30 Haziran 2007 Cumartesi

"THEOPE" HAKKINDAKİ ŞEHİR EFSANELERİNE DAİR

Coşkun Büktel
30 Haziran 2007

Aşağıdaki yazıyı, Radikal Kitap dergisinde "Theope"yle ilgili olarak yayınladıkları bazı yanlış bilgileri düzeltmeleri için, Radikal Kitap yöneticilerine (Tuğrul Eryılmaz, Cem Erciyes) göndermiştik. Tuğrul Eryılmaz'ın cevap hakkımızı kullandıracakları konusunda garanti vermesi üzerine, Radikal Kitap dergisinin diline ve formatına uygun biçimde kaleme aldığımız bu kısa yazı, ne yazık ki, Cem Erciyes engeline takıldı... TIKLAYIN


Doğaçlama şiir yazımı

tıkla: Bulunmaz Tiyatro

Hilmi Bulunmaz ile tiyatro söyleşisi

tıkla: Bulunmaz Tiyatro

Yersiz Oyuncular

DOĞAÇLAMA TİYATRO, beş oyuncu tarafından oynanan metinsiz ve kurgusuz bir oyun. ''KURGUSUZ KOMEDİ'' sloganıyla seyircinin karşısına çıkan oyun, dokuz bölümden oluşuyor ve seyircilerden alınan kelimeler üzerine yükseliyor. Yersiz Oyuncular, özellikle Avrupa ve Amerika'da çok yaygın bir şekilde yapılan doğaçlama tiyatrosunun ilk örneklerinden birini tiyatroseverlere sunuyor...

Program: Her Cumartesi ve Pazar 16:00

Sahne: YOTA
Adres: İstiklal cd. Atıf Yılmaz sk. 16/2 Beyoğlu

tıkla: Yersiz Oyuncular

29 Haziran 2007 Cuma

Sorun Yayınları yargılanıyor!

Burjuva ve “sol” basın yayın kuruluşlarının bu konuyu “sinsi kuşatma”, sansür ve otosansür yöntemleriyle haber niteliğinde dahî görmeyerek yayınlamamakta ısrarlı olduklarını görüyoruz. Bu durum kapitalist yabancılaşmanın ilginç bir tezahürüdür. Değerlendirilmesini namuslu, iyi yürekli ve ilerici insanlarımızın bilincine sunuyoruz. Basını ve İlerici-Demokrat kamuoyunu hem duyarlı olmaya, hem de dayanışmaya çağırıyoruz.
Sorun Yayınları Kolektifi


‘‘Osmanlıdan Günümüze Ordunun Evrimi” KitabımızınYazarı Osman Tiftikçi ile Sırrı Öztürk’ün Yargılanmasına Devam...

Ocak 2006 tarihinden bu yana Kolektifimiz tarafından yayınlanan “Osmanlıdan Günümüze Ordunun Evrimi” isimli kitabımızın yazarı Osman Tiftikçi ve Kolektifimiz sorumlusu Sırrı Öztürk hakkında Genelkurmayın talebi doğrultusunda TCK’nın 301. Maddesine göre açılan/açtırılan davanın duruşmasına 8 Mayıs 2007 günü saat:9.30’da, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinde yapılan duruşmayla devam edildi. Mahkeme başkanı ile savcının değiştiği duruşmada Osman Tiftikçi’nin tutuklanarak getirilmesi yolundaki karar uyarınca ihzaren celbine ve duruşmanın 4 Temmuz 2007 tarihinde, saat:9.30’da yapılmasına karar verildi.

tıkla: Sorun Yayınları

Sadakaya ve Hormonlu Sosyalistlere Hayır!

tiyatrom, Türkiye Tiyatro Tarihi'ne önemli bir katkıda bulundu. "Devlet Sadakası" karşıtı bir kampanya başlatan tiyatrom, erguvani (oligarşik) Türkiye tiyatrosunun makyajının dökülmesine neden oldu. Sağdan sola, yukarıdan aşağıya; zor bir bulmacayı çözer gibi çaba harcayan insanların düşünsel emekleriyle, başarıya ulaşan kampanya, "Devlet Sadakası" çanağını yalayanları rahatsız etti...

Tartışma sürecinde, yepyeni terimler / deyimler de ortaya çıktı. En çok hoşumuza giden deyim; "Hormonlu Sosyalist" sözü oldu. Dün (29 Haziran 2007) tarihinde, Neşe adlı kişinin kullandığı "Hormonlu Sosyalist" sözü, sadece kullandığı kişi (Ankara Ekin Tiyatrosu militanı Selim) ile sınırlı kalmayıp, sosyalizmi bireysel çıkarları için kullanan herkes için kullanılabilecek denli güçlü bir deyim...


tiyatrom'dan:

Neşe
Bireysel çıkarlar toplumsal çıkarların önüne konulursa
Bireysel (topluluksal) çıkarlarını, toplumsal çıkarların önüne koyabilen sosyalist model de yeni çıktı galiba. Sosyalistlikle liboşluğu karıştırdı Ankara Ekin Tiyatrosu'nun Selim'i anlaşılan. Özal Dönemi sosyalisti mi ne bu arkadaş? Herşeyin hormonlusu çıktı; bu da Hormonlu Sosyalist olmalı :)

Murat Karahan
Selim Şaşırdı Allah şaşırtmasın mı demeli
Selim kardeş hem sosyalist olduğunu savlayıp, hem de devletten iane alanlardan olmanın şaşkınlığıyla iyice şaşırdı. Özel, bireysel taleplerle devletin genel anlamda yapması gereken görevleri ayırt edemeyecek kadar şaşırdı. Okullara salon yapımı yada her ile, ilçeye salon yapımı yada biletlerden vergi alınmaması; bireysel çıkar değil, genel toplumsal bir yarardır. Buna kimse karşı çıkmıyor; sosyalist toplumda da, kapitalist toplumda da devlet, kamu yararına bu genel hizmetleri gözetmek ve bu görevleri yerine getirmekle mükelleftir. Biz de devlete bu mükellefiyetini hatırlatıyor, görevini yapması için baskı grubu oluşturuyoruz. Sizinkisi ise böyle birşey değil; kamu yararı yada devletin vatandaşa eğitim sağlamak, kültürel yatırım yapmak gibi asli görevi değil, genele yönelik değil; bireysel, kısıtlı kişilere özel yardımdır. Bu basit gerçeği göremeyecek, bunun ayırdına varamayacak ve pancar teşvikiyle, tiyatrolara teşviği örnekleyebilen birini neden hala muhatap alıyorsak? Tesadüfen sosyalist olduğu zannına kapılmış bu arkadaş, bu basit temel farkları ayırt edemeyecek kadar sığ belli ki...

tıkla: tiyatrom

Devlet kopyacısı: Selim


Selim
Saçma bir talep
Ey elmacı ve Armutcu kardeşlerim sizlerin ne toplamak istediğinizi sizden başka anlayan var mı acaba . Develettten destek almak "satılmışlık", "Dilencilik" "çanakcılık" ve daha bir sürü öylemi . Peki sizin aynı para ile okullara salon yapılsın diye ettiğiniz feryatlar yukarıda saydığım hangi kategoriye giriyor .Hani Devletten para istemiyordunuz kendiniz yapın ya okullara salonları niye devletten bekliyorsunuz .

Elma ve Armut mevsimine daha çok var bence mevsimine meyve toplayın . Yanlış mevsimdesiniz bu mevsimde ne toplayacağınızı bilmiyorsunuz .

Bu arada Hakan kim .önceki yazıda Benden sonra yazan Arkadaşın adı Kadir . Yoksa bütün yazılanları böyle mi okuyorsunuz .

TELEBİNİZ SAÇMA BİR TALEP SAÇMA BİR TALEP BÖYLE SAÇMA TALEPLERE SOSYALİZM DIŞINDA ŞEMSİYELER ARAYIN .

( Bu arada kopyacı yine kopya çekmeye devam ediyor )


(Sayın Selim'e OYUN'un yanıtı)

Türkçe ve yazım özürlü Selim, devletten daha devletçi bir zihniyetle, tiyatrom'un başlattığı "Devlet Sadakasına Hayır!" anlamına gelen kampanyayı baltalamak için, tüm gücünü kullanıyor.

Sadece, elmalarla armutları toplamakla kalmayan Selim, sapla samanı da birbirine karıştırıyor: Devletin; tiyatrolara sadaka vermeyip, okul yaptırması gerektiği savına, fena halde içerleyen Selim, kendileri için (örnekse A. Ertuğrul Timur kendisi için) değil, başkaları (çocuklar) için savaşım verenlerle, kendileri yada "yoldaşları" için savaşım veren "Devlet Sadakası" çanağı yalayıcılarını birbirine karıştırıyor!...

Bir kez daha yineliyoruz; biz devrimci tiyatrocular, sosyalizmi bir şemsiye olarak kullanmıyoruz. Bir savaşım aracı olarak kullanıyoruz. "Devlet Sadakası" çanağını yalayanların yüzüne yapışan artıkların daha rahat görünmesi ve halkın, çektiği acıların, bir kısmının da "Devlet Sadakası" alan tiyatro patronlarının yüzünden oluştuğunun bilinmesi için savaşım veriyoruz...

(Bu arada kopyacılık yapmadığımızı, tiyatrom'un başlattığı kampanyayı desteklediğimizi, adımızı - soyadımızı verecek denli cesur olduğumuzu... belirtmekte yarar var!)


Not: Yazar adı verilmemişse, OYUN'da yayımlanan tüm yazılar, H. Hilmi Bulunmaz tarafından yazılmış anlamına gelir...

tıkla: tiyatrom

'Devlet Sadakası'na muhtaç tiyatro!

Seçim sürecine girildiğinde, tiyatroları da tutsak almak için davranan gerici hükümetin tuzağına düşen tiyatrolardan biri olan; Ankara Ekin Tiyatrosu, tiyatrom'un başlattığı kampanyanın "kahramanlarından" olunca, daha önce yayımladığımız bir haberi, yineliyoruz:


Egemenler "seçim yatırımı" olarak, kesenin ağzını açıp, halkın çıkarları için değil, kendi küçük çıkarları için ağzını açan tiyatroculara "sus payı" olarak, yeniden "yardım" etmeye başladı...

Ankara Ekin Tiyatrosu'nun payına; 92.000 YTL düştü!

(tıkla: Zaman)

"Devletin malı deniz, yemeyen domuz!" yada "Domuzdan bir kıl koparmak kardır!" anlayışıyla, sadaka ve rüşvete benzeyen bir biçimde 92.000 YTL alan tiyatroları açıklıyoruz:

tıkla: Ankara Ekin Tiyatrosu

tıkla: 92.000 YTL'lik tiyatrolar

Tiyatroda Devrim Cephesi oluşuyor

Kemal
Revizyon Değil Devrim
Bu uygulamanın düzgünü, düzeltilmişi olmaz. Gerçekçi olalım. Para dağıtan jüride kimler varmış, nasıl seçilmeliymiş, dağıtım nasıl olmalıymış? vs... bunlar işin hikaye kısmı. tiyatrom doğru yaklaşımdadır; bunun revizyonu olmaz. Kültür sanatta devrimi talep edip, yükseltmenin zamanıdır. Revizyonistler ayakbağı olmazsa, ilk kez bir sanat olayında bir ivme kazanılmaya başlandı. Hak verilmez alınır. Hadi bu hakkı almaya!

Mine Karaman
Yola devam
Bu yanlış uygulamadan pay alan, savunan, suçun ortağı olan sanatçı öngörüsüne sahip olmayan herkesi kınıyor; bu çok önemli gördüğüm kampanyayı sonuna dek destekliyorum. Kısmi, güdümlü, kişisel hiçbir yardım olmasın! Artık gerçek bir kültür- sanat atılımının yolunu açacak yatırımlar şarttır.

Yaşar Günbay
Selim yanlış hesaba devam ediyor
"Elmalarla armutlar toplanmaz, çıkarılmaz" dedik, ama Selim kardeş, yanlış hesaba devam ediyor. Tiyatroyla pancarı kıyaslıyor. İyice bunalmış belli ki. Öyle ya; hem sol görünüp, hem sağdan besleneceksin, sonra da, birgün biri bunun hesabını sorunca tökezleyeceksin. Neymiş? "Ankara Ekin Tiyatrosu salonunu herkese açıyormuş, çok iyiliksevermiş miş miş miş." Bu HAKmış. Sen ne hakkından bahsediyorsun? Senin Ekin'in için hak da, diğerlerine değil mi? Hak kısmi olmaz, kişisel olmaz yada Ali Poyrazoğlu, şu bu, üç beş kişinin dudak arasına bağlı olmaz. Eğer bu satın almaya, susturmaya, kollamaya yönelik devlet yardımı haksa, alsın haklarını başlarına çalsınlar! Kişisel, kısmi yardımın adı; asla hak olamaz. Kültür- sanat adına daha geniş ve kapsamlı bir ekonomi politikası zorlanmalı. Anlaşıldı ki, bunu Ekin Tiyatrosu talep etmeyecek. Sus payını aldı, sustu, hatta susmadı. İşte bu yanlış uygulamanın savunucusu oldular. İşte satın alma, tam da budur. Siz sahnede Aziz Nesin oyunu sahneleyip, sözde solculuk oynamaya devam edin, gerçek hayatta satılmışsınız, bunu görmeyelim he mi? Yoook, o kadar uzun boylu değil Selim bey!

Ender Kahraman
İşte budur!
Selim ve Hakan ikilisine (yada teklisine), Murat arkadaş çok güzel cevabı vermiş. Onun bir paragrafını kopyalayarak, ben de bir örnekle pekiştirmek istiyorum:
Devlet, ülke ihtiyacı olduğunu düşündüğü tarım ürünlerine destek alımı yapıyor, destek veriyor; böylece özgür çifçinin, özgür iradesini teşvikle, bir yere yönlendirmiş oluyor. Peki tiyatroda aynısını düşünelim: Devlet, yarın öbürgün aynısını yapmaya başlarsa ve "Biz kimseyi zorlamıyoruz, isteyen istediği oyunu sahneleyebilir amaaa; bu ülkenin milli örf, adet, manevi duygularını geliştirecek oyunlara ihtiyacı var, geleneksele ihtiyacı var, biz onların artması için teşvik (alımı), teşvik yardımı yapacağız" derse ne olacak?
Evet, işte zurnanın "zort" deliği burda. Belki tarımda teşvik iyi bir amaca hizmet edebilir. Ama benzeri kültür- sanat, edebiyatta oldu mu; kesinlikle zaman içinde iktidar görüşlerinin ve kapitalist devletin zihniyetinin yayılması için kullanılacaktır. Bakınız Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu'nun tavsiye ettiği kitaplar, Kültür Bakanlığı'nın 1000 Temel Eser yada basımı Kültür Bakanlıkları'nca yapılan kitaplar. Bu son derece tehlikeli yapıya son! Bir sol tiyatro (Ekin), bu yardımdan üç kuruş aldı diye, yanlışı savunamayız, oportünistlere aldırmadan yola devam!

Neşe
Dikkat tuzak
Selim yada Hakan, yada her ikisi de, yada her neyse; bu imza kampanyasını sabote etmeye çalışıyor, oyuna getirip, konuyu sulandırmak istiyor. Lütfen bu kenetlenme sağlanmışken, zıvanadan çıkmayın. Arkadaş cevap vermiş zaten, ama eğer pancara, fındığa destek veriyorsa bile; herkese eşit veriyor, fındık eken Ekin Tiyatrosu'na verip, fındık eken "Kasım Tiyatrosu"na vermemezlik yapmıyor. Suçunuza kılıf aramayın, devletin kayırmacılığı altına girmişsiniz, susun oturun satılmışlar!

Murat Karahan
Sahte ve gerçek adıyla her iki Selim Kalıç'a
Devlet; pancara, ayçiçeğine, tütüne, fındığa ve çaya da destek vermiyor kardeşim. Önce doğrusunu öğren. Destek alımları yapıyor. Yani belli miktar tarım ürünü alacağını taahhüt ediyor ve böylece o ürünün ekilmesini sağlıyor. Neden? Çünkü o ürüne ülkenin ihtiyacı var ve çiftçileri o ürünü ekmeye ikna etmek için böyle bir teşvik alımı uyguluyor. (Hatta belli bir süre sonra ihtiyaç azalıp devlet teşvik alımı da azalınca çiftçiler isyan ediyor.) Şimdi senin mantıksız, ama dediğinde direnen biri olduğunu, eski forumlardan hatırlıyorum, ama gene de cevap yazmaya devam ederek, senin mantığınla davranalım bakalım ne olacak? Devlet, ülke ihtiyacı olduğunu düşündüğü tarım ürünlerine destek alımı yapıyor, destek veriyor. Böylece özgür çifçinin, özgür iradesini teşvikle bir yere yönlendirmiş oluyor.
Peki tiyatroda aynısını düşünelim: Devlet, yarın öbürgün aynısını yapmaya başlarsa ve "Biz kimseyi zorlamıyoruz, isteyen istediği oyunu sahneleyebilir amaaa; bu ülkenin milli örf, adet, manevi duygularını geliştirecek oyunlara ihtiyacı var, geleneksele ihtiyacı var, biz onların artması için teşvik (alımı), teşvik yardımı yapacağız" derse ne olacak? Hak'tan bahsediyosun; bu yardımın dayandırıldığı yasa, böyle bir uygulamaya engel mi? Değil... İsterse, pekala biz şu kıstaslardakilere yardım ederiz deme hakkı var ve zaten kısmen yapıyor (yerli oyunlara öncelik vermesi mesela). Yarın, bunu pancar alımı gibi; hükümetlerden biri kendince ihtiyaç olduğuna inandığı oyunlara göre yaparsa, söyleyebilecek hiç bir şeyin yok! O zaman kılkuyruk bazı tiyatrocular, para için iktidarın hoşuna giden oyunlar da yapmaya başlayacak, yada iktidar kendine yakın tiyatroları destekler olacak. Bu hak dediğin ve aslında yasal tarifesi çizgisi kıstasları belli olmayan "kişilere münhasır yardım" son derece yanlıştır. Neden bunu anlamamakta direniyorsun? Anlamazsın ve şimdi de "demir-çelikten" falan örnek verirsin. Çünkü seni biz iyi tanırız Selim Kalıç. Sen "dediğim dedik, çaldığım düdük"sün. Bu günaha ortak olanlardan biri de Ankara Ekin ya; ne sosyalistliğini hatırlarsın, ne düklerden kontlardan bahsettiğin günleri. Bu ayrıcalıklı yardım şeklini savunursun sadece ayrıcalıklıların arasına "ŞİMDİLİK" sizinkiler de girebiliyor ya. Diğerleri üç kuruş için sanatını satıyor, sen üç kuruş için sadece sanatını değil, ideolojini de satıyorsun (biz kalınlaştırdık - OYUN) bilmem fark edebilecek misin bir gün???

A. Ertuğrul Timur
Lütfen dikkat ediniz
Peşpeşe yazan, son iki yazının birinin altında "Selim", diğerinin altında "Hakan" ismi kullanılmış. Fakat aynı "ıp" numarasına sahip; 88.255.40.145 numaralı "ıp" dir. Elbette bu, ille de aynı kişi olmayabilir ve yanyana duran iki arkadaş, aynı pc (bilgisayar) den peşpeşe yazmış olabilir. Fakat bir süre önce belirtmiştik; burası forum alanı değil, imza alanıdır polemik açma amaçlı değildir. Eğer karşı düşüncede olan varsa, mail yoluyla iletir ve biz de, onlara köşe yazısı olarak yer veririz. Fakat bu alanı forum, tartışma, polemik alanı gibi rotasından çıkarmazsanız seviniriz. İmza tek yanlı bir propaganda şeklidir. Birisi bir konuda imza kampanyası açar; buna inanan imza atar, inanmayan atmaz. Yukarıda da söylediğimiz gibi, karşı görüşe kapalı değiliz, polemik yada ayaküstü tartışma şeklinde değil, köşe yazısı olarak yollarlarsa yayınlarız elbette.

tıkla: tiyatrom

28 Haziran 2007 Perşembe

Rezaletin 'Son Sahne'si

Esnaf zihniyetiyle işlerini yürüten Türkiye tiyatrosu, Coşkun Büktel'in acımasız eleştirilerinden rahatsız olduğundan, Büktel'e, her türlü sansürü uyguluyor...

Tiyatro... Tiyatro... dergisinden Radikal gazetesine, Evrensel Kültür dergisinden Son Sahne tiyatro dergisine dek, hemen tüm yayın organları, Büktel'in ufuk açan yazılarını sansür ederek, tiyatro sanatının çürümesi için, adeta yarış ediyorlar!...

Her tümcesi, birer ibret sahnesi olan, "Rezaletin 'Son Sahne'si" yazısını, büyük bir keyif alarak okuyacaksınız...

Tadımlık bir paragraf aktarıyoruz:


Yazık! Çok yazık! Bu ülkede, yarının umudu olması gereken gençlerin bile bu denli özsüz ve omurgasız olabilmesi çok yazık! Bu ülkede tiyatro yapma iddiasındaki gençler bile artık cesur ve demokrat olamıyor. Bu ülkede cesur ve demokrat gençler tiyatro adına bir dergi çıkarmakla ilgilenmiyor. Meydanı boş bırakıyorlar. Boşlukları ise “Tiyatro Tiyatro”, “Türk Tiyatrosu”, “Son Sahne” dolduruyor. Onlar da tiyatro esnafının vandalizmini desteklemeyi, vandal düzenden pay alabilmek için “esnafın” suçlarını örtbas etmeyi, suçları açıklayanları aforoz etmeyi, gerçekleri halktan gizlemeyi, daha “hesaplı” buluyor. Bu ülkede tiyatro yapan, dergi çıkaran genç insanlar bile, idealist olmayı enayilik sayarak, tiyatro esnafına yakınlaşmayı, “esnaflaşmayı” tercih ediyor.

tıkla: Rezaletin "Son Sahne"si

Tiyatro patronlarına verilen 'Devlet Sadakası"

Kadir
Ya Diğer Destekler
Devlet;Pancar'a ,Ayçiçeği'ne , Tütün'e ,Fındığa ve Çay 'a da destek veriyor . Şimdi sizin mantığınıza göre Çiftçilerde mi kapıda ki dilenci durumuna düşüyor .
İstermisiniz bu kampanyaya onlar da katılsın onlarda bu destekten vazgeçerse bakın o zaman gerçekten pek çok okula salon yapacak parayı bulabiliriz .

Selim
Hak mı , Ulufe mi

(Bu yazıyı yanıtlıyoruz. Önce, Selim'e yazı yazmasında yardımcı olalım. İtalik'ler bize aittir. OYUN)

Sistem bu güne kadar kendi vatandışı (vatandaşı) ile ilişkisini hiç bir zaman HAK üzerinden kurmammıştır . (kurmamıştır) Çoğu Vatandaşta (vatandaş da) bu ilişki üzerinden hep DEVLET BABA ,KERİM BABA anlayışını kabul etmiştir .

Oysa ki çağımızda böylesi bir ilişkiyi savunmak ve HAK larımızdan (HAKlarımızdan) vazgeçmek sözkonusu değildir olamazda . (olamaz da)

İnsanların HAK ları (HAKları) vardır ve İnsanlar HAK larını (HAKlarını) kullanırlar .

Bu ilişkide her hangi bir arıza çıktığında yada keyfi tutum sergilendiğinde sorumlular hesap veririler . (verirler)

Devlat (devlet) Yardımı da kazanılmış bir HAK 'tır. (HAK'tır) Uygulamada ki (uygulamadaki) yanlışlık yada keyfilik bu HAK tan (HAKtan) vazgeçmeyi değil sorumlularını sorgulamayı gerektirir .

Sinemaya 8 Trilyon destek verildi , Tiyatroya 2 Trilyon ama sinemacılar hala desteğin yeterli olmadığını ve arttırılması gerektiğini söylüyorlar .

Buna karşılık Tiyatrocular ne söylüyor "Bize verilmedi kimseye verilmesin"

Birde (bir de) böylesi saçma talebi "sol" "Sosyalist" Şemsiye altına almaya çalışanlar var .

Ama onlar "HAK VERİLMEZ ALINIR " gerçeğinde ki "SOL" "SSOYALİSTLER" (sosyalistler) değil

internetin sanal aleminde ki (alemindeki) SANAL SOL -SOSYALİSTLERDİR. ki onlara söylenecek bir söz yoktur .

(Bu arada bizim bu sayfalara yazdığımız yazılar başka sayfalara kopyalanmışsanki o sayfalara yazılmış gibi birde (bir de) altına cevaplar verilmiş kendi kendine gelin güvey olunmuş . SAĞLIK SAĞLIK EN ÖNEMLİSİ AKIL SAĞLIĞI )

(Şimdi de, öze değgin yanıt verelim.)

Sistem nedir? Kapitalizm mi? Kapitalizm ise, HAK üzerinden vatandaşıyla nasıl ilişki kurabilir?!...

"Çoğu vatandaş" derken, neyi kastediyorsun? Senin gibi, düzene boyun eğenleri mi kastediyorsun?...

"Çağımızdaki böylesi bir ilişkiyi" (haklarımızdan vazgeçme ilişkisini) sizin gibi, tiyatro yapanlar sayesinde, haklarından vazgeçme duygusuna yöneliyor "çoğu vatandaş"...

Kapitalizmde, (egemen insanların) hakları vardır ve tepe tepe kullanırlar. (Ezilen insanların) hakları olmadığından, kullanamazlar... Örnekse, 30 TL verip, tiyatroya gitme hakkını kullanamaz ezilenler!...

En temel hak olan; yaşama hakkını hiçe sayan (egemen) insanların keyfi tutumuna karşı, neredeyse, yasal hak olarak, hiçbir şey yapmak olanaksızdır!... "Hayata Dönüş" operasyonu, "Gazi Mahallesi" davası, "Metin Göktepe" davası, "Madımak Oteli" davası... ve daha bir sürü durum, insanların en temel hakkı olan yaşama hakkına (bile), saygısızlık eden kapitalist devletin suçlarına ortak olmak isteyenler, "Devlet Sadakası"nın çanağını yalamayı sürdürebilirler!...

"Devlet Sadakası" kazanılmış HAK değildir. Sopadan önceki son aşama olan "havuç ile uslandırma" çalışmasıdır. Havuç ile uslanmayanı, "sopa ile uslandırırlar". Havuç yiyen hesap soramaz. Sopa yiyen hesap sorabilir...

Sinemacıların çanak yalaması hoş bir durum değil. Onlar çanak yalıyor diye, tiyatrocular da aynı pisliğin konulduğu çanağı yalamak zorunda mı?...

Tiyatrocuların; "Bize verilmedi kimseye verilmesin" dediğini bilmiyoruz. Kimler demişse, açıklansın, biz de bilelim. Sadece (bizim bildiğimiz denli), Semaver Kumpanya'nın patronu Işıl Kasapoğlu, kendisine çanak sunulmadığı için, durumdan hoşnut değil...

" 'Sol' 'Sosyalist' Şemsiye altına almaya çalış"mıyoruz, "Devlet Sadakası"na karşı çıkmayı. Sosyalizm adına yargılıyoruz!...

"HAK VERİLMEZ ALINIR" gibi, yeni yetme bir muhalifin (bile) kullanırken yutkunacağı, banal ve vulgar bir söylemle, tiyatro gibi önemli bir sanata yaklaşmaya çalışan Selim, daha adını yazmayı bilmediği sosyalistler için ahkam kesince, inan olsun midemiz ağrıyor...

Madem ki, "internetin sanal aleminde ki SANAL SOL -SOSYALİSTLERDİR. ki onlara söylenecek bir söz yoktur ." diye saptamada bulunuyorsun, neden sanal mürekkep tüketme gereksinimi duyuyorsun Selim?...

(Bu arada bizim bu sayfalara yazdığımız yazılar başka sayfalara kopyalanmışsanki o sayfalara yazılmış gibi birde altına cevaplar verilmiş kendi kendine gelin güvey olunmuş. SAĞLIK SAĞLIK EN ÖNEMLİSİ AKIL SAĞLIĞI )

Tüm Türkçe ve yazım özrüne karşın, yukarıdaki (son) paragraf, bizim için önemli. Tiyatro dünyasında, yazılan her söz ilgi alanımızda. Nerede yayımlanırsa yayımlansın, yeter ki görelim, mutlaka değerlendirmeye alıyoruz. Bu arada, ta baştan beri, tiyatrom'un kampanyasını destekliyoruz ve mutlaka kaynak göstererek, yazıları yayımlayıp, gerekirse yorum yapıyoruz. Bu duruma, tiyatrom'un sorumlusu A. Ertuğrul Timur (bile) karşı çıksa, yayımlamayı sürdürürüz...

Kendi kendine gelin - güvey olma durumu sözkonusu değil. Kapitalist çanak yalayıcılarına karşı, sosyalist bilinçle tavır koyma duyarlılığı/kararlılığı içerisindeyiz...

Bize "SAĞLIK SAĞLIK EN ÖNEMLİSİ AKIL SAĞLIĞI" öneren tiyatro esnafına AKLI SELİM bir tiyatro duyarlılığı dileriz!...


İsmail Ökke
Devletin yardımı delet okullarına kalsın Her okulda bir tiyatro salonu oolsun
Yıllardır tartışması süren "Devlet yardımı politikası kesinlikle değişmeli.bu paralar bütceden her yıl çıktığına görekültürmerkezlerine harcanmalı.Öncelikle temelleri atılmış harabe kültürmerkezleri yşama geçirilmeli.Tiyatro dolu günler dileği ile saygilar sunuyorum.

Rojhat Eşin
16 Yaşında Bir Tiyatrocu Adayı merhaba arkadaşlar bu imza kampayasına yürekten destek veriyorum.

Cengizhan Eren
tiyatro tiyatroda bir insanın kalbi gibidir.ikisi de insana yaşam gücü verir. bu nedenle kalbimize sahip çıkalım...

Seda
arkadaşlar birbirimize düşmeden halletmemiz gereken çok büyük bi altyapı sorunumuz var.. hepimiz burda tek şeyi savunup tek şeye gönül verdiysek birbirimize laf atmak yerine bir araya gelip bu işi nasıl halledebiliriz çabasında olmalı değilmiyiz sizce..bizim burda tartıştığımız nokta hangi tiyatronun devletten ne kadar para aldığı değil arkadaşlar bu tür görüşlerin burda anlamsızca açıklanıp bunun için tartışma yaratmak yersiz birlik olmamız lazım..ve aynı zamanda sevgili ekin tiyatrosunu savunan arkadaşlarım bizim veya içlerinde art niyet olarak yazdığını düşünmediğim arkadaşlarımın yazılarına tepkiolerinizde haklısınız ama anlatmak istediğim olay bizim burda konuştuğumuz devletin sanat politikasının yetersiz oluşudur yani çıkıp tek kişiyi yada tek kurumu suçlamak değildir birkaç doğrunun olduğunu bize destek veren kurumların tiyatrocuların olduğunu bizde biliyoıruz bizim amacımız tiyatroyu dahada yaygınlştırmak herkesin iyi şeyler yapmasını yada daha önce alkına gelmeyen bireylerin akıllarına bu ülkede tiyatro sever gençler yetişiyor onlarada yardım etmeliyiz düşüncesini kazımak teşekkür ediyorum iyi günler..

Sedat Kalkavan
tiyatroların ödenekleri ne gerek varki tiyatroya şarkı yarışmaları ile doldurun beyinlerini...

Selin
Tiyatronun Gücü
Tiyatro çok güçlü bir sanat dalıdır.Toplumdaki birçok sorunun çözülmesinde büyük rol oynar.Sorunların görülmezliğini yok eder ve çoğu eksikliği gün ışığına çıkarır!Bu yüzden tiyatrosuz bir toplumun durumu iyi olmaz,bilinçsiz,duyarsız ve gelişime kapalı bir toplum haline geliriz.Tiyatroya gereken ilginin gösterilmesi gerekiyor.Bunu yapmıyorlarsa,biz yaptırmalıyız!Sonuna kadar destek veriyorum...

Melis
tepkkii tepkıı vermekk lazııımm!!!

Yaşar Günbay
Elmalar Armutlar toplanmaz
Ne olduysa birden peşpeşe Ankara Ekin Tiyatrosu savunucuları sökün etti buraya
Kardeşler,İlkokulda matematik dersinde ilk öğretilen elmalarla armutların toplanmayacağıydı. Aynı cinsten olan şeyler toplanır yada birbirinden çıkarılır.Kafa karıştırmaktan başka neye yaramış yazdıklarınız?Ankara Ekin tiyatrosunun tüm faziletlerine eyvallah ama bu devletin yanlış kültür Sanat politikasını temizlemeye yeter mi? Bu yanlış politika içinde Sadece Ankara Ekin'e de para verildi diye bu yanlış kültür Sanat politikasını görmezden mi gelelim?Kaldı ki bu kadar iyi bir noktaya oturttuğunuz Ankara Ekin'in devletten bu yardımı kabul etmesi de ayrı bir tartışma konusu.Kısaca ağalar beyler yapmayın, elma şekerine fit olmayın. Atilla Koç'un Elma şekerini yalayıp bu politikanın savunucusu konumuna düşmeyin yazıktır size.

tıkla: tiyatrom

bir akademisyenin ince doğranmış dili

tıkla: hilmibulunmaz

İzle

tıkla: ulas.teori.org

27 Haziran 2007 Çarşamba

GECEYARISI DENEME'Sİ YA DA HALUK AMCA'YA BİR MEKTUP

Polat İnangül

İnsan neden şu içinde bulunduğumuz, Afrika sıcaklarının yaşandığı bir gecede yazı yazar? Yahut neden yazmak zorunda hisseder kendisini? Nedir insanı buna zorlayan şey?.. Gece yarısı güzelce uyumak, müzik dinlemek, bir iki dergi karıştırmak, balkonda sigara tellendirmek varken… neden? Çünkü söylemek istediği bir şey vardır, anlatmak istediği bir derdi, onu rahatsız eden, eğer başka birilerine bunu anlatmazsa çatlayacağını sandığı bir şey vardır… Sizi rahatsız eden şey herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde karsınıza çıkabilir. Benimki geceyarısı eski programları tekrarlayan bir televizyon kanalını izlerken karşıma çıktı. Programın adı “Bir Yudum İnsan”, konuk ise usta bir oyuncu, medyamızın saydığı, halkımızın sevdiği, benim de tiyatro dünyasında “yeteneği açısından” hayranlık duyduğum bir tiyatro insanı: Haluk Amca (Bilginer). Ne yazık ki programı izleyen seyirciler (en azından bir bölümü) sanırım Haluk Amca’nın bu sevgiyi hak etmediğini görmüşlerdir. Çünkü, Haluk Amca, haddi olmayarak, gerçekten halkın, ezilenin sevgilisi olmuş, hayatını halkına ve inancına harcamış Yılmaz Güney gibi bir sanatçıya dil uzatmıştır. Elbetteki Yılmaz Güney, bir tabu olmaktan çıkarılıp eleştirilmelidir, ama bu eleştirilerin ayakları yere basmalı ve “eleştiri hakkının üretmekten doğduğu” ilkesi bilinerek yapılmalıdır. Oysa Haluk Amca, Yılmaz Güney’in politik olmadığını, filmlerinin bildiri gibi olduğunu, bildiriyi okuyup hiç zahmete girmemesi gerektiğini söylüyor. Sanatın nefretle yapılamayacağını söylüyor (ki bu kendi görüşüdür bizi bağlamaz) üstelik bir kurnazlık yapıp “ben de kendisine saygı duyarım, çok güzel filmleri de vardır” cümlesini araya sıkıştırarak, kenna (güya) tarafsız bir eleştiri yapıyormuş süsü veriyor (Sağol Haluk Amca biz almayalım). Aslına bakarsanız, Haluk Amca, kısmen de olsa haklıdır (yani gidiş yolu yanlış, lakin sonuç doğrudur). Yılmaz Güney politik değildir; bu doğru… Ancak o siyasidir. Çünkü poli-tika kelimesinin Latince anlamı çok yüzlülük demektir. Oysa Yılmaz Güney; ne politikacıydı, ne de çok yüzlü… O siyasiydi ve filmleri de o yüzden siyasidir. Politik değildir. Haluk Amca, bu ayrımı fark edememiş sanırım. Filmler bildiri gibi diyor. Oysa o filmler ona bildiri gibi gelmiş olmasın sakın... Neden derseniz, okumaya devam edin…

Sevgili Haluk amcacığım, sen o filmleri izleyen milyonlarca insanla aynı sınıftan değilsin. Onlar gibi ikinci sınıf (hatta üçüncü sınıf) vatandaş yerine konmadın, “ezikliği” hissetmedin. Yılmaz Güney’in dediği gibi “cebinde paran olduğu halde (burası çok önemli cebinde paran olduğu halde) birinci sınıf lokantalara girememe gibi bir duygu” yaşamadın, sen Avrupalarda okudun be Haluk Amca, elbette bu filmler sana bildiri gibi gelir, fakirlik edebiyatı gibi gelir… çünkü sen fakirliği ancak edebiyatta gördün. Şimdi de, bize entelektüel edebiyatı yapıyorsun. (Yapma be Haluk Amca, hörtmen kızar). Elbetteki senin de, eleştiri yapmaya hakkın var (bunu ben söylüyorum) ama sence de “eleştiri hakkı üretmekten doğmaz” mı? Sen Yılmaz Güney’i, politik olarak beğenmiyorsun, ama sen politik olarak (politik kelimesini senin kullandığın anlamda kullanıyorum) ne yaptın? Bize şöyle bir özetleyebilir misin? (Peki Haluk Amca, bir daha bu konuyu açmayacağım.) Gelelim, “nefretle sanat yapılmaz” sözlerine. Neden yapılmasın Haluk Amca! Bunu sen mi söylüyorsun, yoksa sanatçı (pardon sanatsevici) çevren mi? Burada sanatın ne olduğunu sana söylemeyeceğim. Elbette bunu benden daha iyi bildiğine eminim. (Lakin benden daha iyi niyetle kullandığın konusunda şüphem var.) Sanat bir dil, bir iletişim aracı değil mi? Sanatçı söyleyecek sözü olan kişi değil mi? Anlatmak istediğini senin dediğin gibi bildiri şeklinde değil de, bir iletişim yolu olarak; resmi, müziği, heykeli, tiyatroyu, sinemayı, şiiri vb. (bkz. Güzel Sanatlar) seçen kişi değil mi? Peki bu kişi sevgisini, aşkını ilettiği gibi; nefretini, kinini iletemez mi? Ben sana burada bir gerçeği açıklayayım Haluk Amca; (ama benden duymuş olma), sanatçı nasıl sevgisini anlatabiliyorsa, sevgiyle sanat yapıyorsa, işte aynen öyle; nefretini anlatmak için, nefretle de sanat yapabilir, bunu ne sen engelleyebilirsin, ne de o sanatsevici çevren…

İyi geceler Haluk Amca, ben yatıyorum…


Not: Yatmadan önce bir zap yapayım dedim…
Allah tependen bakmaya Haluk Amca. Başka
bir kanalda Yılmaz Güney filmi varmış. Sana
şu üç kuruşluk yazıyı yazacağım diye filmi kaçırdım iyi mi!?

Pasifik Öyküleri

arka kapak


Arıcan öykücülüğünü günümüz Türkçe öykücülüğünden ayıran en temel nokta, beslendiği kaynaklardır. Yazar, yıllardır, Asya-Pasifik bölgesinin irili ufaklı çeşitli bölgelerinde yaşamakta, kalemi gün geçtikçe daha çok farklılaşmaktadır. 'İlahi Şaka' adlı öyküsü, Budacılık üstüne Türkiye Türkçesi'yle yazılmış ilk sanat yapıtı olma özelliği taşımaktadır. Yazar, bir Budacı rahibin tapınağa katılışını ve ayrılışını bir Budacı rahip ya da bir Asya-Pasifikli yazara taş çıkartırcasına yazmıştır. Aynı biçimde, 'Çelişki' adlı öykü, değil aşık olması, bir kadınla konuşması bile yasak olan bir genç Budacı rahibin kısa ve öz aşk öyküsüdür.

Kimi öykülerde, örneğin 'Palyaço'da ve 'Hiç Bitmeyen Sözlük'te yazarın beslenme pergelini daha da açıp, Pasifik'in öbür kıyısında, Güney Ameri-ka'da karaya ayak bastığını, Borges'e göz kırpıp Marquez'in büyülü gerçekçiliğiyle caz yaptığını görüyoruz. 'Zaman'da da Marquez'den esintiler görürüz: Marquez'in 'Yüz Yıllık Yalnızlık'ında olduğu gibi, bir köy/kasabadır gerçekte, anlatının temel kişisi…

Yazar, aynı zamanda matematik-fizik öğretmeni olması nedeniyle, kimi öykülerde, örneğin 'Duvar'da, bir bilimcinin bakışını ve matematik ile müziğin ilişkisini öykülerine taşıyor; o merakı, o hesap çabasını, o enginlik ve sonsuzluk düşüncesini… 'Göz'ü keyifli yapansa, belki de bu yönü: Öykücünün kameraların açılarının ince hesaplarıyla haşır neşir etmesi okuru…

'İnat'ta, şarkiyatçı (oryantalist) ve garbiyatçı (oksidantalist) bakışların yer yer çarpışmasıyla, 'Balık' öyküsünde ise, uygar uymazlık (sivil itaatsizlik) ile karşı karşıya kalırız. 'Balık', ad benzerliği dışında, bu yönüyle, erken yaşta yitirdiğimiz değerli öykücü Samed Behrengi'nin 'Küçük Kara Balık'ıyla akraba sayılabilir.

'Göz' adlı öyküde, beklenmedik bir son ve Matriks'i ya da Büyük Birader'i anıştıran bir kılgısal-gerilim (tekno-gerilim) boyutu gelmiş ki, bu, Arıcan öykücülüğünün tarihselliği içerisinde yeni bir kanaldır.

Ali Rıza Arıcan'ın öykücülüğünün yıllar ilerledikçe daha da yetkinlik kazanacağına kuşku yok.

Asya Yazıları

arka kapak


'Asya' denince aklınıza ne geliyor? Çekik gözler? “Çan çin çon” sözü? Yoksulluk? Yoksa uyanan bir dev mi?

Bu kitap, size Asya'da çok daha fazlasının olduğunu gösterecek.

Avrupalılardan daha önce, Amerika'yı ilk keşfeden Türk kökenli Çinli amiral Zheng He ile 1421'de uzun bir deniz yolculuğuna çıkacak; oradan 2500 yıl önce Çinli bilge Sun Tzu tarafından yazılmış ilk strateji kitabının sayfalarında gezinecek, ama sonra bu bilgelik ve felsefe ülkesinin bugünkü toplumsal çöküşüne tanık olacağız.

Don Kişot'tan önce bir Japonyalı kadın yazar tarafından yazılmış ilk romanı birlikte okuyacak, 'Japon mucizesi' üstüne düşüneceğiz.

Japonya'da aşırı çalıştırılmaktan ölümleri, Hindistan'da kast düzenini, Kuzey Kore-Güney Kore sorununu, yorucu çözümlemelere girmeden, hepimizin okuyabileceği akıcılıkta gözden geçireceğiz. Siyam ikizlerinin öyküsünü öğrenip yine Siyam'dan bir köy romancısını tanıyacağız.

Ve en sonunda, “Antarktika Tellioğullarınındır!” deyip Antarktika üstüne sürmekte olan paylaşım savaşını ele alacağız.

Ve her bir yazıdan sonra, dinlenmek, sanatın o hoşduyusuna kapılmak için Asya'dan çeşitli şiirler okuyacağız: “Ekmek parası mı kazanayım şiir mi yazayım?” diyecek Nepalli bir şair… İşgal dönemi Koresi'nden bir şair, “çalınmış tarlalara da gelir mi bahar?” diye soracak ülkesini düşünerek… “Benim ülkem cennet değildir” diyecek Filipinli bir şair, ülkesindeki yoksunluklara tanık olmamış turistlere… Ve Jose Rizal, bağımsız düşüncenin bu yiğit oğlu, son hoşçakalıyla veda edecek hepimize ve ardından bir şair “henüz değil Rizal henüz değil” diyecek…

Yorucu olmayan ama uzun bir yolculuğa çıkaracak sizi bu kitap ve bittiğinde, kitabı okumadan önce Asya'ya ilişkin ne kadar az şey bildiğinizi şaşırarak farkedeceksiniz…

Moby Dick

"Yargıcın kendisi de sanıklar arasındaysa, kim yargılayacak katilleri?"

tıkla: hilmibulunmaz

26 Haziran 2007 Salı

İlhan Selçuk MHP'ye katılıyor!

tıkla: hilmibulunmaz

Paylaşılamayan eleştirmen!

Önemli durumlarda, siyah dikdörtgenin içerisine beyaz yazılar döşenen tiyatrodergisi.com.tr, yine aynı yola başvurdu...

Mart/2007 tarihinde, ilk sayısı yayımlanan OYUN'a, fena halde hırslanan tiyatrodergisi.com.tr yöneticileri, o zaman da, Coşkun Büktel'in, dergimizi eleştiren yazısı; "Böyle bir 'OYUN'da yokum"u dikdörtgen siyahın içerisine, beyaz harflerde döşemişti!...

Peki, şimdi neden hırslanmış olabilirler ki?!... tiyatrom'un aşağıdaki yazısı, onları böyle fena halde hırslandırmış olabilir mi?

tiyatrom'dan: "ÜSTÜN AKMEN SEÇTİĞİ OYUN ELEŞTİRİLERİYLE TİYATROM'DA..."

25 Haziran 2007 Pazartesi

Ankaralı Tiyatrolar Selim Kalic'in korumasında!

"Devlet Sadakası"nı öven yazının yanıtı, alttadır...

Selim Kalic
BU NE SEVGİSİZLİK , BU NE GADDARLIK

BU NE SEVGİSİZLİK , BU NE GADDARLIK .

Semaver Kumpanya Haklı olarak Tiyatrolarda ki sevgisizliğe işaret ederek çok güzel bir tespit yapmıştı .( Başkalarına gerek yok bizler Tiyatroyu yıkmaya yeteriz )

Şimdi buradaki yazıları okuyunca ne kadar haklı ve doğru bir tespit yaptığını üzülerek görüyoruz .

Bu nasıl bir sevgisizliktir hatta sevgisizlikten öte gaddarca bir yaklaşımdır .

Devletin verdiği kıytırık 2 Trilyonu bile Tiyatroya ,tiyatrolara çok gören Tiyatro Dostları olabilirmi .Sırf Kendine çıkmadı diye "Benden sonrası tufan" anlayışıyla hezeyanıyla Tiyatroya sahip çıkılabilirmi .

Yardımların dağıtım biçimini , kriterlerini ,kurulu herşeyini eleştirebiliriz eleştirmeliyiz ,hatta yardımı ret de edebiliriz ama "Benim olmuyorsa kimsenin olmasın " denilebilirmi .

Bu nasıl bir ruh halidir ,nasıl bir kıskançlıktır, çekememezliktir

Önce Ali Poyrazoğlu ile başlandı Ferhan Şensoyla Devam etti ama sonra iş döndü Ankara Ekin Tiyatrosuna Geldi .

Üstelik çoğu imzasız yazılar yani "Faili meçhul" yazılar .El İnsaf arkadaş Ankara Ekin Tiyatrosunun yaptığı işin ONDA BİRİNİ yapan kaç Tiyatro var acaba.

Türkiyeyi karış karış gezen ve 200 günden fazla turne yapan kaç tiyatro var sanıyorsunuz .

Kaç özel Tiyatro 40 kişiyi kadrosunda barındırıp geçimini tiyatrodan sağlıyor biliyormusunuz .

Sahnesini herkesle paylaşan kaç tiyatronun var olduğunu sanıyorsunuz .

Ekin Tiyatrosu aldığı her kuruşu herkesten daha fazla hak ederek kazanmıştır .

Bizler Ankara Tiyatroları olarak Ekin Tiyatrosunun arkasındayız ve sonuna kadar destekliyoruz .

Ankara Ekin Tiyatrosuna Çamur atanları da kınıyoruz .(O faili meçhullerde İsimlerini de bi zahmet açıklarlarsa iyi olur)

Son olarak "Benden sonra Tufan" ANLAYIŞINDAN VAZGEÇEREK HEM YARDIMIN ÇOĞALTILMASINI HEMDE HERKESİ KAPSAYACAK ŞEKİLDE GENİŞLETİLMESİNİ SAVUNMALI ve BÖYLESİ SAÇMA BİR TARTIŞMAYI BİR AN ÖNCE BİTİRMELİYİZ .

Sizler Tiyatrolara verilen bu DEVE DE BİR KIL'I bile çok görürken Devletin nerelere ne kadar para aktardığını biliyormusunuz .

Mesela Beş Yıldızlı Otellere ,Özel ve Vakıf Üniversitelerine

DİYANET İŞLERİNİN Bütçesinden Haberdarmısınız mesela buna bir sözünüz olabiliyor mu

yoksa "ÖLÜYÜ DİRİYİ HALLETTİNİZ SIRA TİYATROLARA MI GELDİ"

Gençoyuncular sahnesi

25.06.2007 19:19:33

tıkla: tiyatrom


Sayın Selim Kalic'e, OYUN'un yanıtı:

Bir kez söylendiğinde, kalıcı etkisi olmayacağını varsaydığı için, ikinci kez ("BU NE SEVGİSİZLİK, BU NE GADDARLIK.") sözünü yazan Selim Kalic, sanal kişi değilse, kendince önemli şeyler söylüyor ve "Devlet Sadakası" çanağının zorunluluğunu, bir kez daha vurguluyor...

Türkçe bilmediği için, bir başka dili de öğrenmesi olası olmayan Selim Kalic, işin kolayına kaçmış ve kendini tiyatronun, her türlü acemiliği kaldıran kollarına atmış...

Tıpkı, batık banka sahipleri, batık bankerler, batık gazete sahipleri... gibi Türkçe bilme zorunluluğu bulunmayan; tiyatro yöneticiliğinin, iyi para (yada "Devlet Sadakası") getirdiğini bilen Kalic, bir tek (rakamla, sadece 1 tek) Semaver Kumpanya'nın ağlamasını veri olarak kabul edip, yüzlerce kişi, kuruluş ve kurumun karşı çıktığı "Devlet Sadakası"na düzlem oluşturan tiyatrom'u, neredeyse işlevsiz kılmaya çalışıyor. Gücü yeter mi?... Asla!...

Yüzlerce insanın iradesini, görüşünü önemsemeyen bir aristokrat tavrıyla Kalic; bir yandan Devlet Tiyatroları, diğer yandan Akbank, daha da diğer yandan Semaver'den para demleyen Işıl Kasapoğlu'nun "kutsal sözleri"ne sırtını yaslıyor...

"Devletin verdiği kıytırık 2 Trilyonu bile" beğenmeyen Kalic, tıpkı Yüce Hektor gibi konuşuyor. Hatta tüm sözcükleri bile, bire bir aynı!...

"Sırf kendine çıkmadı diye" mızıldayan, sadece Semaver Kumpanya'nın patronu Işıl Kasapoğlu var. Başka tiyatro patronları da varsa, sitemize taşımaya hazırız...

Yüce Hektor'a söylediğimiz gibi, Selim Kalic'e de belirtelim: Bizim, sosyalist tiyatro sanatçılarının, kıskançlık, çekememezlik gibi bir ölçütü olamaz. Tek bir ölçütümüz var: Kapitalist devletten sadaka almamak!... Çanak yalamamak!...

Selim Kalic ile Yüce Hektor, ne kadar da çok, Orhan Pamuk'un Beyaz Kale romanındaki "ikilinin tekliği"ne benziyor. Şaşmamak elde değil!...

Yüce Hektor'a verdiğimiz yanıtı, Selim Kalic'e verilmiş yanıt olarak da kabul edebilirsiniz. Ne var ki, Hektor denilen sanal kişi, Selim Kalic denli yürekli biri olmadığından (Kalic'in sanal kişi olmadığını varsayarak söylüyoruz bunu!): "Üstelik çoğu imzasız yazılar yani 'Faili meçhul' yazılar." diye yazan Selim Kalic'in oklarına da hedef olmuş oluyor!!!

Ankaralı Tiyatrolar Hektor'un korumasında!

"Devlet Sadakası"nı öven yazının yanıtı, alttadır...

Hektor9
BU NE SEVGİSİZLİK , BU NE GADDARLIK
.

Semaver Kumpanya Haklı olarak Tiyatrolarda ki sevgisizliğe işaret ederek çok güzel bir tespit yapmıştı .( Başkalarına gerek yok bizler Tiyatroyu yıkmaya yeteriz )

Şimdi buradaki yazıları okuyunca ne kadar haklı ve doğru bir tespit yaptığını üzülerek görüyoruz .

Bu nasıl bir sevgisizliktir hatta sevgisizlikten öte gaddarca bir yaklaşımdır .

Devletin verdiği kıytırık 2 Trilyonu bile Tiyatroya ,tiyatrolara çok gören Tiyatro Dostları olabilirmi .Sırf Kendine çıkmadı diye "Benden sonrası tufan" anlayışıyla hezeyanıyla Tiyatroya sahip çıkılabilirmi .

Yardımların dağıtım biçimini , kriterlerini ,kurulu herşeyini eleştirebiliriz eleştirmeliyiz ,hatta yardımı ret de edebiliriz ama "Benim olmuyorsa kimsenin olmasın " denilebilirmi .

Bu nasıl bir ruh halidir ,nasıl bir kıskançlıktır, çekememezliktir

Önce Ali Poyrazoğlu ile başlandı Ferhan Şensoyla Devam etti ama sonra iş döndü Ankara Ekin Tiyatrosuna Geldi .

Üstelik çoğu imzasız yazılar yani "Faili meçhul" yazılar .El İnsaf arkadaş Ankara Ekin Tiyatrosunun yaptığı işin ONDA BİRİNİ yapan kaç Tiyatro var acaba.

Türkiyeyi karış karış gezen ve 200 günden fazla turne yapan kaç tiyatro var sanıyorsunuz .

Kaç özel Tiyatro 40 kişiyi kadrosunda barındırıp geçimini tiyatrodan sağlıyor biliyormusunuz .

Sahnesini herkesle paylaşan kaç tiyatronun var olduğunu sanıyorsunuz .

Ekin Tiyatrosu aldığı her kuruşu herkesten daha fazla hak ederek kazanmıştır .

Bizler Ankara Tiyatroları olarak Ekin Tiyatrosunun arkasındayız ve sonuna kadar destekliyoruz .

Ankara Ekin Tiyatrosuna Çamur atanları da kınıyoruz .(O faili meçhullerde İsimlerini de bi zahmet açıklarlarsa iyi olur)

Son olarak "Benden sonra Tufan" ANLAYIŞINDAN VAZGEÇEREK HEM YARDIMIN ÇOĞALTILMASINI HEMDE HERKESİ KAPSAYACAK ŞEKİLDE GENİŞLETİLMESİNİ SAVUNMALI ve BÖYLESİ SAÇMA BİR TARTIŞMAYI BİR AN ÖNCE BİTİRMELİYİZ .

Sizler Tiyatrolara verilen bu DEVE DE BİR KIL'I bile çok görürken Devletin nerelere ne kadar para aktardığını biliyormusunuz .

Mesela Beş Yıldızlı Otellere ,Özel ve Vakıf Üniversitelerine

DİYANET İŞLERİNİN Bütçesinden Haberdarmısınız mesela buna bir sözünüz olabiliyor mu

yoksa "ÖLÜYÜ DİRİYİ HALLETTİNİZ SIRA TİYATROLARA MI GELDİ"

tıkla: tiyatrom


Sayın Yüce Hektor'a, OYUN'un yanıtı:

Devletten sadaka almayı, Ankara Meydan Savaşı'nı kazanma denli zor sanan mitolojik kahraman Hektor, almış eline kalemi, yazmış aklına geleni...

Kendini "Ankaralı Tiyatrolar Koruyucusu Hektor" olarak ilan eden kahraman, vurduğu her yerden ses getirdiği gibi, yazdığı her konuda da baskın çıkma gayreti içerisinde...

Yazısının başlığını: "Bu ne sevgi ah, bu ne ızdırap" arabesk dizelerinden esinlenerek; "BU NE SEVGİSİZLİK, BU NE GADDARLIK." diye oluşturan Hektor, görüşlerini yasladığı kapitalist tiyatro patronlarının düşünsel tutsağı olarak, mitolojik tarihe, yeniden geçme planları yapıyor anlaşılan!...

Semaver Kumpanya'nın patronu Işıl Kasapoğlu'nun görüşleriyle yazısına başlayan Hektor, tuttuğu tarafı da, daha yazının başında belirtmiş oluyor: Kapitalist tiyatro anlayışı... Oysa, tam 213 (26 Haziran 2007 tarihi itibariyle) kişi, kuruluş ve kurumun yazıyla "ilgilendiği" tiyatrom kampanyası, bizce daha önemli bir gerçeği dile getiriyor...

Tiyatro sanatını, "mesleki şovenizm" duygusuyla yürüten Işıl Kasapoğlu'nun, kapitalist imge oluşumuna yarayan tiyatrosunun, "Devlet Sadakası" alamadı diye, serzenişte bulunması, onun mağdur ve muhalif olduğunu kanıtlamaz. Kanıtlasa kanıtlasa, düzenin çanağını yalayamamanın verdiği dayanılmaz hafiflikle, yüksündüğünü kanıtlar...

tiyatrom'daki yazıları okuyunca, Işıl Kasapoğlu'nun, ne denli haklı olduğu kanısına varan Hektor, bardaktan boşanırcana, "Devlet Sadakası"ndan yana slogan atmış...

"Devlet Sadakası"na karşı olanları sevgisizlikten öte gaddarca davranmakla suçlayan Hektor, sadaka dilenmeye alışmış bir dille yalvarıp, çanak yalamak isteyen zavallı görünümü çiziyor...

Devletin verdiği sadakayı "kıytırık 2 trilyon" diye küçümseyen Hektor, öyleyse, neden sadaka alanları savunmak zorunda kalıyor ki?...

"Devlet Sadakası"nı paradan çok, bir tür Milli Piyango olarak gören Hektor, bu sadakayı alamayanları, göz önüne getirip, onlara çıkmadı diye gaddarca davrandıklarını belirtiyor. Oysa, bu "kıytırık 2 trilyon" sadakanın sunulduğu çanağı yalama gereksinimi duymayan tiyatroların varlığından bihaber Hektor?!...

Biz, salt, "Devlet Sadakası"nı reddetmiyoruz. Aynı zamanda, halkın alınterinden kesilen vergilerle biriken paraların, tiyatro patronlarına verilmesine karşıyız... Bu durumumuz da, kıskançlık, çekememezlik olarak açıklanamaz. Ancak, devrimcilik olarak açıklanabilir. Sosyalistlik olarak açıklanabilir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yememek olarak açıklanabilir...

Önce Ali Poyrazoğlu, sonra Ferhan Şensoy ve ardından Ankara Ekin Tiyatrosu gibi bir sıralamamız yok! Tümüne karşıyız. Bebeğine süt alamadığı için, yaşamak istemeyen annenin ahıyla bezenmiş vergilerden "sus payı" alan tüm tiyatro patronlarına karşıyız!...

Şimdi, gelelim zurnanın "zırt" dediği yere: "Üstelik çoğu imzasız yani 'Faili meçhul' yazılar." Peki, canım mitolojik kardeşim; Hektor, senin T.C. kimliğinin neresinde yazıyor?!...

"Ekin Tiyatrosunun ONDA BİRİNİ yapan..." bir tiyatro yöneteceğimize, hiç yönetmeyiz daha iyi. Devletle uzlaşan, "Devlet Sadakası" sunulan çanağı yalayan bir tiyatro yönetmek, bize, sosyalistlere göre değil. Sosyalistler, hiçbir zaman kapitalizmin çanağını yalamaz...

"Türkiye'yi karış karış gezmek" başlı başına bir başarı ölçütü olamaz...

"40 kişiyi kadrosunda barındırmak", aynı zamanda 40 emekçiyi sömürmek anlamına da gelebilir. Nasıl ki, bir fabrikatör "2000 kişiye ekmek kapısı açtık" demekle, doğru söylemiş olmuyor, kapitalizmi kutsamış oluyorsa, 40 kişiyi barındırmak da, tek başına yeterli ölçüt değil...

"Ekin Tiyatrosu aldığı her kuruşu herkesten daha fazla hak ederek kazanmıştır." Salt bu tümce bile, Ekin'in rengini çok ne olarak ortaya koyuyor. Halktan yana sanat yapan, sosyalist bir dünyanın oluşumu için savaşım veren tiyatrolar, "Devlet Sadakası" adı geçtiğinde, utanırken, Ankaralı Tiyatrolar'ın Koruyucu Meleği Hektor, müthiş bir itirafta bulunuyor!...

Acaba, "Bizler Ankara Tiyatroları olarak Ekin Tiyatrosunun arkasındayız ve sonuna kadar destekliyoruz." sözünün kapsamında hangi tiyatrolar var?... Bir de adlarını yazsaydınız Yüce Hektor!...

"Ekin Tiyatrosuna Çamur at"mıyoruz. "Devlet Sadakası" çanağındaki çamurla beslenen tiyatroları deşifre ediyoruz...

Devletin, "Beş Yıldızlı Otellere, Özel ve Vakıf Üniversitelerine" ne kadar para aktardığını görmemiz için, üç maymunu oynamamız için bizlere sunulan "Devlet Sadakası"nın çanağını yalamak istemediğimizden, tartışmanın sürmesini, sonsuza dek sürmesini istiyoruz ve buna gücümüz yeter. Yüce Hektor, lütfen bizi anla!...

Alevi yada başka din taraftarı olan insanları yok sayan İslam Faşizmi'nin aracı halinde çalışan "DİYANET İŞLERİNİN Bütçesinden Haberdar" olduğumuzdan, tıpkı Diyanet İşleri bütçesine karşı olduğumuz gibi, "Devlet Sadakası" çanağını yalayanlara da karşıyız...

Yüce Hektor, son sözünüz bayağı Kasımpaşa ağızı kokuyor: "ÖLÜYÜ DİRİYİ HALLETTİNİZ SIRA TİYATROLARA MI GELDİ" O sözün aslının ne olduğunu, sokak kültürünü özümsemiş herkes bilir: Ölüyü diriyi .iktin, şimdi bize mi göz diktin"dir... Aslına yakın yazmak için tek bir nokta (.) yeterliydi, neden özgün halini değiştirdin, dönüştürdün Yüce Hektor?!...

Çanak yalamak yada yalamamak!

"Devlet Sadakası"nı öven yazının yanıtı, alttadır...

Mehmet Nurkut İlhan
Hala pislik atılıyor
Devlet yardımı bildiğiniz gibi her yıl tartışılır ve saman alevi gibi bir müddet sonra biter. Bu yıl yardımlar gecikince ortalık daha da hararetlendi. Aslında yardımın çıkması için olağanüstü çaba sarfeden Ankara Ekin Tiyatrosunun yürekli yürekli olduğu kadar herkesin Faruk GÜVENÇ'e teşekkür etmesi gerekir. Çok yoğun çaba harcadı, bu durumu bilmeyen bazı yanetilen arkadaşlar özgün iradesinin dışında saldırıya geçtile. Atalarımız MEYVA VEREN AĞAÇ TAŞLANIR demişler. En kolay yaptığımız iş bilsek de bilmesekte eleştirmek pislik atmak. Sanatçı tavrımızı ne zaman ön plana geçireceğiz? Ne zaman bilmediğimizi öğrenerek adam gibi eleştiri yapacağız? Ne zaman topluma yön veren insanlar olma meziyetini kazanacağız? Ne zaman suçlamaların temeli olmadan teknolojiyi kendi menfaatimize uygun kullanmayı bırakacağız? Ne zaman tiyatronun yalnızca İstanbulun tekelinde olmadığını öğreneceğiz? Ne zaman iyi ve güzel yapıtları tebrik etme becerisini destekleyerek göstereceğiz? Ne zaman devlet yardımının daha düzgün daha baranşlaşmış ve yıllardır aynı kişilerden oluşan üyelere karşı tavır geliştireceğiz?
Ne zaman kaliteli düzgün oyunların sayısını arttıracağız? Ne zaman en ücra köşelere giderek halkımzı tiyatro ile buluşturacağız?
Yazılanlar kaşısında daha fazla sessiz kalamadım. Ankara Ekin Tiyatrosu Ankaraya bir salon kazandırmış, her türlü zorluğa karşı ayakta durabilen, anadolunun en ücra köşelerine giden, bu alanda ödüller alan kaliteli bir topluluktur. Keşke herkes bu çabada ve anadoluda olsa. Bu amaöla tiyatro sayıları artsa.
YİĞİDİN HAKKINI YİĞİDE VERMEYİ BAŞARDIĞIMIZ GÜN SANATÇI OLMAYI BAŞARMIŞIZDIR DEMEKTİR.
Umarım artık kısır çekişmler ve asılsız magazin tavrı ile suçlamalar bu sitede yer alma şansı bulmaz.
Sağlıkla ve dostlukla.

Sayın Mehmet Nurkut İlhan'a, OYUN'un yanıtı:

Birinci tümcenize ("Devlet yardımı bildiğiniz gibi her yıl tartışılır ve saman alevi gibi bir müddet sonra biter."), tamamıyla katılıyoruz. Bizim dışımızda, hemen hiç kimse, "Devlet Sadakası"na karşı çıkmıyor, tartışma alanında tutma çabası göstermiyordu. Bu yıl, tiyatrom gibi etkin bir yayın organı da işin içine girdi. Hatta, bizden "ileri" gidip, işi kampanyaya dönüştürdü. Doğru da yaptı. Çekincelerimize karşın, sonuna dek destekleme kararı aldığımız bir eylem başlattı.

("Bu yıl yardımlar gecikince ortalık daha da hararetlendi.") Sadece hararetlenmedi. Hareketlendi de... Sen, ben, bizim oğlan durumunu aşan bir süreç başladı. tiyatrom'un kampanyası, pisliğin dışa vurmasına, pisliğin kokmasına, çürüyen tiyatronun tartışılmasına neden oldu...

("Aslında yardımın çıkması için olağanüstü çaba sarfeden Ankara Ekin Tiyatrosunun yürekli yürekli olduğu kadar herkesin Faruk GÜVENÇ'e teşekkür etmesi gerekir.") Biz de teşekkür ediyoruz. Sol değerlerle piyasa yapan bir tiyatro (Ankara Ekin Tiyatrosu) ve onun patronunun (Faruk Güvenç), aslında sol değerlere içtenlikle yaklaşmadığını, halktan zorla alınan vergilerin, tiyatro patronlarına peşkeş çekilmesi için, "olağanüstü çaba sarfeden" biri olduğu, bu kampanya sayesinde tartışılmaya başlandı...

("Çok yoğun çaba harcadı, bu durumu bilmeyen bazı yanetilen arkadaşlar özgün iradesinin dışında saldırıya geçtile.") Kapitalizmin güzellenmesi için "çok yoğun çaba harcadı"ğını bildiğimiz Ankara Ekin Tiyatrosu'nun, geniş kitle tarafından da bilinmesi hoşumuza gidiyor.

("Atalarımız MEYVA VEREN AĞAÇ TAŞLANIR demişler.") Atalarımız, ayrıca, "ALMA MAZLUMUN AHINI, ÇIKAR AHESTE AHESTE" demişler...

("En kolay yaptığımız iş bilsek de bilmesekte eleştirmek pislik atmak.") Üstümüze sıçrattığınız, "Devlet Sadakası" pisliğini, içimize sinmeden, kaldırıp üstünüze atıyoruz. O pislik, sizin pisliğiniz...

("Sanatçı tavrımızı ne zaman ön plana geçireceğiz?") Sanatçı tavrı, önüne atılan sadakayı almak, çanağı yalamak... olmasa gerek. En azından biz öyle yapmıyoruz. Sadaka almıyoruz, çanak yalamıyoruz...

("Ne zaman bilmediğimizi öğrenerek adam gibi eleştiri yapacağız?") Sadaka almak, çanak yalamak için birşey bilmek gerekmiyor. Sadece egemenlerin sopasına ve havucuna dikkat etmek gerekiyor. Bir de hangi siyasal görüş iktidara gelirse, onların düdüğünü öttürmek gerekiyor. Bunu bilmek için müneccim olmaya gerek yok!

("Ne zaman topluma yön veren insanlar olma meziyetini kazanacağız?") CHP iktidara gelirse ondan sadaka almak, AKP gelirse ondan sadaka almak ve onların çanağını yalamaksa, topluma yön vermek? Biz böyle bir meziyeti, sittin sene kazanamayacağız!

("Ne zaman suçlamaların temeli olmadan teknolojiyi kendi menfaatimize uygun kullanmayı bırakacağız?") Bizce, yazdıklarını, sen de anlamıyorsun, ama biz yine de yanıtlamaya çalışalım...

("Ne zaman tiyatronun yalnızca İstanbulun tekelinde olmadığını öğreneceğiz?") Tartışmayı, asal omurgası olan sınıfsal, siyasal, ideolojik temelinden söküp, coğrafi temele çekme isteğinin kurnazlığıyla sorulan banal bir soru...

("Ne zaman iyi ve güzel yapıtları tebrik etme becerisini destekleyecek göstereceğiz?") İyi ve güzel yapıtların, tebrik edilmeye gereksinimi olmaz...

("Ne zaman devlet yardımının daha düzgün daha baranşlaşmış ve yıllardır aynı kişilerden oluşan üyelere karşı tavır geliştireceğiz?") Kökünden karşıyız. Tümünü tarihin çöplüğüne süreceğiz...

("Ne zaman kaliteli düzgün oyunların sayısını arttıracağız?") "Kaliteli düzgün oyunların sayısının arttır"ılması önemli değil. Bir tek oyun bile, Türkiye tiyatrosunun kalitesinin artmasını sağlayabilir. Örnekse Coşkun Büktel'in THEOPE'si...

("Ne zaman en ücra köşelere giderek halkımızı tiyatro ile buluşturacağız?") Tiyatro bir sanatsal uğraştır. Tiyatrocular, misyoner gibi çalışmak zorunda değildir. Misyonerlik yapmak istiyorlarsa, bu ikincil işlevleridir. Birincil işlevi sanatsal ve estetik düzlem geliştirmektir...

("Yazılanlar kaşısında daha fazla sessiz kalamadım.") Keşke kalsaydın!...

("Ankara Ekin Tiyatrosu Ankaraya bir salon kazandırmış, her türlü zorluğa karşı ayakta durabilen, anadolunun en ücra köşlerine giden, bu alanda ödüller alan kaliteli bir topluluklur.") Neye göre? Kime göre? Sana göre mi? Profesör yada Doçent Doktor Semih Çelenk'e göre mi? Profesör Doktor Özdemir Nutku'ya göre mi? Atilla Koç'a yada yaveri Y. Kenan Işık'a göre mi? Yoksa Roberto Carlos'a göre mi?...

("Keşke herkes bu çabada ve anadoluda olsa.") Devlet de sadaka verse...

("Bu amaöla tiyatro sayıları artsa.") "amaöla" sözcüğünü hiçbir sözlükte bulamadığımızdan, bu tümceye yanıt verme becerisini gösteremedik. Bu beceriksizliğimiz karşılığında, bize de sadaka verirler mi acaba?...

("YİĞİDİN HAKKINI YİĞİDE VERMEYİ BAŞARDIĞIMIZ GÜN SANATÇI OLMAYI BAŞARMIŞIZDIR DEMEKTİR.") Dam üstünde saksağan, vur beline kazmayı...

("Umarım artık kısır çekişmeler ve asılsız magazin tavrı ile suçlamalar bu sitede yer alma şansı bulmaz.") Neden almasın ki?!... Neresi kısır ki?!... Neresi magazin ki?!...

("Sağlıkla ve dostlukla.") Size de bol sadakalar, bol çanaklar. Allah yolunuzu açık etsin...


Kemal Burhan Şahin
Her yerde tiyatro
Amacı çok güzel bir kampanya. taleplerimiz gerçekleşirse işte ozaman tiyatronun ülkemiz içinde gelişmesi için birşeyler olmuş olur.

Sadık Kepez
Tiyatro...
İyi düşünülmüş elbette destekliyorum...

Kenan
Burada kalmamalı
Bu eylem burada imza kampanyasıyla kalmamalıGördüğüm kadar profesyonel tiyatrocular bu onursuzluğu kabullenip susmayı tercih ediyor ve daha çok seyirci konumundaki bizler onların kirlettiği tiyatroya sahip çıkıyoruz.Sizleri gelecek sezon profesyonel tiyatroları boykot etmeye çağırıyorum. Özellikle yardım alanlar başta olmak üzere birde bize neden para verilmedi çığırtkanlığı yapanları. Gitmeyelim izlemeyelim bakalım aldıkları 90.000 , 5.000 YTL leri verenler onları kurtarabilecekmiÖnümüzdeki sezon profesyonel tiyatroyu boykot yılı olsun amatör tiyatroya destek verip onların oyununu izleyelim

Hande Yörükoğlu
Hayat var çünkü tiyatro var
Sanata ve sanata önem vermeyen bir toplum gelişemez.

Orhun Türker
Hep Destek Tam Destek
Herhalde konu baslıgı her seyı anlatıo...

Doğukan Zengin
tiyatroya destek bu kampanyaya destek vermek amaçlı katıldım

Fırat Bulut Eren
bende size uydum Ülkemiz, küreselleşen dünyanın yarattığı yaşama biçimleri nedeniyle uzun yıllar kültürel gelişimden yoksun bırakılmıştır. Bu anlamda verilmek istenen uğraşlar, sürekli engellenmeye çalışılmıştır. Yaşamın her alanında olduğu gibi, sanat, özellikle de tiyatro bu baskılardan payını yeterince almıştır. t-Tiyatro insanın içselliğe ulaşma yollarından biri olması, onu doğrudan hedef haline getirmiş ve gelişimi farklı yöntemler kullanılarak kısıtlanmıştır. İnsanın bireye indirgendiği, sıfatlarla kuşatıldığı yeni değerler karşısında tiyatronun gündemde tutulması, insan olmanın yanı sıra toplumların özbilinci için de vazgeçilmezdir. YANINIZDAYIM AMA BENİ YANILTMAYIN...

Seda
bide unutmadan(yetkililere) bide sadece http://www.tiyatrom.com/ adresinde bağlı kalmamak adına internet denildiği zaman akıllarına sadece msn de sohbet çeşitli yasak siteler veya içeriği sanatsal olmayan sitelere giren ve oralarda prim yapmaya çalışan çalışmayan veya haberi olmayan arkladaşlarımızında bu kampanyayı duyması için gerekli yerlerin izniyle(bu işlerin nasıl yürüdüğünü pek bilmiyorum açıkcası)herkese mail atılsa nasıl olu bu sadece bir öneriydi gereği siz yetkililere kalmış..teşekkürler.

Seda
herkes tiyatroya.. bu imza kampamyası herşeyin başı olabilir diye düşünüyorum herkese desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum..kendimi tiyatroyla uğraştığım için çoook şanslı buluyorum ve herkesin bu ayrıcalığın zevkine varmasını sahne tozunu birkez olsun solumlarını istiyorum bence tiyatroya başlamak hayatın ta kendisidir bunun için sahne çok büyük etken tabi ama tiyatrouların bu yola gönül vermiş tüm ustalarımızın desteği ve çabalarıda lazım onlardanda bu desteği bekliyoruz bizi eğitmeli daha iyi eğitim almamızı sağlamalarını istiyoruz sadece bir kaçı değil hepsi..tekrar teşekkürler iyiy günler herkese.tiyatro aldığımız nefestir nesefsiz kalmayınn...

Spartaküs
bataklık öncelikle bu imza kampayasının amacına ulasması cok isterdım tabı bu da bır mucadele bıcmıdır ama kendımızı bununla kısıtlamamız gerekır. cünkü egıtim sistemımız tamamen ticari bı arac olarak kulanınmaktadır bu da sıstemin bır gercegidir dolaysıyla bataklıktakı sınekleri öldürmek yerine bataklıgı kurutabılmelıyız.

Spartaküs
??? öncelikle bu imza kampayasının amacına ulasması cok isterdım tabı bu da bır mucadele bıcmıdır ama kendımızı bununla kısıtlamamız gerekır. cünkü egıtim sistemımız tamamen ticari bı arac olarak kulanlyor bu da sıstemin bır gercegidir dolaysıyla bataklıktakı sınekleri öldürmek yerine bataklıgı kurutabılmelıyız.

Dilan Düzgüner
Tiyatrocuların emeği sömürülmesin! Selamlar.Ben 16 yaşında tiyatroya aşık genç bir oyuncuyum.Okulumuzda tiyatro salonu olmadığı için biz lise tiyatrosu yapmaya çalışan bir avuç gençlik olarak dışarıda güneşin başımıza geçmesini izleyerek kendimizi öğretmenlere izletiyorduk yarışmalara hazırlık aşamasında;kimseden destek gelmemesini gözardı ederek..Böyle bir konuda imza kampanyası başlatmış olmanız beni gerçekten sevindirdi.Harikasınız.

Fatih Kasap
normal bir durum aslında yaşadıklarımız ve yaşamaya devam ettiklerimiz bence bu zihniyette normal bir durum olup o kadar da ilk seferdeki gibi şaşırmama neden olmayan bir haldir.bir an önce bu hallere gelmemizi sağlayan zihniyetin değiştirilmesi gerekir.eyvallah...

Kerim Kınacı
Destekliyorum Bu haklı mücadelenizde sizi sonuna dek destekliyorum. Bu zeytinyağı gibi üste çıkanları da ortaya seren bir kampanya. Bu utanca ortak olan (yardım alan yada alamayan) ayıplı herkes Türk tiyatrosunun tarihinde deşifre olacak sayenizde.

Zeynep Atik
Katılmamak olanaksız Yazdıklarınız beni duygulandırdı ama tiyatrodan da biraz soğuttu. Aslında tiyatrodan değil tiyatroculardan demeliydimBu kadar basit bir tartışmada bulunmaktan gerçekten utanmıyormu bunlar?Sanıyorum artık tiyatroya giderken sadece oyun seçmekle yetinmeyip kimin oynadığı konusunda da seçici olacağım Bu karakterde bu kadar aşağılık düzeyde çıkar çatışması içinde olup üç beş kuruş peşine düşen tiyatrocular sahnede ağzıyla kuş tutsa ne olur? YAZIKLAR OLSUN!

Onur Sezgin
katılıyorum katılıyorum

Gözde
katılıorm katılıyorum cidden!

Kayhan Kaban
Çocuklar geleceğimiz... Çocuklarımıza daha iyi bir gelecek sağlaya bilmek için sosyelitelerini güçlendimemiz lazım, bunun içinde her okulun bir tiyatro sahsenine sahip olması gerekir... "Sanatsız kalmış bir miletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir..." M.Kemal ATATÜRK

Evrim Oruç

Mihraç
katılıyorum aynen katılıyorum değerli sanatçı dostlaırm.

Merve
biraz saygı S

Tiyatro
HeP aynı senaryo Hep aynı maddi imkanı olan tiyatrolara destek veriliyor.Maddi kaynağa ihtiyacı olan amator tiyatrolar unutuluyor..Böyle devam edecekse Okullara tiyatro sahnesi istiyoruz...

Muharrem
tiyatro izlemek ve izletmek için ne gerekiyosa yapılsın her vatandaşın özlük haklarından biridir sosyallik ve bu ilkokuldan başlamalı.

Hakan Karsak
bi imzada benden her yerde tiyatro için.

Murat
tam destek tiyatronun toplumumuza tanıtılması sevdirilmesi ve salonlarımız bugün ve yarın tam dolması için bir tiyatrocu adayı olarak tam destek veriyorum.

Serkan Kayar
umarım bu dileğimiz gerçek olur. Sanatı öğretmeye okullarımızda başlamak kadar güzel bişey olamaz. Ülkemizin en büyük eksiğini bu şekildeki yatırımlarla, insana yapılan yatırımlarla, daha geniş bakış açısı yakalamamız dileğiyle. Emeğinize sağlık...

tıkla: tiyatrom

Genç bir yazar adayının kaşarlanmış tiyatrocuları sorgulaması!

tiyatrom, genç yazar adaylarına olanak vererek, tarihsel bir görev üstleniyor. Kaşarlanmış, halk düşmanı tiyatrocuları sorgulama görevi de, gençlere düşüyor. Örnekse Coşkun Büktel gibi "yaşlı" eleştirmenleri dinlemek istemeyen kaşarlanmışlar, belki, gençleri dinleyebilir...

Küçük bir bölümünü buraya aktarıp, Gökhan Erarslan'ın yazısına link veriyoruz:


(...) Coşkun (Coşkun Irmak - OYUN) Abi yazmasaydı bu ve benzeri bir vakanın tartışması yapılacak mıydı acaba? Bilmiyorum, zannetmiyorum... Ama 'Beşinci Boyut' adlı yazısını herkes bir okusun, düşünsün. Daha dün değil miydi, tiyatrolarımız için kara kara düşündüğümüz günler, AKM ve Muhsin Ertuğrul için ayaklanmalar, özel tiyatrolarımız için kenetlenmeler, oyuncularımız ve hatta oyunlarımızı sahiplenme adına alkışlı protestolar?... İyiydi, güzeldi her şey de, birdenbire ne oldu, neler oldu? Daha dün ekmek kapısı tiyatrosu yıkılmasın diye sanatçı-vatandaş el birliği ettiğim, omuz omuza verdiğim adam, bugün nasıl oluyor da sırlar dünyasına kapılıp gidiyor? Ya da sus payları dağıtıldıktan sonra neden hiçbir özel tiyatrodan ses seda çıkmıyor? Bu Kültür Bakalığı değil miydi daha düne kadar yerden yere vurulan? (...)

tıkla: Bilinçsiz Seçmen Bilinçli Sanatçılarını Arıyor

İzle

tıkla: gibiyapanlar

23 Haziran 2007 Cumartesi

İzle

tıkla: Mumbai Theatre

OYUN'dan özür!

Dergimizin, Haziran/2007 tarihli 4. sayısında, Özgür Başkaya'nın "Deryanın Uykusu" adlı yazısı eksik yayımlanmıştır. Yazının tamamını, Internet sitemiz tiyatroyun'dan okuyabilirsiniz...

Özgür Başkaya ve OYUN dergisi okurlarından özür dileriz...

tıkla: Deryanın Uykusu

Milliyet tiyatroyu bilmiyor!

Milliyet gazetesi, oldum olası tiyatro sanatından anlamıyor. Anlamak istemiyor. Böyle bir çaba göstermiyor...

Milliyet'e, tiyatro sanatıyla ilgili olduğunu iddia eden kim geldiyse, bu sanatın gelişmesine değil, gerilemesine neden oldu. Zeynep Oral da içinde olmak üzere...

Bu durum, son derecede doğal... Bunun başat nedeni; Milliyet'in, diyalektiği bilen yazara sahip olmaması... Özellikle tiyatro sanatıyla ilgili olduğunu iddia edenlerin hiçbiri diyalektikten, bilimden, hatta sanattan anlamıyorlar. Onlar, sadece birer erguvani (oligarşik) olduklarından, şansları yada emekleriyle değil, ağları ve bağlarıyla gazeteye intikal ediyorlar...

Miraç Zeynep Özkartal da bunlardan biri... Milliyet gazetesinin, tiyatro haberlerini de yapan Özkartal, tiyatrodan bihaber...

18 Haziran 2007 tarihli Milliyet'in bir haberini, olduğu gibi aktaralım:


Ödenek tartışmasında hedef Ali Poyrazoğlu

Tiyatrolara verilen devlet ödeneği konusundaki tartışma büyüyor. Komisyon üyeleri "Kendi oyunu konuşulurken Ali Poyrazoğlu odadan çıkıyordu" dese de tiyatrocular, ödeneğin Poyrazoğlu'nun oyununa verilmesine tepkili

MİRAÇ ZEYNEP ÖZKARTAL

Semaver Kumpanya'ya, özel tiyatrolara dağıtılan devlet yardımının verilmemesi üzerine başlayan tartışma devam ediyor. Yardım alamayan Işıl Kasapoğlu, Mahir Günşiray, Emre Kınay, Nesrin Kazankaya gibi isimlerin aynı zamanda ödenekli tiyatro çalışanı olmaları, "Kültür Bakanlığı'nın devletten maaş alan tiyatroculara yardım vermediği" iddiasını doğurdu.

Kasapoğlu basına gönderdiği mektupta şöyle diyordu: "Ödenekli devlet kurumlarından maaş alanlar özel kamu tiyatrolarında çalışamazlarmış! İnşallah bu sadece dedikodudur, yoksa iyice utanılacak bir durum çıkıyor. Tiyatroculara tiyatro yapmak yasak, ama mafya dizilerinde oynayabilirler!"

'Talep çok, imkân yok'

Özel Tiyatrolara Yardım Değerlendirme Komisyonu'nun kriterlerini Kültür ve Turizm Bakanlığı Güzel Sanatlar Müdürlüğü Genel Müdür Vekili Mustafa Atalar'a sorduk. Kendisi de komisyonda görev alan Atalar şunları söyledi: "Talep çok, imkânlar kısıtlı. Biz kararları verirken tiyatrodan gelen arkadaşların fikirlerine de danışıyoruz. Tabii belli kriterler var. Mesela yardım almak için kurulan uyduruk kumpanyalar oluyor, bunu araştırıyoruz." Atalar, yönetmelikte "ödenekli tiyatro kadrosunda olanlar yardım alamaz" gibi bir madde bulunmadığını, ancak "Kadrolu sanatçıların tiyatro kurup yardım istemelerini etik bulmayanlar olduğunu" belirtti.

Tartışmaya Tiyatronline adlı internet sitesinde yayımlanan bir yazıyla katılan Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği temsilcisi Orhan Kurtuldu da, "Bakanlığın devlet bütçesini, keyfiyete göre ve çifte standart uygulayarak kullandığını" iddia etti. Yazısında "Kültür Bakanı'nın suç işlediğini" de belirten Kurtuldu, şunları söyledi:

'Ödeneği alan ile veren aynı'

"Bu Bakan devletin bütçesini haksızca kullanmıştır. Basın yoluyla ilgili makamlara suç duyurusunda bulunuyorum. Bakanlık, ödenek vermediği tiyatrolara bunun nedenlerini, verdiği tiyatrolara da hangi kriterlere göre verdiğini açıklamak zorunda. Ödenek komisyonlarında ödeneği hem alan, hem veren konumda kişiler asla olmamalıdır. Bu yıl komisyonda görev alanlar istifa etmelidir."

Kurtuldu'nun sözünü ettiği 'hem alan, hem veren' komisyon üyesi Ali Poyrazoğlu, bu yıl "Tak Tak Takıntı" adlı oyunu için 92 bin YTL ödenek aldı.

Mustafa Atalar ise bu rahatsızlığı çözmek için başvurdukları yöntemi şöyle anlattı: "Komisyonda, fiilen tiyatro yapan kişilerin bulunması da istendiği için Poyrazoğlu'nu davet ettik. Ama kendi yardımı konuşulurken Poyrazoğlu odadan çıkıyor".

Bir başka komisyon üyesi yazar Refik Erduran da sürekli şikâyet telefonları aldığını ve bir daha bu komisyonda görev yapmak istemediğini söyledi. Erduran prosedürü şöyle açıkladı: "Komisyonun bürokrat üyeleri tiyatroların dosyalarını vergi, borç gibi konularda inceliyor. Ali Poyrazoğlu ise tiyatro gruplarını sanatsal açıdan değerlendiriyor." Poyrazoğlu ile ilgili bir başka iddia da, oyununun masraflarını İşsanat'ın karşıladığı ve ödenekli sayılması gerektiğiydi. İddiayı doğrulayan İşsanat yöneticisi Meriç Soylu, Poyrazoğlu'nun oyunlarının prodüksiyon masraflarını ve oyuncuların maaşlarını İşsanat'ın ödediğini belirtti.

'Hayır, İşsanat oyuncuların maaşını ödemiyor'

"Benim komisyonda bir tane oyum var. Onların almadığı para benim cebime girmiyor. İşsanat da prodüksiyonuma belirli bir katkıda bulunuyor. Oyuncularımın maaşlarını ödediği doğru değil."


'Yönetmelik iyi uygulama kötü'

NESRİN KAZANKAYA (Tiyatro Pera)

Aslında bu, çok çağdaş bir yönetmelik. Ama uygulanmasında terslikler var. Bize hiçbir gerekçe gösterilmedi. Elimdeki kâğıtta sadece şöyle yazıyor: "Tiyatronuz bu yıl yardıma uygun görülmedi". Biz Devlet Tiyatrosu (DT) sanatçıları zaten kurumun izniyle dışarıda çalışıyoruz. İzni veren kurum desteği vermiyor. Altı yıldır başvuruyoruz, bir kere bile yardım alamadık. Özel tiyatrolar tek kişilik diktatörlükle mi yönetiliyor?'Poyrazoğlu ödeneği cebine atıyor'

MAHİR GÜNŞİRAY (Tiyatro Oyunevi)

Komisyon üyelerinin seçiminin dayanağı yok. İki yazar ve bulvar komedisi yapan bir tiyatro patronu, Ali Poyrazoğlu var. O da utanmadan en büyük payı kendine alıyor. Bizim yardımdan yararlanmamamız Poyrazoğlu'nun 1997'de "Mahir Günşiray da kim oluyor?" demesiyle başladı. DT kadrosunda olmamı gerekçe gösterdiler. Biz DT çalışanları görevimizi yapıp karşılığını alıyoruz. Devletten aldığımız maaşı yine tiyatroya yatırıyoruz. Ama Poyrazoğlu o 92 bin YTL'nin 2-3 bin YTL'sini harcıyor, gerisini cebine atıyor. Devlet soruşturma açmalı. Ortak hareket etmek için Tiyatrolar Platformu kurduk.

tıkla: Milliyet


Herşeyden önce, Özkartal, olayın tamamına vakıf değil yada olayın tamamını göstermek istemiyor. Gizliyor...

Haberin başlığından başlayalım:
"Ödenek tartışmasında hedef Ali Poyrazoğlu" değil. Hedef "Devlet Sadakası" dediğimiz kavram ve bu kavramın içerdiği durumun yanlışlığı...

Kimin açısından durum yanlışlığı var? Bizim açımızdan... Biz kimiz? Bu tartışmanın genişlemesini sağlayan tiyatrom.com ve tiyatroyun...

Bir tiyatro yöneticisi, bakanlığın odasına tutsak olursa, özgürlüğünü rafa kaldırmış demektir. İstediği denli "Kendi oyunu konuşulurken Ali Poyrazoğlu odadan çıkıyordu" diye hikaye anlatılsın. "Devlet Sadakası" için savaşım verenler, halkın istemlerine yanıt veremezler...

Bu yıl Semaver Kumpanya'nın patronu Işıl Kasapoğlu para alamadığı için, onun karşısına Ali Poyrazoğlu'nu koyarsınız. Gelecek yıl Ali Poyrazoğlu para alamadığında da, Ali Poyrazoğlu'nun karşısına Ferhan Şensoy'u koyarsınız!...

Siz bir yazar olarak, kişinin karşısına kişi koyma kolaycılığına yada saptırmasına başvurursanız, durum ister istemez sizin yazdığınız gibi olur...

"...Işıl Kasapoğlu, Mahir Günşiray, Emre Kınay, Nesrin Kazankaya gibi isimlerin aynı zamanda ödenekli tiyatro çalışanı olmaları, 'Kültür Bakanlığı'nın devletten maaş alan tiyatroculara yardım vermediği' iddiasını doğurdu." Sözleri de, asal tartışmanın gözden kaçmasına neden oluyor. "Devlet Sadakası" anlayışına tutsak olan bir mantıkla yazı yazmaya başlandığında, bu tür yapay karşıtlıklara gitme zorunluluğu doğuyor... Yineliyoruz: "Devlet Sadakası" verilmemeli, "Devlet Sadakası" alınmamalı. Tiyatro, kendi olanaklarıyla ayakta durabilmeli. Bağımsızlığın tek koşulu bu!...



Sürecek...

Devenin her yeri eğri!

Theope adlı oyun, Coşkun Büktel'in özgün yapıtı...

Kitabı kim okursa okusun, özgünlüğünü anlıyor, bu özgünlüğe inanıyor. Burada, kitabın arka kapağına da alınan, bazı tanınmış okurların görüşlerini aktaralım:


"(Theope) Freud okumuş bir Sophokles'in oyunu olabilirdi."
SELÇUK EREZ

"Theope Türk dilinin Hamlet'idir, ama Hamlet'i çıkardığınızda geriye devasa bir Britanya tiyatrosu kalır, Theope'yi çıkardığınızda ise koca bir serap ve birkaç damla su."
ACAR BURAK BENGİ

" ' Savaşa hayır sevgiye evet' mesajı veriyor. 'Savaşa hayır' demenin suç olduğu memleketimizde hayli cesur bir mesaj."
NAZLI ILICAK

"Theope, Nobel'i hak ediyor."
HAMDİ ALKAN

"Theope'yi okumadınızsa, Türk dilinin nelere kadir olduğunu tam olarak bilmiyorsunuz demektir."
BİROL GÜVEN

"Büyülendim."
HASAN ALİ TOPTAŞ


Ne var ki, erguvani (oligarşik) tiyatro dünyası, her güzel yapıta yaptığı gibi, bu yapıta da Vandalca saldırıyor. Başta Prof. Dr. Özdemir Nutku olmak üzere, egemenlerden yana tiyatro yapan herkes, Theope'ye, kırmızıya saldıran boğa gibi saldırıyor... tıkla: Theope Polemiği

İşin garibi, bu yapıtı tanıtıyormuş, destekliyormuş gibi görünenlerin bir kısmı da, aynı niyetle dezenformasyon oluşturuyorlar. Bunlardan biri de Radikal Kitap!...

25 Mayıs 2007 tarihinde, Radikal Kitap'ta yayımlanan tanıtım (!) yazısını okuyalım:


THEOPE

Coşkun Büktel, Çitlembik Yayınları, oyun, 164 sayfa
Coşkun Büktel, 'Theope'nin önsözünde, oyunu yedi yılda tamamlayabildiğini belirtiyor. 1988 yılında tamamlanan ve 1993'te yayınlanan 'Theope' adını, aynı adlı bir Yunan tragedyasından alıyor.
(Biz kalınlaştırdık - OYUN) Heykeltıraş Menoikeus, yedi yıl önce kaybettiği Theope'yi daha yeni bulmuştur ve Theope'ye olan özlemini gidermek için insan ömrü ona yeterli görünmemektedir. Fakat Argos orduları tarafından kuşatılmış Thebai kentinin kâhini Teiresias, kentin kuşatmadan kurtulabilmesi için Menoikeus'un kendini, kendi isteğiyle, tanrılara kurban etmesi gerektiğini bildirir ve bu kehanet, Menoikeus ile Theope'nin tragedyasını başlatacaktır. Bu iki sevgilinin tragedyası da sonuçta, tüm bir kentin kaderini etkileyecektir.

tıkla: Radikal Kitap


İki hafta sonra (8 Haziran 2007) yayımlanan, bir başka tanıtım (!) yazısını okuyalım:


Uğruna kentler yakılan kadın

Menoikeus'un Theope'ye aşkı çok güçlüdür. Aslında onun Theope'yi değil de kendi yarattığı daha doğrusu yaratmaya çalıştığı heykeline âşık olduğu söylenebilir

08/06/2007

ABİDİN PARILTI

Coşkun Büktel'in oyunu Theope aşk, ihanet, vatan sevgisi, isyan ve özellikle fedakârlık üzerine kurulmuştur. İnsanlığın en temel dertleri olan bu konular âşık ve heykeltıraş kimliğiyle Menoikeus'un ve âşık olunan, ama başkasına âşık olan Theope'nin etrafında örülmüştür. Oyun, kör kahin Teiresias'ın Menoikeus'un ölümünü görmesi ve bu ölümün Thebai kentini savaştan çıkaracağını söylemesiyle başlar. Çünkü tanrılar Thebai'nin kurtuluşuna karşılık Menoikeus'un cansız bedenini istemektedirler. Thebai'deki en mükemmel kişinin! Thebai kenti savaşla, vebayla, yangınlarla boğuşmaktadır. İktidarda olan Eteokles ise bu kente demokrasi getirmiştir. Her ne olursa olsun insanların dileklerinin dışında savaşa gönderilmeyeceğini söyler ve bu fikrinde diretir. Ancak yardımcısı Kreon bu düşüncenin tam karşısındadır. Vebalıların derhal yakılmasını ve herkesin hemen silah altına alınmasını söyler. Karşı tarafta savaşanlarsa Eteokles'in kardeşi Polynikes komutasındaki Argos ordusudur ve nerdeyse kenti alacaktır. Diğer yandan tam kör aşık kıvamındaki Menoikeus'u görürüz. Bütün zamanını Theope'nin heykelini yapmaya adamıştır. Acele etmez. Her zerresini hissederek heykelini yapar. Theope ise hep karşısındadır.

Bütün acılardan uzakta bir aşk gibi görünse de bir zaman sonra çatlaklar ortaya çıkmaya başlar. Theope bir köleyken Menoikeus tarafından oldukça ucuza alınmıştır. Menoikeus ona o kadar âşıktır ki ona dokunamaz, öpemez, onunla cinsel bir birleşme yaşamaz. Theope ise hiç de bir âşık gibi değildir. Önüne gelenle intikam duygusunu perçinlemek için yatmıştır. Daha sonra onu Fenikeli gemicilerin kaçırdığını söyleyerek şimdi Thebai'ye savaş açmış olan Polynikes'in sevgilisi olur. Yedi yıl boyunca onunla yaşar. Diğer yandan Thebaililer ve kör kahin her ne kadar Menoikeus'un kendini surlardan atmasını istese de o bunu kabul etmez. Theope'ye aşkı bütün insanlarını ölüme sürükleyebilecek güçtedir. Ama bir yandan da dönülüp bakıldığında Menoikeus'un aslında Theope'yi değil de kendi yarattığı daha doğrusu yaratmaya çalıştığı heykeline âşık olduğu da söylenebilir. Ve aslında kendine taptığı, kendi ürettiğine karşı hastalıklı bir bağımlılığının da olduğu rahatlıkla çıkarsanabilir. Aslında bütün gücünü Theope'nin gerçeğini sevmeye değil heykelini yapmaya adamıştır. Bütün Thebai Menoikeus'a karşı çıksa da o ölümü kabul etmez. İsyan eder. Kendini ülkesine feda etmeyi kabul etmez. Tanrılara isyan ederken aslında iktidar ve onun suretlerine, çıkar ilişkilerine de isyan etmektedir. Çünkü Thebaililer aslında ne uğruna savaştığını da bilmemektedirler. Sadece savaşmaktadırlar. İktidarlar böyle istediği için. Kehanet gerçekleşir mi? Evet. Antik yunan oyunlarında da olduğu gibi kehanet gerçekleşir ama farklı bir biçimde. Ve Teiresias'ın geleceği değil, görmek istediği -kör ama olsun- geleceği söylediği de anlaşılır. Kreon, Oidipus, Eteokles...


Kısaca özetlemeye çalıştığım

Theope Coşkun Büktel tarafından yazılmış bir tragedyadır. Bu hem anlatım biçimi, üslup ve kullanılan teknikte ortaya çıkar hem de olayların geçtiği dönem ve kahramanlarda... Kahramanlar çoğunlukla antik Yunan mitolojisinde önemli yerleri olan isimlerdir. Kreon, Oidipus, Eteokles, Antigone, Kahin Teiresias gibi...
(Biz kalınlaştırdık - OYUN)

Theope iyi bir oyun. Değerli bir oyun. Ama bence Coşkun Büktel'in kitabın girişinde ve daha birçok yerde de söylediği gibi "Türk dilinde yazılmış en iyi oyun" değildir. Çünkü bence sanatta 'en'ler yoktur. İyiler vardır ama zirve sadece bir tek olanın elinde değildir. Diğer yandan metnin iyi olup olmadığını yazan değil okuyanlar karar vermez mi? Bu yüzden keşke Çitlembik Yayınları'nın bu özenle hazırlanmış yeni ve profesyonelce basımında eski, suyu çıkmış polemikleri yeniden su yüzüne çıkaracak iki önsöz olmasaydı. Zira kitabın girişi polemikleri yeniden hatırlatırken, oyunun etkisini azaltıyor.

THEOPE
Coşkun Büktel, Çitlembik Yayınları, 2007, 164 sayfa, 9.5 YTL.

tıkla: Radikal Kitap


Şimdi de Dün (22 Haziran 2007) yayımlanan Radikal Kitap sf.31'den bir alıntı:


Düzeltme

Radikal Kitap'ın 323. sayısında bu sayfalarda yer alan Coşkun Büktel'in "Theope" adlı kitabının adını aynı adlı bir Yunan tragedyasından aldığı bilgisi doğru değildir. "Theope" Büktel'e ait özgün bir metindir. Düzeltir, özür dileriz.


"Düzeltme" sözcüğünden sonra bir ünlem işareti konulsaydı, sanırız daha doğru olurdu: "Düzeltme!" Yani, aslında düzeltmek için değil, bozmak için yazıldığı, kısacık yazıdan bile belli oluyor! Deveye "boynu eğri" demişler, "nerem doğru ki" demiş!!!

İlk tümcedeki "...aynı adlı bir Yunan tragedyasından aldığı bilgisi doğru değildir." yargısı, hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak denli, bir "Theope adlı bir Yunan tragedyası"nın varlığını buyrukluyor. İlk tümceyi okuyan "tarafsız" okur, Coşkun Büktel'in yıllardır kanıtladığı, "Theope diye bir başka oyun yok!" savını çürütmek için uydurulmuş ince bir kurnazlığın farkına varamayabilir!

Türkiye Tiyatro Dükalığı, Prof. Dr. Özdemir Nutku ve şürekasının yönlendirmesinin etkisinde kalarak, yaptığı her işi özgünlük içerisinde oluşturan Coşkun Büktel'e haksızlık ediyor. Türkiye tiyatrosunun çürümesine karşı çıkanlar, bu duruma da karşı çıkmak zorunda...