31 Temmuz 2007 Salı

SAYIN HİLMİ BULUNMAZ'A KISA BİR YANIT

A.Ertuğrul Timur


Sayın Hilmi Bulunmaz ağırlıklı olarak Mustafa Demirkanlı'ya bir yanıt yazmış olup ben sadece bana yönelik kısa bir bölüme mümkün olduğunca kısa bir yanıt yazacağım.

Önce sayın Bulunmaz'ın bana yönelik satırlarını buraya aktarayım

----------------------------------------------------------------------------------
(...)

Ertuğrul Timur, tiyatrom.com adlı sitenin sahibi… Başlattığı kampanyalarla ses getiren Timur; toplumsal yararlılıkla, sanatsal yararlılığı birleştiren bu kampanyalarla insanların bilinçlenmesine katkıda bulunuyor… Şimdiye dek, Coşkun Büktel'in hiçbir yazısına link vermeyen Timur, birdenbire, ne değiştiyse, onlarcasına link verme gereksinimi duydu… (Sonradan Demirkanlı ile mi konuştu, ne yaptıysa, verdiği link'leri kaldırıp, anlaşılması zor bir yöntemle, Büktel'in yazılarını özensiz ve okunamaz bir mizanpaj düzeniyle alt-alta sıralayarak, aklı sıra, ya da Demirkanlı'nın aklı sıra, hem sansüre devam edip hem de sansürcü olmadığını kanıtladı!…) Özdemir Nutku'dan yana tavır alan Timur, bende düş kırıklığı oluşturdu. Sormadan edemiyorum: Bu ne perhiz (kampanyalar), bu ne lahana turşusu (Özdemir Nutku/iftira destekçiliği)?!...

(...) Hilmi Bulunmaz
----------------------------------------------------------------------------------

Haklısınız, "Toplumsal yararlılıkla, sanatsal yararlılığı birleştirmeye, kendi sorunlarıyla ve toplumsal sorunlarla daha ilgili olunmasına" elimden geldiğince (gerekirse provakatif denilmesi pahasına) çabalıyorum doğrudur. Siz de sık sık destek veriyorsunuz teşekkür ederim bunun için de.

Şimdiye dek Coşkun Büktel'in hiç bir yazısına evet yer vermedim, zira yukarıda sizin bahsettiğiniz değer yargılarında yani "toplumsal yararlılıkla, sanatsal yararlılığı birleştirmeye" dönük bir Coşkun Büktel yazısı göremedim. Daha çok kendisiyle ilgili, kendi yazdığı, kendi çevirdiği oyunlar üzerinden fırtınalar koparmayı seçen bir yazar ne kadar toplumsal yararlılıkları ilke edinmiş, ne kadar kişisel kırgınlıklarının, öfkelerinin, iç birikintilerinin ürünü olarak yazmaktadır doğrusu ya emin olamadım. (Kitaplarından eserlerinden söz etmiyorum internet sitesindeki polemikleri içindir bu sözüm)

"birdenbire, ne değiştiyse, onlarcasına link verme gereksinimi duydu…" sözüne gelince bunda iki etken vardı. Birisi Coşkun Büktel artık manşetinden tiyatromu sansürcülükle suçlar hale gelmesiydi ve buna bir yanıt verilmesi gerektiğini düşünmemdendi, diğeri ise artık gerçekten bıkmıştım yeniden yeniden bu polemiklere yer vermemiş olmamın temcit pilavı gibi tekrarlanmasından ve "Al verdim bakalım ne olacaksa" demek için yer verdim. Yazımda da belirttiğim gibi ben o polemiklerin daha çıkışından yanlış olduğunu ve değersiz olduğunu düşünüyorum. (Kitaplarından eserlerinden söz etmiyorum internet sitesindeki polemikleri içindir bu sözüm) Bunu da çok açık ve net yazdım zaten.

(Sonradan Demirkanlı ile mi konuştu, ne yaptıysa, verdiği link'leri kaldırıp, anlaşılması zor bir yöntemle, Büktel'in yazılarını özensiz ve okunamaz bir mizanpaj düzeniyle alt-alta sıralayarak, aklı sıra, ya da Demirkanlı'nın aklı sıra, hem sansüre devam edip hem de sansürcü olmadığını kanıtladı!…) demişsiniz.

Evet önce link verdim sonra Sayın Büktel bunu da beğenmez ille de bunlar tiyatrom altyapısında tiyatrom serverinda yer almazsa tiyatromda yine de yayınlanmış saymaz bu sakız gibi konu da gene uzar kaygısıyla "hadi bakalım al sadece senin sitende değil tiyatromda da yayınlanmış olsun da muradına er" gibi bir bıkkıntı ile yazımda bazı ufak düzeltmeleri yaparken bunu da kendi sayfalarıma alarak değiştirdim. Zaten biraz daha gayret etsem Coşkun Büktel'in tüm sitesi komple tiyatromun dahilinde de olmuş olacaktı zira zaten sitesinde bu polemikler dışında da pek bir şey yok sizde biliyorsunuz.

Demirkanlı ile konuşma konusuna gelince ben elbette herkesle konuşabilirim herkes birbirinden etkilenip herkes birbirine fikir verebilir Bu gün gelir Mustafa Demirkanlı olur gün gelir Hilmi Bulunmaz olur. Ama bu konuda (Bu polemiklerdeki linkleri kaldırıp kendi alanıma taşımak konusu) Demirkanlı ile bir konuşmamız olmadı. Kaldı ki benim Tiyatro Dergisi Yayın Kurulu üyesi olarak bir oyla da olsa Tiyatro Dergisine karışma hakkım vardır ama Sayın Demirkanlı'nın Tiyatrom üzerinde (kendi misafir olduğu sütun ve sayfalar hariç) hiç bir söz hakkı yoktur. Beni tanıyanlar insanların tiyatromda yer alan kendi yazılarına asla müdahale etmediğimi bildikleri gibi tiyatrom'un genel yapısına da kimsenin müdahalesine izin vermediğimi de çok iyi bilir.

Coşkun Büktel'in tiyatroma taşıdığım yazılarındaki mizanpajı beğenmemeniz konusuna gelince olabilir, Coşkun Büktel'de sizin basılı derginizdeki mizanpajınızı beğenmemişti. Bende onun bir tarafı bir kilometre uzayıp giden ve yüklenme güçlüğü yaratan kendi sitesini beğenmiyorum. O sizin dergiyi, ben onun ana sayfasını beğenmediğim gibi siz de benim Büktel polemiklerini tek sayfada toplamamı beğenmemiş olabilirsiniz. Zaten çok da severek isteyerek , gerekli görerek yer vermediğim için sadece aylardır yapılan emrivakiden kurtulmak için yayınladığımı da açıkça belirttiğim için beğendirmek gibi bir kaygı duymadım. Şimdi de bu mizanpajı bahane gösterip sansürcülüğü devam ettirmek gibi bir söz ediyorsanız PES diyorum ve artık tamam kardeşim, ben sansürcüyüm ben Coşkun Büktel'in yazılarının sansürcüsüyüm diyorum ve daha fazla da bu konuya zaman ayıramayacağımı belirtiyorum

Bu ne perhiz (kampanyalar), bu ne lahana turşusu (Özdemir Nutku/iftira destekçiliği)?!... sözünüze gelince, Özdemir Nutku ile ne bir bağlantım, ne ortak paylaşımlarım, ne bir çıkarım yoktur, bugüne dek sadece bir kez karşılaştım. Özdemir Nutku'nun bir gün ciddiye alınması gereken bir yanlışı olursa (Toplumsal yada tiyatral yarar, zarar anlamında) tiyatrom da manşet yapıp üstüne gidileceğinden de emin olabilirsiniz. Ama bu konuda ben Özdemir Nutku'yu en baştan beri haklı bulmaktaydım bunu da olabildiğince en net en açık şekilde ifade ettim daha ne yapabilirim? Sırf sizin ikide bir suçlamalarınızdan kurtulmak için inanmadığım halde Coşkun Büktel'den yana mı davranayım? Her zaman mağdur görünenden yana olmak hak mıdır? Mağdur her zaman haklı demek midir? ve ortada gerçekten bir mağduriyet var mıdır? Bana göre Özdemir Nutku yapılması gerekeni yapmıştır mantık da bunu böyle söylüyor, vicdan da, yaptığımız ankete katılanlar da.

Ben ortada bir iftira göremiyorum ve bir seçici kurulun başındaki kişinin de bir eserle ilgili kafasında oluşan soru işaretlerinin araştırılmasını istemesi iftira falan değildir, görevdir! "Çalıntıdır!" dememiştir, itham etmiyorum ama araştırılması gerekir demiştir.

Bakınız sayın Hilmi Bulunmaz elinizi vicdanınıza koyup şimdi şu iki durumu kıyaslayınız. Özdemir Nutku "kimseyi İtham etmiyorum 17 yüzyılda Fransa'da yazılmış bu adla bir eser var bu dili bilenlerin araştırmasında yarar var" tarzı bir konuşma yapmış. Kime karşı? Başında bulunduğu kurula sunulan bir esere ve bu eserin yazarına karşı. Buna hakkı var mı? Tabi ki var. Siz bir kurula bir eser sunuyorsanız o kurulun sizin eserinizle ilgili görüş belirtme, gerek duyuyorsa araştırma, beğenme beğenmeme hakkını o kurula yada kurul üyelerine vermiş oluyorsunuz. Bu kurulun kurulma, oluşturulma sebebi de budur. Beğenirsiniz beğenmezsiniz, size göre gereklidir yada gereksizdir ama bu budur ve sizde eser sunarken bunu kabul ederek sunmuş olursunuz. Bir kurula bir eseri değerlendirin diye vermenin anlamı budur. Bunu istemiyorsanız eserinizi sunmazsınız. Özdemir Nutku görüş bildirme yada araştırılmasını isteme hakkını kullanmıştır. Peki ya Coşkun Büktel'in benimle ilgili şu şaibeyi ortaya atması çok mu daha masumdur "kendisi, eğer inanmamız gerekirse, bir zamanlar Hürriyet yazarıymış" (C.B.) Sonuçta her ikisi de (Özdemir Nutku'nun Büktel için ettiği söz yada Büktel'in benim için yazdığı bu söz) kişisel şüphelerden sarf edilmiş sözler değil midir? Her ikisi de bir yazarla ilgili kamuoyunda şaibe yaratacak durum değil midir? Üstelik de Özdemir Nutku bunu sadece kurul üyelerine kapalı bir toplantıda dillendirmiş ve eğer bunu (Coşkun Büktel'e iyilik yaptığını sanan kişi) dışarı taşımasa bu şaibe kamuoyuna da yansımayacak bir sözken... Oysa Coşkun Büktel'in benimle ilgili şüphesini dile getiren sözü kamuya açık alanda internet ortamında yapılmış bir şaibe uyandırma durumu değil midir? Üstelik de dediğim gibi Coşkun Büktel eserini bu kurula sunmakla eserinin araştırılma, incelenme, üzerinde konuşulma, beğenilip beğenilmeme, duyulacak şüpheleri dile getirme hakkını bu kurula vermiştir. Oysa ben Coşkun Büktel'e yada herhangi birilerine bir şeyler satma amacıyla da kendimi yada geçmişimi denetlenmeye açmış da değilim. Ne yani Coşkun Büktel'in şüphe duyma ve şüphesini dile getirme hakkı var da Özdemir Nutku'nun mu yok?

Bugüne dek açtığım ve sizin de destek verdiğiniz hiç bir kampanya Ertuğrul Timur'un kişisel sorunundan yola çıkılmamıştır, bir tekinin bile sonucunda Ertuğrul Timur yarar görmeyecektir, Bir teki dahi Ertuğrul Timur'a haksızlık yapıldığı temelinden çıkıp aylarca manşetlere taşınmış değildir. Tümü toplumsal yararlılık yada tiyatronun genel yararı amacıyladır. Ancak ucu bir yerden kendine dokunulduğunda toplumcu yada muhalif kesilenlerden değilimdir. Oysa Coşkun Büktel'in sitesindeki (Çığ aslında neyi sarsıyor hariç) diğer tüm manşetleri, polemikleri, kopardığı fırtınalar nedense direkt sadece ucu direkt kendine dokunmuş konulardadır. Muhalifliğinin başlangıçları ya kendi yazdığı oyundan dolayı, ya kendi çevirdiği oyundan dolayıdır. Benim sorgusuz sualsiz mağdurdan yana olmamı ve ille de Coşkun Büktel'le Özdemir Nutku karşı karşıya ise Coşkun Büktel'den yana tavır içinde olmamı bekleyemezsiniz. İşte böyle bir perhiz (kampanyalar) ve işte böyle bir lahana turşusu (Büktelin kendi feryat figanları) dır sorunuzun yanıtı.

Saygılar

Not : Ben tiyatro dünyası ve ülke gündeminde bunca önemli konu varken bu konuya daha fazla kafa patlatmaya yada manşetlerde tutmaya asla niyetli değilim. Size de haddim olmayarak önerim şudur: Dostluklar farklı şeydir yayıncılık sorumluluğu farklı. Şöyle bir adım geri çekilip bir kez daha konuyu tarafsız gözle inceleyiniz ortada acaba gerçekten bu kadar sakız edilecek ciddi bir yan var mıdır ? Vardır diyorsanız seçim sizin isterseniz aylarca iftiracı Özdemir Nutku'nun Coşkun Büktel'e iftirası diye manşet atın bana ne.. Elbette Sayın Büktel'in ve sizin yanıt hakkınız saklıdır ama tiyatrom da ilk defa emrivaki (defalarca konuyu gündeme taşıyarak psikolojik baskıya dönüştürdüğünüz için emrivaki diyorum) bir manşet yaptım bir daha da asla yapacak değilim.


Bu yanıt 31 Temmuz 2007 de yazılıp aynı günün devamında bazı ufak cümle ve vurgu düzeltmeleri yapılmıştır

tıkla: tiyatrom

Demirkanlı yalanlarını sürdürüyor

Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: On


Hilmi Bulunmaz


"Hay Allah!" başlıklı bir yazı yazan Demirkanlı, tüm yazılarını olduğu gibi, bu yazısını da tamamen yalan üzerine temellendiriyor!...

Tiyatro dünyasına bir kene gibi yapışan Mustafa Demirkanlı, bu alanda hiçbir tiyatral becerisi bulunmamasına karşın, sahip olduğu tiyatrodergisi.com.tr adlı siteyi; bir şantaj ve tehdit aleti olarak kullanıyor…

Yalan, iftira, çarpıtma… gibi kavramlara, birer cankurtaran simidi gibi sarılan Demirkanlı, tiyatro dünyasındaki durumun, kendi lehine dönüştüğünü sandığında, hemen klavyeye sarılıp, sansürcülüğünü ve yalancılığını pratiğe geçiriyor.

Gerçeğe, gerçek tiyatroya, gerçekçilere, gerçekçi tiyatro sanatçılarına kısacası gerçekten yana her kim varsa ona, sırtını dönen Demirkanlı, tıpkı kendisi gibi "hakikat düşmanlarıyla" ittifak kuruyor…

Kerem Kurdoğlu, Orhan Alkaya… gibi yapay aydınlarla gemisini (Tiyatro… Tiyatro…'sunu) yüzdürmeye çalışan Demirkanlı, denizin bittiğini, çölün başladığını sezdiğinde ise, "Çığlık"ı basıp, dilenciliğe soyunuyor …



Ertuğrul Timur, tiyatrom.com adlı sitenin sahibi… Başlattığı kampanyalarla ses getiren Timur; toplumsal yararlılıkla, sanatsal yararlılığı birleştiren bu kampanyalarla insanların bilinçlenmesine katkıda bulunuyor… Şimdiye dek, Coşkun Büktel'in hiçbir yazısına link vermeyen Timur, birdenbire, ne değiştiyse, onlarcasına link verme gereksinimi duydu… (Sonradan Demirkanlı ile mi konuştu, ne yaptıysa, verdiği link'leri kaldırıp, anlaşılması zor bir yöntemle, Büktel'in yazılarını özensiz ve okunamaz bir mizanpaj düzeniyle alt-alta sıralayarak, aklı sıra, ya da Demirkanlı'nın aklı sıra, hem sansüre devam edip hem de sansürcü olmadığını kanıtladı!…) Özdemir Nutku'dan yana tavır alan Timur, bende düş kırıklığı oluşturdu. Sormadan edemiyorum: Bu ne perhiz (kampanyalar), bu ne lahana turşusu (Özdemir Nutku/iftira destekçiliği)?!...



Sitesinde, gerçeklere yer vermemek için özel bir çaba harcayan yalancı ve sansürcü Demirkanlı, tartışmaya ortak olup, konuk olduğu tiyatrom 'da; "Hay Allah!" başlıklı yazısıyla, ilginçlikler sergiliyor...

Daha önce, hem de "ana avrat söverek" iki yazı yazan Demirkanlı'nın o küfürlü yazıları, küfür ettiği Büktel tarafından, www.coskunbuktel.com'da yayımlandı. Demirkanlı'nın alçakça ve pespaye biçimde hazırlanmış, her satırı yalan ve iftira kokan yazılarını gayet anlaşılır ve çok özenli bir mizanpajla yayımlayan Büktel'in, bu alçakça yazılara karşı yazdığı yazısı ise, elbette ki, Demirkanlı tarafından sansür edildi ve onun sitesinde yer alamadı. Büktel'e yönelttiği yalan ve küfürleri kendi sitesinde de yayınlamış olan Demirkanlı, Büktel'den aldığı tokat gibi cevabı ise, sitesinin okurlarından sakladı.

Niçin?

Okurlarını eşek yerine koyan Demirkanlı, okurları birer insan olarak görmeyip, birer müşteri olarak gördüğü için!...

Şimdi de, yeni yazdığı yazıda ("Hay Allah!") iftiralarını sürdürüyor…

Nasıl mı?...

Şöyle: Coşkun Büktel'in hiçbir zaman söylemediği, yazmadığı, uydurma bir tümce kuran Demirkanlı, Büktel'e mal ettiği o uydurma tümcenin üzerine, yalan / sanal / banal bir yazı inşa etmeye çalıştı…

Peki, Büktel'in, hiçbir zaman söylemediği / yazmadığı o uydurma tümce neydi?...

Hemen aktaralım: "Bu eseri (Theope'yi – Oyun) sahneleyecek bir yönetmen yok."

Demirkanlı, neden insanların söylemediklerini söylemişler gibi / yazmadıklarını yazmışlar gibi gündeme getiriyor?...

Tam anlamıyla, mantıksal bir yanıt veremesek de, "alışkanlıktan" diye kestirip atabiliriz… Başarısız insanların başvurduğu yöntemlerden biri olan yalan, Demirkanlı için hava/su gibi zorunluluktur!... Büktel'in deyişiyle: "Mecburi istikamet"tir…

Demirkanlı diyor ki:


"Öncesinde konuşabilseydik, Ertuğrul'a şunu söylerdim: 'Yapma, Coşkun Büktel'in yaşamla arasındaki son bağı koparma, o, sansürlendiğini sanarak yaşama sarılıyor.' derdim, diyemedim."


Oysa, aslında, Büktel'i defalarca sansürlemiş olan Demirkanlı hayal görüyor ve kendisinin bazı gerçekleri okurlardan saklayan bir sansürcü olduğunu kimse fark etmiyor sanarak yaşama sarılıyor… Hâlâ fark etmeyenler de var tabii ama, son zamanlarda Bulunmaz ve Büktel'in yazıları sayesinde Demirkanlı'nın bir sansürcü olduğunu fark edenlerin sayısı giderek artıyor ve bu durum maddi menfaatlerine dokunduğu için Demirkanlı'yı çileden çıkarıyor. O yüzden, son yazısında doktorlara emanet ettiğini söylediği halde, Büktel ve Bulunmaz'a yeni bir yazıyla yeniden saldırmak zorunda kalıyor.

Coşkun Büktel'i düşünerek; onun emek, enerji ve zaman yitirmesini istemeyen Demirkanlı, Büktel adına, kendisi düşünüyor: "… sansürlendiğini sanarak yaşama sarılıyor." diyor. Ancak, mürekkebi bile kuramayan "Vicdanlar uyanıyor mu ne?" başlıklı "anons" yazısında söyle diyordu Coşkun Büktel:


"…İki yıldır, tiyatro camiasındaki yazarları, eleştirmenleri, tiyatro sitesi sahiplerini, akademisyenleri; teşhir ettiğimiz skandalları görmezden gelmekle, okurlarından gizlemekle suçluyoruz. Hiçbiri, bir teki bile, tınmıyordu. Bundan şikayetçi olduğumuz sanılmasın! Biz haklıyız ve rahatız. Tuzumuz kuru. Onlar içine battıkları utanca, eğer katlanabiliyorlarsa, kıyamete kadar katlanabilirler! Umurumuzda olmaz…" (tıkla: coskunbuktel.com)


Demirkanlı diyor ki:


"Bundan yıllar önce (Tam tarih vermediğim için suçlanacağım Büktel tarafından, biliyorum, ama kalkıp dergi arşivini açıp, tarihi buraya eklemeye gerek duymadım, isimler gerçek.) Tiyatro… Tiyatro… Dergisi'nin bir Yayın Kurulu toplantısında, o sırada Yayın Kurulu'nda bulunan Kerem Kurdoğlu şu öneriyi yaptı: 'Coşkun Büktel'e bir sayfa verelim, muhalif bir kalem, muhalif seslerin de olması iyi olur.' dedi. Ben, hemen kabul ettim, 'evet iyi olur' diye görüşümü aktardım. Büktel'in dergide yazmasını istiyordum. Yanılmıyorsam Orhan Aklaya (Demirkanlı 'Aklaya' diyorsa, bize 'Alkaya' demek düşmez! – Oyun) güldü ve şu itirazını dile getirdi: 'Coşkun'un 'Theope' ve kendisi dışında muhalif olduğu tek şey söylerseniz, hemen kabul ederim.' dedi. Kerem'le birbirimize baktık, o önerisini geri aldı, ben de desteğimi."


Demirkanlı'yı değerlendirelim:


Bizce, Büktel, Demirkanlı'ya o anekdot için tarih vermedi / veremedi, diye kızmaz… Çünkü anekdot, Büktel'in aleyhine bir anlam içermiyor. Tam tersine, anekdotta adı geçenlerin aleyhine bir anlam içeriyor. Demirkanlı okurların o anekdottan ne anladığını sanıyor acaba? Coşkun Büktel'in kötü bir eleştirmen olduğunu mu? Büktel'in yazılarını okumuş olan okurların böyle sanması zaten imkansız. Onlar bu anekdottan, Büktel'in kötü bir eleştirmen olduğunu değil, ancak ve ancak, Büktel hakkında negatif karara varan o üç kişinin ahmak olduğunu anlar. Demirkanlı, ikide bir o anekdotu anlatarak Coşkun Büktel'i değil; ancak Orhan Alkaya ve Kerem Kurdoğlu'nu kepaze etmiş, kendi çukuruna onları da çekmiş oluyor. Kendisi bugün olduğundan daha fazla kepaze olamayacağından kaybedecek hiçbir şeyi bulunmayan Demirkanlı, hiç değilse Orhan Alkaya ve Kerem Kurdoğlu'nu ahmak durumuna düşürmekten sakınmalıydı.

Demirkanlı, Orhan Alkaya ve Kerem Kurdoğlu'nun isimlerini "kullanarak" (Oh olsun ikisine de!) o anekdotla Büktel'i okumamış olanları aldatmaya ve Büktel'i okumalarını engellemeye (yani bir kez daha Büktel'i sansür etmeye) çalışıyor. Büktel'in zaten yalanlamayacağı, daha önce de yalanlamadığı o anekdot için kaynak yada tarih vermeyeceğini söyleyerek, gereksiz yere açıklama yapan Demirkanlı; kaynak göstermesi gerekli olan asıl noktada hiçbir açıklama yapmıyor. Yani Demirkanlı kaynak konusunda gerekmeyen yerde açıklama yaparken, aslında, aşağıda uyduracağı yalana zemin hazırlıyor. Büktel yazılarını okumadıkları için Demirkanlı'nın bu adi taktiklerine kurban giden, Büktel'i Demirkanlı'dan öğrenmekle yetinen saf okurlar hala kalmışsa (Korkarım ki, bir tanesi de Ertuğrul Timur) onlara acil şifalar diler, her yemekten sonra en az on sayfa Coşkun Büktel okumalarını tavsiye ederiz.

Padişah söylemli Kurdoğlu, Büktel için: "…muhalif seslerin de olması iyi olur." dediğine göre, Demirkanlı'nın patronu olduğu derginin, daha işin başında, "iktidarcı" olduğu, kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor!... Bu arada, beş saniye önce oluşturduğu görüşünü, beş saniye sonra iğdiş eden Demirkanlı'nın, ne denli kararlı bir yayıncı olduğu da kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor!...


Demirkanlı diyor ki:


"Coşkun için sadece kendisi ve kendisini temsil eden 'Theope' vardır. Başka da üretimi yoktur. Kendini eleştirmen diye tanımlar ama eleştirisi veya eleştirdiği 'Theope'yle ilgili kişilerin dışına çıkmaz. Örneğin, Tuncer Cücenoğlu'nun 'Çığ' oyununu eleştirir ve 'Çığ Skandalı' diye sunar. Nedir 'Çığ Sıkandalı'? (Demirkanlı 'Sıkandalı' diyorsa, bize 'skandalı' demek düşmez! – Oyun) Büktel'e göre mantık hatalarıyla dolu bir metin olması, kötü bir metin olması. Peki neden 'Çığ Skandalı' ? Sanki, Türkçede (Demirkanlı 'Türkçede' diyorsa, bize 'Türkçe'de' demek düşmez! – Oyun) yazılmış başka bir kötü metin yokmuş, bu tekmiş gibi. Çünkü yazarı Tuncer Cücenoğlu. Peki Cücenoğlu ile ne alıp veremediği var Büktel'in? Yıllardır Devlet Tiyatroları Edebi Kurulu'nda yer aldı ve Büktel'e göre sahnelenmesini engelleyenlerden biri. Diğeri de Özdemir Nutku (!), onun için 'Özdemir Nutku Skandalı' da var oldu ve herkes sansürlüyor!"

"Sanki Türkçede yazılmış başka bir kötü metin yokmuş, bu tekmiş gibi" diyor Demirkanlı.

Türkçe'de yazılmış başka kötü metin var. Hem de çok. Sayılamayacak denli çok. Ne var ki, "Çığ"dan başka hiçbirinin Rusya'yı sarstığı iddia edilmiyor. Hiçbir kötü metin, Tuncer Cücenoğlu'nun "Çığ"ı gibi, büyük yalanlarla, "Rusya'yı sarsan oyun" olarak okurlara sunulmuyor!... Demirkanlı, "Çığ"ın eleştirilmesine çok içerlemiş!...

"Çünkü yazarı Tuncer Cücenoğlu." Tuncer Cücenoğlu değil de, Abdurrezzak Şimendifer olsaydı, bu kez de: "Çünkü yazarı Abdurrezzak Şimendifer." olacaktı. Doğal olarak durum yine değişmeyecekti. Rusya'yı sarstığı yalanıyla beslenen bir Abdurrezzak Şimendifer de Büktel tarafından deşifre edilecekti…

Demirkanlı madem Büktel'in "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" başlıklı yazısından rahatsız; elinden geliyorsa, Büktel'in o yazıda "Çığ" metninden çıkardığı somut örneklerle kanıtlanmış bir sürü mantık hatasına karşı, Büktel'in kanıtlarına karşı, bir şeyler yapsın! Ama Büktel'in kanıtlarına karşı çıkmak ne mümkün! Bunu kim yapabilmiş ki, zavallı Demirkanlı yapabilsin! "Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?" daki kanıtlara karşı çıkmak, ne Cücenoğlu'nun, ne Demirkanlı'nın ne de o yazıda adı verilerek suçlanmış "Çığ" sever akademisyen, eleştirmen ve yönetmenlerin elinden geliyor. (Kemal Başar, Hülya Nutku, Üstün Akmen, Nurhan Tekerek, Erhan Gökgücü, vb.) Büktel'in kanıtlarına karşı çıkılamıyor. Büktel'e karşı yazı yazmak zorunda kalanlar, yalan, iftira ve meselenin aslını saptırma çabalarından başka yöntem bulamıyorlar. İşte aslolan bu! Meselenin aslı bu!

Yazımızın burasında Demirkanlı'nın tarihinden bir yaprak sunalım:


"Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt haklarını kullanmak isterlerse, şunu bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul Mahkemeleri'dir. Tekzip kararını getirirler ve yanıt hakları sayfalarımızda yer alır.

Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya devam ediyoruz."

(tıkla: Kırk Yılda Bir / Tiyatro... Tiyatro... dergisi, Mayıs-Haziran 2002, sayı 121-122 s.58. Yukardaki alıntıyı içeren Demirkanlı yazısına karşı Büktel'in cevabı için tıkla: "Coşkun Büktel'e sanatseverler değil, ancak 'sanatsavarlar' yalancı diyebilir".

Demek ki, Demirkanlı'nın Büktel'i sansürü dünkü olay yada bir defalık bir olay değil. Demirkanlı Büktel'i sansüre yıllar önce başlamış. Buna rağmen, Demirkanlı istiyor ki, kimse ona "sansürcü" demesin. İstiyor ki, Demirkanlı'nın adi bir sansürcü olduğunu, Büktel'in cevap yazısını bile okurlardan sakladığını kimse bilmesin. Herkes Demirkanlı'nın adi bir sansürcü olduğunu bilmek yerine, Büktel'in kendini sansürlenmiş hissettiğini, böyle hissederek hayata tutunduğunu sansın.


Demirkanlı diyor ki:


"Büktel, hayali düşmanlar ve hayali durumlar yaratıyor"

Yani Demirkanlı'nın kendi dergisinde yayınlanmış bir Demirkanlı yazısından kaynak belirterek (tıkla: Kırk Yılda Bir / Tiyatro... Tiyatro... dergisi, Mayıs-Haziran 2002, sayı 121-122 s.58) aktardığımız şu düşmanca ve sansürcü sözler, Demirkanlı'ya ait değil mi? Demirkanlı'nın gözüne sokmak için aşağıya bir kez daha aktardığımız şu sözleri Coşkun Büktel hayalinden mi uydurdu? Demirkanlı onları yazmadı mı?

"Feridun Çetinkaya ve Coşkun Büktel yanıt haklarını kullanmak isterlerse, şunu bilmeliler ki başvuracakları yer İstanbul Mahkemeleri'dir. Tekzip kararını getirirler ve yanıt hakları sayfalarımızda yer alır.

Biz, Tiyatro Dergisi olarak, ilkel ve iğrenç olmaya devam ediyoruz." (tıkla: Kırk Yılda Bir / Tiyatro... Tiyatro... dergisi, Mayıs-Haziran 2002, sayı 121-122 s.58)


Demirkanlı diyor ki:


"Büktel'e göre, 'Theope'yi sahneleyebilecek bir yönetmen Türkiye'de yoktur. Kendi sözleri. Dünya'da var mı bilemem, henüz oraya sıçramadı Büktel. Muhtemelen orada da yoktur. Ali Taygun İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda sahnelemeye kalktı, anasından emdiği burnundan geldi. Neymiş, yeteneksizmiş, anlamamış. Kaldırttı oyunu. Şunu sormak gerek: Madem Türk yönetmenler yeteneksiz, neden izin verdin, öncesinde de İstanbul Şehir Tiyatroları'na başvurdun, bilmiyordun da o zaman mı öğrendin, öğrenmen için – Türk yönetmenlerin yetersiz olduğunu, senin bir oyun yazman mı gerekiyordu? – sorularını sormak bile gereksiz. Büktel için önemli olan, onun ne kadar yetenekli bir yazar ve yönetmen olduğunu görmeyenler zaten cahil."


Demirkanlı'yı değerlendirelim:


Büktel, hiçbir zaman: "Theope'yi sahneleyebilecek bir yönetmen Türkiye'de yoktur." demedi. Yalan, kocaman bir yalan… İşte burası çok önemli. Yukarıda, okuru bu yalana hazırlamak için, gerekli olmayan bir konuda kaynak göstermediği için açıklama yapan:

"(Tam tarih vermediğim için suçlanacağım Büktel tarafından, biliyorum, ama kalkıp dergi arşivini açıp, tarihi buraya eklemeye gerek duymadım, isimler gerçek.)"

diyen Demirkanlı, asıl bu yalana zemin hazırlamış, bu yalanı "kaynak göstermeden" okurlara zerketmenin kılıfını hazırlamış oluyor. Hiçbir zaman söylenmemiş, yazılmamış sözlerle Büktel hakkında okurları dezenforme eden Demirkanlı, okurlara işkencecilerden bile daha acımasız davranıyor!... Halk için ne kadar zararlı bir unsur olduğunu kanıtlıyor. Türkiye'de sosyalist bir düzenin egemen olmayışına, Demirkanlı gibi alçaklar ne kadar dua etse azdır.

Demirkanlı, 'Theope'yi sahneleyebilecek bir yönetmen Türkiye'de yoktur ifadesinin Büktel'in "Kendi sözleri" olduğunu kanıtlasın, istediğini yapma teminatı verelim kendisine. Örnekse, üst fiyatından, her sayı, yüzer tane dergisini satın alalım… O kanıtlar da biz sözümüzü tutmazsak, şerefsiziz. Ama Büktel'e mal ettiği sözün Büktel'in sözü olduğunu kanıtlayamazsa; Demirkanlı şerefsizdir, yalancıdır, pespayedir, insanlıktan nasibini almamış bir alçaktır!...


Demirkanlı diyor ki:


"Başa dönüp bitireyim, keşke yayımlamadan önce bilebilseydim Ertuğrul'un yazısını, şunu söylerdim: 'Yapma, elindeki son silahı alma, Coşkun Büktel kendisinin sansürlendiğini düşünerek ve önemli biri olduğunu sanarak, mutlu mesut yaşıyor, yapma, elinden alma son silahını.' derdim."

Bu "lafları" okurken kime acıyorsunuz? Coşkun Büktel'e mi? Mustafa Demirkanlı'ya mı? Okurlar arasında bu laflar yüzünden Büktel'e acıyan varsa, Mustafa Demirkanlı kadar acınacak durumdadır.

Gelelim, Demirkanlı'nın en zavallı iftirasına / yalanına:


Demirkanlı diyor ki:


"… 'Ölüleri Gömün skandalı' (Bu da yeni, onu da bir ara belki ele alırım, ama şu kadarını söyleyeyim ki, çevirisinin artık oynanması ve 3-5 kuruş kazanmasına yönelik, hepsi bu)"


Demirkanlı'yı değerlendirelim:


Ortada bir gerçek var: "Ölüleri Gömün", İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda Şakir Gürzumar yönetiminde sahnelenmek üzere gündeme geliyor ve provaların başlaması için oyuncular ve teknik kadronun genel müdürlük tarafından onanmış/imzalanmış listesi DT'nin panosuna "asılıyor"… Ne var ki, sansürcüler tarafından engellenip, oynatılmıyor. Sol memesinin altında lağım çukuru değil de yürek bulunan herkesin bu engellemeye karşı çıkması gerekiyor. Ama Demirkanlı gibi sansürcü alçaklarda o yürek nerede? Onlar sansüre karşı çıkmak yerine, bu olayda da, sansürü ve sansürcüleri savunuyor. Demirkanlı da, sansürcü olduğundan, bu alçaklığı yapıyor

Yaşamımda gördüğüm, para için sanatsal onurunu satmayacak ender kişilerden biri olan Büktel, AKBANK çanağını yalayan sansürcü Demirkanlı tarafından, nasıl olur da, böyle alçakça değerlendirilir?!... "Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi"nin şu anda onuncu bölümünü yazmakta olan, artık bir Demirkanlı uzmanı olmuş olan ben Hilmi Bulunmaz bile, alçaklığın bu derecesini anlamakta zorlanıyorum!!!


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Bir
YENİ YAZARIMIZ: MUSTAFA DEMİRKANLI


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: İki
DEMİRKANLI İKİNCİ YAZISIYLA DERGİMİZDE


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Üç
DEMİRKANLI ÖLÜNÜN ARKASINDAN YAZIYOR


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Dört
DEMİRKANLI İŞBAŞINDA


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Beş
DEMİRKANLI TEMİZ OLMAYA ÇAĞIRIYOR


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Altı
DEMİRKANLI ANA AVRAT KÜFREDİYOR


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Yedi
DEMİRKANLI KİŞİLERLE UĞRAŞIYOR


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Sekiz
DEMİRKANLI TİYATROYU ZEHİRLİYOR


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Dokuz
DEMİRKANLI PANELİZME BEL BAĞLAMIŞ


Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: On
DEMİRKANLI YALANLARINI SÜRDÜRÜYOR



tıkla: tiyatrom

Oyun'un Temmuz sayısı...

Fotoğraf: Bir Rus Dergisi (Oyun'un kapağı değil.)


Havanın sıcaklığı, seçimin saçmalığı, tiyatro dünyasının kımıltısızlığı, bizim üşengeçliğimiz... nedeniyle, Temmuz sayımız büyük bir gecikmeyle çıktı...

Temmuz sayımızdan:


A. Ertuğrul Timur / "Özel Tiyatrolara Sadaka Değil, Gerçek Bir Kültür Sanat Politikası Sanan Alanında Somuk Yatırım" Kampanyamız ve Gelinen Nokta

Ahmet Çakır / Ayak-Bacak Fabrikası Üstüne Birkaç Söz

Aydın Orak / Bayrampaşa Cezaevi'nde Oyun İzlemek Vardı

Cemal Bulunmaz / Sürpriz Yazı!

Hilmi Bulunmaz / Demirkanlı Yalanlarını Sürdürüyor

Hilmi Bulunmaz / Perihan Mağden'i Okuma!

Kemal Oruç / TOBAV Polemiği ve Deniz Yıldızı Hikayesi

Özgür Başkaya / Deryanın Uykusu

Polat İnangül / Geceyarısı Deneme'si ya da Haluk Amca'ya Bir Mektup

Salih Acar / Tiyatro Savaş Alanına Dönüyor

Şükran Çetinkaya / Savaş Oyunu


Arka Kapak Yazıları / Vatanseverliğe Karşı / Tolstoy

Arka Kapak Yazıları / Asya Yazıları / Ulaş Başar Gezgin

Tiyatrodan televizyona...

Selahattin Taşdöğen


1951 yılında Erzurum'da dünyaya gelen Taşdöğen 1986 yılında Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü'nden mezun oldu. Onun tiyatroyla tanışması 35 yıl öncesine kadar uzanıyor. 1969'da Keloğlan Çocuk Tiyatrosu'yla profesyonel anlamda tiyatro sanatçısı olarak kulvardaki yerini alıyor. Daha sonra 31 yıllık bir dost; Türkbank Çocuk Tiyatrosu'yla beraber büyüyor ve geliyor. Türkbank Çocuk Tiyatrosu'nda oyun yöneten, dekor yapan ve aynı zamanda asli görevi olan aktörlüğü sürdürüyor Selahattin Taşdöğen…

Selahattin Taşdöğen aynı zamanda bir öğretmen. Sekiz yılı aşkın bir süre çeşitli okullarda resim-iş, sanat tarihi ve turizm öğretmenliği yapıyor.

Sanatçının görev aldığı tiyatrolar; Bakırköy Komedi Tiyatrosu, İstanbul Tiyatrosu, Ercan Yazgan Tiyatrosu, Kenan Büke Tiyatrosu, İstanbul Belediyesi Şehir Tiyatroları, Levent Kırca-Oya Başar Tiyatrosu, Yasemin Yalçın Tiyatrosu.

1974 yılında Selahattin Taşdöğen tiyatro ve sinema çalışmalarının yanısıra beyaz cam ile tanışıyor ve " Kuruntu Ailesi"nde rol alıyor. Daha sonra " Üç Aşağı Beş Yukarı", " Dilin Kemiği", " Çılgın Bediş", " Bücür Cadı", " Kaynanalar", " Umut Taksi", " Çiçek Taksi", " Tatlı Kaçıklar", " Ayrılsak da Beraber" le sürdürüyor televizyon yaşantısını. Bunun yanısıra Star TV' ye her biri 90 dakika olan 13 adet sinema filmiyle sanat yaşamını sürdüren Selahattin Taşdöğen en son olarak Yılmaz Erdoğan ile " Vizontele" filmini çekmiştir. Evli ve üç çocuk babası olan Selahattin Taşdöğen 2001 yılına da yeni diziler ve sinema filmleriyle girmeye hazırlanıyor.

tıkla: vizontele

HIYAR'ca öneriler!...

Güldürüden yoksun, gülmeceye uzak bir evrene tutsak edilmek istenen insanlık, koşullar ne olursa olsun, bir çıkış noktası bulma umudunu yitirmiyor. tiyatrom, her ne denli "ciddi" bir sanat olan tiyatroya yönelik yayın yapsa da, mizahı ıskalamayı düşünmüyor...

CHP'nin burjuvaziyi temsil eden duruma gelmesini de değerlendiren tiyatrom'un mizah eki HIYAR, izlenmesi ve desteklenmesi gereken bir iş yapıyor. Önemsiyor ve gelişmesine katkıda bulunmak istiyoruz:


... Bütün bu tespitler sonucu asla başbakan olamayacak Deniz Baykal'ın aday olursa İstanbul'un gece kulüpleriyle meşhur semti Etiler'de muhtarlığına kesin gözüyle bakılabilir.

tıkla: HIYAR

Eskimiş tiyatrocular çıkış ararken...

Televizyonlar, maddi - manevi anlamda iflas eden tiyatrocuları; birer jüri üyesi olarak vaftiz ederken, sınıf atlamak isteyen genç komedyenleri, yapay gülücük tarlasına sürüyorlar. İnsan aklını dumura uğratan işlerle iştigal eden televizyonlar, halkın uyumasını sağlamak için, alışılmadık yollara başvurmaktan kaçınmıyorlar...

Zaman gazetesinden bir alıntı:


Böyle güldürecekseniz ağlamayı tercih ederim

Cuma gecesi Show TV'de 'Güldür Bakalım' adlı bir yarışma programı vardı. Yarışma yeniydi, ama reyting için yapılan şaklabanlıklar tanıdıktı. Jüri üyesi olarak çağırılan Peker Açıkalın'ın söyledikleri dehşet vericiydi.

Yapımcı kendisine 'Reyting için her şeyi yapabilirsin' demiş. Açıkalın'ın davranışları da tutarsızdı. Durup dururken ayağa kalkıyor, dans ediyor, konuşuyor ve kendi kendine gülüyordu. Alkollü olduğunu bile düşündüm bir ara. Kadir Çöpdemir, Levent Kırca ve Müjdat Gezen'i de samimi bulmadım. Açıkçası yarışmanın kendisi samimi değildi. Bir de alkış olayı vardı ki evlere şenlik. Stüdyodaki vatandaşlar kim ne yaparsa alkışlıyorlar. Ben özellikle Peker Açıkalın'a sesleniyorum: Yaptığınız şeyler komik değil; ama sizi bayağı gülünç duruma düşürdü. Keşke sadece kendiniz olabilseydiniz.

Adem Çonkur / İstanbul

tıkla: Zaman

30 Temmuz 2007 Pazartesi

Siyasal ve tiyatral sorumluluk soruşturması...

Tiyatral savaşımla siyasal savaşımı birleştiren tiyatrom, tarihsel görevini ertelemeden yayınını sürdürüyor... Tiyatrocuların, siyasal sorumluluktan köşe bucak kaçtığı bir süreçte, tiyatrom'un yaptığı kampanya ve soruşturmaların değeri, bir kat daha artıyor... Önemsiyor ve aktarıyoruz:


Tiyatro için neler yapılmalı sanat konuşmalı
Tiyatro nasıl ieri götürülebilir hangi yollarla oyuncular olanakları artabilir konservatuvara doğru öğrencilermi alınıyor bu konuşulmalı
güvenç 30.07.2007 00:25:09

Tiyatroda sanat ve sinema düzgünlüğü
Bana göre tiyatroda nasıl hata olmaması gerekiyorsa veherkes işi iyi yapmalı ve bence ortamı germektense sanatı nasıl daha yapabilirim onun mücadelesini ve yolları bulunmalıdır.sinemada düzgün kişiler olmalı teknolojik insanlar olmamalı tiyatroya sağlam bu işi sonuna kadar iyi yerlere taşıyabilecek akıllı ve tecrübesi iyi kişilere yer açılmalı bence herkes sanatını iyi yapmalıdır.siyaset diilde sanata siyasetin ve yönetimin nasıl olduğu sahnede cevap verilmeli başka yerlerde diiil oyunun içinde bu yüzden zaten sanat ilerlemiyo bu düşünceler yüzünden sanat düzgün olmuyor.
Güvenç 29.07.2007 14:41:33

Sonuca şaşırdık mı?
Osmanlı zihniyetinden sıyrılamayan, demokrasiyi hazmedemeyen,bırakın kapalı kapıları meclis koridorlarında bağıra bağıra pazarlık yapan bu adamlardan zaten başka birşey beklememeli! Kaypak ve onursuz bir zeminde sözüm ona yürütülen mücadelelerin sonucu bu. Darbeler sağolsun,bizi bağımlı yapanlar sağolsun, köy enstitülerini kapatanlar sağolsun! Geriye kala kala ne istediğini bilmeyen, kafası karışmış, apolitik bir halk bıraktı. Ağır konuştuysam affola... içim acıyor sadece.
Gül Fulya Akyol 29.07.2007 09:38:08

Parti mi?
ertuğrul timur parti mi kursun :)))ya çok rica ederim 3-4 gündür şu bölüme kaç kişinin yazı yazdığına bakın, bunların kaç kişinin umurunda oluğunu görün. ertuğrul bey, gerçekten önemli şeyler söyleseniz, yeni bir fikirden bahsetseniz tamam ama temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp bize yedirmekten bıkmadınız mı?
haa bi de tiyatronline ile polemikleri var ki sorma. birisine 600 kişi girerse giriyor bir günde tiyatronline da 800 falan.. neymiş efendim tiyatro dünyasının liderleriymiş. birinden radikal alıntı yapmış, öbürü de diyor ki bizden daha çok alıntıyaptılar, naber.. biraz ilerleyin ya.
Oyuncu 27.07.2007 19:31:13

Yeter
ertuğrul timur solu durumuna üzülüyorsan git bu siteyi bırak kendine parti kur...görelim.yeter yahuuu..yeter...
ne yapmaya çalışıyor 27.07.2007 10:12:08

Orhan Aydın tiyatrom'da

Sinema ve tiyatro sanatçısı Orhan Aydın, yazılarıyla tiyatrom'da...

KAPI ARALIĞI başlıklı yazısıyla görüşlerini dile getiren Aydın, aynı zamanda Nazım Hikmet Kültür Merkezi tiyatro sorumlusu...

TARİHTE 'EVRİM' VE 'DEVRİM'

Coşkun Irmak


UYARI

Bu bir seçim sonrası yazısıdır. “Benzer yazılardan sıkıldım” diyen okumasın.


“Evrim” düşüncesi, felsefî anlamda diyalektik mantığın ve bu mantığın ögelerinin hayat içinde, bilimsel olarak saptanması anlamına gelir. Düşüncede diyalektik eksiklik, hayatta evrim sürecinin ıskalalanması sonucunu doğurur. Bunun sonucunda da, toplumsal hayat içinde bazı eklektik, çelişkili tutumlar, düşünceler, davranışlar görülür.

Bu, iki şekilde olabilir: Birincisi, safiyane bir biçimde bilgi ve değerlendirme eksikliği sonucu olarak ortaya çıkan eklektizm ve çelişkiler... İkincisi, “gerçek” ve “doğru”, diyalektik temelde ve gerçek ve doğru olarak saptandığı halde, ideolojik konumlanma sebebiyle yapılan bilinçli saptırmalar. İkincinin amacı, birinci şıkta yer alanların düşünsel eksikliğinin yarattığı yanlış saptamaları, aynı zamanda ideolojik konumlanmaya dönüştürmek ve onları kendi saflarında yer almaya zorlamaktır. Elbette, bu zorlamayı, onların kendi iradeleri imiş gibi gösterecek yanılsamayı sağlayarak.

Darwin’in “Evrim Kuramı” üzerine, Harun Yahya (Adnan Oktar/Adnan Hoca) ve şürekâsı tarafından yapılan böyle saldırılar var. “Saldırı” sözcüğünü kullanıyorum, çünkü bu tayfanın görüşlerinde bilimsel yaklaşım yok. Bu yazının asıl konusu bu olmamakla birlikte, ele alacağım konuya katkısı olacak, bu yüzden de biraz daha ilerlemek istiyorum.

“Evrim Kuramı” savunucularının, bu kuramı çürütmek için bilim dışı görüşler üreten Harun Yahya şürekâsına verdikleri pek çok bilimsel yanıt var. Ele alacağım asıl konuya yaklaşmak için, önemli bir tanesini burada örnekleyeceğim:

tıkla: tiyatrom

Ferdi Merter tiyatrom'da

Yazar / Yönetmen / Oyuncu Ferdi Merter, bundan böyle, politika ve gündem adlı köşesiyle tiyatrom'da...

İlk yazısı "SOL NEDEN İKTİDAR OLAMAZ ÜLKEMİZDE?" ile görüşlerini dile getiren Merter'e başarılar dileriz...

tiyatrom mizah eki

"HIYARLIĞIN LÜZUMU VAR!"
DİYENLERİN SAYFALARI

29 Temmuz 2007 Pazar

Sanat Ticareti... Tiyatro Sorunları... Kurtarılmak...

Kemal Oruç, tiyatronun sanat boyutuyla uğraşmanın yanı sıra, bu sanatın gerektirdiği; işletmecilik ve eğitim konusuna da kafa yorup, uygulamaya çalışan bir genç...

Deneyimlerini ortaya koyma çabasını destekliyoruz. Ne var ki, yazarken, ad vermediği zaman, yazısının inandırıcılığı yara alıyor. Örnekse TOBAV tarafından, Kemal Oruç'a yapılan haksızlığı anlattığı (tıkla:
TOBAV POLEMİĞİ ve DENİZ YILDIZI HİKAYESİ) yazısı, ad verdiği için, son derecede inandırıcıydı. Ne yazık ki, TOBAV'ın karşı çıkışından sonra, yelkenleri suya indiren Oruç, farklı bir dil kullanmaya başladı...

Türkiye tiyatrosunun çürümesine, küflenmesine, ceset olup, intihar etmesine neden olmuş "eski"lerden medet uman Oruç'un, Coşkun Büktel'in yazdığı Theope gibi bir tiyatro metnini görmezden gelmiş, böyle bir yapıtın üstünü örtmeye çalışmış, yine Irwin Shaw'un yazıp, Büktel'in çevirisini yaptığı "Ölüleri Gömün"ü gömmek isteyen "eski"lerden hiçbir şey umulmayacağını öğrenmesi gerekiyor...

Tiyatroyu salt bir iş olarak değil, aynı zamanda bir sanat olarak yaşatan kişilerin, sanat yapamaması için, tüm gücünü kullanan "eski"miş Tiyatro Dükalığı mahkum edilmeden, yerden yere vurulmadan, tiyatro özgürlüğüne kavuşamaz. Büktel'in oyun metinlerini engelleyen, Bulunmaz'ın oyunlarını mühürleyen egemen anlayışla savaşım verilmeden, tiyatronun ciğerine işlemiş olan "sanatsal faşizm" imha edilemez...

Şimdi, "eski"lerden birşeyler beklemek değil, engellenmek istenenlerle işbirliği yapma zamanı...

Herşeye karşın; diğer tiyatro sitelerinin yaptığını yapmayan OYUN, Kemal Oruç'un yazısının virgülüne bile dokunmadan, yazısını aynen yayımlıyor:


Kemal Oruç
kemaloruc


Bu yazıyı hazırlamak zorunda oluşumun bazı nedenleri var.

Bu nedenlerin başlıcaları şunlar:


1. Günümüz tiyatrosu sorununun, sadece, seyirci kaygısı olduğunun düşünülmesi.

2. Tiyatro toplantılarında sadece nasıl daha çok bilet satılacağının tartışılması.

3. Internet ortamındaki platformlarda, bilinçsizce, bir lider olmaksızın, tiyatro sorunlarının tartışılması.

4. Tiyatrolarda, artık, çoğunlukla ticari organizasyonlara yönelinmesi.

5. Özel tiyatroların, ödenekli tiyatrolar karşısındaki durumu.

6. Günümüz siyasi durum ve tiyatroya yansıması.

7. Toplumsal yozlaşma ve bilinçsiz yönelimler.

8. Tiyatro okulları ve mezunlarının durumu.


Siyaset Meydanı adlı programda Türkiye Tiyatrosu tartışılmaktaydı. Neredeyse bütün tiyatroların temsilcileri oradaydı; ama amatör tiyatroları temsilen davet edilen kimseyi göremedim. Amatörler de en arka sıralarda oturmaktaydı; kaç kelime konuşabildiler? En çok konuşulan konu neydi? Seyirci kaygısı ve bilet satışı... Tiyatronun en büyük sorunu olarak “ticari durum” kabul edildi ve tartışıldı.

Şunu merak ediyorum: ticari tiyatro temsilcilerinin çoğunlukta olduğu bu programda “ticari durum” tartışıldıysa, bu işi hiçbir karşılık beklemeden sevdiği için yapan, bir oyun için aylarca kafa yoran, kendini geliştiren (dolayısıyla çevresindekileri geliştiren) amatör tiyatro temsilcileri ve hatta tiyatro seyircisi de orada olsaydı daha başka neler tartışılırdı?

İşte o zaman tiyatronun gerçek sorunları tartışılırdı! Çünkü bu işin ruhunu canlı tutan amatörlerdir ve seyirci olmadan da zaten bu işi yapmaya hiç gerek yoktur.

Sorun sadece salonun boş olması mı? Peki dolu olduğunda herşey çok mu farklı oluyor? Hayır! Birkaç oyun sonrasını ödenekli tiyatrolar dışında hangi tiyatro görebiliyor?

Tiyatronun gerçek sorunu “ticari durum” değil “EĞİTİM DURUMU”dur. Bizler, eğer tiyatro yoluyla insan eğitimine önem veriyor olsaydık, bugün herşey çok daha farklı olacaktı. Ya içeriksiz, manken oynatma zorunluluğu olan, bulvar oyunları ya da bizlere hiç mi hiç hitap etmeyen klasik oyunlar oynanmaktadır. Birisi, ticari kaygıdan ötürü, bizi eğlenceden öteye götürmüyor, bir diğeri de, aşırı sanatsal kaygıdan, kime oynandığını unutuyor.

Estetik kaygı elbette önemli; ama toplumu bilinçlendirmek; doğru zamanda, korkusuzca, doğru mesajları da verebilmek gerekir.

Eğitimde drama yöntemini bile, daha yeni ülkemize getirebildik; ama uygulamasını hala getiremedik. Oysa İsmayıl Hakkı Baltacıoğlu, tiyatro sanatı ile toplumsal eğitim ve kalkınmanın daha kısa sürede gerçekleşeceğini belirtmiş, yıllarca bunun üzerine çalışmalar yapmıştır. Yine Muhsin Ertuğrul bırakın oyuncuyu, seyirciyi eğitmek için bile özel kitapçıklar çıkarmıştır. Peki ya bugün bunun için neler yapılıyor?

Bugün, hiçbir gerekli sebep gösterilmeksizin, hatta saçma sebeplerle AKM’yi yıkmaya çalışıyorlar. Birçok tiyatro adamı, biz ateşli gençler ve birkaç sivil toplum örgütü orada toplandık, eylem yaptık. Ama acı bir gerçekle karşılaştık! Halk neredeydi?

Tiyatroyu sadece tiyatrocuların savunması, koruması, geliştirmesi yetmez. Bir tiyatro oyununun oluşması için oyuncu ve seyirci olması gerekir; ama nedense savunurken sadece oyuncu ve diğer tiyatro insanları var. AKM önündeki eylemde halktan kimler vardı? Yoktu! Biz seyirci kavramını yanlış anlamışız meğer. Öyle bir seyirci yetiştirmişiz ki inanın herşeye seyirci kalıyor!

Sanat ticaretinin, sanatın önüne geçtiği ülkemizde halk neden sanatı savunsun ki? Halka göre onlar işini yapıyor! Bu bir iş!

Adana tiyatrosunda yetiştiğim ve sahne yaşamıma İstanbul’da devam ettiğim için bu iki büyük şehir üzerinde değerlendirme yapacağım.

Adana’da yıllar sonra Şehir Tiyatrosu, büyük çabalarla, yeniden kuruldu. Birçok genç bu kurumda tiyatro eğitimi aldı; ama bu işi yapamadı! Yıllar sonra Adana’ya gittiğimde, özellikle Şehir Tiyatrosu’nda hiç genç oyuncu kalmadığını gördüm. Sonradan öğrendiğime göre tiyatrodan ayrılmamışlar, resmen kaçmışlar.

Neden mi? Çünkü Şehir Tiyatrosu’nu ele geçiren “büyükler” bu gençleri eğitmek yerine ezmişler. Tiyatro işleri yerine ayak işleri yaptırmışlar. Yıllarca çalıştırılıp para vermemişler. Kadroya alınacaksınız deyip almamışlar!

Belli bir kalıba girmiş, kendini geliştirmekten aciz “büyükler” bu gençleri eğitememiştir. Şimdi konservatuaradan mezun olup da Şehir Tiyatrosu’na çalışmaya gelen birkaç genç de aynı sorunları yaşamaktaymış. Alt yapıdan yetişen gençler orayı terk etmiş ve her biri tiyatrodan elini, eteğini çekmişler. Oysa ben onları son gördüğümde, yazın bile, boş sahnede prova yapmakta ve içlerindeki bu aşkı daha da alevlendirmeye çalışmaktaydılar. Adana tiyatrosunu devam ettirecek olanlar “büyükler” değil, onların yetiştireceği gençlerdir. Ama görüyoruz ki oyuncu bulunamadığı için bir salon görevlisi ve başka bir kurumdan gelen memur, oyuncu olarak sahneye çıkmakta; bu yüzden senede sadece bir oyun sergilenmektedir. Şehir tiyatrosunda iç anlaşmalar bozulmuş, dostlar birbirinin kuyusunu kazar olmuş! Herkes işine geleni yapmakta; gençlere söz düşmemekte, hala çürümüş fikirler geçerli sayılmaktaymış! Şehir tiyatrosunun sonunu hayırlı görmüyorum.

Adana’da diğer “eski” tiyatrolarda da gençlere ücretli eğitimler verilmekte ve kısa eğitim döneminden sonra da bu henüz yetişmemiş genç oyuncular tiyatronun ticari oyununda oynatılmakta, tabiri yerineyse üzerinden para kazanılmaktadır. İşin kötüsü çocuk oyununda oynatılmaktalar. En çok üzerinde durulması gereken, gerçekten uzmanlarca yapılması gereken tiyatro türü olan çocuk tiyatrosunda...

Bunun dışında Adana’da gençler sadece “Liseler Arası Tiyatro Festivali”nde tiyatro yapabilmektedir. Lise bitince de Adana’da, kullanılmadan, tiyatro yapabileceği hiçbir yer yoktur! Çünkü birincisi “büyükler” her yeri zapdetmiştir ve ikincisi onlar asla para vermez!

Bütün bunların yanında, bu yaz Adana’ya gittiğimde iki güzel olayla karşılaştım: birincisi Hüseyin Akşen’in kurduğu ve Gökhan Okşar’ın işlettiği Akşen Sahnesi’nin yaptığı yepyeni işler ve “büyükler”i önemsemeden yapılan gençlere yönelik etkinlikler; ikincisi Şehir Tiyatrosu’nda alttan yetişip de kadroya girebilen tek kişi olan Orhan Kuşçu’nun yapmış olduğu büyük hizmettir. Orhan Kuşçu “büyükler”e meydan okurcasına gençlere yönelik projelerle, onlara hizmet için çalışmaktadır. Adana’daki gençlerin ücretsiz olarak hem tiyatro eğitimi alması hem de rahatça, herhangi bir baskı olmadan tiyatro yapabilmesi için bir mekan tutan Kuşçu: “Sadece gençlerin enerjileri, istekleri bile bana yeter.” diyor. Bu projeyi sonuna kadar destekliyor, Orhan Kuşçu’ya teşekkür ediyorum.

Böyle bir gereksinimi bana her gün gelen onlarca e- posta açıkça anlatmaktadır zaten. Bu e- postalarda, gençler, bulunduğu ilde nerede eğitim alabileceğini veya tiyatro yapabileceğini sormaktadır. Daha kötüsü tiyatro yapabileceği hiçbir yer olmadığını belirtmektedir. Bunun sebebi ise yeterince tanıtım yapılmaması, okullarda bu tür etkinlikler düzenlenmemesi veya gerçekten tiyatroya dair hiçbir ize rastlanmamasıdır.

İstanbul tiyatrosuna gelince, en fazla duyduğum şey İstanbul’da sadece birkaç tiyatronun artık kendini kurtardığı, diğerlerinin durumunun kötü olduğudur. Bana sorarsanız, kendini kurtardığı söylenen diğer tiyatroların da durumunun hiç de garanti olduğunu söyleyemem. Şehir Tiyatrosu, seçim kaygılarıyla, bilet fiyatını 50 kuruş ve 1 YTL yaptığında hangi tiyatro iki ay boyunca karnını doyurabildi? Resmen bir kriz yaşandı.

Devlet Tiyatrosu ve Şehir Tiyatrosu’nun salonu hep dolu olmasına, hatta iki hafta öncesinden biletlerinin tükenmesine rağmen özel tiyatrolar neden iki hafta sonra neler olacağını tahmin bile edemiyorlar? Elbette tiyatroların ve tiyatrocuların da para kazanması gerek. Neden seyirci kaygısı yaşanmakta? Çünkü oyun oynamaktan başka birşey yapmıyorlar. Ama oynayacak seyirci bulunamıyorsa neden oyun oynuyorlar?

Benim önereceğim çözüm galiba hem “eğitim durumu”na hem de “ticari durum”a büyük katkı sağlayacaktır.

İstanbul’da birçok üniversite bulunmakta ve milyonlarca öğrenci bu üniversitelerde eğitim almaktadır. Üniversiteler karması bir topluluğa iki yıl eğitim verdim. Marmara Üniversitesi’nde de üç yıldan beri eğitim verdiğim için bu toplulukların ve üniversite gençliğinin sorunlarını artık şöyle böyle bilmekteyim. Tiyatro atölyesine gelen gençlerle birçok konu üzerine tartışmaktayız ve durum aslında içler acısı...

Biliyor musunuz? Üniversitedeki gençlerin çoğu hayatında hiç oyun izlememiş!

Biliyor musunuz? Üniversite gençliğinin çoğu hiç kitap okumuyor!

Biliyor musunuz? Üniversite gençliğinin çoğu Şehir Tiyatrrosu ve Devlet Tiyatrosu’nun aynı şey olduğunu sanıyor. Kaldı ki diğer tiyatroları hiç tanımıyor bile.

Biliyor musunuz? Üniversite gençliğinin çoğu cemaat evlerine teslim oluyor! Hizmet için yetiştiriliyor. Hiç ummadığınız kişileri bile aralarına alıveriyorlar. Son 2-3 senede bu hiç de küçümsenmeyecek oranda arttı. Bu cemaat evlerine gidenlerden birisi bana şunları söyledi: “Biliyor musun biz her oyuna gidemeyiz. Bize hitap ediyorsa ancak gidebiliriz.” Onlara nelerin hitap ettiğini hepimiz çok iyi biliyoruz zaten. Yani bu da şu demek oluyor ki, seyircinizin çoğunu kaybettiniz!

Öncelikle bu işin kolayına kaçmak, onlara yönelik oyunlar yapıp zengin olmaktır! Ama yapılması gereken bunun tam tersi, yani zor olandır.

Yapılması gerekenlere geçmeden önce iki olay anlatmak istiyorum:

Marmara Üniversitesi’ne Macide Tanır, Bennu Yıldırımlar ve Şehir Tiyatrosu’ndan bazı oyuncular söyleşi için geldiler ve tahmin edin kaç kişi geldi? On beş kişi!

Aynı üniversiteye Acun Firarda’nın firarlık Acun’u geldi ve tahmin edin kaç kişi geldi? Salon doldu ve dışarıdan dinleyebilmek için kulağını duvara dayayanlar oldu! Geveze adlı bir şovmen geldi ve yine aynı şey oldu!

Peki neden onları izlemek için izdiham oldu da, gerçek sanatçılara hiç ilgi olmadı? Televizyonun, magazin programlarını ve kafa yormayacak, gereksiz programlar yapmalarını bir tarafa bırakırsak; asıl mesele okul içinde iyi tanıtım yapmaları ve okul idaresiyle iyi ilişkiler kumalarıdır.

İşte tavsiyem şudur:

Eğer ki zahmet edip üniversite yönetimiyle irtibata geçerseniz, şunları yapabilirsiniz:


1. Okul idaresi desteğiyle okul içinde stand kurabilirsiniz.

2. Kulüplerden destek alıp tanıtımınız yaygınlaştırabilirsiniz.

3. Ücretsiz ve öğrencilere hizmet eden etkinlikler düzenleyebilirsiniz.

4. Workshoplar düzenleyerek öğrencilere yönelik yaratıcı çalışmalar ya da kültürel etkinlikler yapabilirsiniz.

5. Tiyatro yapmanızın yanında oyunlarınız ve oyuncularınızı tanıtabilirsiniz.

6. Oyunlarınızı sergileyebilir; izleyemeyenler için ücretsiz bilet bırakarak sahnenize davet edebilirsiniz.

7. Yapılacak söyleşilerde kültür birikiminin, kitap okumanın, yaratıcı olmanın, başkalarına alet olmamanın önemini onlarla paylaşabilirsiniz.


Tiyatro Tanıtım Günleri adında bir organizasyonla bu işi yapabilir; öğrencilere İstanbul'da Şehir Tiyatrosu ve ve Devlet Tiyatrosu dışında tiyatrolar olduğunu da öğretebilirsiniz. Ama bu iş sadece öğrenci kulüpleriyle olmaz. Rektörlükle işbirliği yapmak zorundasınız.

Sandığınız gibi üniversite öğrencileri öyle de çok fazla kendini geliştiren geleceğini kurtaracak kişiler değil. Öyle olsa başkalarının kuklaları olmazlardı . Kendi fikirlerini ortaya çıkarabilirlerdi. Oysa başkalarından alıntı yaparak konuşmaktalar!

İşte tiyatroların yapacağı bu etkinlikler hem onlara tiyatroya gitme alışkanlığı sağlayacak hem de kafaların çalıştırmalarına, başkalarına alet olmamaya, belli bir dünya görüşüne sahip olmalarına yardımcı olacaktır. Beyinleri yıkanan bu gençleri kurtaracak olanlar sizlersiniz. Onların (artık) kurtarılmaya ihtiyacı var.

Bunu yapacak olanlar siz sanatçılarsınız. Çünkü siz kültürlü insanlarsınız. Çünkü sizin bir dünya görüşünüz ve bir durumunuz var. Çünkü sizler aydın insanlarsınız. Karanlığa karşı duracak olan ve bu gençleri aydın olmaya zorlayacak olanlar da sizlersiniz. Sanatçı olmak öyle kutsal bir şey ki; başkaları beyinleri sömürürken, sanatçılar insanlara beyinlerini nasıl kullanmaları gerektiğini öğretiyor. Sanat bunun için değil mi zaten?

Eğer siz onlara bunları sağlarsanız emin olun onlar da size karşılığını vereceklerdir. Bu hiç ama hiç yadsınamayacak bir gerçektir: İstanbul'da çok sayıda öğrenci ve eğer kazanılırsa, bu öğrencilerden oluşacak çok büyük bir seyirci potansiyeli var.

Öncelikle biz sanatçılar insanlara hizmet edeceğiz; onlar gerekli karşılı vereceklerdir zaten.

Yok eğer siz diyorsanız ki bu tür tanıtımlar, hizmetler çok zahmetli, biz yapamayız o zaman size inişli çıkışlı tiyatro hayatınızda iyi şanslar diliyorum. Çünkü ancak iyi şans size yardımcı olabilecektir.

Sanat ticareti, sanatı yok etmektedir ve bunun önüne geçilmesi gerekmektedir!

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Eskiden şehirlerarası yolculukta oturduğum koltuğun üst tarafındaki lambayı açar ve yolculuk boyunca utana utana kitap okurdum. Utanırdım, çünkü diğer lambaların hepsi kapalıydı ve ben diğer kişileri rahatsız ettiğ imi düşünürdüm. Biliyor musunuz artık şehirlerarası yolculuklarda yanmayan lambalar beni rahatsız ediyor ve sırf bu yüzden onlardan utanıyorum!


GÜNLERİNİZ AYDIN OLSUN SEVGİLİ DÜŞÜNCE DOSTLARI!

Kemal ORUÇ
29.7.2007

28 Temmuz 2007 Cumartesi

Bir sadaka da Baykal Saran adına!...

Halkın uyutulması için, bir ninni kutusu olarak işlev gören televizyona kan taşıyarak, can veren kişilerden biri olan Baykal Saran, şimdi de adıyla, bir ödül düzeneğinin çalıştırılıp, uyumamızın ilelebet muhafaza ve müdafaa edilmesine katkıda bulunuyor...

Kurtlar Vadisi gibi, vatanseverlik üzerinden faşizmi güzelleyen bir televizyon dizisine imge olan Baykal Saran adına, BirGün adlı "sol" gazete de sahip çıkıyor. BirGün gazetesi, böyle bir haberi, en azından, eleştirel bir not düşmeden yayımlayarak, düzenin arkına su taşıyor...



Baykal Saran’a hazin tören

Uzun süredir tedavi görmekte olduğu hastalığa yenilerek, hayata gözlerini yuman usta tiyatro sanatçısı Baykal Saran için Büyük Tiyatro’da tören düzenlendi.

İSTANBUL - Son olarak televizyon dizisi ‘Kurtlar Vadisi’nde “Hüsrev Ağa” karakterini canlandıran Baykal Saran, bir süredir kanser tedavisi görüyordu. Çok sayıda tiyatro eserinin yanı sıra sinema filmlerinde ve televizyon dizilerinde yer alan ve seslendirme yapan sanatçı, ‘Ferhunde Hanımlar’ adlı televizyon dizisinde de eşi Beyhan Saran ile rol almıştı. (tıkla: NTV)


Baykal Saran ödülü Benian Dönmez'e

GEÇEN yıl hayata veda eden ünlü sanatçı Baykal Saran adına düzenlenen ödüle tiyatro sanatçısı Benian Dönmez değer bulundu.

Devlet Tiyatroları Genel Müdürü Lemi Bilgin, yaptığı yazılı açıklamada, Saran adına verilecek ödülün seçici kurul tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, 2006-2007 sanat sezonunda Ionescu'nun 'İki Kişilik Hırgür' adlı oyunundaki başarısı nedeniyle Benian Dönmez'e verileceğini kaydetti. Ödül töreninin Ekim ayında gerçekleştirileceği, ödül alan sanatçıya 10 bin YTL verileceği belirtildi.

BirGün

tıkla: Gölge Tiyatro

27 Temmuz 2007 Cuma

Asıl tiyatrom.com'u bu denli çok sevmişseniz bu site kapanmalıydı

Coşkun Büktel gibi önemli bir yazarı, Theope gibi önemli bir oyunu, Özdemir Nutku gibi önemli bir düzenbazı sitesine taşıyan A. Ertuğrul Timur, aşağıda sunduğumuz yazısında diyor ki;


"Bir akşam boyunca sohbet ettiğim, Ödenekli Tiyatro sanatçısı dostumun, ısrarla; 'özerklik bize göre değil' deyip, bana çizdiği ödenekli tiyatrolar tablosunun ardından, lanet okuyup 'eğer ödenekli tiyatro buysa, ben bile bu hale gelmiş kurumların kapatılması için mücadele ederim' diyebilecek bir noktaya bile geldiğim anlar oldu."


İnsanlık onurunu hiçimseyen Tiyatro Dükalığı'nın duyarsızlığına, pespayeliğine, vurdum duymazlığına, faşizmi besleyen boş vermişliğine, teslimiyetçiliğine, Vandallığına, estetik düşmanlığına... içerleyen Timur, bakınız, daha neler diyor:


Ahmet Ertuğrul Timur


Tiyatrom.com bugün internette Tiyatro alanında en iyi sitelerden birisidir. Çok değerli isimlerin yazdığı köşe yazıları ile, sizlerin değerli katkıları ile bu profesyonel görüntü daha da pekişti gelişti. Ama öte yanda ekranın bu yanında sadece ben varım ve maalesef ben zaafları, duyguları, umutları, umutsuzlukları, bıkkınlıkları, öfkeleri, kompleksleri, küskünlükleri, sevinçleri ile bir insanım

Bir profesyonel her durumda ve her şart altında vermekte olduğu hizmeti aksatmaksızın verir iç dünyasında fırtınalar kopsa da bunu dışarıya yansıtmaz. Fakat ben bir profesyonel değilim, duygularımı hiç gizlemedim şimdi de gizleyecek değilim. Bir ekip, kendi içerisinde üyelerden birinin eksiğini tamamlar, fakat ortada bir ekip de yok bireysel bir girişim var ve doğal olarak burada maalesef eksiği tamamlayacak bir kimse de yok.

Tümünüz tiyatrom.com'u çok seviyor, çok önemsiyor, olabilirsiniz ama unutmayınız ki bu sitenin yaratıcısı olarak benim bu siteyle ilgili sevgim ve duygularım sizden aşağıda asla olamaz.

Peki o halde neden son?

Çünkü bunca katkıya rağmen yıllardır yaptığım gelin bireysel bir yayın çizgisinden kurtarın, gelin bir yayın ekibi oluşturalım bir omurga oluşturalım çağrılarım hep sonuçsuz kaldı ve tiyatrom.com beyni çok ama omurgası tek parça bir yaratık olarak doğdu öyle de sürdü. Şimdi bu omurga yoruldu, bu omurga bu yükü taşıyamaz oldu, bu omurga artık bu siteye inancını kaybetti, heyecanını kaybetti. En iyi sizler bilirsiniz ki heyecan ve umutlar olmadan asla ve asla amatör bir çaba olmaz, olsa da sürmez.

Evet ben heyecanımı yitirdim, kırıldım, gücendim, alındım, öfkelendim, umudumu yitirdim... En önemlisi sanırım bu "umudu yitirmek" Aslında neden siteyi dondurma kararı aldığımı belki de uzun uzadıya anlatmam dahi gerekmez. Bu siteyi açarken yazdığım "Neden mi Tiyatro?" başlıklı yazımı açınız okuyunuz ve orda yazan her şeyin olumsuzunu alınız işte bunun için bitti benim için tiyatro. Ama ille de somut nedenler aranıyorsa buyurun aklıma ilk gelenleri sıralayayım...

1-Ben bu konuda oldukça hassas davranmaya ve damarlarımdan biri değil can damarım tıkanmaya çalışılırken tiyatro dünyasından kendi sanat dallarına, kendi meslektaşlarına yeterince sahip çıkılmadığını düşündüm.

2-Dışarıda bazı malum gazetelerin köşe yazarları "Tiyatro insanların çok da umurunda değil, halkın vergisi tiyatrolara mı gidecek, devlet tiyatroları kapatılmalı" gibi uzun uzun ciddi yazılar kaleme alırken bizim sitemizin müdavimi bazı tiyatrocuların forum sayfalarımızda aynen kendi ifadeleri ile "Köprü altı cam cam, öpsün seni amcam" seviyesinde tartışmalar(!) sürdürdüğünü okuyup kahroldum..

3-Bazı tiyatro derneklerinin bu konuda bir resmi bildiri bile yayınlama nezaketi göstermemesine içerledim

4-Üyelerini tamamen tiyatrocuların oluşturduğu bir e-mail grubuna bu olayla ilgili son gelişmeleri iletmemin ardından bu grup içerisinden bir kaç kişinin de olsa bu tür maillerden hoşnutsuzluğunu ifade etmesinden alındım..

5-Bazılarının bu muhalif havayı kullanıp arka planda kişisel pazarlıklar yaptığı söylentilerinden (Eğer bu gerçekse gerçekliğinden yok sadece söylenti ise böyle bir söylentinin yapılıyor olabilmesinden) tiksindim.

6-Acaba bir kamu hizmeti yapıp sanata sahip mi çıkıyorum, yoksa safça kullanılıyor muyum endişesi uykularımı kaçırdı..

7- Bir demokrasi mücadelesi verdiğimizi zannederken yandaşlarımın o kadar da demokrat olmadığını dramaturg, sanatçı, konservatuarlı, Dil tarihli gibi "ayrımcılıklar" yaptığını öğrenip şaşırdım, düş kırıklıkları yaşadım...

8- Konunun birinci ve ikinci dereceden sorumluları pişkin pişkin bir şey yokmuş gibi ortada demeçler verirken tanıdığımdan bu yana azmini takdirle, saygıyla takip ettiğim Sayın Savaş Aykılıç'ın (hak ediyorsa) neden böyle yaptığına, hak etmiyorsa neden afaroz edilme noktasına geldiğine ve bunda da payımız olmasına üzüldüm...

9- Sanat düşmanı bir görüşün, bugün elinde tuttuğu kurumların kaderiyle oynadığını ve yarın çeşitli yolları kullanarak özel tiyatrolara da elbet el atacağı gerçeğini görmezden gelip (Temelde Devlet Tiyatrolarına model olarak karşı dahi olsa) sanat düşmanı görüşe karşı yeterince duyarlı davranmayan sanat çevreleri gözümde değer kaybına uğradı..

10- Bir cumhuriyet kurumunun kapılarına kilit vurulup, binalarının yıkılması tartışılıp, sanatçıları aşağılanırken medyanın balerinlerin kilosu, bankamatik sanatçılığı gibi söylemleri öne çıkarmasına öfkelendim..

11- Bir akşam boyunca sohbet ettiğim Ödenekli Tiyatro sanatçısı dostumun ısrarla özerklik bize göre değil deyip bana çizdiği ödenekli tiyatrolar tablosunun ardından lanet okuyup "eğer ödenekli tiyatro buysa ben bile bu hale gelmiş kurumların kapatılması için mücadele ederim" diyebilecek bir noktaya bile geldiğim anlar oldu.

12- "Sahne tozu yutmuş olmak" , "sahne ışıklarının büyüsüne ömrünü adamış olmak" gibi afaki, soyut söylemlerle tiyatro tutkularını, tiyatro aşklarını dillendirenlerin bu büyük aşklarına tecavüz edilirken gözlerinin hala sahne ışıkları dışında yaşananlara yumuk olduğunu ve bu büyük aşkın toplumsal bir sanat yapma aşkından çok kişisel sanat yapma egosunun tatminine dayalı aşklar olduğunu düşünmeye başladım.

Kısaca dostlar,

Ben ille de özerklik, haydi şimdi özerklik, hadi tiyatromuza sahip çıkalım, hadi tiyatromuzu politikacının eline ve insafına bırakmayalım deyip dururken ve ertesi gün kalkıp 07 de işe gideceğim halde gece 03:00'lere dek siteye haber, yazı girme telaşıyla ayakta kalırken acaba onlar kendileri bu sorunlarını yeterince umursamıyorlar mıydı? Acaba üff sıktı bu DT sorunu mu diyorlardı? Acaba şimdi oturmuş rakı mı içiyorlardı? Acaba gerçekten arka planda pazarlıklar mı yapılıyordu? Acaba yine forum sayfalarında "köprüaltı cam cam" sohbeti mi yapıyorlardı? Acaba sanat toplumu dönüştürecek, ileri taşıyacak bir olgu olmaktan çıkıp topu topu bir kaç bin tiyatrocunun sadece geçim kaynağı yada kişisel sanatsal ego tatmin aracı mı olmuştu? Acaba, acaba, acaba?

Acaba değer miydi bu çaba, bu emek???

12 Eylül'ün çeyrek asırıncı yıl dönümünün ertesinde yani 13 Eylülde benim açımdan bitmişti artık umut, yıkılmıştı bir kale daha.

Çeyrek asır önce bir 12 Eylül'de O Marmarisli general yıldıramamıştı beni dostlar.. Ama şimdi 2005'in eylülünde topsuz, tüfeksiz, askersiz, umutsuz bırakmıştı beni gelişmeler. Pir Sultan Abdal'ın dediği gibi "Şu illerin taşı hiç bana değmez, İlle dostun gülü yaralar beni"

Burası bir profesyonel site değil ve ben bir amatörüm, Profesyoneller "duygularıyla" değil, "olması gerektiği gibi" hareket eder. Ama ben amatörüm ve her zaman duygularımla davrandım duygularımla davrandığım için siz beni ve bu siteyi sevmiştiniz ben yine öyle davranacağım.

Siteyi kapatma haberimiz yayına girdiği andan itibaren yüzlerce e-mail geldi. Her biri harika e-mailler, ve tümünü senelerce saklayacağım. Her biri çok değerli. Elbette tümü "hayır" diyordu, "hayır kapama"... Elbetteki bunun üzerine çok tereddütler yaşadım. Kalmalıyım dediğim anlar da oldu.

Ve sevgili dostlarım, tiyatroya, tiyatrocu dostlarıma bir inanç tazelemesini başarana dek aslında gitmem en doğrusu buna karar verdim. Çünkü bir ölçüde de olsa inancımı yitirdim, heyecanımı yitirdim. Bu inanç tazelemesini başaramadıktan sonra, bu heyecanı yeniden yakalayamadıktan sonra burada kalmam hem ikiyüzlülük olacak, hem de size de yarar getirmeyecekti. Heyecanını ve inancını bir ölçüde de olsa yitirmiş bir tiyatrom.com, sizin tanıdığınız, bildiğiniz, "gitme" dediğiniz tiyatrom.com olamazdı bu nedenle aslında biraz da sizin bu övgü dolu satırlarınızdan dolayı gitmeliydim..

Herkes gitme dedi herkes son derece onore edici son derece gurur okşayıcı mektuplar yazdı... Sadece iki kişi "git, gitmelisin" dedi. İkisi de çok genç arkadaşlar ve aslında ikisi de çok iyi hissetmişti beni.

O halde bırakalım da final yazısını ben değil gençler yazsın, onların sadece bana değil anlamak isteyen herkese mesajı var...

ÖNCÜ YILGIN İSİMLİ GENÇ OKURUM FORUM SAYFALARINDAKİ ARTIK AKIL ALMAZ NOKTALARA GELEN KAPIŞMALARI OKUMUŞ VE ARDINDAN ŞU YAZIYI EKLEMİŞ


Merhaba...
Sevgili ağabey; adına açılan sayfayı dikkatlice okudum... Çok üzüldüm.. Evet yıpranmışsın.. Hasan ağabeyin yazdıklarını ne cahiller ne alimler okudu.. Ne körler ne dilsizler anladı.! Sana eğer hakkım var ise GİT ! demeliyim yok ise yine de GİT ! demeliyim.. Git ağabey yoksa sonun kan revan içinde ki sezar gibi olacak.. Darbe vurmayı seven sevene ama ben onları sevmiyorum ! Mefta nın başında ki çok hırslı akrabalar gibi hala diş gösteriyorlar..! GİT ! ağabey ve sakın düşünme..! Yazık şunca emeke yazık ki ne yazık..!!!

Yine bir başka genç okurum Efe Tunçer'den gelen e-mail

Sayın Ertuğrul Timur,
Bilmiyorum Türkiye'de hala sanat var diyebilir miyiz? Veya o sanatı yaşatmaya çalışan insanlar var diyebilir miyiz? Ya da bütün sivri, yani sivri ucunu Türkiye'yi bir şeyhler ülkesine çevirmeye çalışan insanlara batıran herkesi bir girdap gibi çeken bu düzende acaba gerçekten yaşıyoruz diyebilir miyiz? İnanın bilmiyorum "tiyatrocu" olan herkesin bu mesleği bu tutkuyu gerçekten sevdiğine inanabilir miyiz bunu da bilmiyorum. Çünkü hepimiz biliyoruz sanatın elleride ideolojilerin zincirlerine vuruldu...Ve bunu söyleyen önceden uyaran insanlar da popülist bir paranoyayla suçlandı ki bu yüzden geldiğimiz nokta bugün burası.Tüm bunlar gerçekler... Ama ben belki gençliğinde verdiği bir ruh haliyle başka gerçekler de görüyorum...Yıllardır hiç bir karşılık beklemeden tiyatronun "MUHALİF" yanını resmeden körlere yobazlara gözlerini biraz olsun açtırmaya çalışan sizlerin varşığını biliyorum...AKM eyleminde içinde bazı tiyatrocuların da bulunduğu "eğlenen" grup eğlene dursun kare kare resimler çeken sizin varlığınızı biliyorum....Veya yanına gittiğimde bana inanılmaz mütavazi bir tavırla merhaba diyip sözlerimin sonuna kadar beni dinleyen Celal Kadri Kınoğlu gibi sanatçıların varolduğunu da biliyorum... Özerkleşmeyi malum kurumun içinde bulunan insanlardan belki de daha çok istediğinizi biliyorum...Kısacası bir zamanlar Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı gibi "nasıl ve nereden geleceğini bilmeden güzel günlere inanıyorum"İşte bu yüzden sitenizle ilgili en doğru kararı vereceğinize inanıyorum bu yüzden size hem uğurlar olsun hem de merhaba diyorumİyi ki vardınız, iyi ki varısınızTürkiye'de sizin gibi insanların olduğunu bildiğim süreceBen hiçbir şeyden zerre kadar korkmuyorumEn içten duygu ve düşüncelerimle


Şimdilik hoşçakalın dostlarım. Bu yoğun ilgi ve itirazdan sonra bu ayrılığa nokta demeye dilim varmıyor sadece virgül diyorum. Belki yine bu pencereden belki başka bir pencereden ama mutlaka kaldığımız yerden beni anlayabilmiş olanlarla mutlaka yolumuza devam edeceğiz. Yeter ki umutlarımız, ütopyalarımız tükenmesin.


Ahmet Ertuğrul Timur

tıkla: tiyatrom

Vatanseverliğe Karşı'dan...

II. Wilhelm


Türkiye düşün yaşamını varsıllaştıracak bir kitap olan Vatanseverliğe Karşı, Tolstoy'un "Dünya Savaşları"nı görebilme sezisini de kanıtlayan önemli bir yapıt. Acar Burak Bengi'nin kurduğu Yokuş Yayınları tarafından yayımlanan kitap, her satırıyla, insan aklını yüceleştiren bir yapıt olarak kitaplıklardaki yerini sağlamlaştırıyor...

Kitaptan bir paragraf aktarıyoruz:


Zamanımızın en komik kişiliklerinden biri, bir hatip, şair, müzisyen, dramaturg, ressam ve hepsinden önce de bir vatansever olan İmparator Wilhelm, geçenlerde Avrupa'nın tüm uluslarını, deniz kıyısında, çekilmiş kılıçlarıyla ve Başmelek Mikail'in işareti uyarınca, uzaktaki, oturan Buda ve Konfiçyüs figürlerine gözlerini dikmiş dururlarken resmetti. Tablo, Wilhelm'in niyetince, gösterilen yönden yaklaşan tehlikeyi karşılamak üzere, Avrupa uluslarının birleşmesi gerektiğine işaret ediyor. Ve kendi bakış açısından, 1800 yıllık köhne, pagan, kaba, vatansever bakış açısından tamamen haklı.

Tolstoy / Vatanseverliğe Karşı / Yokuş Yayınları / 142.sf.

Faşizm saldırıyor!...

Faşizm, o denli sapkın bir ideoloji ki, yavrusunu yiyen timsahtan bile daha acımasız işler yapar!...

12 Eylül Faşizmi'nin türevlerinden biri olan Latife Tekin'in kurduğu Gümüşlük Akademisi, kapitalizmin cilalanmasına yarayan bir kurum...

Emeğin iktidarına giden yolun çapaklanması için işler üreten Latife Tekin de, faşizmin saldırısına uğradı. Beklenen bir durum olmadığı için, şaşkınlık içerisinde kalan Latife Tekin, umarız, bundan böyle, faşizme karşı da yapıtlar üretmeye başlar...

Herşeye karşın, saldırıyı şiddetle kınıyor, faşizme karşı donanımlı olmak için; Sosyalist Gerçekçi yazın yapıtları üretmek gerektiğini vurguluyoruz!...

Haberi Gölge Tiyatro'da gördük ve aktarıyoruz:


Gümüşlük Akademisi için imza kampanyası

Yazar Latife Tekin’in öncülüğünde Bodrum’da kurulan Gümüşlük Akademisi’ne yönelik saldırılar, edebiyat çevrelerinde tepkiyle karşılandı. PEN Yazarlar Derneği’nin yaptığı “Gümüşlük Akademisi’ni savunalım” açıklamasının ardından yazarlar bir imza kampanyası başlatarak saldırıyı protesto ettiler.

Son zamanlarda bir grubunu tacizine uğrayan akademide, 17 Temmuz günü PEN Başkanı Tarık Günersel’in ziyareti sırasında bir baskın yaşanmıştı. Saatler süren arama sonunda görevliler bir şey bulamayarak ayrılmak zorunda kalmıştı. Akademinin asılsız bir ihbar sonucu böylesi tacizlere uğradığı görülmesine karşın uygulamanın devam etmesi, PEN Yazarlar Derneği tarafından “edebiyat ve sanata karşı tezgahlanan bir sabotaj” olarak nitelenmişti.

EVRENSEL

tıkla: Gölge Tiyatro

Theope tartışılıyor yada al Coşkun Büktel'i vur Ahmet Ertuğrul Timur'a!...


tıkla: tiyatrom

26 Temmuz 2007 Perşembe

Çanak yalamaya hayır!

Tiyatral savaşımla siyasal savaşımı koşut yürüten tiyatrom, tiyatro dünyası için olumlu bir süreç başlattı ve "Sadakaya Hayır! Sanata Evet!" anlamı içeren bir kampanyaya önderlik etti. Önemsiyor ve aktarıyoruz:


Özge Şahin
TİYATRO
Bu konu gayet hoş. Şimdiki çocukların sanatla iligileri yok... Varsa yoksa; bilgisayarda chat ortamı, oyun ve benzeri alanlarda geçiyor. Günlük hayatta ise; gezme tozma, eğlenme... Pekı nerede kaldı; kültür, sanat, sosyal aktiviteler, günümüzün çocukları nerede kolaylık nerede? Saçma sapan şey varsa, onları orada bulabiliriz. Ama suç onlarda değil, bizden büyük olanlarda; suç büyüklerimizde. Biraz daha düşünerek davransalar, çocuklarımız böyle olmaz. Çocuklara anne - babadan öte arkadaşca yaklaşmayı deneyin. Tabii gerektiğinde; anne baba olacaksınız, ama her zaman anne - baba olursanız, onlar sizden bıkıp bu tür eylemlerde bulunabilirler. Siz onlarla uzaktan ya da yakından ilgilenmediğiniz için, onlar en kolay yolu bulup oraya kaçıyorlar. Ama siz onlara gerektiğinde arkadaş, gerektiğinde dost, gerektiğinde anne - baba olsanız, onlar da bu tür şeylerden uzak dururlar tabii... Ne kadar uzak durabilirler ki? Yani günde 4 saat oturuyorsa bilgisayar başına, onu 2 saate indirebilirler. Sadece onlara örnek olmanız gerekir. Onları; sanata, kültüre, sosyal aktivitelere yönlendirirseniz, o zaman her dakikanın hesabını yapacaklar. Bakın o zaman neler olacak hem çocuğunuz; kültürlü, saygı gören, adam akıllı biri olup çıkacak karşınıza. Ama siz eğer ben “bunlara zamanım yok vakit kaybı işimden kafamı kaşıyacak zaman bile bulamıyorum” diyorsanız. Yapmam diyorsanız. O zaman size baş kaldıran bağıran çağıran, küfür eden, saygısız, terbiyesiz biri olur çıkar.Lütfen çocuklarınızı eğitim duzeyi düzgün, seviyesi yüksek olan okullarda okutun. Çünkü okul hayatta çok büyük önem taşıyan faktördür. Bütün okullarda tiyatro, spor vb... gibi birçok faaliyet olmalı. Hem bizler hem de çocuklar için bu imza kapmanyası işe yarayacak.

Alp
Katılmamak mümkün mü?
Size yürekten katılıyorum ve destekliyorum.

Gökçe
Çok doğru
Kesinlikle ben de bu görüşe katılıyorum. Okullarımıza tiyatro salonları yaptırılmalı!!!... Ophelia...

Ömer Çakır
Tiyatro
TİYATRO-TİYATRO-TİYATRO

Semra
Yazık olmasın!
Bence bir tiyatrocuya en karlı yatırım; ona oyununu sergileyebileceği güzel bir tiyatro salonu açmaktır ki, bu akıllıca da bir yatırımdır! Ben de tiyatrolara değer arttsın diye beklemeyi değil, tüm yetkilileri icraata davet ediorum...

Dilan Düzgüner
TİYATROYA TAM DESTEK İSTİYORUZ!
Ülkemiz sanatın gücünün farkında değil yada tam tersine farkında olduğu için destek vermiyor.Ben bir lise öğrencisi olarak okulumuzda tiyatro salonunun olmamasıdan utanç duyuyorum.Şahsi bir utanç değildir utancım,sanata ve sanatçıya önemin verilmediğinin tiyatronun görmezden gelindiğinin bir tepkisidir.Tiyatro salonumuz olmadığından tüm dekoru okulun bahçesine taşıdığımızı ve güneşin altında 10 tiyatrocu olarak prova yapmaya çalıştığımızı hatırlıyorum.Tek başımıza tiyatroyu hazırlayıp yarışmalara katılıp ödül aldığımızda başarımızı bize destek vermeyenlerin paylaşması içimizi acıtan bir olay.Ben lise tiyatrosu ve profesyonel tiyatro ile uğraşan bir genç olarak bakanlıkların bu ayıbı kapatması gerektiğini düşünüyorum ve böyle bir imza kampanyası başlatıp yorumlarımızı yayınladığınız için sizlere sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum!BAŞARACAĞIZ!

Y. Yıldız
KINIYORUM
Ben de imza kullanarak bunu destekliyorum bi tiyaro oyuncusu olarak biran once falliyete gecilmelin ve biran once o tiyatro salonu olmayan okullara salon yaptirilmali bu eksikligi cok iyi anliyorum bizim de salonumuz yok...

Turgut Özgütekin
Gerçek sanatçı
Tarihte en büyük yapıtlar en unutulmaz eserler hep imkansızlıklar içinde ortaya çıkmıştır. Lütfen arkadaşlar tek ihtiyacımız olan şey gerçekten ama gerçekten tiyatro sevdası. Bizim başka hiçbir şeye ihtiyacımız yok...

Aysel
Sanata evet
okulumuzda tiyatro oyunu sergilemek işkenceye dönüşmesin.

Osman
Damarlara zarar vermeyin yoksa kan gitmez ölürüz
Fazlasını değil, hak edileni istiyoruz. Sanat ve kültürü yaşatmak istiyorsanız, ülkenin hayat damarlarından biri olan tiyatrolara sahip çıkın. Yoksa kan kaybeder ölürüz...


Erkan
İmza
İmza...

Özgür
İmza
Ben işte böyle olaylara imza atarım.

Turgut Ezgütekin
.
TİYATRO SALONU OLMAYAN OKULDA SINIFLAR NEDEN VARDIR? ANLAMAM.

Asmin
Tiyatro; yaşasın mı ölsün mü?
Her okulda bir tiyatro salonunun olması demek, çok şey demek...

Pınar
İmza
Kampanyanıza kesinlikle katılıyorum. Devlet, tiyatrocuların emeğinin karşılığını vermeli.

tıkla: tiyatrom

Vicdanlar uyanıyor mu ne?

Coşkun Büktel'in Theope adlı yapıtına karşı, neredeyse bir ölüm sessizliği ve iftirayla yaklaşan Tiyatro Dükalığı, yavaş yavaş mevzi yitiriyor... Vicdanların sağırlığına güvenen Dükalık, mevzi yitirdikçe, vicdanların uyandığına tanık oluyor... tiyatrom sitesi sahibi, sayın A. Ertuğrul Timur da, kendince vicdanını dinleyen insanlardan biri olduğundan, sansürcü olmadığını kanıtlarcasına, sitesinde Theope Polemiği'ni gündeme getirdi. Coşkun Büktel de, bu konuda bir "giriş" yazısı yayımlayıp, bu durumu, kendi sitesine taşıdı... Aktarıyoruz:


(Büktel'in kırmızı harfli güncelleme eki, anons yazısının hemen altında)


İki yıldır, tiyatro camiasındaki yazarları, eleştirmenleri, tiyatro sitesi sahiplerini, akademisyenleri; teşhir ettiğimiz skandalları görmezden gelmekle, okurlarından gizlemekle suçluyoruz. Hiçbiri, bir teki bile, tınmıyordu. Bundan şikayetçi olduğumuz sanılmasın! Biz haklıyız ve rahatız. Tuzumuz kuru. Onlar içine battıkları utanca, eğer katlanabiliyorlarsa, kıyamete kadar katlanabilirler! Umurumuzda olmaz. Ama taşıdıkları utancın unutulmasına, gündemden düşmesine izin vereceğimizi ummamalılar. Çünkü onların utanma eşiğini zorlamayı, sanatçı ve aydınlarımızın utanca ne derece dayanıklı olduğunu kanıtlamayı, sosyal ve tiyatral olarak, çok önemli bir misyon sayıyoruz. Çünkü bizce, sanatın olmazsa olmazları arasında birinci sırayı zeka ve yaratıcılık alıyorsa, ikinci sırayı da "vicdan" alıyor. (Birincilere sahip olmayanlarda genellikle ikincisi de bulunmuyor.)

Sonunda içlerinden biri (tiyatrom.com'un sahibi Ertuğrul Timur, geçen Haziran ayında, yani ancak iki yıl sonra, bize özel iki mail göndererek, tepki vermek gereğini hissetti. İlk özel mail'e, biz de, özel bir telefon görüşmesiyle cevap vermiş, ikinci mail'deki bahane ve tutarsızlıkları ise cevaplamak için mesai harcamamıştık. Sayın Timur, o bahanelerin inandırıcılığına güveniyorsa, onları kendi sitesinde yayınlasın, o zaman cevaplarız, diye düşünmüştük. Sayın Timur'un vicdanı nihayet uyanmışsa, bu konuyu nihayet tartışmaya karar vermişse, tartışma yalnızca özel maillerde ya da bizim sitemizde başlayıp bitmemeliydi. Timur konuyu sitesine taşımaktan kaçındığı sürece, Timur'a cevap vermeyecektik. (Mustafa Demirkanlı'ya da aynı tutumu takınmış, sitesine taşımadıkça, onun bize gönderdiği özel maillerini sitemize taşımamıştık.)

Sayın Timur, bize o iki özel mail'ini gönderdiği geçen Haziran'dan bu yana yeniden sustuktan sonra, sonunda, bugün, kendi sitesinde, "THEOPE KONUSU VE TİYATROM.COM’UN SANSÜRCÜLÜĞÜ MESELESİ" başlığını taşıyan bir yazı yayınladı. Yazısında, bize geçen Haziran'da gönderdiği o mailleri, sayın Timur, sanki 2 yıllık sansürü bağışlatabilecek bir delil olabilirmiş gibi sunuyor.

Sayın Timur, yazısını, mail olarak bize de göndermiş. Kendi mizanpajımızla "aynen" yayınlıyoruz! Yakında cevabını da yayınlayacağız.

tıkla: coskunbuktel.com


AYNI GÜN, 27 TEMMUZ 2007, 15.30. GÜNCELLEME:
Sayın Timur, yazısında bazı değişiklikler yaparak, "BENDE OLSAM Ö.NUTKU'NUN YAPTIĞINI YAPARDIM" temasını geliştirdi ve "ÇIKIŞ NOKTASI YANLIŞ OLAN BU POLEMİKLERİN DOLAYSIYLA YAYIN DEĞERİ DE YOKTUR." sonucuna vardı. Bir anlamda "Ben de Nutku'yum!" ya da "Hepimiz Nutku'yuz!" diyen sayın Timur'un eklemeleri bitene dek bekleyecek, yazdığı metnin bizim sitemizdeki versiyonuna değil, kendi sitesindeki "en son versiyonuna" ―görmek için tıklayınız!― cevap vereceğiz.)