30 Nisan 2007 Pazartesi

11. "Afife Tiyatro Ödülleri" Sahiplerini Buldu

Çürüyen, küflenen, intihar eden, ceset haline gelen Türkiye tiyatrosu; ödüllerin yapay ışıltılarıyla sürünmesini sürdürüyor... Türkiye tiyatrosunun çürümesine yardım ve yataklık eden tiyatrodergisi.com.tr sitesinden olduğu gibi aktarıyoruz:

11’incisi gerçekleştirilen “Afife Tiyatro Ödülleri”nin 2007’nin kazananları belli oldu.

Ahmet Levendoğlu’nun rejisiyle İstanbul Devlet Tiyatrosu yapımı olarak sezon sonuna doğru seyircisiyle buluşan “Inıshmaan’ın Sakatı”, Yılın En Başarılı Prodüksiyonu ile birlikte 4 dalda ödüle değer bulundu.

Korhan Abay’ın sunuculuğunu yaptığı gecede Ege Yaylı Çalgılar Beşlisi de sahne aldı.

Yılın En Başarılı Prodüksiyonu
Inishman’ın Sakatı / İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yılın En Başarılı Yönetmeni
Özgür Yalım (Yeraltından Notlar) / İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu
Payidar Tüfekçioğlu (Yeraltından Notlar) / İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu
Hikmet Körmükçü (İyi Geceler Anne) / İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Erkek Oyuncusu
Atsız Karaduman (Inishman’ın Sakatı) / İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Kadın Oyuncusu
Sema Çeyrekbaşıoğlu (Inishman’ın Sakatı) / İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu
Erdem Akakçe (Kocasını Pişiren Kadın) / Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu

Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Kadın Oyuncusu
Ayda Aksel (Omuzumdaki Melek) / Tiyatro Kedi

Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Erkek Oyuncusu
Ali Poyrazoğlu (Tak Tak Takıntı) / Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu

Yardımcı Rolde Yılın En Başarılı Müzikal ya da Komedi Kadın Oyuncusu
Ayşen Gruda (Papaz Kaçtı) / Tiyatro Komedi

Yılın En Başarılı Sahne Tasarımcısı
Ali Cem Köroğlu (Yeraltından Notlar - Inishmanın Sakatı) / İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yılın En Başarılı Giysi Tasarımcısı
· Serpil Tezcan (Amadeus) / İstanbul Devlet Tiyatrosu

Yılın En Başarılı Sahne Müziği
Tolga Çebi (Tersine Dünya) / Bakırköy Belediye Tiyatroları

Yılın En Başarılı Işık Tasarımcısı
Fatih Mehmet Haroğlu (Ölümsüz Öykü) / İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları

tıklayın: tiyatrodergisi

'TİTATİK ORKESTRASI' yada halka kızgın eleştirmen

Anna Karenina'yı, Anna Karanina diye yazan(bkz:bulunmaztiyatro) Üstün Akmen; şimdi de Titanik'i, Titatik olarak yazmayı uygun görmüş... Hem de yazısının başlığında:

"KURTULMAK YOK OLMAKMIŞIN ÜZGÜN KOMEDİSİ: 'TİTATİK ORKESTRASI'"

Yazarken yanlış yapmayalım diye, olduğu gibi kopyalayıp, yapıştırdık...

Yazı içerisinde bu tür yanlışlar olsa, "bağışlanabilir"... Ancak, yazı başlığında, hiç de hoş durmuyor...

Yazısını okuma gereksinimi duymamamıza karşın, "TİTATİK" sözcüğünün ne anlama geldiğini kavramak için okuma zahmetine katlandık... Yazının içerisinde, düşündüğümüz gibi "Titanik" sözcüğüyle karşılaşınca rahatladık ve sonuna dek okumak istediğimiz yazının, son paragrafını da buraya aktarma gereksinimi duyduk:

"Bu arada, benim de hipnoza tutulmuş halkıma bir önerim var. Eğer İstanbul'daysanız olanak yaratın, gidin ve 'Titanik Orkestrası'nı izleyiniz. Daha umut var! Ola ki günü gelecek uyanacak ve gerçeği göreceksiniz."

Tam bir aristokrat tavrıyla ve küçümseyici dille kaleme alınmış son paragraf, Üstün Akmen'in halka karşı tavrını çok net anlatıyor...

Ne diyelim: Allah, halkı, kurtarıcılardan kurtarsın!!!

tıklayın: tiyatronline

Tiyatro piyasası çeşitleniyor

Bugün (30 Nisan 2007) gelen bir e-postayı aktaralım:

Merhaba,

Adnan Tönel ile Oyunculuk Atölyesi, 12 Mayıs Cumartesi günü, Piramid Sanat’ta başlıyor. Her cumartesi 15:00 – 17:00 saatleri arasında gerçekleþecek olan çalışma 2 ay süreyle devam edecek. 2 aylık dönem içinde, bir oyuna endeksli olarak başlayacak olan dersler, sahnede son bulacak.

SAHNEYE ÇIKIP "OYNAMAK İSTİYORUM" DİYE HAYKIRMAK İÇİN İŞTE FIRSAT!!!

Piramid Sanat
0212 297 31 15-20-21
tıklayın: piramidsanat

Sitelerarası değerlendirme

Biz, tiyatro hakkında tartışmadan yanayız... "Kol kırılır yen içinde kalır" anlayışına sahip değiliz... Bir tür sanatsal şovenizm olan; "ayrılıklarımızı gizleyelim" düşüncesiyle hareket etmiyoruz...

İmdi, tiyatronline sitesinin editör yazısını değerlendirelim:


(Ön not: tırnak içindeki yazılar Yaşam Kaya tarafından ve koyu harfli olanlar bizim tarafımızdan yazılmıştır.)

"Toplumumuzun tamamına egemen durumda yozlaşma."
Bu söz, son derecede yanlış bir tanımlama... Tamamıyla, teslimiyetçi ve yazgıcı bir görüş... Okuru edilgenleştirici bir söz...

"Elini attığın yerden din hegemonyası yahut adı konmamış milliyetçilik çığırtkanlığı çıkıyor sebepsiz."
Bu söz de son derecede tehlikeli... Din hegemonyasından öte, egemenlerin dinsel motiflerle toplum mühendisliği yapma çabası denilebilir... "Adı konmamış milliyetçilik" değil, üstüne dinsel sos serpilmiş faşizm sözkonusu olan...

"Sanatın gereksiz olduğunu düşünenler mi ya da tiyatroyu bir çırpıda yok etmeye çalışanlar mı?"
Soru sormak için soru sorulmuş ve hiçbir toplumsal yararı olmayan bir tümce...

"W. Benjamin 'geri kalmış toplumlar önce kendi değerlerini yer tüketir' diyor."
Diyebilir, demiştir... Bu arada, çok sevmemize karşın, Benjamin'in intiharı da belleğimizde...

"Ben sıralasam mı tüketmek olduğumuz değerleri?"
Ben, biz, sosyalistler tüketmiyor! Kapitalistler tüketiyor ve bilinçli olarak tüketiyor!

"Bana ne hacet!"
Tersinleme (ironi) mi yapıyorsun, gerçekten sana hacet olmadığını anladın mı?!

"Bu yazımı okuyanların aklına şimdiden gelmiştir; AKM, Muhsin Ertuğrul, İstanbul Radyosu, Darphane... vs."
Sen söyleyene dek gelmemişti aklımıza!!!

"İki büyük eylem düzenledik."
Tebrik etmek gerekir!

"AKM önünde ve Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde."
Bir kez daha tebrik etmek gerekir!

"Otobüslerle geçen, iş yerlerinden kafalarını pencerelere uzatan insanların şaşkın bakışları arasında yaptık eylemimizi."
İşte burası zurnanın "zırt" dediği yer... O bahsettiğiniz emekçi kitle, sizin losyonlu ve kravatlı dünyanızı anlayamıyor, anlamak istemiyor, anlamak zorunda değil!!!

"Bizler o gün onlar için oradaydık."
Biz orada değil, emekçilerin içindeydik...

"Otobüsü içinde cehalet yangınına körükle giden, iş yerinde kendi sistemine tutsak olmuş insanların ileriki yaşantılarında skolastik düşünceye boğulmamaları için tüm çabamız." Çabanızı sevelim...

"Kaç tane insan bunun farkında?"
İşçi sınıfı, kendi iktidarını kurduktan sonra, kendi tiyatrosunu da kurabilecek güce erecektir... Fransızların ittirmesiyle Şehir Tiyatroları, Almanların kaktırmasıyla Devlet Tiyatroları kuran burjuvazinin elma şekerine gereksinimi yok emekçilerin...

"İlerleyen günlerde bu sahneleri, kültürel değerleri kurtarabilecek miyiz bilinmez (?)"
O, sizin sorununuz... Bizim; çürümüş, küflenmiş, intihar etmiş, ceset haline gelmiş yerleri kurtarma gibi bir derdimiz yok...

"Ama inançlarımız bizi aldatmaz ise eğer, bu binaları yıkmaya kimselerin cesareti yetmeyecek!" Tamamıyla bir yanılsama...

"Dozerlerin döverek yıktığı, kül olmuş binalar görmeyecek bu insanlık!"
Daha neler görecek...

"İsmi lazım olmayan siyasi parti, kendisine Osmanlı Kültürü'nü örnek alıyor."
Neden ismi gerekmesin ki? AKP... Keşke Osmanlı Kültürü'nü örnek alsa... Tamamıyla Amerikan tipi yaşam kültürünü dayatıyorlar...

"Oraya buraya İstanbul'un her yanına Lale ekip duruyor."
İsterlerse şeftali eksinler, bu durum, onları da kurtaramayacak...

"Ama neden lale ektiğini, hangi sebeple bunu yaptığını kendisi bile bilmiyor."
Sana öyle geliyor...

"Lale Devri, Avrupa karşısında gerileyen bir Osmanlı'nın kendisini sanatta, kültürde toparlama devridir."
Daha neler duyacağız?!!!

"Matbaa yeniliği, elçilerle ve şairlerin sanatta el üstünde tutulması, saray şairlerinin ve yazarlarının çoğaltılması bu devirle beraber başlar."
Şimdi de Zaman gazetesi ve Samanyolu TV'de çoğaltılıyor şairler ve yazarlar...

"Osmanlı, kültürel mirasını arttırarak toplumunu eğitme rolüne bürünmüştür."
Kötü bir role bürünme durumu...

"İstanbul'a Hollanda'dan laleler getirilerek toplumu hem içten hem de dıştan güzel kılmak istemiştir."
Allah Allah, demek lale güzel kılıyor toplumu... Şimdi de bunlar ektiğine göre, demek yine güzel kılınmış oluyor... Hatta Bizim Tiyatro patronu diyalektikçi Zafer Diper bile, Samanyolu TV'de namaz kılıyor... Ne ala memleket...

"Taksim Meydanı'nda ekilen laleler arasından AKM binasına bakanlarınız görmüştür o güzelliği." Görmüş olabilirler...

"Ya da görmeyenler için şunu söylemem lazım; kültürel güzellik, dış güzellikle olağanüstü güzellikte birleşiyor."
Konyalı genç yazar adayı Mehmet Bozkır da, sizinle güzellikte birleşiyor... (tıklayın: OYUN)

"O partinin temsilcileri 'Lale Devri'ni anımsatan güzellikler oluşturmanın hayalini kurarken, kültürel ne kadar değerimiz varsa yok etmeye çalışıyor."
Siz de onların kültürel değerlerini yok etmeye çalışın... Örnekse Zaman gazetesine, Samanyolu TV'ye eleştiri getiren yazılar yazın... İ. Mine Acar ve Kemal Başar'ı yerden yere vurun...

"Laleler içinde sanatla buluşan Osmanlı ömrünü uzatarak kültürel politikalarını değiştirmiştir." Konyalı genç yazar adayı Mehmet Bozkır da, sizin politika düşmanı yanınızdan güç alarak, politik tiyatro yayını yapan OYUN'u terk etmiştir...

"Bir de 2000'li yıllarda oraya buraya lale eken zihinlere bakınız!"
Bakalım... Kemal Başar'a sayfalarını açan kişilerin böyle ünlemli (!) tümce kurmaları, hiç de inandırıcı olmuyor...

"Büyük sermayelerden üç beş kuruş para alabilmek için ne kadar kültürel değerimiz varsa yok etmeye çalışıyorlar."
Onlar, yani adını anma cesareti gösteremediğiniz AKP, zaten onların büyük sermayedarların görevlendirdiği, emperyalizme hizmet için var olan bir örgüt...

"Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettiğinde, Bizans'tan kalan hiçbir sanat değerini yıkmamıştı."
Aynı zamanda, kendisini 'Bizans Padişahı' olarak da ilan etmişti...

"Hatta sanatçılara geniş haklar sunarak sanatlarını icra etmelerini sağlamıştı." İmparatorluğu'nun bekası için doğru bir karar vermiş Fatih...

"Sultan Mehmet devrinde vahşi kapitalizm olsaydı ve her yana süper market kurma hayali içinde şirketler padişahı sıkıştırsaydı, emin olun yine de o değerlerin yıkılmasına engel olurdu Osmanlı!" Bizi çok güldürüyorsun Yaşam Kaya...

"Bugünlere kadar gelen Ayasofya ve kiliseleri bir düşünün?..."
Düşünelim... Şimdi de, Antalya'da her sokakta kilise açılıyor... Ne farkı var ki?!!!

"Şimdinin zihniyeti kendisine örnek aldığı Osmanlı'nın tırnağı dahi olamaz."
Uçtun yine Yaşam...

"Oraya buraya lale ekerek, İstanbulluyu, Türkleri kandıramaz."
Kandırır be Yaşam!!!

"Daha 90. yılına girmemiş Cumhuriyet değerlerini yıkarak, arzu duyulan o karanlık, insanlık dışı günleri göstermeye kimselerin gücü yetmeyecek."
Bu gidişle, sizin gibi yayıncılar oldukça, daha neler gelecek başımıza...

"Sayımızı binlerle ifade eden bazı yayın organları gerçekleri inatla görmek istemiyor."
Sana öyle geliyor Yaşam... O organların görevi (tiyatronline da içinde) asal görevi, gerçeklerin üstünü örtmek... Mehmet Bozkır olayı küçük bir örnek...

"O binler diye küçümsenen kalabalık milyonlarca yürekle birleşmiş durumda." Tam bir hamaset politikası...

"Tiyatronun biz emekçileri burada olduğumuz müddet, cumhuriyetin tüm değerleri sapasağlam yerinde kalacak." Düş görmek iyidir!!!

"Umutsuz olmamak gerekli..." Umut için savaşım vermek gerekli!!!

"Şair Edip Cansever'in dediği üzere: 'Nedensiz bir çocuk ağlaması bile çok sonraki bir gülüşün başlangıcıdır...' " Küçükburjuva şairlerden alınan ödünç sloganlarla hiçbir yere varılamaz...

"Bizler o güleceğimiz günlerin başındayız sadece." Yuvarlak laflarla yazı yazma şampiyonuna başarılar dileriz... Bir de Mehmet Bozkır konusunda açıklama bekleriz...

tıklayın: tiyatronline

Şiirde zamanı geri çeviren Hilmi Yavuz

Nurettin Sözen Dönemi'nde Kültür Daire Başkanı iken, başta Muammer Karaca Tiyatrosu olmak üzere, İstanbul'daki tüm belediye salonlarını, devrimci tiyatrolara kapatan; Türkiye şiirinin geri düşmesi için elinden geleni yapan Hilmi Yavuz, Zaman gazetesindeki köşesinden, örümcekleşmiş düşüncelerini yansıtmanın ötesinde, emperyalist ülke egemenlerinin gözüne girebilmek için, her türlü çabaya başvuruyor...

Zaman gazetesinde, al gülüm ver gülüm yada körler sağırlar birbirini ağırlar muhabbetine konu olan Hilmi Yavuz için, "yoldaşı" Ali Çivril, bakınız nasıl girizgah yapıyor:

Edebiyatımızın ve bilhassa şiirimizin, çoğu zaman da haklı olarak Batı medeniyeti tarafından görmezden gelindiğini söyler ve bundan yakınırız.Ama artık, yüzlerce yıllık birikime sahip bir gelenekten güç alarak onu bütün içtenliğiyle devam ettirmeye ve yenileştirmeye çalışan
günümüz edebiyatçılarının daha iyimser olması için bir sebep daha var: Şiirimizin önde gelen isimlerinden Hilmi Yavuz’un İngilizceye çevrilmiş seçme şiirleri Syracuse University Press tarafından “Seasons of the Word” adıyla ABD’de basıldı.

kaynak: zaman.com.tr

Cevat Çapan'ın Zaman'daki söyleşisi

Finans kapitalin yayın kuruluşu; Yapı Kredi Yayınları'ndan kitap yayımlamayı yeğleyen Cevat Çapan, aynı zamanda tiyatro sanatıyla ilgili biri olduğundan, Zaman gazetesinde yaptığı söyleşisinden bir soru, bir yanıt ve bir link veriyoruz:

Murat Tokay (Zaman) - Şair, çevirmen, eleştirmen, Yeditepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı öğretim elemanı Prof. Dr. Cevat Çapan… En çok hangi sıfatı sevdiniz? Bunlardan hangisiyle daha çok nitelendirilmek isterdiniz?

Cevat Çapan - Başkaları beni bu sıfatlarımdan hangisiyle görmek istiyorsa, bu onlara kalmış bir şey. Benim bunlardan ille de biri gibi tanınmak konusunda bir seçimim yok. Yalnız eleştirmenliği hak edecek fazla bir çabam olmadı. Öbür uğraşlarda utanılacak bir iş yapmadımsa, ne mutlu bana.

kaynak: zaman.com.tr

Mitos Boyut'ta yeni yayınlar

Kapak arkalarındaki tanıtım yazıları:

ROLAND SCHIMMELPFENNING

Geçmişten Gelen Kadın

Geçmişten Gelen Kadın, geçmişle yüzleşme üzerine bir oyun; aynı zamanda anımsama ve unutma, kaçırılmış fırsatlar, yeni olanaklar, aşkın gücü üzerine de bir oyun.Bulvar komedisi gibi başlayıp psikolojik gerilime dönüşen bir oyun, hem çılgınca ve gerçeküstü bir öykü, hem de en ince ayrıntısına kadar gerçekçi bir eser.Yunan tragedyaları ile modern polisiye arasında bir yerde konumlanan ilginç, gizemli gerilimli ve eğlenceli olan bu çalışma, kimi eleştirmenlere göre yazarın başyapıtı. Fiyatı: 8 ylt


BİNNUR ŞERBETÇİOĞLU Toplu Oyunları 1


Tek kişilik oyun olan Bugün benim Doğum Günüm, acılarını ve mutsuzluğunu az da olsa dindirmek için kendine bir dünya kuran yalnız bir kadının hüzünlü öyküsü.Numan Nokta Net, annesinin elinde el bebek-gül bebek büyümüş, ana kuzusu bir adamın, internette tanıştığı bir kadınla, sahte bir evlilik planı yaparak annesini kandırma çabasını anlatan bir komedi.Adı Maksut, yaşadığı ilginç olayları tuvaletteki arkadaşına anlatan bir adamın traji-komik tek kişilik sahne gösterisi.Fiyatı: 10 ytl


MARİO FRATTI – Toplu Oyunları 1


44 yıldır ABD’de yaşayan, İtalyan asıllı Mario Fratti, özgün bir üsluba, çoğu kez sürprizlerle gelişen dramatik bir kurguya sahip ve zaman zaman absürd öğelerin ağırlıklı olduğu metinler yazmış çağdaş bir yazardır.Oyunları, alternatif tiyatro anlayışının egemen olduğu Off-Brodway’de de sahnelenmektedir.Altı Tutkulu Kadın, Fellini’nin 8.5 Hafta filminden oyunlaştırılmıştır.Oyunun müzikal versiyonu, Newyork’ta 2003-2004 döneminden beri oynanmaya devam etmektedir.Kurban, kendini kapana kıstıran iki erkeğe gerekli cezayı veren bir kadının; Kafes, yaşam korkusu nedeniyle ömrünü bir kafeste geçiren bir erkeğin ve onu bu durumdan kurtaran bir kadının öyküsü.Fiyatı: 15 ytl


TARIK GÜNERSEL – Toplu Oyunları 1


Altın Post, Rodoslu Şair Apollonios'un (M.Ö. 5.yy) destanında işlenen efsaneden yola çıkılarak yazılmış bir komedi. günümüze göndermeleri olan politik bir hiciv.Neron ile Agrippina, tarihin en çarpıcı ana-oğul ilişkisi üzerine kurulu bir trajedi..Fiyatı: 10 ytl

kaynak: tiyatrom.com

29 Nisan 2007 Pazar

Süt su kaldırmıyor

Çürüyen, küflenen, intihar eden, bir ceset haline gelip, ölümcülleşen Devlet Tiyatroları, dikiş tutmaz duruma geldi...

Süte su katamaz duruma geldi...

Süte o denli su kattı ki, artık sulu süt değil, sütlü su durumuna gelindi...

Coşkun Irmak adlı bir insan çıktı ve bu durumu dile getirdi...

Coşkun Irmak, sadece görüneni gösterdi...

Coşkun Irmak, yapması gerekeni yaptı...

Coşkun Irmak, doğruyu yaptı...

Tüm ölümcüllüğü ve hırçınlığıyla, tiyatro komiserleri, Coşkun Irmak'ın üstüne geldi...

Coşkun Irmak, yılmadı ve savaşımını sürdürüyor...

Biz, çok net söylüyoruz: Bu savaşımda, Coşkun Irmak istesin istemesin, nesnel koşullar gereği yanındayız...

Her alanda olduğu gibi, tiyatro alanında da faşizme, sanatsal şovenizme DUR demek zorundayız...

Coşkun Irmak'ın yeni yazısından tadımlık:

EDİP TÜMERKAN’IN SON SÖZLERİNE YANIT

Edip Tümerkan bir yazı daha yazdı ve bunun son olduğunu belirtiyor. Şimdi bu yazıyı da yanıtlayacağım. Yazının son paragrafı, yaşanan polemiğin dışında olduğu için, o paragrafı yanıtlama gereği duymadım.

Edip Tümerkan’ın bu yeni yazısını da, -ilki gibi- yanıt yazımla aynı sitede yayınlanacağı için, buraya almadım. Ama yine ilki gibi, ilerde bir kitapta ya da başka bir yerde yayınlanması söz konusu olursa, bütünlüğü bozmamak adına, tamamını yayınlayacağım.

Yanıtım, aşağıda.

tıklayın: tiyatrom.com

Edip Tümerkan diyor ki:

(...) Bu sebeple genel prova sonrası muhalif olduğumu bildiği halde “Boşver üzülme, o kadar da kötü değil, ifadesiyle Mine Acar yanağımı okşadı. Ben Sayın Genel Müdürün elini itmedim ve evet sıktım; Suçluyum... (...)

(...) Evet eleştirilecek çok yanım olabilir “Kolej bebesi” iken Ankara Halk Tiyatrosunda rahmetli Erkan Yücel’in de verdiği terbiye ve eğitimle (...)

kaynak: tiyatrom.com

Edip Tümerkan adlı DT oyuncusu, yazar olmaya karar vermiş yada bir ideolojinin kalemşörü olmaya karar vermiş olabilir...

Coşkun Irmak gibi, DT'nin vicdanı olan birini eleştiren yazılar kaleme alıyor...

Yazdıklarından birşey anlamak zor...

Hele hele, iki kısa alıntıdan hiçbir şey anlamanız söz konusu olamaz...

Siz yine de, kaynak'a (tiyatrom.com) tıklayın!

DT vicdanının sesini kesmek istiyor

Demokrasi sözcüğünün; her niyete yenen bir muz olduğunu kanıtlamak için, diktatör yüzünü gösteren Devlet Tiyatroları vekil yöneticileri, vicdanlarının sesi olmak isteyen Coşkun Irmak'ın dilini kesmek ve ağzına biber sürmek için kolları sıvadı...

Coşkun Irmak'ın, sürekli olarak yazı yazdığı tiyatrom'dan aynen aktarıyoruz:

ANKARA DEVLET TİYATROLARI KÜLTÜR BAKANININ İZİNDE !

Ankara Devlet Tiyatroları Genel Sanat Yönetmenliğine Vekaleten atanan Kemal Başar'ın uygulamalarını sitemizde eleştiren Yazar Yönetmen Coşkun Irmak'la ilgili soruşturma başlatıldı. Sanatçıları bir fabrika ustabaşısı edasıyla yönetmeye kalkan ve sanatçının sesini kısmaya kalkan bu anlayışı esefle kınıyoruz. Bu toplumda bir yazar, bir sanatçı kendi kurumundaki uygulamalar dahil sorgulama ve eleştirme hakkını kullanamayacaksa bireylerin düşüncelerini özgürce dile getirebilmesi asla mümkün olamıyacaktır. En acısı da bir sanatçının sesini kısmaya kalkanın da başka bir sanatçı olmasıdır. Fakat her şeye rağmen yazarımız Coşkun Irmak görüşlerini dile getirmeye devam ediyor.

Bir sanal kişiye verilen gerçek yanıt

Sevgili Burak Caney,

Sürekli olarak e-posta yolluyorsun… Benimle, bizimle ilgilenmen, inan olsun hoşuma gidiyor… Yaşadığımı duyumsuyorum…


Sabahlara dek uykundan ödün verip, işini gücünü bırakıp, ülke ve dünya sorunlarını ikincilleştirip, harap olup, düşünsel ve duygusal evrenini hırpalayarak, bana yönelik düşüncelerini, hiç erinmeden yazman, inan olsun hoşuma gidiyor… Yaşadığımı duyumsuyorum…


Beni, “e-postalarına bakmayı öğrenen adam” olarak terbiye ettiğin için, sana müteşekkirim…


Sabaha karşı (03:26); uyumayıp, yemeyip, içmeyip ve dünya sorunlarıyla ilgilenmeyip, bana yazdığın e-postayı, okurlarımın da duygulanması için buraya aktarıyorum:


“Tuncer Cücenoğlu’nun uluslararası başarısının altına ‘ee ne olmuş?’ diyorsunuz..


Ama mustafa demirkanlıya verdiğiniz yanıtta bilmemkaç ülkede açtığınız şirketten söz ediyorsunuz


Size göre uluslararası ticari başarılar başarı, ama sanatsal yada yazınsal başarılar ee ne olmuş denilecek işler Bravo


İşte bir sanat adamının bakışı Siz nerede sanat adamı nerede tüccar duruşu göstereceğinize karar verin önce unuttunuzsa hatırlatayım bulunmaztiyatro.com da sosyalist tiyatrocuyu, bulunmaz.com da işadamı ithalatçı ihracatçı kapitalist oynayacaktınız şaşırmayın lütfen maskeleri doğru takın…”


Benimle, bizimle ilgilenen herkese karşı sorumluluğum, sorumluluklarımız var…


İlgili yazımızın sonuna kondurduğumuz:“E, ne olmuş yani?!.” sorusu, uluslararası başarıya tepki olarak sorulmadı…


Coşkun Büktel’in “Çığ Aslında Nedir, Neyi Sarsıyor?” yazısının verdiği özgüvenle soruldu…


Ayrıca, Çığ adlı anlamsızlıklar manzumesini okuduğumdan, her zaman soracağım bu: “E, ne olmuş yani?!.”sorusunu…Mustafa Demirkanlı’ya verdiğim yanıtın nedeni: Demirkanlı’nın; beni aramadan, vasiye gereksinimi olan sakat yada kimsesiz insan olduğumu sanıp, Coşkun Büktel’e e-posta yollayarak, benim sahtekarlığımı anlatma çabasına karşı tepkimdir…


Bana göre, uluslararası ticari başarılar da, sanatsal yada yazınsal başarılar da, yapılan işi bir milim ileriye taşıyamıyorsa, hele geriye götürüyorsa, mutlaka “E, ne olmuş yani?!.”sorusuyla karşı karşıya gelmelidir…


Bana yaptığım işi anımsattığı ve nasıl yapmam gerektiğini belirttiği için, Burak Caney’e teşekkür etmeliyim…


İnan olsun, nasıl ki; kuş uçarken, at koşarken, balık yüzerken düşünmekten öte, yaparsa, ben de iş yapmayı yeğleyen bir insan olarak, işin kuramsal ve söylem boyutuna fazla takılan bir insan değilim. Ancak, Burak gibi kişiler, yaptığım iş üzerine yorum yapınca, ister istemez; kuş, at, balık… olmadığımı anımsıyor ve düşünüyorum…


Benim, “nerede sanat adamı nerede tüccar duruşu göstereceği”me karar veren Burak, “www.bulunmaztiyatro.com’da sosyalist tiyatrocu” ve “www.bulunmaz.com’da işadamı, ithalatçı, ihracatçı, kapitalist” rolü yapmam gerektiğini belirtmekle, bu konuda düşünmemi de sağladığı için, kendisine bir kez daha teşekkür etmem gerekecek. Beni, bu denli teşekkür etmek zorunda bırakarak, zor duruma sokuyor Burak kardeşimiz…


“şaşırmayın lütfen maskeleri doğru takın…”


Benim; Mustafa Demirkanlı, Tuncer Cücenoğlu… gibi maske kullanma yeteneğim yok. Burak kardeşimiz, sanırım yanlış yere e-posta yollayarak, içinden çıkılmaz durumların oluşmasına neden olmak üzere…


'Günay Akarsu ve tiyatro'

Nicomedian-Şefika

Bugün 24 yıl önce kaybettiğimiz tiyatro eleştirmeni Günay Akarsu’nun (8 Mayıs 1933 İstanbul - 30 Kasım 1982 İstanbul) doğum günü. Bizler, Merhaba Gösteri Grubundan öğrencileri onu bu doğum gününde de özlemle anıyoruz.

Her ölüm erkendir derler ama onu, 49 yaşında, sahiden de en verimli çağında kaybettik.

Günay Ağabeyin asıl mesleği mühendislikti ama tiyatroya gönül vermişti. İzmir’de ve İstanbul’da tiyatro grupları yönetti. Tiyatro yayımcılığının hiç para getirmeyeceğini bile bile tiyatro sevdası uğruna oyun yayımlayan İzlem Yayınevi’ni kurdu. Tiyatro 74 ve Oyun adlı tiyatro dergilerini çıkardı. Tiyatro eleştirileri yazdı. Epik tiyatro ve Brecht’i tanıttı, sevdirdi.

Öte yandan, benim kişisel olarak kendimi borçlu hissettiğim bir kişidir. Beni çeviri yapmaya Günay Ağabey teşvik etmişti, bana çevrilecek metinler göstererek ve Oyun tiyatro dergisinde ilk çevirilerimi yayımlayarak. Elbette yalnızca benim değil çevresindeki tüm gençlerin, buna hiç de zorunlu olmadığı halde elinden tutuyordu. Bunu gençlerde bir ışık gördüğü için mi yoksa sadece gençlerin kendilerine güven kazanmalarını sağlamanın bir aracı olarak mı yapıyordu bilmiyorum. Bildiğim beni çeviriye, gruptaki diğer arkadaşlarımı da yöneticiliğe, röportaj yazarlığına, tiyatro eleştirmenliğine teşvik ettiğidir.

Dolayısıyla orası hepimiz için bir okul oldu.

Para kazanmayı değil, çevresine ışık yaymayı seçmişti. Bireysel kurtuluşa değil, gelecek güzel günlerin elbirliği ile yaratılacağına inanıyordu.

Biz Merhaba’lılar, birbirimize her merhaba dediğimizde aslında Merhaba topluluğundaki günlerimizi anımsatmak isteriz. O yüzden farklı bir tınıyla merhaba deriz. O farklı tınıyla

Merhaba Günay Akarsu!

Not: Günay Akarsu ile ilgili bir başka yazıya (Sn. Turgay Pasinli’nin yazısına) alttaki linkten ulaşabilirsiniz.

kaynak: nicomedian.wordpress.com

'Tiyatrocudan Nasıl Dost Olur?'

Kaan Erkam imzasıyla yayımlanan ve yukarıdaki başlığı taşıyan yazı, tüm handikaplarına karşın, üzerinde durulması gereken bir yazı:

(...) Hatta iki tane internek tiyatro dergisi dışında kalanının başındakiler tiyatrocu bile değil. Ama tiyatrocuları birbirine düşürmekte, forumlar açarak hakaretlere çanak tutmakta ve nedense sahneye hiç çıkmadıkları halde tiyatro sevdası peşinde koşmaktalar. (...)

kaynak: hafif.org

28 Nisan 2007 Cumartesi

12. Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri Açıklandı

Ön not: Sadri Alışık, hangi ödüle sığar?!!!

Ben, Hilmi Bulunmaz olarak, tüm ödüllere karşıyım...

Biz, Bulunmaz kurumları olarak, tüm ödüllere karşıyız...

Beni, bizi tanıyan herkes; bunu biliyor...

"Ödülleri özendiren" haberleri, şimdiye dek yapmıyorduk...

Peki, şimdi neden yapmaya başladık?...

Duygumuz o ki, "herkes" bizi tanıdı ve tiyatro kamuoyu, bizim tavrımızı içselleştirdi...

Artık yaptığımız haberin özendirici yanı kalmadı...

Ödülleri özendiren sözcükleri, tırnak işaretine (") tutsak ettik; "Ödülleri özendiren" haline dönüştürdük...

Bir kez daha yineliyoruz: Tüm ödüllere karşıyız...


Bize gelen bir e-postayı sunalım:

Sayın Hilmi Bulunmaz ve Oyun Dergisi'nin değerli emekçileri;
ekteki haberimizi, internet portalınızda görmek bizleri sevindirecektir...
Çalışmalarınızda başarılar dileriz...
Adem Şen


Şimdi de "ek" haberi sunalım:

12. SADRİ ALIŞIK TİYATRO ÖDÜLLERİ AÇIKLANDI

Her yıl geleneksel olarak yapılan ve Türkiye’nin “Oscar”ları olarak nitelendirilen Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri’nin bu yıl 12. gerçekleşiyor.
7 Mayıs 2007 Pazartesi akşamı saat 20.30’da Mustafa Kemal Kültür Merkezi Attila İlhan Salonu’nda gerçekleşecek ödül töreni öncesi, her biri Türkiye’nin çok değerli isimlerinden oluşan jüri, aday listesini açıkladı. Bu yıl 2’si özel, 1’i onur ödülü olmak üzere toplam 11 kategoride ödül verilecek gece, Efes Pilsen sponsorluğunda gerçekleşecek.

Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri adaylarını jüri başkanı Üstün Akmen açıkladı.

YILIN EN BAŞARILI YAPIMININ YÖNETMENİ

Ahmet Levendoğlu “Inıshmaan’ın Sakatı” İDT
Kenan Işık “Ölümsüz Öykü” İBŞT
Macit Koper “Titanik Orkestrası” İBŞT

YILIN EN BAŞARILI KADIN OYUNCUSU:

Tülay Günal “Böcek” DOT
Laçin Ceylan “Etna – Bedendeki Kuyu” bitiyatro
Celile Toyon/Hikmet Körmükçü “İyi Geceler Anne” İBŞT

YILIN EN BAŞARILI ERKEK OYUNCUSU:

Payidar Tüfekçioğlu “Yeraltından Notlar” İDT
Erhan Abir “Ölümsüz Öykü” İBŞT
Genco Erkal / Bülent Emin Yarar “Oyun Sonu” Dostlar Tiyatrosu

YARDIMCI ROLDE YILIN EN BAŞARILI KADIN OYUNCUSU:

Sema Çeyrekbaşı “Inıshmaan’ın Sakatı” İDT
Bensu Orhunöz “Titanik Orkestrası” İBŞT
Demet Evgar “Anna Karenina” Kent Oyuncuları

YARDIMCI ROLDE YILIN EN BAŞARILI ERKEK OYUNCUSU:

Yıldıray Şahinler “Barut Fıçısı” İBŞT
Bora Seçkin “Barut Fıçısı” İBŞT
Eraslan Sağlam “Ölümsüz Öykü” İBŞT

MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA YILIN EN BAŞARILI KADIN OYUNCUSU

Hasibe Eren “Rumuz Goncagül” İBŞT
Ayda Aksel “Omuzumdaki Melek” Tiyatro Kedi
Devrim Yalkut “Kocasını Pişiren Kadın” Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu

MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA YILIN EN BAŞARILI ERKEK OYUNCUSU

Erdem Akakçe “Kocasını Pişiren Kadın” Aysa Prodüksiyon Tiyatrosu
Ali Poyrazoğlu “Tak Tak Takıntı” Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu
Fırat Tanış “Hırçın Kız” Oyun Atölyesi

MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA YARDIMCI ROLDE YILIN EN BAŞARILI KADIN OYUNCUSU

Binnur Şerbetçioğlu “Çılgın Dünya” İBŞT
Mahperi Mertoğlu “Rumuz Goncagül” İBŞT
Berrak Kuş “Tak Tak Takıntı” Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu

MÜZİKAL YA DA KOMEDİ DALINDA YARDIMCI ROLDE YILIN EN BAŞARILI ERKEK OYUNCUSU

Mert Asutay “Tersine Dünya” Bakırköy Belediye Tiyatroları
Eser Ali “Tak Tak Takıntı” Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu
Enis Arıkan “Tuhaf Bir Aile” Müjdat Gezen Tiyatrosu

GENÇLİK ÖZEL ÖDÜLÜ KADIN OYUNCU

İşbu ödül kararı, Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri Seçici Kurulu üyeleri arasında yapılan açık oylamayla saptanmış olup, Tuncay Özinel'in yazıp yönettiği, Tuncay Özinel Tiyatrosu yapımı "Yüzleşme" başlıklı oyunda görev alan Tomris Karakartal’a, bu oyundaki "Lubicka" karakterine, sadece zihinsel bir süreç içinde değil, kendi doğasının bütün kapasitesini ve niteliklerini de katarak can verdiği gerekçesiyle ve gelecek yıllarda daha da başarılı çalışmaları olacağı inancıyla verilmiştir.

GENÇLİK ÖZEL ÖDÜLÜ ERKEK OYUNCU

İşbu ödül kararı, Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri Seçici Kurulu üyeleri arasında yapılan açık oylamayla saptanmış olup, Martin MC'Donagh'ın yazıp, Ahmet Levendoğlu’nun İstanbul Devlet Tiyatrosu’nda sahneye koyduğu “Inıshmaan’ın Sakatı” başlıklı oyunda, ilk kez sahneye çıkan DENİZ GÖNENÇ SÜMER’e, bu oyunda yarattığı ve figür haline getirdiği Billy karakterini, izleyicinin düşüncesine bedeninin katılımı ve kendini belli eden devinduyumsal ve duygulanımsal hareketlerle ulaştırması gerçekleriyle ve gelecek yıllarda daha da başarılı çalışmaları olacağı inancıyla verilmiştir.

ONUR ÖDÜLÜ
İşbu ödül kararı, Sadri Alışık Tiyatro Ödülleri Seçici Kurulu üyeleri arasında yapılan açık oylamayla saptanmış olup; TRT kurumunda Merkez Program Daire Başkanlığı'ndan başlayarak; Genel Müdür Yardımcılığı, Devlet Tiyatroları'nda Genel Müdür Başyardımcılığı, aynı kurumdaki 1983-1987 yılları arasındaki Genele Müdürlüğü, 1988-1994 döneminde Radya-Televizyon Yüksek Kurulu'ndaki üyeliği/başkan yardımcılığ görevleri sırasında ve yazdığı tiyatro oyunları, yanı sıra tiyatroyla ilgili kitaplarıyla tiyatroya olan tutkulu yaklaşımı, Türk tiyatrosunun gelşimesine katkıda bulunması; topluma karşı kendisini daima sorumlu tutmuş olması gerekçesiyle TURGUT ÖZAKMAN’a verilmiştir.

27 Nisan 2007 Cuma

Tiyatral İstanbul 4. sayısıyla okurlara sesleniyor

TİYATRAL İSTANBUL DERGİSİ 4. SAYISIYLA 1 MAYIS 2007 TARİHİNDE OKUYUCULARI İLE BULUŞUYOR

TİYATRAL İSTANBUL 4. SAYISINDA NELER VAR!


KÖŞE YAZILARI

AYŞE EMEL MESCİ / PERDELER KAPANIRKEN…

ORHAN AYDIN / SONUNDA OLDU…

PROF. DR. ÖZDEMİR NUTKU / 27 MART 2007 46. DÜNYA TİYATRO GÜNÜ

YILMAZ ONAY / YÜREK SOLDADIR

REFİK ERDURAN / PERDELER KAPANMASIN!

PROF. DR. HÜLYA NUTKU / BUGÜN DÜNYA TİYATRO GÜNÜ VE DOSTLAR BEN UTANIYORUM!

DOÇ. DR. HASAN ERKEK / ÇOCUK KALMIŞ BİR TOPLUMDA ÖZGÜRLÜK, ÖZERKLİK, DEMOKRASİ VE SANAT


BASIN AÇIKLAMASI MİMARLAR ODASI / İSTANBUL ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ CUMHURİYET DÖNEMİ MİMARİ MİRASI KAPSAMINDA DÖNEMİN SİMGESEL BİR YAPISIDIR, YIKILMAMALIDIR.

DOÇ. DR. NURHAN TEKEREK / Tanpınar’ın Değişiyle; GÜVERCİN BAKIŞLI SESSİZLİĞİN SONSUZ DEVAM VEHMİYLE BURSA’DA ZAMAN VE TİYATRO ZAMANI

ORHAN KURTULDU / KARANLIĞA GEÇİT YOK

BASIN BİLDİRİSİ OYÇED / “GÖLGE ETMESİNLER, BAŞKA İHSAN İSTEMEYİZ!..”

ORHAN AYDIN / DEMEK Kİ GÖÇTÜ USTA, KALDI YÜREK SIZISI”

EMRE ERDEM / TİYATROMUZUN NUTKU, ÖZDEMİR NUTKU

TAMER LEVENT / YAŞAYAN KÜLTÜR, YAŞAMAYAN KÜLTÜR, YAŞATILAN KÜLTÜR…


OYUN ELEŞTİRİLERİ

YAŞAM KAYA / DEVLET TİYATROLARI SABANCI ULUSLAR ARASI 9. ADANA TİYATRO FESTİVALİ İZLENİMLERİ

KONYA DEVLET TİYATROSU “BUZLAR ÇÖZÜLMEDEN”

KENT OYUNCULARI “GECE MEVSİMİ“

YAŞAM KAYA / İSTANBUL DEVLET TİYATROSU “FUL YAPRAKLARI”

PINAR TOKER / LUSH İSTANBUL “KENDİNE AİT ODA, NO:104

YAŞAM KAYA / İSTANBUL DEVLET TİYATROSU “DÜNYANIN ORTASINDA BİR YER”

TİYATRO KİTAPLIĞI – ZEHRA EVLİYA / ESKİ YUNAN TRAGEDYALARI VE ÇAĞDAŞ YUNAN OYUNLARI

HABERLER

27 MART DÜNYA TİYATRO GÜNÜ KUTLAMALARI

KARANLIĞA HARŞI SANAT CEPHESİ ETKİNLİKLERİ

ÖNEMLİ NOT: TİYATRAL İSTANBUL DERGİSİ DANIŞMA KURULU OLUŞTURULDU:

AYŞE EMEL MESCİ / DOÇ. DR. HASAN ERKEKHAŞMET ZEYBEK, HİLMİ ZAFER ŞAHİNYAR. DOÇ. KEREM KARABOĞA, MEHMET ÖNERDOÇ. DR. NURHAN TEKEREK, ORHAN AYDINORHAN KURTULDU, YAŞAM KAYA.

kaynak: tiyatrodunyasi.com

Sibel Arslan Yeşilay diyor ki:

Siyasiler kendilerini hemen her konuda uzman görüyor. Oysa siyasetçiler unutmamalı ki, sanatta torpil ve particilik sökmez. Uzun vadede sanat kazanır, ama kısa vadede olan tiyatromuza oluyor. kaynak: radikal.com.tr

Aynı Sibel Arslan Yeşilay diyor ki:
(...) Siyasi olarak AKP'yi benimseyebilirsin, bu senin en doğal hakkın, ancak beğenmediğin bir siyasi partiye Kenan Işık gibi bir değerin yol göstermesinden mutluluk duyman lazım. Sapla samanı karıştırman çok üzücü. AKP'yi ve icraatlarını sevmek, benimsemek zorunda değil kimse, ama danışman olarak saygın ve başarılı bir tiyatrocunun seçilmesi biz tiyatrocuları yalnız ve yalnızca sevindirmeli. (...) kaynak: tiyatrom.com

Mustafa Demirkanlı diyor ki:

İstifalar (Lemi Bilgin'in görevden alınmasından sonra gerçekleşen istifalar - OYUN) gerçekten çok şaşırtıcı, sanırım Türkiye tiyatrosundaki ilk ve en büyük tepki hareketi. Bu olayları herkesin soğukkanlılıkla değerlendirmesi gerekiyor.
kaynak: radikal.com.tr

Mustafa Demirkanlı: Şantajcı, iftiracı, yalancı, göz korkutucu, tehdit edici, çamur atıcı, çarpıtmacı...

tıklayın;
Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Bir
YENİ YAZARIMIZ: MUSTAFA DEMİRKANLI

Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: İki
DEMİRKANLI İKİNCİ YAZISIYLA DERGİMİZDE

Demirkanlı'nın Birli Çamaşırları Serisi: Üç
DEMİRKANLI ÖLÜNÜN ARKASINDAN YAZIYOR

Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Dört
DEMİRKANLI İŞBAŞINDA

Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Beş
DEMİRKANLI TEMİZ OLMAYA ÇAĞIRIYOR

Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Altı
DEMİRKANLI KİŞİLERLE UĞRAŞIYOR

Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Yedi
DEMİRKANLI KİŞİLERLE UĞRAŞIYOR

Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Sekiz
DEMİRKANLI TİYATROYU ZEHİRLİYOR

Demirkanlı'nın Kirli Çamaşırları Serisi: Dokuz
DEMİRKANLI PANELİZME BEL BAĞLAMIŞ

Tuncer Cücenoğlu diyor ki:

Bu gelişmeler Sayın Koç'tan iyice umut kesmemize neden oldu. Kendisine tavsiyem, ülkemizin yüz akı DT'yi çöküşe götürecek bu müdahalelerden vazgeçmesi ve yeniden sevimli/samimi bir görünüme bürünebilmesi için de hemen istifa etmesidir.
kaynak: radikal.com.tr

Coşkun Büktel diyor ki:
Cücenoğlu, en iyi bildiği ve üzerinde çalıştığı konu ("Kızılırmak-Karakoyun") hakkında bile doğru bilgilere sahip olmadığı gibi, doğrusunu merak da etmemiş; "Kızılırmak" için çalakalem yazdığı önsözü, yalan yanlış bilgilerle süslemişti. Örneğin, 1946'da (bir rivayete göre de 1945'te çekilen) ilk "Kızılırmak-Karakoyun" için 1947 tarihini vermişti. Lütfi Ö. Akad'ın adını, "Ö. Lütfi Akad" biçiminde değiştirmişti. Ama asıl önemlisi, 1967'de çekilen "Kızılırmak-Karakoyun"un, Akad tarafından yönetildiğini belirtmiş olmasına rağmen, nedense, senaryoyu da Akad'ın yazdığını söylemek yerine, senaryoyu Yılmaz Güney'e mal etmeyi tercih etmişti.
kaynak: coskunbuktel.com

Özdemir Nutku diyor ki:

Sayın Bakan tarafından görevinden alınan genel müdür Lemi Bilgin DT'yi birçok yönden zirveye taşıyan usta bir sanatçı, iyi bir tiyatro eğitmenidir. Dürüst, tarafsız ve DT'nin özerkliğinden taviz vermeyen biri. Bugün DT karmaşanın içine itilmiştir. Bu bakımdan yanlış bir karar veren Kültür Bakanı Attila Koç istifa etmelidir. kaynak: radikal.com.tr


Coşkun Büktel diyor ki:
Özdemir Nutku, Devlet Tiyatrosu’nun koordinasyon toplantısında, otuz tiyatrocunun önünde, Coşkun Büktel tarafından yazılmış “Theope” adlı oyunun, Fransa’da bir benzerinin bulunduğunu söyledi. Yani sayın Nutku, Coşkun Büktel tarafından yazılmış olan “Theope”nin, orijinal bir oyun olmadığını ima etti. Sayın Nutku, Büktel’in “Theope”sine benzeyen ikinci bir “Theope”nin bulunduğunu söylerken, söylediği şeyden öylesine emin görünüyordu ki, resmi bir toplantıda “Theope”nin çalıntı bir eser olduğunu kesinlikle biliyormuş gibi davranmakta hiç sakınca görmedi.kaynak: coskunbuktel.com

Genco Erkal diyor ki:

Devlet Tiyatrosu'nda ilk kez bu kadar güçlü, ilkesel bir karşı koyma görülüyor. Bu davranışı bir kazanım olarak kabul etmeli ve onları yürekten desteklemeliyiz. İktidarların olur olmaz durumlarda siyasi gerekçelerle ödenekli sanat kurumlarının işine karışması artık kabul edilmemeli. Ben oyunculardan da geniş çaplı bir protesto bekliyorum. Ancak o zaman belki Kültür Bakanlığı aldığı yanlış kararı gözden geçirmeyi düşünür.
kaynak: radikal.com.tr

Kültür Bakanlığı, 1990 yılının en başarılı tiyatro topluluğu ödülü Dostlar Tiyatrosu
kaynak: dostlartiyatrosu.com

Genco Erkal diyor ki:
Ben oyunculardan da geniş çaplı bir protesto bekliyorum. Ancak o zaman belki Kültür Bakanlığı aldığı yanlış kararı gözden geçirmeyi düşünür.

OYUN'UN NOTU: Genco Erkal, Kültür Bakanlığı ödül sahibi olarak söylüyor bunları...

Yıldız Kenter diyor ki:

İstifa edenlerin yanındayım. İşini iyi yapan insanların yerine bu işlerden haberi olmayanları getirmek sanki son günlerde moda oldu. Bu duruma isyan ediyorum, rahatsızım. Lemi Bilgin hem bir oyuncu, hem bir yönetici olarak objektif olmayı bilen, iyi işler yapan biriydi. Neden görevden alındığını anlamak mümkün değil. Bakan Bilgin'i tanımaz, ne işler yaptığını bilmez. Çok tuhaf bir durum. Bu iktidarın amacı ne bilmiyorum. Üst üste yanlışlar yapılıyor. Ve durduğum yerde tüm gücümle istifa ediyorum. DT çalışanlarının yaptığını da takdir ediyorum. Devletle bir ilgim olsaydı, aynısını yapar onlarla istifa ederdim.
kaynak: radikal.com.tr

Yıldız Kenter 1981’de “ Devlet Sanatçısı ” olarak ödüllendirildi.
kaynak: wikipedia.org

Yıldız Kenter diyor ki:
Devletle bir ilgim olsaydı, aynısını yapar onlarla istifa ederdim.

OYUN'UN NOTU: Yıldız Kenter, "Devlet Sanatçısı" olarak söylüyor bunları...

26 Nisan 2007 Perşembe

Mitos Boyut yazar yetiştiriyor!

Mitos Boyut'tan bir e-posta geldi:

OYUN YAZARI ADAYLARININ DİKKATİNE!

MİTOS BOYUT YAYINLARI

GÜZEL SANATLAR FAKÜLTESi

“DRAMATİK YAZARLIK”
BÖLÜMÜNE HAZIRLIK
KURSLARI DEVAM EDİYOR
.


DRAMATİK YAZARLIK
Dramatik oyun yazarlığı alanında ürün verecek, yazarları yetiştirmek amacıyla kurulmuştur. Öğrencilere dramatik yazarlık tekniğinin gerektirdiği bilgi ve uygulamaların yanı sıra; dramaturgi, tiyatro eleştirmenliği ve tiyatro araştırmacılığı alanlarında gerekli formasyonu kazanacakları bir kurs programı uygulanır.

YAZARLIK
Roman, öykü, şiir, deneme, eleştiri gibi türler üzerine uygulamalı bir eğitim.
Kişinin yazınsal anlamda kendini geliştirmesi için hazırlanmış bir program.

Kurslar kendi alanlarında eğitimli hocalar tarafından verilmektedir.

İLETİŞİM: 0 212 2512725


OYUN'UN NOTU: Bir de şu hocaların adlarını verseler!


tıklayın: mitosboyut.net

Kenan Işık diyor ki:

(...) Paranın, pulun öne çıktığı, kar zarar hesaplarının ilişkileri belirlediği günümüzde sanat, aşk, vicdan ve adalet geri plana itiliyor ne yazık ki. Sanat, paranın pulun maşası oldu. 'Popüler sanat' diye bir işkolu bile oluştu. Dünyayı kuşatan bu sömürgeci anlayışa dur demek lazım. (...)

Kenan Işık
AKP'li Kültür ve Turizm Bakanlığı Müşaviri
Kim Beş Yüz Milyar İster Sunucusu
kaynak: sonsuzmektup



Şimdi, Coşkun Büktel'in yazdığı Türk Tiyatrosundan İnsan Manzaraları adlı kitabın 295-296. sayfalarını açalım:



(...) Kenan Işık'ın deyimini kullanarak "resmi organizyon"un temsilcisi diye niteleyebileceğimiz o mahut şahıslar, bu yazıdan hiçbir şey öğrenmeseler bile, en azından, ödül verdikleri o sıradan metindeki şu "sıradan" lafları yeni bir bilinçle okumayı öğrenecekler:


İSHAK - (...) Günümüzün dünyası herşeyi sıradanlaştırıyor. Sıradanlaşmakta ("sıradanlaşmak da" demek istiyor. CB) resmi organizasyonun işine geliyor elbet. Bu nedenle hep sıradanlık ödüllendiriliyor. Aykırı olanların hiç şansı yok.
(Kenan Işık'ın "Olmayan Kadın" adlı oyunundan.)


"Olmayanı Kadın"ı ödüllendiren Kültür Bakanlığı ödül jürisindekilerin (Mine Acar, Raik Alnıaçık, Tuncer Cücenoğlu -ki biliyorsunuz, kendisi de çok "ödüllü" bir yazardır-, Esen Çamurdan, Alpay İzbırak, Okan Kılan, Sevda Şener -ki biliyorsunuz, kendisi tiyatro profesörüdür-, Ali Yalaz, Selçuk Yöntem, Osman Karaca) yukarıdaki satırları okurken neler hissettiğini merak ediyorum. Acaba aralarında bu tezgaha gelmeyecek bir tek orta zekalı insan yok muydu? Acaba sıradan bile olmayan "Olmayan Kadın"ı ödüllendirirken, Kenan Işık'ın yukarıdaki satırlarını haklı çıkardıklarını mı, yoksa yalanladıklarını mı düşünüyorlardı? Öyle ya da böyle, Kenan Işık haklı: Hep sıradanlık (hatta "rezillik") ödüllendiriliyor. Aykırıların gerçekten hiç şansı yok. (Tabii, eğer şans dediğimiz şey, devletin 50 milyonunun zimmetine dahil etmenin çaresini bulmaksa. Yok eğer şans, aslında, yetenekli ve dürüst olmaksa, Kenan Işık gibilerin hiç şansı yok.)


Kenan Işık'ın sıradan bir oyun içinde, sıradan birkaç satırla sıradanlığı eleştirmesi, hakikatleri soyut genellemeler biçiminde ifade etmenin, hakikatleri kamufle etmeye de yarayabileceğini kanıtlıyor. Bir bakkalın, allah kelamını ağzından eksik etmeyen ve sürekli haramı lanetleyen bir hacı olması, nasıl ki süte su katmadığının garantisi olamıyorsa; sırdanlığı eleştirmek de, sıradan olmamanın garantisi olamıyor. Sırdanlık üstüne yukarıdaki sıradan sözleri, en sıradan insan bile söyleyebilir, o sözleri çerçeveletip duvarlarına asabilir. Çünkü bu sözler "aykırı" değildir. Neden değildir? Çünkü bu sözlerin, o sözlerle suçlanan sıradan insanlara hiçbir zararı yoktur. Biliyoruz ki, Kenan Işık'a da olmamıştır. En azından yatsıya kadar olmamıştır. Ve yatsıya kadar da zaten, 50 milyonu alan Üsküdar'ı geçmiştir. (...)

Devlet Tiyatroları çuvallıyor

Halkın beğeni düzeyinin yerlerde sürünmesi ve insanların, ilelebet kapitalizme bağımlı kalması için; televizyon kanallarında pislik oluşturan Devlet Tiyatroları oyuncuları, Danıştay'ın verdiği karar sonucu, ne yapacağını bilemez duruma geldi...

Neydi Danıştay'ın verdiği karar?...

Devlet Tiyatroları'nda çalışan memurlar; sinema ve televizyon dizilerinde oynayamayacaklar!...

Tamamıyla doğru, insan haklarına uygun bu kararın yasal dayanağı neydi?...

Herşeyden önce, sinema ve telvizyonlarda beğeni düzeyini yerlerde süründüren Devlet Tiyatrosu memurları, yasal kazanımla değil, salt yönergelerle bu "ayrıcalığı" elde etmişlerdi...

Kimdi bu yönergeyle iş yaptıran?...

Tesettürlü iktidarın tesettürsüz ve işlevsiz Genel Müdür Vekili İ. Mine Acar'dı!...

Genel Müdür Vekili'ne kim gaz veriyordu?...

Turizm ve Kültür Bakanı Atilla Koç!...

Bu işin sonu nerede biter?...

Sanırım karakolda!...

tıklayın: hilmibulunmaz.com

Okurlara yeni bir hizmet

Genelde okurları, özelde tiyatro dünyasının okurlarını eşek yerine koyan, gerçeklerin gizlenmesi için, tüm güçleriyle barikat kuran tiyatro yayıncılarına karşı büyük bir savaşım veren: OYUN, bulunmaztiyatro ve hilmibulunmaz... her zaman yaptığı yeniliklerle, okurlara hizmet vermeyi sürdürüyor...

Bugünden (26 Nisan 2007) başlayarak www.hilmibulunmaz.blogspot.com adlı bir site daha yayına başladı...

www.hilmibulunmaz.com adresindeki bilgi ve belgeler bir tür arşiv işlevi görürken, yeni siteden, kişisel görüşlerini aktaracak olan H. Hilmi Bulunmaz, salt tiyatro alanıyla sınırlı kalmayıp, her türden yazılarını sürdürecek...

Bu arada, kardeş site coskunbuktel'i de izlemeyi unutmayalım...

24 Nisan 2007 Salı

'DEMİRKANLI'YA SON OLMASINI UMDUĞUM BİR CEVAP DAHA'

Türkiye tiyatrosunun çürümesi, küflenmesi, intihar etmesi, ceset haline gelmesi için tüm gücünü kullanan insanların başında gelen Mustafa Demirkanlı'nın; şantajcı, iftiracı, yalancı, göz korkutucu, tehdit edici, çamur atıcı, çarpıtmacı... olduğunu, "iki kere iki dört gibi 'somut'" anlatan Coşkun Büktel'in bu yazısının mutlaka okunması gerekir...

coskunbuktel.com adlı sitenin ana sayfasındaki bu yazıyla ilgili anons şöyle:


"Beni bu defa da Hilmi Bulunmaz üzerinden suçlamaya kalkan

DEMİRKANLI'YA SON OLMASINI UMDUĞUM BİR CEVAP DAHA

Coşkun Büktel
25 Nisan 2007

"Kim Değişti?" başlıklı yazımızla başlayan ve Demirkanlı'nın iki bölümlük cevap yazısından sonra havlu atmasıyla (Bakınız: Demirkanlı: "H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (2)") devam eden tartışmanın, Büktel tarafından vadedilmiş ve yazılmış (umarız ki) son yazısı...

Yazının sonunda, Büktel/Demirkanlı tartışmasının "tüm" yazılarının kronolojik bir link listesini bulacaksınız.

TIKLAYIN"


Coşkun Büktel'den tadımlık bir paragraf:


Bir insanın, yalnızca, "Burak Caney'i ait olduğu yere, sanal mezarlığa gömdük" cümlesini (bir sürü karşı kanıta rağmen) yeterli kanıt sayarak ve kanıta muhtaç bu salakça kanıta dayanarak; o cümleyi kurmuş olan insanı (Hilmi Bulunmaz'ı) "hacker" olmakla suçlaması için, belki hukuk nedir bilmeyen bir salak olması yetebilirdi; ama Bulunmaz'ı "hacker" sayan o salağın, Bulunmaz'la arkadaş olan (dürüstlüğüyle maruf) Coşkun Büktel'in de "hacker" olduğunu ilan edebilmesi için, yalnızca salak olması yetmezdi; Mustafa Demirkanlı kadar insanlıktan nasipsiz, ahlaksız, yalancı, pespaye ve alçak olması da gerekirdi/gerekti.


Tıklayın: "DEMİRKANLI'YA (BİR KEZ DAHA) SON OLMASINI UMDUĞUM CEVAP"


Ayrıca "coskunbuktel.com'dan okurlara 'bonus':

coskunbuktel.com'dan okurlara "bonus":

BÜKTEL/DEMİRKANLI POLEMİĞİ

(Eskiden yeniye doğru tarih sırasıyla)



MUSTAFA DEMİRKANLI'YA YANIT: COŞKUN BÜKTEL'E SANATSEVERLER DEĞİL, ANCAK SANATSAVARLAR YALANCI DİYEBİLİR
COŞKUN BÜKTEL

MUSTAFA DEMİRKANLI SİNSİ YALANLAR VE TAHRİFLERLE OKURLARI CAYDIRMAYA ÇALIŞIYOR önemli
COŞKUN BÜKTEL


ARTIK SIKINTI VERMEYE BAŞLADIN COŞKUN BÜKTEL MUSTAFA DEMİRKANLI

DEMİRKANLI'YA SON (OLMASINI UMDUĞUM) CEVAP COŞKUN BÜKTEL

COŞKUN BÜKTEL'İ ANLAMAK...
MUSTAFA DEMİRKANLI

KİM DEĞİŞTİ?
COŞKUN BÜKTEL

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(1)
MUSTAFA DEMİRKANLI

H. HİLMİ BULUNMAZ VE COŞKUN BÜKTEL(2 VE SON)
MUSTAFA DEMİRKANLI

Sanal alemde banal yayıncılık


Mehmet Bozkır'a dergi yolladık...

Mehmet Bozkır, bize e-posta yolladı:


"Merhaba Hilmi Bey,

Ben Mehmet Bozkır. Gönderdiğiniz dergiler elime geçti. Teşekkür ederim.

İNCELEDİM VE BİR ŞEYLER YAZMAYA KARAR VERDİM.

Ben yazdıklarımı mail yoluyla size göndereyim, siz okuyun, eğer beğenirseniz yayınlarsınız.

Şimdi bir yazı gönderiyorum.

AMA AYNI YAZIYI TİYATRONLİNE'A DA GÖNDERDİM.

Bilmiyorum bir sakıncası olur mu? Ama bilginiz olsun istedim. Görüşmek üzere saygılar..."


Hiçbir sakınca görmedik ve MEVLANA adlı yazıyı hemen yayımladık... (tıklayın: 20 Nisan 2007)

Demek ki tiyatronline da hiçbir sakınca görmemiş olacak ki, ertesi gün aynı yazıyı yayımladı...(tıklayın: 21 Nisan 2007)

Buraya dek herşey olağan seyrinde gelişti...

Daha sonra Mehmet Bozkır ile telefonlaştık ve tiyatronline editörü Yaşam Kaya'nın, Mehmet Bozkır'a:

"Bizde yazı yayımlayanlar başka yerde yayımlayamaz!!!" demiş olduğunu öğrendik...

Birçok yerde ve aynı zamanda tiyatronline'da, aynı yazılarını, ısıtıp ısıtıp yayımlatan: Zeynep Oral, Tuncer Cücenoğlu, Üstün Akmen, Kemal Başar... "gücünde" biri değil de, gariban bir insan olduğu için Mehmet Bozkır düşünmüş ve şöyle bir e-posta yollamış:


"Merhaba Hilmi Bey,

Bana gönderdiğiniz dergileri tekrar okudum ve Internet sitenizi inceledim. Sizin tavrınızı ve düşüncelerinizi daha iyi anladığımı düşünüyorum.

SİZİN İÇİN BİR ŞEYLER YAZACAĞIM DEMİŞTİM AMA SANIRIM BU MÜMKÜN OLMAYACAK.

Benim tiyatro üzerine yazılarım genellikle devlet tiyatrosu etrafında dönecek çünkü yaşadığım şehir itibariyle elimde başka bir imkan yok.

Ayrıca kesinlikle yanlış anlamayın ama ben bir konuda düşüncelerimi belirtirken içinde öyle ya da böyle bir şekilde siyaset ya da politika olsun istemiyorum. Bu benim ne hoşlandığım ne de bildiğim bir şey değil. Bu yüzden de böyle bir yapının içinde yer almak istemiyorum.

BUNDAN SONRA YAZILARIMA TİYATRONLİNE'DA DEVAM EDECEĞİM.

Takdir edersiniz ki ben profesyonel değilim. Pek çok yere yazı yazmam,yetiştirmem mümkün değil.

Ayrıca hem orada hem de sizin siteniz ya da derginizde yazmam halinde bir çelişki ortaya çıkacak.

BİR TERCİH YAPMAM SÖZKONUSUYDU VE BEN TERCİHİMİ BU YÖNDE KULLANDIM.

Anlayışla karşılayacağınızı umuyorum. Bir yazı üzerine beni aradığınız,düşüncelerinizi paylaştığınız,bana güvendiğiniz ve böyle bir imkan verdiğiniz için çok teşekkür ederim.

Tanıştığımıza çok memnun oldum. Çalışmalarınızda başarılar diliyorum.Saygılarla."

Belgesel film çalışmaları

Bulunmaz Kültür Merkezi Sinema Bölümü, Cemal Bulunmaz yönetiminde belgesel çalışmaları başlattı...

Özellikle yurtdışında yaptığı çekimlerle önemli belgeseller çekip kurgulayan Cemal Bulunmaz, bu deneyimlerini paylaşmak için bir "Belgesel Film İşliği" oluşturdu...

Kuramsal olandan çok, deneysel olana önem veren ve bu bağlamda kolektif çalışmalar başlatan Cemal Bulunmaz; şairlik, yazarlık, oyunculuk, yönetmenlik, işletmecilik, belgeselcilik... gibi kazanımlarını duyarlı insanlarla paylaşmak istiyor...

Tamamıyla ücretsiz ve estetik bilinç geliştirici bir bağlamda yürüyecek olan çalışma, evrensel sanat düzleminde iş yapmak isteyenlerin katılımını bekliyor...

Tiyatromuz, her ne denli oyunculuk ağırlıklı işlere imza atsa da, zaman zaman bu durumun dışına çıkma gereği duyuyor...

Cemal Bulunmaz'ın işlerinden biri olan Belgesel Film Çalışmaları'nın uzantısı olarak başlattığı "Belgesel İşliği", ilgi görmeye başladı...

ÇALIŞMA

Belgesel Atölyesi (Ücretsiz) Eğitim değil, deneysel çalışmadır

ÇALIŞMA İÇERİĞİ

İstanbul'daki tarihi yapılar üzerine kısa belgeseller hazırlıyoruz. Katılımcılar araştırma, sunum, montaj, kamera konularında görev alabilirler. Belgesel ile ilgili
bilgi için kameraarkasi.org belgesel sayfalarını okumanızı öneririz:

http://www.kameraarkasi.org/belgesel.html

ÇALIŞMA GÜN ve SAATLERİ

Pazar günleri / tüm gün (dışarıda çalışıyoruz)

Araştırma görevi alan arkadaşların ağırlıklı olarak internet üzerinden evlerinde araştırma yapmaları gerekiyor

SÜRE

Süre kısıtlaması bulunmuyor

KAYIT

Ad-soyad ve iletişim bilgilerinizi e-mail ile yollayarak ön kayıt yaptırabilirsiniz.

ÜCRETLENDİRME

Ücretsiz

23 Nisan 2007 Pazartesi

Kim, kimlik, kimliksiz, kimliksizlik

Cuma, 16 Şubat 2007

Bazı insanların kim olduğu belli olmaz... Bazı insanlar kimlik sahibi olamaz... Bazı insanlar kimliksizdir... Bazı insanların kimliksizliği hastalıklı kimliklerinin örtüsüdür...

Bugün, somut bir konuda yazma isteği duymadığımdan, "yazar" kimliğini PVC ile kaplatıp; parlatan, sahte kimlikli insanlarla ilgili düşünce içerisinde olduğumdan, ben de, sahte kimlikli insanlar gibi davranıp, "sahtekar" tanımlamasında bulunacağıma, elimin altındaki kitabın verdiği sıkıntıyla, dışavuran duygularımı yansıtayım dedim...

Neden mi?..

Hiç!..

... Tiyatro Dergisi'nin çıkacağını duyan, bilen, içselleştiren; kimliksizlerin "Çığlık" atmalarının, beni eğlendirdiğini belirtmek için...

Not: Litera Yayıncılık'ın yayımladığı; Bilişsel Terapi ve Uygulamaları adlı kitabı okurlarsa, kimliksizliğinin nedenini algılayabilecek olan kimliksizler, dünyayı bir hastane ve insanları birer hasta olarak gören Amerikalı "kimlikli" yazarlardan, birşeyler öğrenebilirler belki!..

Biz, dergi atağı yaptıkça, paniğe kapılıp, kimliksizlikleriyle saldıran panik atak sahibi, sanal kişiler; Perde Önü'nde banal, Perde Arkası'nda sanal kişiliksizlikleriyle, tiyatro dünyasını çürütmeye ve küflendirmeye devam ediyorlar...

...

Dergimiz, sadece 1 TL...

Dergimizi, berduşlar da okuyabilir...

Önemli not: Dergimizin adını; çalınacağından emin olduğumuzdan, şimdilik gizli tutuyoruz...

www.tiyatroyun.com

Tıklayın: Kim, kimlik, kimliksiz, kimliksizlik

'BU ÇIĞLIĞA KULAK VERİN'

Sağolsun Can Doğan, Mustafa Demirkanlı hakkında bilgiler içeren bir yazı yazmış, biz de ondan yola çıkarak, bazı düşünceler geliştirdik...

"Kimsenin Duyarlı Olmak Gibi Bir Mecburiyeti Yok..." diye bir slogan da atan Can Doğan, ironik bir yazıyla, her zaman için desteğe gereksinim duyan, düşünsel felçli Mustafa Demirkanlı'ya payanda olmak istemiş...

Konu Demirkanlı ve "Çığlık" olunca, iş ister istemez sanal yayıncılığa gelmiş:

"tiyatrom, tiyatrokeyfi, tiyatrodergisi, gibi tiyatroyu toplumsal ve siyasal açıdan, tiyatronline gibi bilimsel ve entelektüel yanıyla ele alan sitelerin varlığına güvenerek bu lay lay lom yayıncılığı..."

Durduğu yerden bakan ve seçeneksizlikten kaynaklı nedenlerden, yukarıdaki gibi bir tümce kurmak zorunda olan Can Doğan'ın ruh durumunu anlayabiliyoruz...

Bir sürü laf kalabalığından sonra, Mustafa Demirkanlı'nın düşünsel felcine çözüm bulmak için kafa yoran Can Doğan diyor ki:

"...Yıllar önce de 'ölüme yatan' Tiyatro-Tiyatro dergisi anlaşılabildiği kadarıyla varlığını sürdürmek konusunda ciddi sorunlar yaşıyor..."

Yayımlanmasını gerektiren herhangi bir neden olmamasına karşın, salt Demirkanlı'nın kişisel hırsı için çıkan Tiyatro... Tiyatro... dergisi, toplumsal sorumluluk bilinciyle hareket etmediğinden, sürekli olarak "ciddi sorunlar yaşıyor..."

Can Doğan diyor ki:

"Ve bu sorunun çözümü için dilencilik falan yapmıyor... TMSF'ye başvurup 'Bizi devletin (Tüyü bitmemiş yetimin) parasıyla kurtarın, biz tiraj yapalım, sonra dergiyi yine bize satarsınız' falan demiyor..."

Peki ne yapıyor?!

Sırtını AKBANK'ın sıcak duvarına yaslıyor!!!

Can Doğan diyor ki:

"Başta Mustafa Demirkanlı olmak üzere bütün ekip salak olduğu için Tiyatro oyuncularının duayeni "Şehit anası" Semra Hanım'ı ya da "Geçerken bir de tiyatro olayına gireyim dedim." diye kıçını başını açan yüz ünlü türk büyüğü artiz hanımefendileri kapak yapmıyorlar, ya ne yapıyorlar:"

Hemen yanıtlayalım:

"Özdemir Nutku skandalı", "OYÇED skandalı", "Çığ skandalı", "Kızılırmak skandalı"... gibi olayları yazmıyorlar...

Neyi yazıyorlar?

Coşkun Büktel ve H. Hilmi Bulunmaz'ın linç olmasını planlayan yazılar yazıyorlar...

"Devlet Sadakası", "Efes Pilsen Harçlığı", "AKBANK Çanağı", "İsviçre Hastanesi Kıyağı", "Yapı Kredi Sigorta Garantisi", "İpragaz Enerjisi"... gibi reklamlara göz dikip, finans kapitalin yastığında mışıl mışıl uyuyorlar!!!

Can Doğan diyor ki:

"'Abone Olun.' diyorlar..."

İnsanlar abone olsun ki, Demirkanlı da rahatça enginar yiyebilsin!!! Bakınız: H. Hilmi Bulunmaz ve Coşkun Büktel (1)

Can Doğan diyor ki:

"'Abone olun ki kendi yağımızla kavrulalım... Abone olun ki seksen milyona yakın insan yaşayan bir ülkede bir tek tiyatro dergisi varlığını sürdürsün...'"

Bu denli halktan uzak, aristokrat bir dergiyi yaşatmak için, halk neden kılını kıpırdatsın ki?!!

Can Doğan diyor ki:

"Bu medeniyetler beşiği coğrafyada, matbaada basılan başka tiyatro dergisi var da ben mi bilmiyorum, yoksa hakikaten Tiyatro Tiyatro dergisi kendi alanının kelaynağı durumunda mı?"

Kapitalistleri desteklemede tek kelaynak!!!

Can Doğan diyor ki:

"On milyonu aşkın insanın yaşadığı "dünyanın gözbebeği" İstanbul'daki tiyatro koltuğu sayısı Anadolu'daki her hangi "bir" tek antik tiyatronun koltuğundan daha mı az?"

Bizim açtığımız tüm salonları resmi faşizm kapattığından, bunca salon bulunması bile şaşırtıcı!!!

Can Doğan diyor ki:

"Tiyatro Tiyatro Dergisi'nin çığlığına kulak kabartmak gerek... Kimsenin duyarlı olmak gibi bir mecburiyeti yok ama galiba... Tiyatro Tiyatro Dergisi'nin yayınına devam etmesi gerek, çünkü maalesef türünde tek... Başka tiyatro dergimiz yok..."

Tıklayın: BU ÇIĞLIĞA KULAK VERİN

ÇOK ÖNEMLİ NOT: AMA ŞİMDİ OYUN DERGİSİ VAR!!!

'Brecht Tiyatrosu ve Oyunculuk Atölyesi'

28 NİSAN CUMARTESİ TİYATRO ATÖLYESİ

Konu: Brecht Tiyatrosu Ve Oyunculuk Atölyesi

Yöneten: Adnan Tönel
Yer: Sermet Çifter Salonu
Saat: 14.30

Bertolt Brecht'in epik - diyalektik tiyatrosu hakkında mutlaka bir fikriniz vardır. Anımsatmak gerekirse Brecht, Marks'ın toplumcu "eylem" planını gerçekleştirmek üzere tiyatro sanatını, önerilen toplum projesini açıklayıcı işlevsel - estetik bir araca dönüştürdü. Bu tiyatro eğlendirirken eğitmeyi amaçladığı işçi kesimine sesleniyor; toplumdaki ahlâk düşkünlüğünü nedenlerine inerek inceliyor, suçluyu yakalıyordu. Suçlu, paranın tanrı olduğu, eşitsizliğin, sömürünün kol gezdiği ve mutlaka değiştirilmesi gereken sistemdi. Yazarın kimi oyunlarından sahnelerin dramaturjisinin ve rol çalışmalarının yapılacağı atölye 20-40 yaş arasına hitap etmektedir.

Etkinlik 20 kişi ile sınırlıdır.(yaş aralığı 20-40)

Rezervasyon için 0212 252 47 00/503

Tıklayın: Brecht Tiyatrosu ve...


Adnan Tönel'in kaleme aldığı paragrafı, bir de biz "yenileyerek" yineleyelim:

Bertolt Brecht'in epik - diyalektik tiyatrosu hakkında mutlaka bir fikriniz vardır. Anımsatmak gerekirse Brecht, Marks'ın toplumcu (sosyalist/komünist) "eylem" (sosyalist devrim) planını gerçekleştirmek üzere tiyatro sanatını, önerilen toplum projesini (sosyalist toplum yapısına ulaşmak isteyen tasarı) açıklayıcı işlevsel - estetik bir araca dönüştürdü.

Bu; tiyatro, eğlendirirken eğitmeyi amaçladığı işçi kesimine (işçi sınıfına) sesleniyor; toplumdaki ahlâk düşkünlüğünü (kapitalizmin ahlaksızlığını) nedenlerine inerek inceliyor.

Suçluyu (kapitalist üretim ilişkilerini) yakalıyordu. Suçlu, paranın tanrı olduğu, eşitsizliğin, sömürünün kol gezdiği ve mutlaka değiştirilmesi gereken (kapitalist) sistemdi.

Yazarın kimi oyunlarından sahnelerin dramaturjisinin ve rol çalışmalarının yapılacağı atölye 20-40 yaş arasına hitap etmektedir.

Finans kapitalin yasasına yaslanarak, masasında işlem yaparak, kasalarının arasından geçerek, tiyatro çalışması yaptıran Adnan Tönel'i; Brecht ile ilgilenmek yormuyor mu?! Çok merak ediyoruz...