hak etmiştir. Bu kişiler konservatuvar okuyamadı diye tiyatro yapamayacak mı? Öyle birşey yok! Gerçekten isteyen, çalışan, emek veren kişi her ne koşulda olursa olsun kendi yolunu açar ve bu işi en iyi şekilde yapar. Konservatuvar okuyan herkes iyi işler yapıyor diye birşey yok. Ve hatta mezun olup da ortadan kaybolan o kadar çok kişi var ki!
Hep sorarım kendi kendime: “Madem bütün tiyatroların kapıları kapalı, yeni oyunculara yer yok, neden mezun olanlar kendi tiyatrolarını kurmuyorlar?” diye. Galiba bunun başlıca sebepleri şunlar olsa gerek:
* Her bölümde olduğu gibi son sınıfa doğru rakipleşmenin artması ve bağların kopması
* Tiyatro işletmeciliğinin öğrencilere yeterince ya da hiç öğretilmemesi
* Tiyatro kurup da risk almak istememek
* Devlet tiyatrosunda çalışabilmeyi beklemek
* Mezun olduktan hemen sonra bir iki dizide oynayıp da sonunda para kazanabilmek
* Az bir olasılık da olsa eğitim veren hocasının özel tiyatrosuna girmek
Konservatuvar okumadan tiyatroyu hakkıyla yapan birçok üstad var. Bu kişiler de rastgele sahneye çıkmış değillerdir. Birçok ustanın elinden geçmiş, onların yanında yıllarca çıraklık yapmış ve bu sanatın inceliğini onlardan öğrenmişlerdir.
Konservatuvara giremeyen gençler üzülmesinler; tiyatroyu yapabilmek için konservatuvar şart değildir. Böyle bir kanun yoktur! Doktor olabilmek için tıp okumak şarttır; ama oyuncu olabilmek için konservatuvar okumak şart değildir. Önemli olan bu işin eğitimini düzenli bir şekilde alabilmek, emek verip ter dökebilmektir. Konservatuvarın avantajı şudur ki; eğitimi düzenli olarak alabilir, dört yıl gibi kısa bir sürede büyük bir birikim sağlayabilirsiniz.
İlk konservatuvarrın kurulmasında büyük payı bulunan Muhsin Ertuğrul da bir konservatuvar eğitimi almamıştır. O, eğitimini yurtiçindeki ve daha çok yurtdışındaki ustaları izleyerek, onlara fikir danışarak, deneylerde bulunarak tamamlamıştır. Hatta Darülbedayi’de açılan konservatuvara öğrenci olarak başvurup kısa süre sonra sahne dersi öğretmeni olur. Muhsin Ertuğrul’un konservatuvar eğitimini şart koşmasının sebebi de, galiba, kendisinin bu sanatı dolaylı yollardan çok uzun yıllarda öğrenebilmesidir. Zira farklı ülkelerdeki ayrı ayrı üstadları incelemek ve onların fikirlerinden faydalanıp görgülerinden nasiplenmek çok uzun yıllar gerektirir. Halbuki konservatuvar yoluyla belli bir düzende eğitim verilecek, üstadlar düzenli olarak derse girecek ve oyuncu adayları daha kısa zamanda, iyi bir donanımla, sahneye çıkabileceklerdir.
“O zamanki koşullarla şimdiki koşullar bir değil... Herkes Muhsin Ertuğrul gibi olamaz...” diye düşünmeyin. O tiyatroya aşıktı ve bu büyük aşkla Çağdaş Türk Tiyatrosu’nu kurdu. O zamanki koşullarla şimdiki koşullar arasında pak bir fark olmadığını okuduğum kitaplardan, özellikle Muhsin Ertuğrul’un makalelerinden anlayabiliyorum. Hatta bugün tiyatromuz daha da kötü durumdadır.
Gibi Yapanlar olarak “Toplumsal Destek Projesi” adıyla düzenlediğimiz Ücretsiz Konservatuvara Hazırlık Atölyesi’ne yaklaşık olarak 80 kişi başvurdu ve biz 17 kişiyi aldık (2 kişi sonradan geldi.). Kimseyi elemedik; herkes kendini eledi ya da çalışmaya hevesli olanlar kendini seçti. 17 kişi değil de 25 kişi de olabilirdi yani.
Gelemeyen çoğunlukla yaşanılanlar ilginçti. Öncelikle şunu söylüyorlar: "Ben tiyatroya aşığım, seviyorum, onsuz yapamıyorum." Hemen karşılık veriyorum: "En son hangi oyunu izlediniz?" Uzunca bir düşünme süresinden sonra cevap gelmeyince: "Peki en son hangi kitabı okudunuz?" diye soruyorum; 'Iııı' sesiyle başlayan bir düşünme süreci daha başlıyor. "Peki" diyorum "hiç bir kişiye aşık oldunuz mu?" "Oldum" diyor. "Ondan ayrı durmaya dayanabiliyor musun?" "Hayır " diyor. "Tiyatroya aşık değilsiniz öyleyse..."
Atölyeye sonradan başvuran bir genç: "Ben çocukluğumdan beri kitap okumayı sevmedim, sevemeyeceğim." dedi ve konservatuara ‘hazırlanmaya' hazırlanıyormuş. Sınavı da gelecek hafta... Ne yaptın şimdiye kadar diyorum. "Hiçbirşey... ama 1 haftam var daha" diyor. "Konservatuara girince haftada 500 sayfa kadar kitap okumak zorundasın" dedim ve cevabı: "Ben oraya bir kapak atayım da gerisini hallederiz" (!)
80 kişiden 17 kişi atölyeye katıldı; çünkü gerçekten çalışmışlardı ve çalışıyorlar da... Birkaçı sadece dürüst olduğu için alındı. Şöyle ki; "Ben tiyatroyu hiç bilmiyorum, tiyatro ile ilgili kitap okumadım; ama tanımak, içinde bulunmak ve kendimi geliştirmek istiyorum." dediler ve alındılar. Bu bizim için yeterli bir cevaptı.
İsterim ki herkes tiyatronun içinden geçmiş olsun; kendinde birşeyleri keşfetsin, geliştirsin ve değiştirsin. Ama bu iş özveri işi, dürüstlük işi. Çalışmazsanız yapamazsınız!
Tiyatro yapabilmek için mutlaka ama mutlaka eğitim şarttır. Bu eğitimi konservatuvarda, halkevlerinde, özel tiyatroların açtığı kurslarda, ustalardan özel derslerle, okulların tiyatro kulüplerinde alabilirsiniz. Önemli olan kendini ne kadar donattığın, düşüncelerini ne kadar geliştirdiğin ve yeniliklere ne kadar kendini açabildiğindir.
Konservatuvar okuyup da direkt olarak sanat ticaretine atılan (!), tiyatronun ve toplumun gelişmesine öncü olup katkıda bulunmayan bir kişinin de; bu işi eğitimsiz olarak, rastgele, salt kıç baş sallamalı oyunlar yaparak bu sanatın değerini düşüren kişinin de gözümde hiçbir değeri yoktur!
Konservatuvar okuyup da kendini geliştirmeden mezun olan bir kişi yerine, kendi olanaklarıyla tiyatro eğitimini parça parça almış, sahnede bu işi öğrenip tiyatroya katkı sağlayabilecek seviyeye gelmiş bir kişiyi tercih ederim.
Tiyatro yapabilmek için konservatuvar şart değil; eğitim şarttır!
GÜNLERİNİZ AYDIN OLSUN SEVGİLİ DÜŞÜNCE DOSTLARI!
* (Görüşleriyle, Uygulamalarıyla) Muhsin Ertuğrul [Hazırlayan: Dr. Efdal Sevinçli], Mayıs 1990, Arba Yayınları: 38.
13. 08. 2007






